Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 341 | 342 | (Page 343) | 344 | 345 | .... | 375 | newer

    0 0

    Bu yıl, aziz ve sevgili Hoca'm Behçet Necatigil'in doğumunun 100. yılı. Bu sütunlarda onu, arkadaş ve dost çevresinden başlayarak anlatmaya çalışacağım,- üzerimde büyük emeği vardır, onu daima minnet ve şükranla anarak…

    Hoca'nın arkadaş çevresi sınırlı olmuştur: Bir benzetmeyle anlatmak gerekirse, Hoca'nın dost ve arkadaşları, onun merkezde olduğu, eşmerkezli iç içe dairelerde bulunurlar. Merkez'e en yakın daire, Hoca'nın en yakın iki arkadaşının yer aldığı daireydi: Kamuran Şipal ve M. Ali Tanyeri. Ondan sonraki ve merkeze daha uzak dairelerde, yakınlık sırasına göre, öteki dostları yer alırdı. Şipal ve Tanyeri ile her cumartesi, Yedikule'de Safa ya da Kırık Çatal'da buluştuğunu biliyoruz. [Bir anı: Hoca'nın ölümünden bir süre sonra Huriye Hocanım'ın konuğu olarak Şipal, Ben, M. Ali, Selma, Ayşe, Fatih ve Hüseyin'le, Hoca'nın Şair Nedim Caddesi'nde Deniz Apartmanı'ndaki dairesinde yemekteyiz. Laf arasında M. Ali, Hoca'nın yazdığı şiirleri, herkesten önce kendisine okuduğunu söyleyince rahmetli Huriye Hocanım, “Ali Bey, önce bana okurdu! Çalışma odasından çıkar ve bana ‘Bak Huriye, yeni şiirim, derdi'” diye cevaplamış, bunun üzerine M.Ali'nin, ciddi ciddi ve sertçe ‘Hayır, hayır, sizden önce bana okurdu!' diye ısrarı hepimizi güldürmüştü!]

    “Behçet Hoca, Cemil Meriç'in deyişiyle söylersek, ‘kendi semasında tek yıldız'dı… Hoca bu yıl yüz yaşında! Daha nice yüzyıllar yaşayacak!”

    Öteki dostları ile buluştuğunda ise, çoğu kez suskundur: İçkievinden çıkılınca, bazen, hızlanarak gruptan ayrıldığı ve tek başına yürüdüğünün tanıkları vardır. Kızlarına ve eşine düşkündür. Ama eşi Huriye Hocanım, bir defasında Hoca'nın, kendisine, ‘Hanım, senin yerin şiirden sonradır', dediğini aktarmıştır.

    Hoca'nın en sevdiği sözcüklerden biri de ‘bulunsun!'dur. O nedenle, ölümünden sonra odasında ‘Bütün Eserleri' için M. Ali Tanyeri ile çalışmaya başladığımızda, masasının çekmecelerinden, kendisine paketlenerek gönderilen kitapların sarıldığı sicimleri, yumak halinde toplanmış olarak bir cam kavanozun içinde bulmuştuk. Yine Hoca'nın evinde bir yemekte, İlhan Berk, Hoca'ya dönüp “Sana on'cu Behçet derlermiş! Herkese tam numara, on verirmişsin!” diye şaka yapmaya kalkınca, öfkelenip sofradan kalkmış ve iki dakika sonra, elinde benim 1953 yılına ait bir sınav kâğıdımla dönerek kâğıdı, “Al bak! Hakkıyla not vermiş miyim!” diye Rauf Mutluay'a uzatmıştır. Daha önce de belirttim: Lisede çıkardığımız ‘Dönüm' dergisi ile ilgili hesapları tuttuğu defteri de, evrak-ı metrukesi arasında bulmuştuk. [‘Hilmi Yavuz'a 15 dergi verdim. 150 kuruş aldım']. Bulduğumuz belgelerden biri de, Hoca'nın 1948 yılında Huriye Hanım'la evlilik öncesine ilişkin masraflarını gösteriyordu.

    Türkiye'nin darlık günlerini yaşamış çoğu kimse gibi, Hoca'nın birçok şeyi sakladığının ve sırası gelince onları kullandığının da tanığıyım. Tıpkı, ona gönderilen kitap paketlerinin sicimlerini sakladığı gibi! Behçet Hoca'nın şiirlerinin müsveddelerini, kızları Selma ve Ayşe'nin ön sayfaları kullanılmış ilkokul resim defterlerinin boş arka sayfalarına yazdığını, yine özenle sakladığı evrakından biliyoruz.[Bu arada belirteyim: Rahmetli annemin vefatından sonra, eşyalarını koyduğu ceviz sandıkta, 1940'lı yıllarda çokça kullanılan nezle damlası boş ‘mitol' şişeleri bulmuştum. Bir de çorap topuğu yırtıklarını dikmek için tahtadan yumurta!]

    Kısaca Behçet Hoca, Cemil Meriç'in deyişiyle söylersek, ‘kendi semasında tek yıldız'dı… Hoca bu yıl yüz yaşında! Daha nice yüzyıllar yaşayacak!


    0 0

    Usta yönetmen Quentin Tarantino'nun son projesi olan 'The Hateful Eight' 8 Ocak'ta sinemalarda.

    Kurt Russell, Samuel L. Jackson, Bruce Dern, Jennifer Jason Leigh, Tim Roth, Demian Bichir, Michael Madsen ve Walton Goggins gibi birçok ünlü ismin rol aldığı filmin müziklerini de Ennio Morricone yaptı.

    Rezervuar Köpekleri, Ucuz Roman ve Soysuzlar Çetesi gibi filmleri sinema dünyasına kazandıran ve Hollywood'un en saygın yönetmenleri arasında yer alan Quentin Tarantino, yeni filmi 'The Hateful Eight" ile bir kez daha sinemaseverlerin karşısında.

    Film, bir kar fırtınası sırasında sığınak arayan 8 yolcunun kendilerini bir anda ihanet ve aldatmaca dolu bir durumun içerisinde bulmalarını anlatıyor. Sinemaseverler, iç savaş sonrası Amerika'nın batısında geçen film boyunca her biri farklı bir geçmişe ve hikayeye sahip olan bu 8 haydudun gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasını izleyecek.


    0 0

    Küratörlüğünü Hasan Bülent Kahraman'ın yaptığı “Gizli/dir Görüntü” sergisi Kadir Has Üniversitesi Çağdaş Sanat Merkezi Galeri KHAS'ta bugün açılıyor.

    Kulak Burun Boğaz Doktoru Erhun Şerbetçi'nin fotoğraflarından oluşan sergide, sanat tarihinin en önemli sorusu ve sorunu olan ‘görmek' ve ‘görünen' konuları Şerbetçi'nin resimlerinde bambaşka bir boyuta erişiyor. “Gizli/dir Görüntü”, 6 Mart'a kadar açık kalacak.

    Erhun Şerbetçi'nin eseri.


    0 0

    Yılın ilk kitap fuarı Çukurova Kitap Fuarı, 9 Ocak'ta TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde başlıyo

    Bu yıl 9.su gerçekleşecek olan fuar, bu yıla özel 9 gün sürecek.250 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılacağı fuarda panel, söyleşi ve çocuk etkinlikleri gibi 70 kültür etkinliği düzenlenecek. Girişin ücretsiz olduğu Çukurova 9. Kitap Fuarı, 16 Ocak'a kadar 10.00-19.30, 17 Ocak Pazar günü ise 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.


    0 0

    Usta Şair Cemal Süreya'nın şiirleri Kadıköy Belediyesi tarafından sokaklara yazılıyor. Şair aynı zamanda ölüm yıldönümünde sevenleri tarafından Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi'nde anılacak.

    Kadıköy Belediyesi, 'Yaşayan Sokaklar Projesi' kapsamında Kadıköy'de yaşayan sanatçıların yaşadıkları sokakların bilinirliğini artırmak amacıyla proje çalışması başlattı. Bu çalışmalardan biri Caferağa Mahallesi, Cemal Süreya Sokak'ta yer alan Cemal Süreya'nın yaşadığı evin önüne yapıldı. Şairin evinin önündeki kaldırım taşlarından bir bölümü üzerine Süreya'ya ait 5 ayrı şiirden alıntılar yazıldı.

    Kaldırımlara “Hayat kısa kuşlar uçuyor”, “Özgürlüğün geldiği gün o gün ölmek yasak” gibi şairin en sevilen şiirlerinden seçkiler yazıldı. Sokakta ayrıca peyzaj düzenlemesi de yapılıyor. 'Yaşayan Sokaklar Projesi' kapsamında önümüzdeki günlerde Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Özdemir Asaf'ın yaşadığı sokaklarda da kaldırım taşlarına şairlerden sevilen şiirler yazılacak.

    ŞAİR ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE KADIKÖY'DE ANILACAK

    Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği, her yıl olduğu gibi bu yıl da Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümünde Kadıköy'de bir etkinlik düzenliyor. 9 Ocak Cumartesi akşamı 20.00'de Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi'nde yapılacak gecenin açılışı Dernek Başkanı Seyyit Nezir'in konuşmasıyla başlayacak. Fügen Kıvılcımer, Hüseyin Alemdar, İnci Ponat, Melahat Babalık, Yelda Karataş, Engin Turgut ve Zuhal Tekkant gibi şair ve yazarların Süreya'yı anlattığı konuşmalarıyla renklenecek gecede türküleriyle Ufuk Karakoç yer alacak.


    0 0

    Erhan Yazıcıoğlu'ndan sonra göreve gelen İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Süha Uygur, dün Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde ilk basın toplantısını düzenledi.

    Pazartesi günü mesaiye başlayan Uygur, gazetecilerin sorularını cevapladı. Sanatçı, Yazıcıoğlu'nun istifası, oyuncu Levent Üzümcü'nün kurumdan ihracı gibi konularda ne düşündüğünü şöyle açıkladı: “Tiyatroyu tiyatrocuların yönetmesi fikri çok doğrudur. Ama resmî; bir kurumun belli prosedürlerinin olması ve onlara uyulması da ikinci bir doğrudur... Ben tiyatrocu bir ailenin tiyatro içinde doğmuş, büyümüş ve yaşayıp ölecek bir üyesiyim. Tek amacım tiyatro yapmak. Diğer kavgalar beni enterese etmiyor.”


    0 0

    Endülüslü İbn Tufeyl'in neredeyse 1000 yıldır birçok düşünüre ilham veren eseri Hayy bin Yakzan, sahneye taşınıyor.

    Zalim bir yöneticinin zulmünden kaçarken küçük bir sandalla kıyıya vuran Hayy'ın öyküsü, bu kez bir çocuk tiyatrosunun ilham kaynağı oldu. “Kıyıya Vuran Tüm Çocuklara” ithaf edilen ‘Meraklı Çocuk Hayy' 10 Ocak'ta Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde prömiyer yapacak. Yapımcılığını Meridyen Derneği'nin, yönetmenliğini ise Mehmet Emin İnci'nin üstlendiği oyun 16, 30 ve 31 Ocak'ta Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde, 23, 24 Ocak, 4, 5, 6, 7 Şubat'ta Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi'nde, 28-29 Ocak'ta Bağcılar Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Kültür Merkezi'nde sahnelenecek. Saat 12.00'de başlayacak tüm gösterimler ücretsiz.


    0 0

    Adana, Bursa, İzmir, Samsun ve İstanbul'da 2015'te düzenlenen TÜYAP kitap fuarlarını 1 milyon 577 bin okur gezdi.

    TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle düzenlenen 2015 yılının son fuarı 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nı ise yüzde 11 oranında artışla 558 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Ziyaretçilerin 140 bini, fuarı okulları ile birlikte ziyaret eden öğrencilerdi. Fuarda gerçekleşen 245 kültür etkinliğine 22 bin dinleyici katıldı. İmza salonlarında 100, stantlarda ise 2 binden fazla imza günü düzenlendi. Bu yıl İstanbul Kitap Fuarı, yüzde 24 oranında yeni ziyaretçiye ulaştı. Yine genç bir okur kitlesine ulaşan fuar ziyaretçilerinin yüzde 66'sı 18-34 yaş aralığında ve yüzde 58'i en az üniversite mezunu.


    0 0

    CHP Kültür ve Sanat Platformu, geçen yıl olduğu gibi 2015 yılında kültür ve sanat alanına yapılan baskı ve sansürleri içeren bir rapor yayınladı.

    Raporla ilgili konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş, 2015 yılında kültür-sanat alanına uygulanan baskı ve sansür olaylarının Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sınırlı kalmadığını, baskı ve yasakların bakanlıklara ait illerdeki kurumlar ve AKP'li belediyeler eliyle tüm ülkeye yayıldığını ve 100'ün üzerinde baskı ve yasaklama olayı tespit ettiklerini vurgulayarak şu açıklamayı yaptı: “2015 yılında saptadığımız 104 ihlal, ülkemizde kültür ve sanatın ciddi bir tehdit altında olduğunu gösteriyor. Siyasal iktidar, ‘yandaş' olmayan sanatçıları cezalandırırken, sanat kurumlarını ele geçirme, kendi sanatçılarını yaratma çabası içinde.”

    Baskı ve sansürler raporda aylara göre sıralanmış. Baskı ve sansürlerin zirve yaptığı ay Mayıs 2015. On dört maddede sıralanan olaylar şöyle: ‘Sanatçı Sarkis'in kataloğundaki Rakel Dink yazısına bakanlık engeli', ‘Antalya'da Fazıl Say'ın ‘Nazım Oratoryosu'na gerekçesiz iptal', ‘Levent Üzümcü'ye disiplin baskısı Edirne'de Can Yücel sokağa atıldı', ‘Bir festival yasağı da Eskişehir Film Festivali'nden', ‘Mahkum mektubundaki karikatüre sansür', ‘Çanakkale'de ilkokul öğrencilerinin sergi gezmesi de yasak', ‘Harbiye Açıkhava'da FKF konserine yer yok', ‘Tabiat Tarihi Müzesi'nde insan evrimine engel', ‘Ege Üniversitesi'nde belgesel gösterimi yasak', ‘Soner Yalçın kitabına Bilal Erdoğan cezası', ‘Rumelihisarı Sahnesi'ne mescit', ‘Çocuk kanalına çizgi film yasağı', ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda yandaşa çift maaş kıyağı'.


    0 0

    Yaklaşık bir yıl önce Zaman Gazetesi bünyesinde yayın hayatına başlayan Püff Mizah Dergisi, önümüzdeki hafta çarşamba gününden itibaren her hafta aynı gün bayilerdeki bağımsız uçuşuna başlayacak. İçerik de buna göre yeniden şekillendirilecek. Derginin editörü Abdullah Yavuz Altun ile bir yıllık süreci, okur tepkilerini ve bağımsız Püff'ü konuştuk.

    Püff bir mizah ekiyken yenilenmiş bir içerikle piyasaya çıkmaya hazırlanıyor. Buna neden gerek duyuldu?

    Yolun başındayken de düşündüğümüz bir şeydi zaten. “Önce gazetede rüşdünüzü ispatlayın bakalım” dediler. İspatladık mı, ispatlamadık mı emin değilim. Ama en azından 16 sayfa klasik mizah dergisi formatında bir şeyler yapabileceğimiz noktaya geldik. Bir yılın ardından da ayrı eve çıkalım, dedik. Okurla daha sıkı fıkı oluruz, diye düşünüyoruz.

    Piyasada güçlü rakipleriniz var. Dergi, bu yarışın neresinde olacak?

    Piyasadakiler rakiplerimiz olmanın ötesinde, amcamız dayımız kıvamındalar. Biz daha bir yıldır çıkıyoruz. Tamam, çizerlerimiz arasında benim yaşım kadar mizah dergilerinde çizen ağabeylerimiz var ama gene de bu ekip bir yıldır bir arada. “Rakip” dedikleriniz, imbikten geçerek, yıllarca belli bir standardı tutturarak oraya gelmişler. Biz henüz üst lige yeni çıkmış bir futbol takımıyız. İnşallah iyi top oynar, alkış alırız. Zamanla çok iyi işler çıkacağını düşünüyorum.

    Peki, içerik? Mizah dergisi olarak yola devam mı, yoksa okuru yenilikler bekliyor mu?

    Hikâyeler anlatmak istiyoruz daha çok. Sokaktan, hayatın içinden. İnsanların görünce “Aaa ben de bunu yaşıyorum” diyeceği şeyler. Tabii bunun yanında klasik mizah unsurları da var, şimdiki Püff'te olduğu gibi. Yazı ağırlığını artırıyoruz. Ayrıca röportaj da olsun istiyoruz. Geleneksel medyada da olmayan türde röportajlar… Doktorla, manavla, kasapla... Mesela bir doktora gidip, sizi en çok uğraştıran hastanız nasıl biriydi diye sormak, meslekle alakalı insanların genelde görmediği şeyleri görmek istiyoruz.

    Diğer dergilerde olduğu gibi Püff'te de tanınmış, ‘ünlü' isimler olacak mı?

    Yeni üretilmiş bir formül o. Ünlü isim yazsa bile müstearla filan yazarmış eskiden. Ama ünlülere kapımız açık, gelmek isterlerse “Yok, yazma!” demeyiz. Tabii katı kurallarımız var, öyle her yazıyı beğenmiyoruz.

    Bir yıla yakın mizah eki çıkardınız, mizahın fonksiyonu ne?

    Eskiden beri mizah dergisi okurum. Bir yıldır da bu işin mutfağındayım. Şahsen benim için mizah, bir meseleye farklı bir bakış demek. Gerçekten bakış açısını değiştiren, hayatta absürt bir nokta yakalayan mizahçıları seviyorum. “Burada zekice bir şey var” hissi benim için ön planda. Tabii herkes böyle bakmıyor. Kimisi için mizah sadece gülmek için var. İnsanlar rahatlamak için mizah dergisi alıyor galiba. Son dönemde politik mizahın yeri başka, içimiz dışımız siyaset olduğu için gündemdeki konularla ilgili mizah çok ilgi çekiyor. Mizah, bir de böyle anlatalım bakalım, dediğiniz noktada ortaya çıkan bir ihtiyaç. Anlaşılamamaktan mustariplerin avuntusu kısaca.

    Peki, bu bir yıllık süreç size neler öğretti?

    Gazeteciliğe başlarken hayallerim arasında bir mizah dergisine editör olmak yoktu. Ama böyle bir teklif gelince de, “Neden olmasın ki?” dedim. Mizah ve dergicilikle ilgili ayrı ayrı yeni şeyler öğrendim, öğreniyorum. Üretmesi hayli zor bir şey mizah. Tekrara düşme riski yüksek. Politik mizah belki daha kolay Türkiye'de, malzemesi bol. Ama gündelik hayatın mizahını yapmak giderek zorlaşıyor. Hele ki sosyal medyada her şey alabildiğine hızlı bir şekilde tüketilirken…

    Bu sürede siz o izleyicinin ruhunu yakaladığınızı düşünüyor musunuz?

    Satışlardan belli olacak ruhu yakalamış mıyız, yakalamamış mıyız. Mizah, ilgi çekici bir araç. O ilgiyi çekip gerçekten de insanların hoşuna gidebilecek şeyler anlatabilirsiniz. Türkiye'deki kültür tüketicisi biraz maymun iştahlı. Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'da yaşamış İngiliz bir kadının günlüğünü okumuştum. Belki haftalar sonra ilk kez bir The Times gazetesi okuyor, “Eski bir dostla karşılaşmak gibiydi” diye not düşmüş günlüğüne. Bu derece sadık bir okur kitlesine Türkiye'de henüz pek rastlamadım. Zaman gibi duygudaşlık kurabilen gazetelerin bir miktar var ama bu bağlar kolay eskiyebiliyor. Mizah dergileri, insanların çok yakın dostları olabilecek yayınlar. Kendilerini bulabilirler orada. Tabii yayıncıların da çok çalışması gerekir bu konuda.

    Okur Püff'e nasıl ulaşacak?

    Püff gazete bayilerinde satılacak. Ayrıca Zaman aboneleri, gazeteleriyle birlikte Püff'ün de gelmesini isteyebilirler. Okurlarımız puff@zaman.com.tr adresinden bize ulaşabilirler.


    0 0

    Bursa Nilüfer Belediyesi, şair Nâzım Hikmet'in 114'üncü doğum yılında ilk kez özel pul bastırdı. Nâzım'ın 11 yıllık Bursa Cezaevi'ndeki günlerini anlatan 'Bursa'nın Nâzımı' belgeseli de şairin doğum günü olan 14 Ocak'ta gösterilecek.

    Türk edebiyatının önemli isimlerinden Nâzım Hikmet, doğumunun 114'üncü yılında Bursa Nilüfer'de çeşitli etkinliklerle anılacak. Nâzım Hikmet'in doğum günü olan 14 Ocak günü, Nâzım Hikmet Kültürevi'nde düzenlenecek gece saat 18.00'de 'Yapraklara Dallara' adlı serginin açılışı ile başlayacak. Sergide Nâzım Hikmet'in Bursa Cezaevi'nde kaldığı yıllarda ürettiği yüzlerce şiirden seçkiler yer alacak. Etkinlikte Nilüfer Belediyesi tarafından hazırlanan 'Bursa'nın Nâzımı' adlı belgesel ilk kez izlenime sunulacak. 'Bursa'nın Nâzımı' belgeselinde, Nâzım'ın 11 yıllık Bursa hapisliği süresince yanında olan insanların, tanıkların röportaj, anı ve belgelerine yer veriliyor.

    Belediye, ilk kez pul da bastırdı. Nâzım Hikmet'in mücadeleyle geçen hayatı ve eşsiz edebi kişiliğinin bir kez daha hatırlanması amacıyla PTT işbirliğiyle hazırlanan Nâzım Hikmet pulunun fiyatı 1.40 TL olacak ve gecede konuklara ilk gün zarflarıyla armağan edilecek. Nazım Hikmet'i anma programı Hasan Yükselir'in Nazım'ın şiirlerinden bestelediği şarkılardan oluşan 'Sevda Ateşten Bir Gömlek' adlı konseriyle son bulacak.



    0 0
  • 01/07/16--13:00: Sevimli tilki gizli görevde
  • Haftanın animasyon filmi Sevimli Tilki, ‘Çin malı' bir üretim.

    Ge Shuiying'in yönetmen koltuğunda oturduğu filmde, Ajan F.O.X.'un maceraları konu ediliyor. Uzun bir yolculuktan sonra Havuç Şehri'ne varan kahramanımız, buradaki görevinde tavşanların arasına sızmaya çalışır. Ajan F.O.X., cana yakın görünseler de gizemli bir yapıya sahip bu tavşan topluluğunu çözmeye yaklaşırken bir sürprizle karşılaşır. F.O.X., uzak akrabalarından biriyle karşılaşınca açığa düşme tehlikesi baş gösterir ve görev içinden çıkılmaz bir hal alır.


    0 0
  • 01/07/16--13:00: 2008 krizinin anatomisi
  • Adam McKay'in yönettiği, Christian Bale, Steve Carell, Ryan Gosling ve Brad Pitt'in oynadığı Büyük Açık, ABD'de patlak veren 2008 ekonomik krizinin göstere göstere gelişini anlatıyor.

    Hızlandırılmış ekonomi dersi gibi ilerleyen film, seyircinin nüfuz etmekte zorlanacağı türden teknik terimlerle anlatıyor hikâyesini. Sadece 2008 krizini değil, finans dünyasının acımasız yüzünü de gösteren film izlenmeyi hak ediyor. 2005 yılında, Wall Street dışından dört kişi, ülkedeki büyük bankaların, medyanın ve hükümetin görmezden geldiği şeyi, ekonominin küresel çöküşünü görür...


    0 0
  • 01/07/16--13:00: Rocky'nin hocalık günleri
  • Sylvester Stallone'un ünlü Rocky serisi yeni filmle günümüze taşındı.

    ‘İtalyan aygırı' lakaplı boksör Rocky Balboa artık yaşlanmış, köşesine çekilmiştir. Ancak geçmişten biri gelip onu yeniden ringlere çeker; bu kez antrenör olarak. Rocky'nin ‘yenişemediği' ünlü rakibi Apollo Creed'in oğlu Adonis, Rocky'den kendisini eğitmesini ister. İlk başta buna yanaşmayan Rocky, Apollo'ya manevi bir borcu olduğunu düşünerek kabul eder ve Creed adı ringlere geri döner.


    0 0

    Türkiye Yayıncılar Birliği ikinci Başkanı Fatih Aral, 2015'te kişi başına düşen kitap sayısının 8 olduğunu söyledi.

    Bu yıl 9'uncusu düzenlenecek olan Çukurova Kitap Fuarı'nın tanıtım toplantısına katılan Fatih Aral, 2015'te toplam 670 milyon 751 bin kitap üretildiğini belirtti ve, "Üretilen bu kitaplar için 384 milyon 54 bin 363 bandrol satın alındı. Milli Eğitim Bakanlığı, 2015 yılında ilk ve ortaöğretim öğrencilerine 236 milyon 697 bin 255 ücretsiz ders kitabı dağıttı. Üretilen bu kitaplarda üretim türlerine göre eğitim kitapları yüzde 55, yetişkin kurgu dışı kitaplar yüzde 17, inanç kitapları yüzde 14, çocuk-ilk gençlik kitapları yüzde 8, yetişkin kurgu kitapları yüzde 5 ve akademik yayınlar ise yüzde 1'lik orana sahip." dedi. 2014'te Türkiye'de 561 milyon 103 bin 770 adet kitap yayınlandığını vurgulayan Aral, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kişi başına düşen kitap sayısı 7,3'tü. 2015 verileri göz önüne alındığında üretilen kitap adedinde yüzde 10,6 artış olduğu görülüyor. Uluslararası Yayıncılar Birliği'nin (IPA) 2015 verilerine göre Türkiye, dünyanın en büyük 11'inci yayıncılık sektörü ve üretilen yeni kitap çeşidinde yine 11'inci sırada yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre Türkiye'nin nüfusu 77 milyon 695 bin 904. Toplam kitap sayısının nüfusa oranına göre 2015 yılında kişi başına 8 kitap düştü."


    0 0

    Oscar ödüllü Umut Işığım (2012) filminin kadrosunu yeniden buluşturan Joy, yönetmen David O. Russell'ın düz anlatımıyla sıradanlaşsa da ilgi çekici bir başarı hikâyesi sunuyor.

    Jennifer Lawrence'ın en iyi performansını sergilediği film, evlerde kullanılan otomatik banyo paspasının, yaygın deyişiyle ‘vileda'nın mucidi Joy Mangano'nun hayatından bir kesit anlatıyor.
    Üç çocuk annesi Joy, eski kocasının, yıllardır odasından çıkmayan annesinin, nevrotik babasının ve üvey kardeşinin dertleriyle ömrünü geçirmektedir. Bir gün, aklına bir fikir gelir; bunu hayata geçirmek için yatırımcı arar, borca girer ve banyo paspası (Miracle Mop) üretmeyi başarır. Ne var ki hayat ve etrafındaki herkes ona sürekli engeller çıkarmaktadır...
    Bir başarı hikâyesi olarak sunulan Joy, esasında ‘sisteme eklemlenme' hikâyesi. Medyanın köpürtmeyi sevdiği başarı hikâyelerinin esas amacı sistemi tahkim etmektir. “Bak, bu sıradan insan yapıyor. Daha çok çalış, sen de yap; sen de sınıf atla, zengin ol.” Joy, üç çocuklu, boşanmış bir anne üzerinden Amerikan Rüyası'nın yeniden üretimine soyunuyor. Olabilecek en yavan haliyle servis edilen bu hikâyede, ana karakterin dönüşümü bir pembe dizi rüyasıyla izah edilirken, olay örgüsündeki kritik virajlar alelacele geçiştiriliyor.
    Amerikan Rüyası, çok çalışanın başarılı olacağı ve ödüllendirileceği; yetenek ve çalışma ile kısa sürede refahın ve şöhretin yakalanabileceği fikri etrafında şekillenir. Rüyanın en büyük motivasyonu ise ‘fırsat eşitliği' sanrısıdır: Herkes eşit fırsatlara sahiptir; sen çalış, sen de başar! Joy'un farkı, Amerikan Rüyası'nın o kadar da kolay olmadığını, bir pembe dizi kıvamında, bıktırırcasına vurgulaması. Bu efsunlu rüyaya şu şerhi düşüyor Joy: “Herkes size engel çıkarır, vazgeçmezseniz sonunda başarırsınız.”
    İlgi çekici hikâyesini klişe tercihler (ayna karşısında kendi saçını keserek dönüşen karakter) ve kötü bir kurguyla sıradanlaştıran filmin önümüze koyduğu masalsı dünyadan sıyrılmanın bir yolu var; Büyük Açık / The Big Short filmi. 2008 ekonomik krizinin nasıl göstere göstere geldiğini, finans dünyasının acımasız, umursamaz ve ikiyüzlü halini, hızlandırılmış ekonomi dersi kıvamında anlatan film, gerçek bir hikâyeye dayanan Joy'un masalsı dünyasının ne kadar sentetik olduğunu gözler önüne seriyor.


    0 0

    Çok karakterli bir kapalı mekan filmi The Hateful Eight. 168 dakika süren film, Quentin Tarantino'nun kalemini konuşturduğu, metin ağırlıklı bir tiyatro oyunu olarak da izlenebilir. Sekiz karakter etrafında şekillenen hikâye, hayli ağır bir tempoda başlayıp yaklaşık 80. dakikasından itibaren bildik Tarantino atmosferine bürünüyor.

    Tarantino'yu takip eden herkes, günün birinde onun western filmi çekeceğini biliyordu. 2012 yapımı Zincirsiz/Django Unchained bu yüzden kimseyi şaşırtmadı. Bir sonraki filminin 1930'ların gangster dünyasında ya da apokaliptik bir bilim-kurgu evreninde geçeceğini beklerken Tarantino sürpriz bir hamleyle western dünyasına geri döndü. 10. filminden sonra sinema kariyerini sonlandırmayı planlayan yönetmen, geçtiğimiz haftalarda “The Exorcist gibi gerçek bir korku filmi” çekmek istediğini açıkladı. Muhtemelen bir sonraki filmi korku-gerilim türünün kanlı bir örneği olacak.

    The Hateful Eight, çok karakterli bir kapalı mekan filmi. Ödül avcısı John Ruth (Kurt Russell), çete lideri Daisy Domergue'yu (Jennifer Jason Leigh) kanuna teslim edip parasını almak için Red Rock kasabasına doğru gitmektedir. Yolda, Binbaşı Marquis Warren (Samuel L. Jackson) ve Red Rock'ın yeni şerifi olduğunu iddia eden Chris Mannix (Walton Goggins) de onlara katılır. Birbirine güvenmeyen dört yolcu, yoğun tipide Minnie'nin Yeri adlı bir dükkana sığınır. Burada onları dört yabancı beklemektedir...

    MUHTEŞEM OLMAYAN SEKİZLİ

    Quentin Tarantino, kelime oyunlarını ve isimlerle oynamayı seven bir sinemacı. Jean-Luc Godard'ın 1964 yapımı Bande à Part/Çete filmini kendi yapım şirketine -A Band Apart- isim yapan birinden bahsediyoruz. Dolayısıyla, The Hateful Eight (İğrenç Sekizli) adı ilk başta, John Sturges'ın 1960 yapımı Kurosawa uyarlaması The Magnificent Seven (Muhteşem Yedili) filmini hatırlatıyor. Fakat hikâye, daha çok Rezervuar Köpekleri (1992) çizgisinde akıyor. Tarantino'nun çok sevdiği, spagetti westernin iki Sergio'su (Leone ve Corbucci) da hemen her planda hissediliyor. Fakat Sergio Leone, -muhtemelen- böyle bir western çekmezdi. The Hateful Eight, entelektüel aşı yapılmış, geveze bir Corbucci filmi gibi. En çok da Büyük Sessizlik/Il Grande Silenzio (1968) filmini anımsatıyor.

    168 dakika süren film, Quentin Tarantino'nun kalemini konuşturduğu, metin ağırlıklı bir tiyatro oyunu olarak da izlenebilir. Tek mekanda, sekiz karakter etrafında şekillenen hikâye, hayli ağır bir tempoda başlayıp yaklaşık 80. dakikasından itibaren bildik Tarantino atmosferine bürünüyor. Ağırlıklı olarak ırkçılık teması etrafında örgülenen filmde, ABD'nin geçmişine ve bugününe dair hınzır göndermeler dikkat çekici.

    Tipik bir kapalı alan filmi The Hateful Eight. Bu riskli tercihi, Tarantino'nun oyunbaz ve geveze senaryosunun yanı sıra, 70 mm kamera açıları, görüntü yönetimi ve muhteşem Ennio Morricone müzikleri seyirlik hale getiriyor. Hikâye yavaş yavaş açılıyor; ilk bölümde attığı düğümleri hiç acele etmeden, âdeta yayıla yayıla çözüyor Tarantino. Hayli ağır ilerleyen ilk yarım saatlik bölümün bir Tarantino filmi olduğuna inanmak çok zor. Karakter tanıtımını artık daha da hızlı geçen günümüz Hollywood eğiliminin aksine Tarantino, karakterlerini tanıtmak için yaklaşık bir buçuk saat harcıyor. Hikâye, Minnie'nin dükkanına varınca ritim kazanıyor. Bu bölümde, sinema perdesi bir tiyatro sahnesine dönüşüyor; metin ve oyuncu performansları öne çıkıyor.

    O ‘MUZİP ÇOCUK' NEREDE?

    Hiçbir Tarantino filminde görmediğimiz bir şey var The Hateful Eight'te. Yönetmen, ilk defa kendini çok ciddiye alıyor. Dalga dümenci, ‘muzip çocuk' gitmiş de yerine ciddi, asık suratlı, kasıntı bir adam gelmiş sanki. Garip bir ‘ispat-ı vücut' çabası var filmde. “Bakın, kalemim ne kadar kudretli!” demek, ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu hatırlatmak, teyit etmek ister gibi bir hali var Tarantino'nun. Olduğu gibi davranmayı bırakıp ne olduğunu göstermek isteyen bir yönetmen tavrı… Bu durum, filmin senaryosunun çekimlerden aylar önce internete sızmasıyla ilgilidir belki de, kim bilir.

    70 mm kameranın ferahfeza seyir zevki, klasik ve spagetti westerni sentezleyen görüntü yönetimi ve filme görkemli bir hava katan Morricone müzikleri The Hateful Eight'i izlenesi kılan unsurlar. Tarantino'nun oyunbaz senaryosu ve oyuncu performansları, filmin uzun süresinin seyirci üzerindeki etkisini biraz olsun azaltabilir. Yine de Tarantino'nun sekiz filmlik kariyerinin zayıf halkalarından biri The Hateful Eight.

    HAFTANIN FİLMLERİ


    0 0

    Türkiye Yayıncılar Birliği İkinci Başkanı Fatih Aral, 2015'te kişi başına düşen kitap sayısının 8 olduğunu söyledi.

    9-17 Ocak tarihlerinde Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde düzenlenecek olan Çukurova 9. Kitap Fuarı'nın basın toplantısında konuşan Aral, 2015 yılına ait Türkiye yayıncılık verilerini açıkladı. Aral'ın verdiği bilgilere göre, 2015'te toplam 620 milyon 751 bin adet kitap üretildi. Bu kitaplar için 384 milyon 54 bin 363 adet bandrol satın alındı. Milli Eğitim Bakanlığı 2015'te ilk ve ortaöğretim öğrencilerine 236 milyon 697 bin 255 adet ücretsiz ders kitabı dağıttı. Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre Türkiye'nin nüfusu 77.695.904. Toplam kitap sayısının nüfusa oranına göre, 2015'te kişi başına 8 kitap düştü. 2014'te Türkiye'de 561 milyon 103 bin 770 adet kitap üretilmişti. Kişi başına düşen kitap sayısı 7,3'tü. 2015 yılı verileri göz önüne alındığında, üretilen kitap adedinde yüzde 10,6 artış oldu. Uluslararası Yayıncılar Birliği'nin (IPA) 2015 verilerine göre Türkiye yayıncılık sektöründe dünyada 11. sırada yer alıyor. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    Edebiyat tarihi profesörü, eleştirmen Mehmet Kap- lan, vefatının 30. yıldönümünde Kubbealtı Sohbet-leri'nde anılıyor.

    Sohbet toplantısı, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı'nın merkezi olan Köprülü Med-resesi'nde (Peykhane Sokağı, No: 3 Çemberlitaş), bugün gerçekleştirilecek. Prof. Dr. Birol Emil'in konuk olacağı program saat 16.00'da başlayacak. Emil, konuşmasının ardından dinleyicilerin sorularına cevaplayacak. (0212 516 23 56, www.kubbealti.org.tr)


    0 0

    Oscar ödülleri yaklaşırken ‘habercileri' de ortaya çıkmaya başladı. Oscar ödüllerini veren Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi ile tercihleri çok örtüşmese de ‘Oscar'ın habercilerinden' sayılan BAFTA ödüllerinin aday listesi dün açıklandı.

    İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) ödüllerinde bu yıl Casuslar Köprüsü öne çıktı. Steven Spielberg'in yönettiği, Coen Kardeşler'in senaryosunu yazdığı, Tom Hanks'in başrolde yer aldığı ‘Oscar projesi', en iyi film ve yönetmen dâhil, dokuz adaylıkla BAFTA listesine girdi. İngilizlerin bu yılki bir başka gözdesi Carol da dokuz adaylıkla BAFTA listesinde. Todd Haynes'in yönettiği filmdeki performanslarıyla Cate Blanchett ve Rooney Mara da aday gösterildi.

    Geçtiğimiz yıl Birdman filmiyle en iyi film ve yönetmen Oscar'ı alan Alejandro G. Iñ·rritu'nun Diriliş yapımı, film, yönetmen, erkek oyuncu dahil olmak üzere sekiz dalda; Mad Max: Fury Road filmi de yedi dalda BAFTA'ya aday gösterildi. İsveçli oyuncu Alicia Vikander, Danimarkalı Kız filmiyle kadın oyuncu; Ex Machina filmiyle de yardımcı kadın oyuncu dallarında aday gösterildi. En İyi İngiliz Filmi dalında ise 45 Yıl, Amy, Brooklyn, Danimarkalı Kız, Ex Machina ve The Lobster filmleri yarışacak. Star Wars: Güç Uyanıyor'un dört dalda aday olduğu listede, James Bond serisinin yeni filmi Spectre hiçbir dalda aday gösterilmedi. BAFTA ödülleri, Oscar ödüllerinden iki hafta önce, 14 Şubat'ta Londra Kraliyet Opera binasında yapılacak törende sahiplerini bulacak.


older | 1 | .... | 341 | 342 | (Page 343) | 344 | 345 | .... | 375 | newer