Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 342 | 343 | (Page 344) | 345 | 346 | .... | 375 | newer

    0 0

    İran sinemasının usta yönetmenlerinden Abbas Kiyarüstemi, aynı zamanda ödüllü bir fotoğraf sanatçısı. Kiyarüstemi'nin yol, ağaç, gece, kar temalı 44 fotoğrafı Ankara CerModern'de sergilenmeye başladı. Açılış için Ankara'ya gelen sanatçı, fotoğrafa ve sinemaya dair sorularımızı cevapladı.

    Çağdaş İran sinemasının yaşayan en büyük yönetmenlerinden Abbas Kiorastami (Kiya-rüstemi), kış, kar, yıl ve ağaç fotoğraflarından oluşan 44 fotoğraflık sergisini Ankara CerModern'de dün açtı. Sergi için Türkiye'ye gelen Kiarostami, fotoğrafçılığı, sineması, İran ve dünya sineması üzerine düşüncelerini de paylaştı.

    Fotoğraflarının, bir ressamın resimleri gibi olduğunu söyleyen ünlü sanatçı, “Tek bir fotoğraf, bir filmin sebebi olabilir. Sinemanın başladığı yer işte tam orasıdır, tek bir fotoğraf.” diye konuştu. Ankara'da sergi açmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Kiarostami, sergisiyle ilgili olarak da, “Sadece Türkiye'de değil, belki dünya çapında ilk kez yapılan bir şey, bu fotoğraflar hiçbir yerde bu şekilde sergilenmedi. Bütün bu fotoğraflar ilk kez bir sergide sergileniyor.” ifadelerini kullandı.

    “HER FOTOĞRAF SESSİZ BİR FİLM”

    Son birkaç yıldır dünya ve İran sinemasını çok yakından takip etmediğini söyleyen Abbas Kiyarüstemi, bunun sebebi olarak ‘kalite kaybı'nı gösterdi. Sadece ilk filmlerini yapan yönetmenleri ve filmlerini takip ettiğini söyleyen Kiyarüstemi, sinemanın dizi sektöründen olumsuz etkilendiğini düşünüyor: “Sinema, diziler yüzünden gün geçtikçe kalitesini kaybediyor. Eğer bazı gençlerin bağımsız çalışmalarını göz önünde bulundurmazsak, sinemanın biraz diziye doğru kaydığını söyleyebilirim. Ve maalesef bu diziler insanların zevklerini çok fazla değiştirmeye başladı. Bu da sinemanın maalesef çalışmasını çok güçleştirdi. Benim bununla bir sorunum yok tabii. Ama insanlar değişen bu zevkleri sebebiyle sinemaya çok fazla ilgi duymuyor.”

    Fotoğraf-sinema ilişkisi üzerine sorulan bir soruya Kiyarüstemi, bu iki sanat dalının ‘ilişkili değil', ‘aynı asalete sahip' olduğunu belirtti. “İlişkili olmalarından ziyade aynı asalete sahipler. Her fotoğraf aslında sessiz bir filmdir. Şunu kabul etmeliyiz, önce bir fotoğraf vardı, daha sonra hareketlenen aslında sinemaya dönüşen bir fotoğraf. Dolayısıyla aynı asalete sahipler.” dedi.

    Kiyarüstemi, bir fotoğrafın bir sanatçının görüşünü yansıtıp yansıtmadığının anlaşılması için üzerinden çok uzun zaman geçmesi gerektiğini ifade ederek, “Eskiden böyle bir kanaat vardı. Bir eserin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra eğer bu eser güncelliğini koruyorsa, hâlâ ona ilgili aynı şekilde devam ediyorsa o eser derinliği olan, kalıcı olan ve klasiktir. Ben de çalışmalarımda, filmlerimde 30 yıl önceki çalışmalarıma bakıyorum acaba hâlâ kalıcı mı? Hâlâ derin etkiye sahip mi?” değerlendirmesini yaptı.

    “FOTOĞRAFÇI İLE ROMAN YAZARI ARASINDA FARK YOK”

    Abbas Kiyarüstemi, akıllı telefonlarla çekilen fotoğrafların ‘hedef gözetmeksizin, sadece bir anı ölümsüzleştirmeyi amaçladığı' için fotoğraf sanatçılığı alanına giremeyeceğini savunuyor. İyi fotoğrafçının ve fotoğrafın ‘bakış felsefesinin' olması gerektiğini söyleyen sanatçı, “Sadece güzel fotoğraflar bizi ikna etmez; biz iyi fotoğrafçı arıyoruz.” diyor. “Ben bir fotoğrafçıyım.” diyen Kiyarüstemi, fotoğrafçılığın ‘bakış açısı' gerektirdiğini düşünüyor: “Bence bir fotoğrafçı olmak için bakışın felsefesini öğrenmemiz lazım. Bence bir fotoğrafçı ile bir roman yazarı arasında pek fazla bir fark yok. Nasıl biz bir yazarı birkaç kitabını okuduktan sonra tanıyabiliyor, tarzı öğrenebiliyorsak. Fotoğrafçıyı da onun birkaç eserini bakarak, dünyaya bakışını incelememiz gerekir. Bu ise bir yere giden, yeni şeyler gören, cebinde fotoğraf makinesini taşıyan ve gördüklerinin fotoğrafını çeken kişilerle farklıdır. National Geographic'teki fotoğrafları inceliyorum ama oradaki fotoğrafçıların isimleri aklımda kalmıyor. Çünkü birisi yeni bir yere gidip gördüklerinin fotoğrafını çekiyor, bu sadece National Geographic gibi yerlerde yayınlanacak fotoğrafları kapsıyor.”

    Sergi, 10 Nisan'a kadar görülebilecek.

    Sanat şiirden etkilenmiyorsa neden etkilenir?

    Filmlerinde şiirlere yer vermesinin ‘doğal' olduğunu söyleyen Kiyarüstemi, “Farsça konuşan biz İranlılar, gündelik hayatımızda birçok kez şiir kullanıyoruz. Filmlerimde şiirin kullanılmasının asıl nedeni budur. Başka çarem yok. Bu bir seçim değil. İzleyiciler Farsça konuşan insanlar olduktan sonra filmlerde şiir kullanmak doğal. Şahsi düşüncem eğer sanat şiirden etkilenmiyorsa neden etkilenir?” ifadelerini kullanıyor.


    0 0

    !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, müzik tutkunlarının yolunu gözlediği filmleri bir araya getirecek.

    Janis Joplin'den Blur'e, Kurt Cobain'den The Residents'a, ‘efsane' müzisyenlerin filmleri Türkiye'de ilk kez !f İstanbul'da gösterilecek. İş Bankası Maximum Kart ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali'nde Janis Joplin'in John Lennon, Yoko Ono, Jimi Hendrix gibi yıldız isimlerle birlikte çekilmiş görüntülerini ilk kez izleme fırsatı veren Janis: Hüzünlü Küçük Kız / Janis: Little Girl Blue belgeseli öne çıkıyor. 18-28 Şubat arasında İstanbul'da, 3-6 Mart arasında ise Ankara ve İzmir'de gerçekleştirilecek !f İstanbul'un biletleri 5 Şubat'ta Biletix'te ön satışa çıkacak.


    0 0

    Yeni yılın ilk kitap fuarı Adana'da başladı. Çukurova 9. Kitap Fuarı dün TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde açıldı. 250 yayınevinin katılacağı fuarda panel, söyleşi ve çocuk programları da dâhil olmak üzere 70'e yakın etkinlik düzenlenecek.

    Geçtiğimiz yıllardaki ilginin üzerine kitap fuarı bu yıl 9 güne çıktı. 17 Ocak'a kadar açık kalacak fuarda birçok yazar okurlarıyla buluşacak. Aralarında Ahmet Ümit, Murathan Mungan, Ayşe Kulin, Gülten Dayıoğlu, Yekta Kopan, Ercan Kesal, Gülse Birsel, Üstün Dökmen, Mustafa Armağan, Canan Tan, Enver Aysever, Ece Temelkuran, Behiç Ak, Aret Vartanyan, Aytül Akal, Engin Alan, İpek Ongun ve İsmail Saymaz'ın da olduğu yazarlar eserlerini imzalayıp okurla söyleşecek. Ayrıca, Penguen Dergisi çizerleri ve Ot Dergisi yazarları gibi pek çok yazar, şair ve çizer de fuara katılacak.

    Geçtiğimiz yıl 224 bin kişinin ziyaret ettiği fuara girişler ücretsiz. 17 Ocak'a kadar açık olacak fuar, son gün 10.00-19.00, diğer günler ise 10.00-19.30 saatleri arasında açık olacak.


    0 0

    Tarihî; öneme sahip birçok sinema salonu maddî; yetersizlikler sebep gösterilerek kapatılıyor. Yerine AVM dikilen yahut ticarî; işletme kurulan sinemaların listesine 7 Ocak Perşembe günü, Beşiktaş'taki ünlü Feriye Sineması da eklendi. Kapısına kilit vurulan salonda artık özel gösterimler dışında film izlemek mümkün olmayacak.

    Alışveriş merkezlerine hapsedilmemiş sayılı sinema salonlarından Feriye Sineması da maddi sıkıntılara yenik düştü. Lale, Alkazar, Rüya ve Emek Sineması'nın ardından ticari işletmelere yenilen sinemalar listesine adını yazdırdı. Feriye Sineması İşletme Müdürü Metin Ergül, seanslı gösterimlerin artık yapılmayacağını, salonun sadece özel gösterimler ve galalar için kullanılacağını söyledi. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) ile yapılan anlaşma doğrultusunda salon, İstanbul Film Festivali ve Filmekimi'nde de gösterimlere açılacak.

    Karakol binasından sinemaya; Feriye

    Vizyon gösterimlerini 7 Ocak Perşembe gecesi saat 21.00 seansıyla sona erdiren Feriye Sineması'nda son olarak ‘Delibal' adlı yerli film izleyiciyle buluştu.

    İstanbul'un Ortaköy semtinde yer alan ve Boğaz manzarasıyla dikkat çeken Feriye Sineması perdelerini ilk kez 15 Mart 1996'da ‘İstanbul Kanatlarımın Altında' filmiyle açtı. Mekânın tarihi ise Osmanlı padişahlarının Boğaziçi'ne inşa ettirdikleri saraylarda oturmaya başlamalarına kadar uzanıyor. O dönem güvenlik amacıyla karakol yapılan bina yıllar içinde okul, depo ve kültür merkezi olarak hizmet verir. 1996 yılında Umut Sanat Ürünleri tarafından geçirdiği restorasyon sonrası ‘Feriye Lokantası ve Sineması' adıyla açıldı. Kendine özgü ahşap yüksek tavanı, İspanyol model koltukları ve balkonlu salonuyla zamanla İstanbul'un en önemli sinema salonlarından biri haline gelir.

    Perdeler ikinci kez iniyor

    Önceliği bağımsız filmler olan tarihî; sinemalar seyirci sayısının az olması, devletin ek vergi yüklemesi ve dağıtımcıların taleplerine yetişememe gibi sebeplerden maddî; sıkıntı yaşayabiliyor. Feriye Sineması bu ekonomik zorlukları 2008'de yaşamış ve perdelerini bir süreliğine kapatmak zorunda kalmıştı. İkinci derece tarihî; eser olduğu için tek salon gösterim yapabilen sinema, 2012 yılında ‘Güneş Yanığı 2' filminin gösterimiyle yeniden açılmıştı.


    0 0

    Nisan ayında 4'üncüsü gerçekleştirilecek olan Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı'nda bu yıldan itibaren ödüllü kısa film yarışması düzenlenecek.

    Jüri başkanlığını yönetmen Onur Ünlü'nün üstlendiği kısa film yarışmasının jürisinde yapımcı Arif Keskiner, Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema ve TV Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Nezih Orhon, oyuncu Menderes Samancılar, yönetmen Ozan Sihay, yapımcı Timur Savcı ve oyuncu Yetkin Dikinciler bulunuyor. ‘Adana'yı Benden Dinle' temalı kısa film yarışması, amatör ve profesyonellerin katılımına açık olacak. Yarışmaya katılmak isteyenler 10 dakikayı aşmayan ‘kurmaca, canlandırma ve belgesel' türünde filmle 15 Şubat'a kadar başvuru yapabilecek. Yarışmaya katılan eserlerin daha önce ulusal ya da uluslararası yarışmalarda yarışmış ve ödül almış olmaları yarışmaya katılmalarını engellemeyecek. Birinciye 10 bin, ikinciye 5 bin TL, üçüncüye ise 3 bin TL'lik para ödülünün verileceği yarışmanın başvuru koşulları www.nisandaadanada.com'da.


    0 0

    Banksy, son yılların en çok merak edilen sanatçısı. Çarpıcı eserlerini bir gece vakti, kimsenin olmadığı zamanlarda duvarlara yapıyor ve ortadan kayboluyor.

    Gerçek kimliğini, adını sanını, doğum yerini kimse bilmiyor. ‘Banksy' de eserlerinde kullandığı müstear ismi. Tek bilinen yanı, herkesi şoke eden duvar resimleri. Son yıllarda İstanbul'daki çağdaş sanat fuarlarında birkaç eseri sergilendi ama Türkiye onu Ekim 2015'te ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan'ı çizince tanıdı. Sanatçı resminde, yolsuzluk iddialarına vurgu yapıyordu.

    Çalışmalarında savaş karşıtı, çevreci, hayvan haklarını savunan, tüketim çılgınlığını eleştiren ve insani mesajlar veren Banksy, en son Avrupa'daki mülteci krizine parmak bastı. Fransa'nın Calais kentindeki bir mülteci kampının duvarına Apple'ın kurucusu Steve Jobs'u sırtında çuvalla, elinde Apple bilgisayarların ilk modellerinden biriyle çizdi. Resmin altına da “Steve Jobs da bir Suriyeli göçmenin oğluydu.” yazdı. Çoğunluğu Suriye, Afganistan ve Eritre'den 7 binden fazla mültecinin yaşadığı Calais'teki bu görüntü günlerce konuşuldu. Sanatçının Gazze sokaklarındaki yıkıntılar üzerine yaptığı duvar resimleri de etkileyiciydi.

    Ünlü sanatçı, 14 Ocak'tan itibaren İstanbul sokaklarında görülebilir! Çünkü Türkiye'de ilk defa bir Banksy sergisi açılıyor. Sanatçının eski galericisi Steve Lazarides küratörlüğünde Global Karaköy'de açılacak “The Art of Banksy Show” adlı sergide sanatçının, 2000-2007 yılları arasında ürettiği 100 eseri sergilenecek. Hizmetçi Kız, Kırmızı Balonlu Kız, Namlunun Ucundaki Çocuklar bunlar arasında. Açılışa Bansky elbette gelmeyecek ama kim bilir belki İstanbul sokaklarında, Balat'ta, Tophane'de, Boğaz'da kendisine rastlayabiliriz... Entertainment Group, Global Yatırım ve Piu Entertainment işbirliğiyle İstanbul'a getirilen sergi, 14 Nisan'da sona erecek. (www.theartofbanksy.com)


    0 0

    Jordi Galceran'ın yazdığı ‘Kredi' oyunu, İspanya'daki ekonomik kriz zamanında bir banka müdürü ile müşteri arasında geçen inatlaşmanın öyküsü. Sahnede hikâyeden çok Güven Kıraç ve Emre Karayel'in başarılı oyunculukları ön planda.

    İspanya'da meydana gelen meşhur ekonomik krizin (2012-2013) ilk zamanları. Kemer sıkma politikalarının halkın belini büktüğü günler. Kriz hem ulusal hem dünya basınında uzun süre önemli bir gündem maddesi olarak varlığını sürdürmekte. Devlet ülkeyi krizden çıkarmak için politika üzerine politika üretirken halk da kendi çözümünü bulmaya çalışıyor. Başka ülkelere göç etmeye başlamış durumdalar. Tam da o vakitlerde dertlerle baş etmenin en iyi yolunun mizah olduğunu düşünen Jordi Galceran ‘Kredi' adlı bir tiyatro oyunu kaleme alıyor.
    Galceran'ın İspanya başta olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesinde sahnelenen oyunu Türkiye'de de izleyiciyle buluştu. Üstelik birkaç ilke daha sahne olarak. Mesela turneler vasıtasıyla çok defa İstanbul'a gelen Ankara Sanat Tiyatrosu ilk kez İstanbul için bir oyun sahnelemiş oldu. Güven Kıraç uzun bir aradan sonra tiyatro sahnesine çıktı. Dolayısıyla oyunun geçtiğimiz salı günü yapılan prömiyeri epeyce ilgi gördü. Ankara Sanat Tiyatrosu'nun AYSA Prodüksiyon ile birlikte sahnelediği Kredi, ekonomik kriz dönemlerinde insanların içine düştüğü çaresizliği mizahi bir şekilde anlatırken bu çaresizliğin insan ilişkilerine tuhaf bir şekilde yansıyan tarafına odaklanıyor.
    Her şey bir banka müdürünün odasında vuku buluyor. Banka Müdürü (Güven Kıraç) kendisine kredi için başvuran müşterinin (Emre Karayel) talebini gerekli teminatları karşılayamadığı gerekçesiyle geri çevirmektedir. Başvuru sahibi ise nedenini öğrenemesek de bu paraya ihtiyacı olduğunu ısrarla dile getirir. Oyunun uzunca bir süresinde iki tarafın komik inatlaşmasına şahit oluyoruz. Başvuru sahibi kendinden emin bir tavırla bu parayı almak için elindeki son kartı oynamaya karar verir ve banka müdürünü yuvasını dağıtmakla tehdit eder. Banka müdürü ise vazifeşinas olduğu kadar inatçıdır da, Nuh der peygamber demez. Doğrusu başvuru sahibinin ciddiyetine pek de ihtimal vermiyordur. Çünkü karakterimiz oldukça mahrem konularda yaptığı tehditleri epeyce ciddiyetsiz, neredeyse sevimli bir şekilde dile getirmektedir. Olayların yönü sonradan bambaşka bir tarafa gider. Kredi isteyen kişi bahsini ettiği tehdidi hayata geçirmese de banka müdürünün evliliği çatırdamaya başlar.
    3 bin Euro için değer mi?
    Kredi perde kapandığında izleyiciye ‘bu akşam ağız tadıyla oyunculuk izledik' dedirten bir performans. Güven Kıraç, 3 bin Euro kredi vermemek için evliliğini tehlikeye atan bir adamın sinir bozucu inadını çok başarılı bir şekilde yansıtmayı başarmış. Uzun süre sahnelerden uzak kaldığına dair ufacık bir emare bile yok. Emre Karayel de ‘hem yakışıklı hem sempatik' adamlara dair o yine sinir bozucu olan kayıtsızlığı ve rahatlığı seyirciye geçiriyor.
    Oyunculuktan yana hiçbir sıkıntı barındırmayan Kredi, bazı sahnelerin gereğinden uzun tutulması ve şantajın mahrem bir konu üzerinden döndürülmesi itibarıyla zaman zaman rahatsız edici olabiliyor. İki kişilik oyunlara özgü o sakinliğe dekorun sadeliği de eklenince izleyicinin dikkatini dağıtacak hiçbir şey yer almamış sahnede. Kredi güncelliği yitirmeyecek bir konuya sahip olması itibarıyla ama en çok da Güven Kıraç'ın başarılı performansı ile izlenmeyi hak eden bir yapım.


    0 0

    Avrupa'nın en önemli tiyatro topluluklarından Berliner Ensemble'ın sahnelediği ve yönetmenliğini Robert Wilson'ın yaptığı Bertolt Brecht'in Üç Kuruşluk Opera adlı oyunu İstanbul'a geliyor.

    Sahnelendiği tüm ülkelerde kapalı gişe oynayan Üç Kuruşluk Opera, 13 Mayıs Cuma ve 14 Mayıs Cumartesi tarihlerinde Zorlu Performans Sanatları Merkezi Ana Sahne'de olacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), ENKA Vakfı sponsorluğunda gerçekleştirilecek gösterinin biletleri 21 Ocak Perşembe gününden itibaren Biletix ve İKSV'den satışa çıkacak.

    20. yüzyılın en önemli Alman şairi, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni, Berliner Ensemble'ın ve Epik Tiyatro'nun kurucusu Bertolt Brecht'in, İngiliz yazar John Gay'in ilk sahnelendiği 1728'de çok ses getiren oyunu Dilenciler Operası'ndan 20. yüzyılın iklimine uyarladığı Üç Kuruşluk Opera, güncelliğini her dönemde korumuş, tiyatro ve tasarımı şaşırtıcı bir biçimde buluşturan müzikli bir gösteri. Brecht'in tiyatro tarihinde çok önemli bir yere sahip eseri Üç Kuruşluk Opera, maceralarla dolu bir antikahramanlar dünyası aracılığıyla sadece geçmişe ışık tutmakla kalmıyor, bugünün dünyasına ait çok somut gerçekleri işleyerek, günümüzü farklı bir bakış açısıyla yorumlamaya da imkân tanıyor. Gösteri, ahlak değerlerini irdeleyip savaşın korkunçluğunu sergilerken, müzikal açıdan zengin ve esprili biçiminden de ödün vermiyor.

    Üç Kuruşluk Opera, sahnede kendine ait bir estetik oluşturan ve eserleriyle seyirciyi farklı dünyalarla buluşturan Robert Wilson yönetmenliğinde, çağdaş Alman tiyatrosunun en önemli topluluklarından Berliner Ensemble tarafından sahnelenecek. Wilson'un tüm işleri gibi, bu çalışması da dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçiren bir bütün oluşturur. Oyunun popüler kültürün bir parçası haline gelmiş, oyun boyunca değerli bir orkestra tarafından canlı olarak çalınan müzikleri ise önemli Alman besteci Kurt Weil'a ait.

    Hem ciddi hem şamatacı, hem duygu dolu şiirsel bir metin olan Üç Kuruşluk Opera, izleyicisini bir yandan eğlendirip güldürürken öte yandan parodik yapısı ve ironik içeriğiyle düşündürüyor. Müzikleriyle de seyirciyi sürekli uyanık tutan, onu her an eğlendiren müzikal bir şölene dönüşüyor.

    Bir Sahne Sihirbazı: Robert Wilson

    Amerikalı yönetmen Robert Wilson, tiyatro ve operanın yanı sıra disiplinlerarası projeleriyle de dünyada adını duyurmuş bir sanatçı. Bir sahne sihirbazı olarak değerlendirilen Wilson, Bastille Operası, Odeon Tiyatrosu, BAM, Lincoln Center, Berliner Ensemble, Atina ve Avignon festivallerinin yanı sıra İstanbul Tiyatro Festivali'nde de oyunları sahnelendi. Wilson'ın Giorgio Armani'den Lady Gaga'ya, Tom Waits ve Lou Reed'den, William Dafoe ve Mikhail Baryshnikov'a, Arvo Pärt'ten Philip Glass'e kadar birçok farklı sanatçıyla işbirlikleri bulunuyor. The New York Times gazetesi Wilson'u “çağdaş tiyatro dünyasının devi” olarak tanımlıyor. Olivier Ödülü de dâhil dünya çapında pek çok ödül sahibi olan Wilson'a ayrıca 1998 yılında İstanbul Tiyatro Festivali'nin Onur Ödülü de sunulmuştu.

    Dev Bir Tiyatro Okulu: Berliner Ensemble

    1949'da Bertolt Brecht tarafından kurulan ve bugün çağdaş Alman tiyatrosunun tartışmasız en güçlü temsilcisi olan Berliner Ensemble topluluğunun repertuvarında Brecht'in yapıtlarının yanı sıra Shakespeare, Schiller ve Büchner gibi tiyatro tarihinin önde gelen yazarlarının eserleri de yer alıyor. Dünyanın en önemli tiyatro topluluklarından Berliner Ensemble ile çalışan dünya çapındaki yönetmenler arasında Heiner Müller, Peter Stein, Luc Bondy, Claus Peymann ve Robert Wilson gibi isimler bulunuyor. (www.iskv.org)


    0 0

    Rus uçağının düşürülmesi Rusya-Türkiye arasındaki pek çok ilişkiyi etkiledi, ticaret yapanların işleri durdu, anlaşmalar askıya alındı ama yayıncılık camiasına etkisi, Türkiye'de 1,5 milyondan fazla satan ‘Şu Çılgın Türkler' ile oldu. 2013'te hayatını kaybeden Turgut Özakman'ın, Kurtuluş Savaşı'nı destansı bir şekilde anlattığı kitabın Rusça yayını ertelendi.

    Kitabın Rusçaya çevrilme süreci 2009'da başladı. Elektrik mühendisi, araştırmacı-yazar Semih Kalkanoğlu ve eşi Diana Kalkanoğlu, TÜYAP Kitap Fuarı'nda Turgut Özakman ile görüşüp kitabı Rusya'da yayımlamak istediklerini söyledi. Özakman ‘tamam' dedi, ama tek bir şartı vardı. “Çok iyi bir çeviri” istiyordu.” Özakman, Kalkanoğlu çiftinin birlikte kurduğu Golden Bridge firmasına, 18 Mayıs 2010'da bir noter belgesi göndererek süreci başlattı.
    Dört yıl sonunda çeviri Kasım 2014'te yayıncıya geldi. Olan da işte o zaman oldu. 24 Kasım 2015'te Suriye sınırında Rus uçağı düşürülünce kitabın yayını başka bahara kaldı. Diana Kalkanoğlu, Facebook adresinden yaptığı duyuruda yaşadıkları üzüntüyü şöyle dile getirdi: “Golden Bridge Ltd. olarak 2016'da kitap yayınlamaya başlıyoruz. Kitap yayını konusunda ilk çalışmamız; Cumhuriyet tarihimizin baskı rekorunu elinde bulunduran rahmetli Turgut Özakman'ın muhteşem “Şu Çılgın Türkler” adlı kitabını Rusya'da Rusça yayınlama çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özakman'ın tek bir isteği vardı; “Mükemmel bir çeviri istiyorum sadece.” demişti. Çeviri 4 yıl sürdü. Mükemmel olarak tamamlandı, kasımda elimize geldi. St.Petersburg'da bulunan Rusya'nın en büyük yayınevlerinden biri basacak(tı). Uçak düşürüldü, her şey bitti... Şimdilik beklemeye geçtik. Yapabileceğimiz bir şey yok. Bahar 2016'da basılacak ve Eylül 2016'da düzenlenecek Uluslararası Moskova Kitap Fuarı'na katılacaktık. Ve Moskova'da Türk işadamları ve Türk diplomatik temsilciliği tarafından bir de resepsiyon düzenlenecekti. Keşke bu uçak düşürme olayı hiç olmasa idi.” Şu Çılgın Türkler, ilk olarak 2008'de Japonya'da Japonca yayınlanmıştı. Sevinç özarslan istanbul


    0 0

    Şair, dilbilimci, şarkiyatçı ve çevirmen Friedrich Rückert (1788–1866) adına verilen ve Almanya'nın saygın edebiyat ödüllerinden Rückert Ödülü'ne 2016 yılı için Türkçe edebiyatı temsilen Sema Kaygusuz layık görüldü.

    Kaygusuz ödülünü Rückert'in 150. ölüm yıldönümü olan 31 Ocak 2016 günü Coburg'da yapılacak bir törenle alacak. 7500 Euro değerindeki Rückert Ödülü'ne Türkiye'den Sema Kaygusuz'la birlikte, kitapları Almancada yayımlanan Oya Baydar, Aslı Erdoğan, Ali Hasan Toptaş ve şair Yeşim Ağaoğlu da aday gösterilmişti.


    0 0
  • 01/11/16--13:00: Efsanevi müzisyen veda etti
  • İngiliz müzisyen David Bowie, 69 yaşında dün yaşamını yitirdi. Bowie'ye, 18 ay önce kanser teşhisi konulmuştu.

    David Bowie'nin oğlu yönetmen Duncan Jones da, ünlü müzisyenin öldüğünü Twitter hesabından doğruladı ve babasıyla çektirdiği çocukluk fotoğrafını paylaştı. Bowie'nin resmi Facebook hesabından da, “David Bowie, kanserle 18 aylık cesur mücadelesinin ardından, ailesi yanındayken bugün huzurlu bir şekilde hayata veda etti. Bu kaybı hepinizin paylaştığınızı biliyoruz; ancak yas dönemleri süresince ailenin mahremiyetine saygı göstermenizi rica ediyoruz.” açıklaması yapıldı. Bowie'nin son albümü Black Star, 69'uncu doğumgününe ithafen geçen hafta satışa sunulmuştu.


    0 0

    Televizyon ve sinema alanında verdiği ödüller ile önemli bir yere sahip Altın Küre Ödülleri, önceki akşam düzenlenen törenle sahiplerini buldu.

    Bu yıl 73. kez gerçekleştirilen törene, Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu imzalı Diriliş filmi damga vurdu. Drama dalında en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini alan film, geceden üç ödülle ayrıldı. Oscar ödüllerinin de iddialı yapımlarından olan Diriliş'teki rolüyle Leonardo DiCaprio, kariyerinin üçüncü Altın Küre'sini kazandı.

    1944'ten bu yana Hollywood Yabancı Basın Birliği (Hollywood Foreign Press Association) tarafından verilen ödüller, ABD'nin California eyaletindeki Beverly Hilton Otel'de düzenlenen törende sahiplerini buldu. Törende Ridley Scott imzalı Marslı müzikal-komedi dalında en iyi film seçilirken, filmin başrol oyucusu Matt Damon bu dalda en iyi erkek oyuncu, Joy filmindeki performansıyla Jennifer Lawrence da müzikal-drama dalında en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Creed filmindeki rolüyle Sylvester Stallone kariyerinin ilk Altın Küre ödülünü kazandı. Yabancı Dilde En İyi Film dalında Deniz Gamze Ergüven'in yönettiği, Fransa adına yarışan Mustang ödül alamazken, bu dalda Macaristan yapımı Saul'un Oğlu ipi göğüsledi.

    Drama dalında yılın en iyi televizyon dizisi Mr. Robot seçilirken, müzikal-komedi dalında Mozart in the Jungle ödüle uzandı.


    73. Altın Küre Ödülleri

    Drama dalında En İyi Film: Diriliş / The Revenant

    Müzikal-komedi dalında En İyi Film: Marslı / The Martian

    Drama dalında En İyi Erkek Oyuncu: Leonardo DiCaprio (Diriliş)

    Drama dalında En İyi Kadın Oyuncu: Brie Larson (Gizli Dünya/Room)

    Müzikal-komedi dalında En İyi Erkek Oyuncu: Matt Damon (Marslı)

    Müzikal-komedi dalında En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence (Joy)

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Sylvester Stallone (Creed)

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kate Winslet (Steve Jobs)

    En İyi Yönetmen: Alejandro González Iñárritu (Diriliş)

    En İyi Senaryo: Aaron Sorkin (Steve Jobs)

    En İyi Animasyon Filmi: Ters Yüz/Inside Out

    En İyi Orijinal Müzik: Ennio Morricone (The Hateful Eight)

    En İyi Orijinal Şarkı: Writing's On The Wall (Spectre)

    Yabancı Dilde En İyi Film: Saul'un Oğlu/Saul Fia (Macaristan)

    Drama dalında En İyi TV Dizisi: Mr. Robot

    Drama dalında En İyi Kadın Oyuncu: Taraji Henson (Empire)

    Drama dalında En İyi Erkek Oyuncu: Jon Hamm (Mad Man)

    Müzikal-komedi dalında En İyi TV Dizisi: Mozart in the Jungle

    Müzikal-komedi dalında En İyi Kadın Oyuncu: Rachel Bloom (Crazy Ex-Girlfriend)

    Müzikal-komedi dalında En İyi Erkek Oyuncu: Gael García Bernal (Mozart in the Jungle)

    En İyi TV Filmi ve Mini-Dizi: Wolf Hall

    TV Filmi ve Mini-Dizi dalında En İyi Kadın Oyuncu: Lady Gaga (American Horror Story: Hotel)

    TV Filmi ve Mini-Dizi dalında En İyi Erkek Oyuncu: Oscar Isaac (Show Me a Hero)

    TV Filmi ve Mini-Dizi dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Maura Tierney (The Affair)

    TV Filmi ve Mini-Dizi dalında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christian Slater (Mr. Robot)


    0 0

    Nobel Edebiyat Ödülü komitesi, kural gereği 50 yıl boyunca aday listesini gizli tutuyor. Her yıl ocak ayında ise arşivini açıyor. Geçtiğimiz hafta 1965'in adayları açıklandı. Listede, ödülü hiçbir zaman kazanamayan ve komitenin günahı olarak görülen Nabokov, Borges, Ezra Pound gibi isimler var.

    2010'da Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Mario Vargas Llosa, bir söyleşisinde şöyle demişti: “Nobel komitesi Borges ve Nabokov gibi yazarları ödüllendirmemekte hata etti fakat ödülü hak eden Dario Fo ve García M·rquez gibi isimleri de unutmadı.” Nobel Edebiyat Ödülü komitesi, kural gereği 50 yıl boyunca aday listesindeki isimleri açıklamıyor. Her yıl ocak ayında ise arşivini açıyor. Komite, geçtiğimiz hafta 1965 yılının adaylarını açıkladı.

    1965'teki 90 kişilik listede Louis Aragon, E.M. Foster, W.D. Auden, Samuel Beckett, Jorge Louis Borges, Vladimir Nabokov, Georges Simenon, Lawrence Durrell, Max Frisch, Jukio Mishima, Ezra Pound, Pablo Neruda, Henri Troyat ve Marguerite Yourcenar gibi isimler vardı.

    1965 Nobel Edebiyat Ödülü, o yıl Rus yazar Mikhail Sholokhov'a verilir. Listedeki yazarlardan Samuel Josef Agnon ve Nelly Sachs 1966'da, Miguel Ángel Asturias Rosales 1967'de, Samuel Beckett 1969'da, Pablo Neruda 1971'de ve Heinrich Böll ise 1972'de ödülü kazanır. Fakat listeden Nabokov, Borges, Ezra Pound, Marguerite Yourcenar, Lawrence Durrell ve W.D. Auden gibi isimler bu ödüle hayatları boyunca değer görülmez.

    Nabokov çeşitli yıllarda ödüle aday gösterilir. 1963'te Amerikalı Profesör Robert M. Adams; 1964'te İngiliz Profesör Elizabeth Hall ve 1965'te Andrew J. Chiappe yazarı listeye koyar. Fakat yine olmaz. Borges ise ödülün verildiği ülkede profesör olan Henry Olsson tarafından 1962-63 ve 64 yıllarında üç kez, 1956'da ise Fransız Prof. René Etiemble onu aday göstermesine rağmen ödülü hiçbir zaman kazanamaz. İrlandalı yazar Colm Tóibín, ödülü kazanma ihtimalinin Borges için büyük bir işkenceye dönüştüğünü şöyle aktarıyor: “Her yıl ödülün açıklanacağı gün gazeteciler yazarın evinin önünde birikirdi. Bu senelerce devam etti ve her defasında Borges'in ödülü kazanmadığını öğrenmesi onu çok mutsuz etti.”

    ORHAN PAMUK'UN RAKİPLERİ

    2006'a Nobel Ödülü'ne layık görülen Orhan Pamuk'u kimin aday gösterdiğini ve yazarın hangi isimlerle yarıştığını 2057'de öğrenebileceğiz. Fakat Orhan Pamuk'un bir söyleşisinde dikkat çektiği bir nokta tüm Nobel'li yazarların korkusu: “Bazı yazarlar, Nobel'den sonra artık yazamazlar, alışılmış bir durumdur bu. Yaşlandıklarındandır. Yazmak yerine, Nobel'in tadını çıkarmayı tercih ederler belki de. Bende öyle olmadı. Talihliydim.”

    Nobel tahminlerinin ve bahis listelerinin Adonis, Haruki Murakami, Joyce Carol Oates ve Philip Roth gibi değişmeyen isimlerinin seneler sonra açılacak arşivlerle, ödüle aday olup olmadıkları görülmüş olacak. Fakat İngiliz yazar Tim Parks'ın dediği gibi Nobel'e gülümseyip geçmek lazım. Hatta kimi yazarları komitenin bir günahı olarak görebiliriz, zira Nabokov ve Borges gibi yazarlar okurun gözünde günümüzde daha saygın.


    2016'nın adayları için son gün 31 Ocak

    Her eylül ayında, Nobel komitesi 31 Ocak'a kadar aday belirlemesi konusunda edebiyat profesörlerine, kurumlara ve daha önce Nobel'i kazanan yazarlara (yaklaşık 600-700) davetiye gönderir. Nisanda 15-20 kişilik bir liste oluşturulur. Mayısta adaylar 5'e düşer. Haziran, temmuz ve ağustos boyunca komite üyeleri aday yazarların kitaplarını okur. Eylülde son karar için masaya oturulur. Ekimde ödüle layık görülen yazar duyurulur. Aralık ayında ise ödül töreni gerçekleştirilir.


    0 0

    CarrefourSA'nın Beşiktaş Kültür Merkezi (BKM) işbirliğiyle hazırlanan Gezegen C isimli tiyatro oyununun galası 9 Ocak Cumartesi günü BKM Tiyatro'da yapıldı.

    Taze gıdanın öneminin vurgulayan oyunun galasına İstanbul Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi'ne bağlı evlerde yaşayan yardıma muhtaç çocuklar, sanat, cemiyet ve televizyon dünyasından ünlü isimler çocuklarıyla birlikte katıldı. Özel gösterime katılanlar arasında Belçim Bilgin ve oğlu Rodin, Deniz Akkaya ve kızı Ayşe, Jess Molho ve oğlu Tibet, İnci Türkay ve oğlu Ali Eroğlu, Ebru Akel ve oğlu Eren, Mirgün Cabas kızı Leyla ve oğlu Civan, Melda Kosif kızları Melina-Mayra, Gamze Özçelik ve oğlu Murathan, Burak Hakkı ve oğlu Rüzgar, Veda İpek ve oğlu Söz, Pınar Altuğ kızı Su, Ayşe Kucuroğlu kızları Suna-Selma ve oğulları Osman-Kemal ve Cenk de vardı. CarrefourSA, marketlerinden CarrefourSA Kart ile yapılacak alışveriş karşılığında tüketicilere ücretsiz 2 kişilik bilet hediye edecek.

    İstanbul özel gösteriminin ardından Türkiye turnesiyle Anadolu'yu dolaşacak olan Gezegen C çocuklara taze gıdanın önemini anlatacak. Gezegen C, 14 farklı ilde sahnelendikten sonra 23 Nisan 2016'da yine İstanbul'da son kez çocuklarla buluşacak. CarrefourSA Çocuk Tiyatrosu'nun sahnelediği oyun 16 Ocak'ta Mersin'de, 23-24 Ocak'ta da İzmir'de olacak. Diğer iller CarrefourSA'nın instagram hesabında bu iller peyderpey paylaşılacak.

    Gezegen C'nin macerası: Müzikler, danslar ve sepetler dolusu meyve ile sebze… Taptaze ve sağlıklı beslenmenin yollarını arayan “Gezegen C” halkı bu konuda başarılı olamazken, Toprak ve Su adında iki çocuk Bayan İnek'in yardımıyla kendilerini gizemli ağacın içinden geçerek büyülü bir yolculukta bulur. Vardıkları yeni gezegende sebze ve meyveler hayat bulmuş, insan gibi konuşabilmekte, şarkı söyleyip dans edebilmektedirler. Bu iki cesur çocuk bir mevsimden diğerine geçip taze meyve sebzelerin faydaları, hangi mevsim ve şartlarda yetiştikleri gibi faydalı bilgileri öğrenirken, Gezegen C'nin tek sebze meyve yetiştiricisi ve saygınlığını yitirmemek için çocukları durdurmaya çalışan Bay Bayat'ın farkında değillerdir.

    Gezegen C Tiyatro Oyunu Künyesi

    Yazan-Yöneten:

    Okan Yahşi

    Oyuncular:

    Begüm Alınca (Marul, Kiraz, Çilek), Emre Taştekin (Balkabağı, Brokoli, Mısır), Erdem Sakalıbüyük (Bay Bayat), Fulden Obiz (Bayan İnek, Nar, Kiraz), Gamze Çelik (Su), İlter Kapıcı (Toprak), Özgün Aytar (Havuç, Soğan), Sinan Çelik (Patates, Limon, İncir)

    Dekor Tasarım:

    Yasin Kodat – Melek Erdem Kodat

    Kostüm Tasarım:

    Esengül Şaşı

    Ses&Işık Tasarım:

    Yücel Demirci

    Müzik ve Aranjman:

    Okan Yahşi – Taylan Erdağ – Michelle Hornby

    Koreografi:

    Serkan Bozkurt

    Yrd.Yönetmen:

    Fulden Obiz

    Fotoğraflar: Funda Zorlu Başaran Photography


    0 0

    2003 yılından bu yana, çocuk ve gençlik edebiyatına çağdaş ve özgün eserler kazandırmak amacıyla düzenlenen Tudem Edebiyat Ödülleri, 2016'da kısa öykü dalında yapılacak.

    Yarışmaya 10-12 yaş grubuna yönelik, her biri en fazla 750 kelimeden oluşan kısa öykülerle başvurulabilecek. Son başvuru tarihi 29 Temmuz 2016. Seçici kurulunda Feyza Hepçilingirler, Habib Bektaş, Yekta Kopan, Kerem Işık ve Hakan Bıçakçı'nın yer aldığı yarışmada birinciye 5 bin, ikinciye 4 bin, üçüncüye 3 bin TL verilecek. Başvuru için ayrıntılı bilgi www.tudem.com/Icerik/Goster/yarismalar'da. (0232 463 46 38)


    0 0

    Kemanda Esen Kıvrak ve Olgu Kızılay, viyolada Efdal Altun, viyolanselde ise Çağ Erçağ'dan oluşan Borusan Quartet'in yeni CD'si ‘Mozart&Verdi' (Lila Müzik) yayımlandı.

    Prof. Gürer Aykal öncülüğünde 2005'te kurulan grup yeni albümlerinde Wolfgang Amadeus Mozart'ın ‘Do Majör', ‘No 19', ‘KV 465', ‘Dissonance' ve Giuseppe Verdi'nin Mi Minör Yaylı Çalgılar Dörtlüsü'nü yorumluyor. Müzik tarihinde girişiyle dikkat çeken KV 465, CD'nin ilk parçası. İkinci eser ise daha çok operaları ile tanıdığımız Giuseppe Verdi'nin Mi Minör Yaylı Çalgılar Dörtlüsü. 1872 yılı sonlarında Aida operasının temsili için Napoli'ye giden Verdi, aksilikler nedeniyle temsil ertelenince, vakit geçirmek için, daha önce hiç denemediği bir alana el atmış ve bu dörtlüyü bestelemiş. Kayıtları İsviçre'de yapılan CD'nin kitapçık yazıları Aydın Büke'ye, fotoğrafları Özge Balkan'a ait. (www.triolila.com)


    0 0

    Dün sabah, İstanbul Modern'de açılacak “Yok Olmadan” sergisi için yollardayken kuvvetli bir patlama sesi işitildi. On hayat 'yok oldu'... Aslında bu haber için şöyle bir giriş yapmak isterdik:

    Çok değil, bundan yüz yıl sonra bizi nasıl bir dünyanın beklediğini hayal edin! Kesilen ağaçlar, türü yok olan hayvanlar, iklim değişimi, atmosfere salınan zehirli gazlar... Gözünüzün önüne gelecekle ilgili kıyamet senaryolarının anlatıldığı filmlerden sahneler geldi mi sizin de? Bütün güzel şeyler, (papatyalar, çam ağaçları, kediler, karıncalar, dereler, listeyi lütfen siz çoğaltın) yok olmaya bu kadar yaklaşmışken dünyamıza kendi ellerimizle yaptığımız kıyıma dikkat çekmek için, bugün İstanbul Modern'de bir sergi açılıyor: Yok Olmadan–Doğa ve Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi.

    Sergi, ismini Joni Mitchell'in 1970'te yayınlanan “Big Yellow Taxi” şarkısından, doğanın kıymetinin yok olmadan anlaşılmadığını vurgulayan nakaratından alıyor. Katılan bütün sanatçılar da bu fikre katkı sunuyor. Mark Dion'un “Kar Körlüğü”, Alper Aydın'ın “Taş Kütüphanesi”, Bingyi'nin “Kıyamet” isimli destansı eseri, Jasmin Blasco'nun Pico Studio ile birlikte gerçekleştirdiği “Uzayda Doğmuş İlk İnsan” ve Elmas Deniz'in “İnsansız” ismini verdiği videolar görülmeye değer eserlerden.

    YOKO ONO'NUN TABUTLARI VE ZEYTİN AĞAÇLARI

    Mutlaka görülmesi gereken bir diğer eser ise popüler, sanatın hemen her alanında eserler veren Yoko Ono'nun “Ex It” isimli çalışması. Dikkat çekiyor, çünkü çalışmasının sergilendiği alana girdiğinizde farklı boyutlarda 50 tabutun (sonradan bunun çocuklar, kadınlar ve erkekler için olduğunu anlıyorsunuz), tıpkı bir toplu mezar gibi arka arkaya sıralandığını görüyor ve sırtınızdan bir soğukluğun geçtiğini hissediyorsunuz. Ölümü, ölüm fikrini doğrudan veriyor sanatçı. Evet, tabutların böyle bir etkisi var, fakat her tabutun yüz hizasındaki açıklıklardan da ağaç olmaya durmuş zeytin fidanları yükseliyor. Yüzlerce yıl yaşayan, kesmenin bütün dinlerde yasaklandığı, barışın ve aslında hayatın sembolü zeytin ağaçları... Ölüm ile yaşam fikrini iç içe, doğrudan, çarpıcı bir şekilde analtıyor sanatçı. Üstelik bütün bu görsel şaşkınlıktan dolayı biraz geç fark edilen kuş sesleri de manzarayı tamamlayan ve üstünüzdeki ölü toprağını atmanıza, hayata bir zeytin ağacı gibi tutunmanıza yardım eden ses enstalasyonu.

    Sergi, “Doğaya özlemin, yaşanabilir bir dünyanın ve sürdürülebilir bir ekolojik dengeye duyulan arzunun tezahürü” olarak niteleyen Paolo Colombo ve Çelenk Bafra'nın küratörlüğünde hazırlandı. Bu karşı duruş hareketinde yer alan bazı sanatçılar ise şöyle: Roger Ackling, Bas Jan Ader, Jasmin Blasco, Charles Dellschau, Hamish Fulton, Rodney Graham, Lars Jan, Mario Merz, Joni Mitchell, Camila Rocha, Canan Tolon ve Pae White. Sergiyi 5 Haziran'a kadar ziyaret edebilirsiniz.


    0 0

    Türk Musikisi Vakfı ve Beyoğlu Belediyesi işbirliğiyle, İlki 2013'te verilen “Itrî; Klasik Türk Musikisi Ödülleri”nin ikincisi tartışmalı başladı. Vakıf, dün yaptığı açıklamada, “Ödül, vakfımızın fikri olmasına ve vakfımız adına tescili bulunmasına rağmen, isim vakfımızın izin ve bilgisi dışında kullanılmaktadır.” dedi. Bu yıldan itibaren Kültür ve Turizm Bakanlı-ğı'nın desteğiyle verilecek ödül için ise belediye açıklama yapmadı.

    Türk Musikisi Vakfı ve Beyoğlu Belediyesi'nin işbirliğiyle, ilki 2013 yılında verilen “Itrî; Klasik Türk Musikisi Ödülleri”nin ikincisi için tartışma başladı. 300 kişiden oluşan büyük jürinin oylarıyla belirlenen ilk ödülün seçici kurulunda Türk Musikisi Vakfı'nın yönetim kurulundan Prof. Dr. Erol Belgin, Ö.Faruk Berksan, Yrd. Doç. Dr. Osman Simav, M.Hilmi Şenalp, Mehmet Güntekin, Cumhur Tulay, Kemal Karaöz, Musiki Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Okan Yunusoğlu yer alıyordu.

    2 Şubat 2016'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda verilecek ikinci ödülün seçici kurulunda ise Doç. Dr. Murat Saim Tokaç, Doç. Dr. Cenk Güray, Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar, Prof. Dr. Şehvar Beşiroğlu, Dr. Bülent Katkak, Oğuz Haksever, Mehmet Barlas, Yurdal Tokcan, Fahrettin Yarkın yer alıyor. Bu yıl 10 dalda verilecek ödülün adayları ise www.itriodulleri.com sitesinde ilan ediliyor.

    Prof. Dr. Erol Belgin, Türk Musiki Vakfı adına dün yaptığı açıklamada, fikri ve sanatsal altyapısı kendilerine ait olduğu halde bu yıl ikincisi verilecek ödülün adayları belirlenirken, kendilerine haber verilmediğini söyleyerek, ‘Ödülün Türk Musikisi Vakfı ile herhangi bir bağlantısı yoktur… Nezaketen de olsa herhangi bir görüş yahut muvafakat alınmasından öteye, ödüllerin “ITRΔ adına verilmesi, vakfımızın fikrî; ürünü olmasına ve dahi vakfımız adına tescili bulunmasına rağmen, bu isim de vakfımızın izin ve bilgisi dışında kullanılmaktadır.” dedi.

    Belgin, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bu yıldan itibaren destek vereceği ödülle ilgili bakanlığın doğru bilgilendirmediğini de belirtiyor: “Türk Musikisi Vakfı olarak, her aşamasında alın terimizin bulunduğu bir projemizin önemsendiğini ve “paylaşılamaz” derecede bir ilgiye mazhar olduğunu görmekten; devletimizin konuyla ilgili en yüksek temsil kurumu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nün de dâhil olmasıyla tekrarlanmasından kıvanç duyduğumuzu ifade etmeliyiz... Ancak fikrî; hakların korunması konusunda hakim ve sarsılmaz otorite olduğuna inandığımız Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, bu ödüllendirme sürecinin, Türk Musikisi Vakfı'nın özgün bir projesi olarak temayüz ettiği ve vakfımızın fikri kaynakları kullanılarak gerçekleştirildiği noktasında doğru bilgilendirilmediği kanaatindeyiz.” Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü yetkilileri konuyla ilgili “Biz ödüle, Beyoğlu Belediyesi'nin talebi doğrultusunda sadece sanatsal destek veriyoruz.” derken, Beyoğlu Belediyesi henüz bir açıklama yapmadı.

    Ödülün 2016 adayları

    Yılın Türk Müziği Beste ve Bestecisi: Şentürk Deveci, Prof. Dr. Zeki Atkoşar, Münir Nurettin Beken

    Yılın Türk Müziği Ses Sanatçısı: Güzin Değişmez, Bekir Ünlüataer, Atakan Aktaş

    Yılın Türk Müziği Saz Sanatçısı: Derya Türkan, Tahir Aydoğdu, Murat Aydemir

    Yılın Türk Müziği Yayını ve Yazarı: Serhan Aytan (Tanburi Cemil'in Gizli Konserleri), Murat Derin (İnci Çayırlı'nın Anıları), Doç. Dr. Güneş Ayas (Musiki Inkılabının Sosyolojisi), Kubilay Kolukırık (Türk Müzik Tarihinde Darülelhan ve D. Müzik Mecmuası)

    Yılın Türk Müziği Prodüksiyonu:

    Maragalı Abdülkadir (Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Tarihi Türk Müziği Topluluğu Yayınları), Matrakçı Nasuh XVI. Dönemi Türk Musikisi (Türkiye TURİNG ve Otomobil Kurumu ve İKASD Ortak Yayını), İstanbul Kemençesi MT&T.

    Yılın Türk Müziği Süreli Yayını: Kadem Musiki ve Edebiyat Dergisi, Musikişinas, Musiki Dergisi e-dergi, Rast Müzikoloji Dergisi e-dergi.

    Yılın Türk Müziği TV ve Radyo Programı: Müzik Yolcusu (Serkan Çağrı-TRT Müzik), Şarkılar Seni Söyler (Ahmet Özhan-Ömer Tuğrul İnançer-TRT Müzik), Arşivden Mikrofona (Radyo-TRT Nağme), Saz Söz Meclisi (Fikret Karakaya-TRT Nağme)

    Yılın Türk Müziği Akademisyeni: Yard. Doç. Dr. Ubeydullah Sezikli, Prof. Dr. Ahmet Hakkı Turabi, Doç. Dr. Fazlı Arslan.

    Hayat Boyu Başarı Ödülü: Necdet Yaşar, Mutlu Torun, Cüneyt Kosal, Erol Sayan (Türk müziğine katkılarından dolayı)

    Jüri Özel Ödülü: Cinuçen Tanrıkorur (15. vefat yıldönümü sebeiyle), Makam Farkı (TV&Radyo Programı)

    TÜRK MUSİKİSİ VAKFI AÇIKLAMASI

    İlki, 2013 yılı sonunda, bütün fikrî; ve sanatsal altyapısı ile bir Türk Musikisi Vakfı projesi olan ve Beyoğlu Belediyesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiğimiz "Itrî; Klasik Türk Musikisi Ödülleri”nin ikincisi için, geçen hafta aday listelerinin oluşturulup ilgililere gönderildiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

    Vakfımızın, 2013 yılındaki ilk ödüller için oluşturduğu “Büyük Jüri” içinde yer alan birçok ismin de elektronik ortamdan gönderilen mesajlarla oy vermeye davet edildikleri bilgisiyle beraber gelen çok sayıda soru ve eleştiri üzerine, vakfımız adına aşağıdaki açıklamaları yapma zarureti doğmuştur:

    1. İlk olarak, düzenlenen etkinliğin, Türk Musikisi Vakfı ile herhangi bir bağlantısı yoktur. Adından başlamak üzere tüm fikrî; ve sanatsal altyapısı vakfımıza ait olan bu ödüllendirme organizasyonunun ikincisi düzenlenirken, vakfımızdan nezaketen dahi olsa herhangi bir görüş yahut muvafakat alınmamıştır. Daha da üzücü olan, tarafımıza güvenerek teveccüh buyurduğunuz iletişim bilgileriniz, vakfımızın ve şahsınızın izni alınmaksızın kullanılmıştır.

    2. Nezaketen de olsa herhangi bir görüş yahut muvafakat alınmasından öteye, ödüllerin "ITRÎ" adına verilmesi, vakfımızın fikrî; ürünü olmasına ve dahi vakfımız adına tescili bulunmasına rağmen, bu isim de vakfımızın izin ve bilgisi dışında kullanılmaktadır.

    3. Fikre ve emeğe saygının gereği olan hususların ihlâl edilmesinin yanı sıra, adaylığa seçilen bazı isimler, aday gösterildiklerinden haberdar edilmediklerini; bu haberi kendilerini tebrik edenlerden öğrendiklerini belirtmiş ve serzenişlerini, tüzel kişiliğimizle özdeşleşmiş bir etkinlik olduğu için vakfımıza yöneltmişlerdir. Bu durum, hükmî; şahsiyetimizin zedelenmesine veya vakfımızın saygınlığından yararlanmaya yönelik kasıtlı bir davranış değilse bile adaylar ve kamuoyu nezdinde vakfımızın itibarına gölge düşürmüştür.

    4. Alelacele hazırlandığı her halinden belli olan aday dosyasında, ödüllendirmeye layık görülen sanatçılardan bazılarının ve hatta organizasyonda görevli olanlardan kimilerinin adlarının dahi hatalı yazımından, internetten sümmetedarik buluşturulan bilgilerin noktasına virgülüne dokunmadan “gerekçe” olarak yazılmasına; çok basit noktalama hatalarından anlam düşüklüklerine kadar, temsil iddiasında olunan sanatın ve ödüllendirilecek sanatkârların hiçbir surette lâyık olmadıkları bir özensizlik sözkonusudur. Vakfımız için esas üzüntü verici nokta, bu özensizliğin vakfımız ile irtibatlandırılıyor olmasıdır.

    5. Türk Musikisi Vakfı olarak, yukarıda belirttiğimiz hususlara rağmen, her aşamasında alın terimizin bulunduğu bir projemizin önemsendiğini ve “paylaşılamaz” derecede bir ilgiye mazhar olduğunu görmekten; devletimizin konuyla ilgili en yüksek temsil kurumu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nün de dâhil olmasıyla tekrarlanmasından kıvanç duyduğumuzu ifade etmeliyiz. Bu durum, vakfımızın eseri olan asıl çıkış noktasının, yani ödül sisteminin 2013 yılındaki ilk adımının başarılı ve takdire değer olduğunu ifade etmekte ve belgelemektedir. Ancak, fikrî; hakların korunması konusunda hakim ve sarsılmaz otorite olduğuna inandığımız Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, bu ödüllendirme sürecinin, Türk Musikisi Vakfı'nın özgün bir projesi olarak temayüz ettiği ve vakfımızın fikri kaynakları kullanılarak gerçekleştirildiği noktasında doğru bilgilendirilmediği kanaatindeyiz.

    Bu kısa bilgilendirme ile ifade ettiğimiz rahatsızlıklara ve işaret ettiğimiz eksikliklere rağmen, etkinliğin Türk Musikisi câmiasına hayırlı olmasını dileriz. Türk Musikisi Vakfı olarak İzzettin Ökte Külliyatı, Bekir Sıdkı Sezgin Külliyatı, Dar'ül-Elhan Külliyatı, Türk Müzik Kültürünün Hafızası, İstanbul Mimarisinin Müziği, Alaturca Records, vb. gibi çok sayıda nitelikli ve kalıcı projelere destek olarak, musikimizin, ülkemizde ve dünyada hakettiği noktaya gelmesi için ara vermeden çalışacağımızı; ayrıca tüm fikrî; ve sanatsal altyapısı vakfımıza ait olan “Itrî; Ödülleri”ni, hakiki hedefi doğrultusunda ve amacına uygun olarak, sizlerin de ilgi ve desteklerinizle gerçekleştirmeye devam edeceğimizi beyan ederiz.


    0 0

    2012 yılından itibaren yayımcılık sektörünün bandrol talebini karşılayan tek kurum olan Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (YAYFED), 2015 yılında yayımlanan kitaplarla ilgili verileri açıkladı.

    YAYFED'in verilerine göre, 2015 yılında sektör yüzde 12'lik büyüme kaydederek tüm zamanların en yüksek oranına ulaştı. Buna göre 2015 yılında 384 milyon 54 bin 363 adet kitap basımı gerçekleşti. Basılan kitaplar arasında yüzde 55'le en büyük pay eğitim kitaplarında olurken, onu yüzde 17'yle araştırma-inceleme kitapları izledi. Edebiyat-sanat (kurgu) kitaplarında yayımlanma oranı ise yüzde 5'te kaldı. 2015 yılında ayrıca 6,82 milyon adet kitap da ithal edildi.

    YAYFED 2015 yılında yayımcılık alanında kaydedilen verileri açıkladı. YAYFED'in verilerine göre, yayımcılık sektörü, yıllık bazda değerlendirildiğinde 2015 yılının bir önceki yıla göre yüzde 12'lik bir büyüme ve 384 milyon 54 bin 363 adet basım ile bütün zamanların en yüksek adedine ulaştı. Son 5 yılın verileri incelendiğinde sektörün sürekli bir büyüme kaydettiği ortaya çıktı. Buna göre, geçen yıl en çok eğitim kitaplarının basımı gerçekleşti.

    AKADEMİK KİTAPLAR YÜZDE 1

    Sektörün yüzde 55'ine karşılık gelen eğitim kitaplarının basımı bir önceki yıla göre yüzde 2 artış gösterdi. Eğitim sektörünü yüzde 17 ile yetişkin araştırma-inceleme kitapları izledi. Dini kitaplar tüm kitap basımının yüzde 14'üne karşılık gelirken, çocuk-gençlik kitapları yüzde 8, yetişkin kurgu edebiyat-sanat kitaplarının oranı ise yüzde 5'te kaldı. Akademik kitapların basımı ise sektörün yüzde 1'ine karşılık geldi.

    ARALIK AYINDA 24.3 MİLYON KİTAP YAYIMLANDI

    YAYFED'in açıkladığı verilere göre, sadece 2015 Aralık ayında 24 milyon 393 bin 462 kitap yayımlandı. 2014 Aralık ve 2015 Aralık verileri karşılaştırıldığında adet bazında yaklaşık aynı adette bandrol talebi karşılandı. YAYFED açıklamasında "Yayımcılık sektöründeki büyüme ülke ekonomik büyümesinin çok üzerinde gerçekleşmiştir. 2016 yılı için büyüme eğiliminin artarak devam edeceğini öngörmekteyiz." ifadelerine yer verildi.

    6,81 MİLYON KİTAP İTHAL EDİLDİ

    2015 yılı ithal edilen kitap sayısı ise 6,81 milyon adet oldu. İthal edilen kitaplar sektörün yüzde 2'sine karşılık geldi. 2013 ve 2014 yıllarında ithal edilen kitap sayısı 6,3 milyon adet iken ithal kitaptaki büyüme yüzde 8 ile yayımcılık sektörünün genel büyümesinin gerisinde kaldı.


    0 0

    Beyoğlu'ndaki ‘Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi', her yıl 11-16 Ocak tarihleri arasında kutladığı Romanya Milli Kültür Günü etkinliklerine devam ediyor.

    Romenlerin milli şairi Mihai Eminescu adına yarın akşam saat 18.00'de ‘Mihai Eminescu Şiir Akşamı' düzenlenecek. Şair, çevirmen ve yayıncı Mesut Şenol ve Maltepe Üniversitesi öğretim görevlisi Mihaela Ünal gecede şairin Romenceden Türkçeye çevrilmiş şiirlerini iki dilde okuyacak. (www.icr.ro) (0212 292 43 45)


older | 1 | .... | 342 | 343 | (Page 344) | 345 | 346 | .... | 375 | newer