Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 372 | 373 | (Page 374) | 375 | newer

    0 0

    Hakkari'nin Yüksekova ilçesindeki operasyon sırasında evleri yıkılan Danış çifti, ikinci kez aynı mağduriyeti yaşadıklarını belirtti.

    İlçede 13 Mart'ta ilan edilen ve 30 Mayıs'ta kısmi zamanlı olarak kaldırılan sokağa çıkma yasağı sırasında yaşanan çatışmalardan dolayı evleri yıkılan Danış ailesi, yardım bekliyor. İlçenin Cumhuriyet Mahallesi'nde oturan 70 yaşlarındaki Hamdi ve Server Danış çifti, gidecek yerleri olmadığı için yıkılan evlerinin önünde kalıyor.

    50 yıl boyunca inşaatlarda çalıştığını belirten Hamdi Danış, “Ben şu anda 70 yaşındayım. Bu başıma gelen ikinci felaket. Daha önce de köylerimizdeki evlerimizden olduk. Göç edip buralara yerleştik, şimdi aynı felaketi bir daha yaşadık. 70 yaşımdan sonra artık tekrar çalışıp bir ev yapabilecek takatim yok. Evim yerle bir olmuş. Bahçemde yüzlerce meyve ağacı vardı, tüm meyve ağaçları kurumuş” dedi.

    Çaresizce ortada kaldıklarını belirten Danış, “Allah'tan şu anda bir kapı açmasını bekliyoruz. Zararımız ne zaman karşılanır bilmiyorum. Yaşım ilerlediği ve hasta olduğum için çalışacak durumum da yok. 7 ameliyat geçirdim. İlçe Kaymakamlığı ve belediye tarafından dağıtılan gıda yardımları dışında şu ana kadar bir yardım almadık. Gidecek yerimiz yok, dışarıda kalıyoruz. Yetkililerden bir an önce mağduriyetlerimizin giderilmesini istiyoruz” diye konuştu.


    0 0

    Bursa Büyükşehir Belediyesince düzenlenen Uluslararası Bursa Altın Karagöz Halk Dansları Yarışması'nda, birincilik ödülünü Türkmenistan ekibi kazandı.

    Bursa Büyükşehir Belediyesince bu yıl 30'uncusu düzenlenen Uluslararası Bursa Altın Karagöz Halk Dansları Yarışması'nda, birincilik ödülünü Türkmenistan ekibi kazandı.

    Bosna Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Cibuti, Gürcistan, Hindistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), Karadağ, Kazakistan, Kore, Kırgızistan, Kolombiya, Kosova, Litvanya, Makedonya, Meksika, Polonya, Romanya, Şili, Tunus, Türkmenistan, Ürdün ve Yunanistan'dan halk dansları toplulukları, Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu'nda son kez performanslarını sergiledi.

    Geleneksel kıyafetleriyle sahne alan katılımcı grupların, ülkelerinin dansları ve kültürlerini tanıttığı etkinliğe sanatseverler ilgi gösterdi.

    Jürinin değerlendirmesi sonucu birinciliği elde eden Türkmenistan ekibi, "Altın Karagöz Ödülü" ve 10 bin avronun sahibi oldu. Yarışmada ikinciliği Gürcistan, üçüncülüğü ise Şili ekipleri elde etti.


    0 0

    Bilecik'te yaşayan 74 yaşındaki çömlek ustası Salim Yaşar, çocukluğunda babasından öğrendiği mesleğinde yarım asrı geride bıraktı.

    Bilecik'in Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık köyünde yaşayan ve mesleğinde yarım asrı geride bırakan 74 yaşındaki çömlek ustası Salim Yaşar, çömlekçiliğin yaşatılması için desteklenmesini istedi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığınca verilen "sanatçı tanıtım kartı" sahibi de olan Yaşar, elleriyle yoğurup şekillendirdiği toprak vazo, biblo ve testileri, tarihi şahsiyetlerin portrelerini işleyerek sanat eserlerine dönüştürüyor.

    Bulgaristan'dan gelen göçmenler tarafından yaklaşık 150 yıl önce kurulan Kınık köyünde oturan Yaşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, baba mesleğini ömrünün sonuna kadar yaşatacağını söyledi.

    Yaşar, Kültür ve Turizm Bakanlığının kendisini "sanatçı" belgesine layık gördüğü için onur duyduğunu dile getirerek, "Topraktan geliyor ekmeğimiz, aşımız. Toprağa dökülüyor terimiz, gözyaşımız. Bitmez tükenmeyen toprakla, sanatla savaşımız. Bu toprağın göğsünde dinlenecek başımız." dedi.

    "Yaşadığım yerin tarihine ışık tutmaya çalışıyorum"

    Mesleğe 13 yaşında babasının yanında başladığını ifade eden Yaşar, şöyle konuştu:

    "1969 yılında Almanya'ya gittim. 14 yıl porselen fabrikasında çalıştıktan sonra tekrar köyüme dönerek mesleğime devam ettim. 1992 yılında Vietnam'da çömlek ustası olarak çalıştım. 5 yıl süreyle Vietnamlılara çömlekçiliği öğrettim. 5 yıl sonra döndüğüm köyümde, farklı ürünler üretmeye başlayarak sanatımı kaldığım yerden devam ettirdim. 50'den fazla fuar ve organizasyonlara katıldım. Birçok alışveriş merkezi ve okullarda etkinliklere katılarak çömlekçiliği tanıtıp, sevdirmeye çalıştım. Ben kişisel tasarımlarımla hem kaybolmaya yüz tutan mesleğimi yaşatmanın mücadelesini veriyor hem de yaşadığım yerin tarihine ışık tutmaya çalışıyorum."


    0 0

    "Efendi ve Aşim:Köprü ve Ötesi Mührün Sırrı" isimli kitabını okuyucuyla buluşturan yazar Akbaydar, Harry Potter tarzındaki kitap ve filmlerin çocukları olumsuz yönde etkilediğini ileri sürdü.

    "Efendi ve Aşim:Köprü ve Ötesi Mührün Sırrı" isimli ilk kitabını okuyucuyla buluşturan gazeteci-yazar Neslihan Akbaydar, Harry Potter tarzındaki kitap ve filmlerin çocukların hayal dünyasını olumsuz yönde etkilediğini ileri sürdü.

    Gazetecilik mesleğini 23 yıldır sürdüren Akbaydar, uzun süredir üzerinde çalıştığı fantastik roman serisinin ilk kitabının yazım sürecine ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, mesleği dolayısıyla farklı ortamlarda çok fazla insanla tanıştığını söyledi.

    Tanıştığı insanlardan bazılarının yaşamlarında birden bire meydana gelen sıra dışı ve kötü gidişi durdurmak, sorunlara çare bulmak üzere kendilerinden yardım istemeye başladığını belirten Akbaydar, "Bu hikayelerle bana gelmelerine önce şaşırıyordum. Hikayelerini niye bana anlatıyorlardı anlamıyordum? İki yıl kadar sürekli böyle insanlarla bir arada kaldım." diye konuştu.

    "10 yıl büyü konusunu araştırdım"

    Akbaydar, çevresinde yaşananlardan etkilenerek, 10 yıl boyunca büyü konusunu araştırdığını ifade ederek, şöyle devam etti:

    "Büyü, Kuran'daki ayetlerde net bir şekilde yasaklanmıştır. Allah, 'Büyüyü yapan, yaptıran, götüren, getiren ve vesile olanların hiçbiri benim cennetimin yüzünü göremeyecek.' diyor. Buna rağmen insanlar, insanlara doğa üstü varlıkları ve onların güçlerini kullanarak gerçekten kötülük yapıyor. Tıpkı Felak Suresi'nin söylediği gibi büyüyle, kötülük yaptıran insanlar var."

    Akbaydar, araştırmalarının boşa gitmemesi için "Efendi ve Aşim: Köprü ve Ötesi Mührün Sırrı" kitabını yazdığını belirterek, kitapta kendisine anlatılan hikayeler ile bire bir gördüğü olaylardan alıntı yaptığını ve olayları yaşayan kişilerin isimlerini değiştirdiğini dile getirdi.

    Kitabının diğer dillere çevrilerek, yabancı okuyucuya ulaşmasını da istediğini aktaran Akbaydar, şöyle devam etti:

    "Oradaki insanlara, 'Sizin büyücü Gandalf'ınız ve Harry Potter'ınız maalesef yanlış örnekler. İsterseniz bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım. Bahsettiğiniz büyü, güç ve sihirle bu varlıkların güçlerinden faydalanmanın gerçek hayatta insanlara nelere mal olduğunu gelin hep birlikte görelim' dediğim bir kitap oldu. Bütün seri boyunca Efendi ile Aşim'in kahramanlık hikayesini ve insanlara zarar veren bu varlıklarla verdiği mücadeleyi okuyacağız."

    Akbaydar, kitabında bütün fantastik romanlarda olduğu gibi iyilerle kötüleri savaştırdığını ifade ederek, "Kendimizi dünyayı kurtarma macerasının içinde bulacağız. Araştırma sürecinde çok sayıda kişinin hikayesini dinledim ve bu konuda çalışan bir hocanın çalışmalarını uzun yıllar izledim. Toplam 6 kitaplık bir seriye imza atacağım." dedi.


    0 0

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, Osmanlı padişahlarının şiir dünyasının kapılarını aralayan "Saraydan Şiirler" kitabını okuyucuyla buluşturdu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ, Osmanlı padişahlarının şiir dünyasının kapılarını aralayan "Saraydan Şiirler" kitabını okuyucuyla buluşturdu.

    Osmanlı Devleti'ni yönetmenin yanı sıra, şiir yazan 25 Osmanlı padişahının şiirlerinin yer aldığı kitap, merhum tarihçi Vahid Çabuk tarafından kaleme alındı.

    Osmanlı'nın şiir dünyasının kapılarını aralayan kitapta, Yıldırım Bayezid'den Sultan Mehmed Reşad'a 25 Osmanlı padişahının hayat hikayeleri de okuyucuya sunuluyor.


    0 0

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, Osmanlı padişahlarının şiir dünyasının kapılarını aralayan "Saraydan Şiirler" kitabını okuyucuyla buluşturdu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ, Osmanlı padişahlarının şiir dünyasının kapılarını aralayan "Saraydan Şiirler" kitabını okuyucuyla buluşturdu.

    Osmanlı Devleti'ni yönetmenin yanı sıra, şiir yazan 25 Osmanlı padişahının şiirlerinin yer aldığı kitap, merhum tarihçi Vahid Çabuk tarafından kaleme alındı.

    Osmanlı'nın şiir dünyasının kapılarını aralayan kitapta, Yıldırım Bayezid'den Sultan Mehmed Reşad'a 25 Osmanlı padişahının hayat hikayeleri de okuyucuya sunuluyor.


    0 0

    İspanyol şarkıcı Buika, Turkcell Yıldızlı Geceler konserleri kapsamında İstanbul'da müzikseverlerle buluşacak.

    İspanyol şarkıcı Buika, Turkcell Yıldızlı Geceler konserleri kapsamında İstanbul'da müzikseverlerle buluşacak.

    Sanatçı, Çeşme ve Bodrum konserlerinin ardından, 7 Ağustos'ta Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahne alacak.

    Birçok şarkısı filmlerde ve televizyon dizilerinde de kullanılan Buika, ikinci albümü "Mi Nina Lola" ile "İspanyol Müzik Ödülleri"nde "En İyi Prodüksiyon" ve "En İyi İspanyolca Albüm" dallarında, "El Ultimo Trago" albümü ile de "Latin Grammy Ödülleri"nde "En İyi Tropikal Albüm" dalında ödüle layık görüldü.


    0 0

    Henüz 10 yaşında onlarca beste yapan ve “Hedefim Fazıl Say gibi büyük bir piyanist olmak” diyen Mersinli minik piyanist Birgülüş Beril Esen, müzik yeteneğiyle şimdiden geleceğin yıldızı olmaya aday.

    Bestelerini tüm dünyaya aktarmayı amaçlayan Birgülüş, isteğini tek cümleyle ifade etti: “Müzikle dolsun dünya.”,

    Birgülüş Beril Esen, henüz 10 yaşında Mersinli müzik tutkunu minik bir deha. Nilgün-Kenan Esen çiftinin tek çocukları Birgülüş'ün, bu minik yaşında bile onlarca yeteneği var. Gelecek Koleji'nde okuyan ve 5. sınıfa geçen, anne ve babasının bebekliğinden itibaren klasik müzik dinleterek büyüttüğü, henüz bebekken konserlere götürdüğü Birgülüş, müzik yeteneğini 4 yaşında göstermeye başladı. Ailesinin aldığı orgla 4 yaşında tanışan Birgülüş, kendisine akordeonla eşlik ettiği annesiyle birlikte şarkılar çalmaya başladı.

    10 yaşında 30'a yakın bestesi var

    8 yaşında piyano çalmak istediğini söylemesiyle eve alınan piyano, Birgülüş'ün müzik yaşamında büyük bir adım oldu. Piyano çalmaya başlamasıyla kendi bestelerini de yapmaya başlayan Birgülüş'ün daha şimdiden 30'a yakın bestesi var. Dünyaca ünlü bestecilerin eserlerini piyanoda hiç zorlanmadan yorumlayan Birgülüş, geçen yaz başladığı bağlama ve önümüzdeki yıl başlayacağı kemanla da çaldığı enstrüman sayısını artırmayı hedefliyor.

    BİLSEM'in müzik bölümünü birincilikle kazandı

    Geçen yıl Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Mersin Bilim ve Sanat Merkezi'nin (BİLSEM) müzik bölümünü birincilikle kazanan Birgülüş, hem okuluna gidiyor hem BİLSEM'e devam ediyor hem de Turhan Alıcı Kültür Merkezi'nde piyano ve bağlama derslerine devam ediyor. Burada, piyano öğretmeni Yılmaz Soğuk'tan piyano, bağlama öğretmeni Turhan Alıcı'dan da bağlama dersleri alan Birgülüş, İHA muhabirlerine kendi bestesi ‘Opsidiyen' ve ‘Hüzün' ile Johann Sebastian Bach, Johann Friedrich Franz Burgmüller gibi dünyaca ünlü bestecilerin eserlerinden mini bir konser verdi.

    Bağlamadaki yeteneğini de sergileyen Birgülüş, hedeflerini ve müzik yolculuğunu İHA'ya anlattı. Henüz 4 yaşındayken annesinin aldığı orgla çalmaya başladığını belirten Birgülüş, “Daha sonra artık piyano çalmak istediğimi söyledim ve 2. sınıfta piyanoya başladım. O zamandan bu yana da piyano çalışıyorum. İlk başta öğretmenim yoktu, bana annem öğretti. Annem akordeon çalıyordu. Annem ve babam da destek oluyorlar bana. Annem bana eskiden bildiği parçaları çalıyor bazen piyanonun karşısına geçip. Ben de onları çalmaya çalışıyorum. Ayrıca bazı zamanlarda yapılmış besteleri kimsenin yardımı olmadan çıkartıyorum” dedi.

    “Piyanoya başladığım zaman beste yapmaya da başlamıştım”

    İlk bestesini piyano çalmaya başladığı 8 yaşında yaptığını ve o günden bu yana da beste yapmaya devam ettiğini söyleyen Birgülüş, “İlk bestemi yaptığımda içimden bir melodi geçmişti. Sonra öğretmenimin verdiği biraz daha zorlaşan parçaları çalarken aklıma değişik melodiler geldi. Onlarla da beste yapıp isimlendirmeye başladım. Şu ana kadar kaç bestem olduğunu bilmiyorum, sayamayacağım kadar çok. 2. sınıftan bu yana, piyanoya başladığım zaman beste yapmaya da başlamıştım. Anneler Günü gibi özel günlerde çalıyorum bestelerimi. Misafir geldiğinde de konser veriyorum” diye konuştu.

    “Hedefim, Fazıl Say gibi büyük bir piyanist olmak”

    Geçen yaz 1,5 ay bağlama dersi aldığını, önümüzdeki yıl da keman çalmayı öğreneceğini dile getiren Birgülüş, piyanoda yaptığı bestelerini de Türkiye ve tüm dünyada yaşanan olaylar üzerine kurgulayabiliyor. En sevdiği canlıların kediler olduğunu ve onlar için besteler yaptığını belirten Birgülüş, “Bir ara bombalar patlamıştı, onlar için hüzünlü bir beste yapmıştım. Mutlu olduğumda da yaparım. Konserlerde çalan müzikleri değiştirerek, bazen de sevdiklerime beste yapıyorum” şeklinde konuştu.

    Beste yapmaya da devam edeceğini kaydeden Birgülüş, hedefini ise şöyle anlattı: “İlerideki hedefim, Fazıl Say gibi büyük bir piyanist olmak. Özel bir yere gittiğimizde orada çalan müziği aylarca aklımda tutup içimde seslendiriyorum. Sonra farklı müzikler yapıyorum. Hep kafamda, bazen aklımın gittiği de oluyor. Tüm bestelerimi dünyaya aktarmak istiyorum. Onlar da böyle yarpsınlar, müzikle dolsun dünya.”

    “İleride Birgülüş Beril Esen bestelerini dinleyeceğiz”

    Birgülüş için “Gururumuz, medarı iftiharımız” diyen bağlama öğretmeni Turhan Alıcı da Birgülüş'ün müziği çok severek yaptığını vurguladı. Alıcı, “Onunla birlikte çalışmak bizim için çok kıymetli bir şey. Batı müziği atölyemizde Yılmaz Hocamızın öğrencisi. Çok güzel çalışıyorlar, birlikte çok iyi şeyler yaptılar. Birgülüş'ü özel kılan şey, doğru çalgıyla doğru işi yapıyor. Birgülüş, yaptığı işle çok bütünleşen, onu çok seven bir çocuk. Sürekli çalıyor, sürekli egzersiz yapıyor, derdini anlatıyor, bir şey söylüyor bize besteleriyle. Çok güzel şeyler üretiyor. İleride duyacaksanız, Birgülüş Beril Esen bestelerini dinleyeceğiz. Biz şimdi dinlerken bile gerçekten şaşırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Doğduğundan bu yana müzikle büyüdü”

    Anne Nilgün Esen ise Birgülüş'ün doğduğundan bu yana müzikle hep iç içe olduğunu, bebekken hep klasik müzik dinleterek büyüttüklerini söyledi. Daha sonra konserlere, opera ve bale gösterilerine götürmeye başladıklarını anlatan Anne Esen, şöyle devam etti:

    “Orada hep uyurdu, küçücüktü çünkü. Ama bir fark ettik ki, uyanık olduğu bir zamanda aslında uyurken dinlemiş olduğu müziği bize söylüyor. O zaman ben ‘Bu kızda gerçekten bir müzikal yetenek var' dedim. Sonra anaokulunda öğretmenleri keşfettiler, mutlaka bir müzik aletine yönlendirilmesi gerektiğini söylediler. Birinci sınıfla birlikte piyanoyla başladık. Doğru bir enstrümanla başladık galiba ki, çok güzel bütünleşti piyanoyla. Ben en çok onun bestelerini seviyorum. Çünkü Birgülüş çok farkındalığı olan bir çocuk. Türkiye ve dünyadaki bütün olayları izliyor, onlar için besteler yapıyor. Bir ara bombalar patladığında onun için beste yapmıştı. Suriyeliler için besteler yaptı. İlk bestesi zaten benim içindi, ‘Canım Annem' bestesini yapmıştı. Ben onun bu şekilde gitmesini ve ileride farkındalığı olan gerçek bir sanatçı olmasını diliyorum. Gurur duyuyorum kızımla, çok seviyorum onu.”

    “Kalbinin melodilerini dinliyorum”

    Kızından piyano öğrenmeye başlayan baba Kenan Esen de duygularını şu cümlelerle dile getirdi:

    “Ben onu dinlerken çok heyecanlanıyorum, çok duygulanıyorum. Onun direk kalbinin melodilerini dinliyorum. Herkesin, tüm dünyanın da dinlemesini arzu ederim. Çünkü çok güzel bir kalbi var. Tüm çocukların kalbi zaten çok güzel, yeter ki, ortaya çıkartılabilsin, doğru bir yöne sevk edilebilsin. Ona inanıyorum. Sonuna kadar desteğimiz sürecek kızımıza. Canımız feda ona.”


    0 0

    New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nin konuk sanatçı programı çerçevesinde çalışmalar yapan İstanbul doğumlu sanatçı Peter Hristoff, Türkiye'de dokuttuğu halılardan oluşan bir sergi açtı.

    New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nin konuk sanatçı programı çerçevesinde çalışmalar yapan İstanbul doğumlu sanatçı Peter Hristoff, Türkiye'de dokuttuğu halılardan oluşan bir sergi açtı.

    New York'un tanınan güzel sanatlar okulu School of Visual Art'ta (SVA) öğretim görevlisi olan Hristoff, müzenin eğitim bölümündeki stajyer lise öğrencileriyle gerçekleştirdiği proje kapsamında, Türkiye'deki bir halı atölyesinde Türk kilim desenlerini kullanarak halılar dokuttu.

    Hristoff'un İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Çamlık köyündeki bir halı atölyesinde dokuttuğu halılar, müzenin giriş katındaki eğitim bölümü salonunda gösterilmeye başlandı.

    AA muhabirine halı konusundaki çalışmaları hakkında bilgi veren Hristoff, müzedeki halı projesiyle, yıllardır yapmayı düşündüğü hayalini gerçekleştirdiğini bildirdi.

    Hristoff sözlerini şöyle sürdürdü:

    "1990'lardan beri halı desenleri çiziyorum. Niyetim her zaman, bir gün Türkiye'ye gidip, halılar dokutmaktı. 2005 senesinde Ayasofya Müzesi'nden orada sergi yapmak üzere bir teklif geldi. Ancak kendi kendime düşündüm, resimlerim Ayasofya Müzesi için hem konu olarak hem boya olarak uymaz. Ona göre karar verdim. İlk desenlerimi alıp, Türkiye'de halı olarak dokutayım istedim. O zaman 10 tane halı dokuttum."

    Bu sergiden bir yıl sonra Türkiye'de "Meandros Projesi"den, Aydın'ın Söke ilçesine bağlı Güllübahçe köyünde yaz boyunca kalıp oradaki festival için bir seri halı hazırlama teklifi alan Hristoff, bunu memnuniyetle kabul ettiğini söyledi. Hristoff daha sonra bu projeye uygun motifler çizip, ardından da o motifleri kullanarak halı kompozisyonlarından oluşan eserlerini sergilediğini belirtti.

    Metropolitan'da açtığı sergideki halıların biraz farklı olduğunu ifade eden Hristoff, önceden çalıştığı atölye yerine, çalışmalarını Selçuk ilçesine bağlı Çamlık köyündeki Can halı atölyesinde dokutarak bu projeyi gerçekleştirdiğini bildirdi.


    0 0
  • 07/13/16--14:00: SADAT, milli bir projedir
  • FETÖ ve PKK medyasının türlü iftiralarla hedef haline getirdiği Uluslararası Savunma Danışmanlık, İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (SADAT) Yönetim Kurulu Başkanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, iddiaların arkasında Türkiye'nin milli menfaatlerini baltalamak isteyen uluslararası odakların bulunduğunu söyledi.

    FETÖ ve PKK yanlısı medyada günlerdir SADAT'ın silahlı komando eğitimi verdiği, DAEŞ'lileri eğittiği gibi ciddiyetten yoksun iddialar dillendiriliyordu. İddiaları Zaman aracılığıyla cevaplandıran Tanrıverdi, bu yayınların savunma sanayii hizmetlerinin engellenmesine yönelik oyunlar olduğunu söyledi. “SADAT'ın faaliyetleri uluslararası önemi olan ve milli meseledir.” dedi.

    SADAT ÜZERİNDEN CUMHURBAŞKANI'NA İFTİRA

    Türkiye'de savunma sanayii hizmet sektörü oluşturulması ve sektörün mevzuatının çıkarılması için çabaladıklarını söyleyen Tanrıverdi, TBMM ve Genelkurmay Başkanlığı nezdinde bu yönde girişimleri olduğunu anlattı. 2012'de de, Türkiye'de savunma sanayii hizmet sektörü oluşturmaya yönelik girişimleri sırasında haklarında iftira niteliğinde yayınlar yapıldığına dikkat çeken Tanrıverdi, “Basında akla mantığa sığmayacak iddialar yer alıyor. Karalama kampanyalarının iki ayağı var. Birinci ayağı, SADAT'ı gizemli bir konuma oturtup arkasından SADAT üzerinden Cumhurbaşkanı'na yüklenmek, iftira kampanyalarına malzeme yapmak. İkincisi de Türkiye'de devrim niteliğinde olan savunma sanayii hizmet sektörünün oluşmasına dönük kanun teklifi gündeme gelince, bu alanda faaliyet yapan küresel güçlerin çıkarlarının zedelenmesi ihtimali doğdu. Bunu önlemeye yönelik kara propaganda yapıyorlar.” dedi.

    SADAT hakkında basında yer alan iddiaların tamamen asılsız, yalan ve muhalefetin en çirkini olduğunu dile getiren Tanrıverdi, “SADAT hiçbir terör örgütüyle ilişkilendirilemez. Terörist veya herhangi bir terör örgütü ile eğitim verecek bir misyonu yoktur. Terör örgütü üyelerine kamplarda eğitim verildiği katmerli bir yalandır. Suriye'deki muhalefetle veya oluşumla herhangi bir konuda işbirliği ve eğitim verme gibi bir durum yoktur. SADAT'ın herhangi bir kampı yoktur. Bunlar tamamen masa başında atılan iftiralar silsilesidir.” ifadelerini kulandı.

    ‘SADAT RAKİPLERİNİ RAHATSIZ ETTİ'

    ABD'nin SADAT'a benzer 70'e yakın farklı şirketinin olduğunu ve küresel güçlerin benzer birçok şirketlerinin halen İslam coğrafyasında faaliyet gösterdiğini aktaran Tanrıverdi, “Bu devletler mevzuatlarını, kanunlarını savunma sanayii hizmetlerini, dış politikaya yönelik düzenlemişlerdir. SADAT'ın mevzuat ve kanun öneri faaliyetleri, uluslararası sektördeki rakiplerini rahatsız etti. Onun kontrolündeki Türkiye ayaklarında, SADAT'a karşı bir karalama kampanyası oluşturuldu.” diye konuştu.

    ‘MESELE MİLLİ BOYUTLARDADIR'

    SADAT'ın İslam devletlerinin tek çatı altında toplanması ve savunma işbirliğinin sağlanmasına yönelik mevzuat çalışmaları yapan şirket olduğunu belirten Tanrıverdi, şunları söyledi: “SADAT, Müslüman coğrafyada faaliyet gösteren Batılı savunma danışmanlık şirketlerinin yerini almaya taliptir. Türkiye'de bu konuda SADAT gibi şirketlerin artmasını sağlayacak mevzuatın oluşmasını Batılı güçler kendilerine büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Temennimiz odur ki devlet mekanizması da bu sektörün önemini daha iyi kavrar. Çünkü bu tür karalama kampanyaları devletin bu konuda karar alma mercilerini tereddüde düşürüyor. Bu mesele milli boyutlardadır. SADAT olarak benzer şirketlerin çoğalması için uğraş veriyoruz.”

    ‘FETÖ-PKK HEDEFE ALIYORSA ALTINDA HAYIRLI BİR İŞ VARDIR'

    Mevzuatın çıkması halinde Türkiye'nin sektörde İslam dünyasıyla, savunma sanayii ve savunma ittifakı konusunda güçleneceğini belirten Tanrıverdi, “Bu konu uluslararası önemli bir konu ve milli meseledir. Böyle bir durumu bu derecede çirkin iftiralarla karalamaya çalışmak ancak milli olmayan çevrelerce mümkündür. FETÖ-PKK ve bazı medya kuruluşlarının bir kurumu, bir şirketi veya kişiyi hedefe alıyorsa biliniz ki altında hayırlı bir iş vardır. Küresel güçlerin menfaatlerini destekleyen çirkin muhalefetin yaptıklarını görüyoruz.” şeklinde konuştu.


    0 0

    Dünya tarihinin en büyük imparatorluğunun hüküm sürdüğü ve Türklerin ana yurdu olan Moğolistan'ın bağımsızlığını ilan ettiği 1921'den beri ülkede milli bayram olarak Naadam Festivali düzenleniyor.

    Festivalde yöresel kıyafetlerini giyen Moğollar birbirinden renkli sahne oluşturdular. 8 yıldan beri görevde olan Moğolistan Cumhurbaşkanı Elbegdorj Tsakhia'nın, görev süresi dolması nedeniyle bu yıl son kez açılışını yaptığı festivalde yerel kıyafetlerle Moğol dansı yapması izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. At kuyruğundan yapılmış Moğol sancağının stada dikilmesi ve bir tarafta Şaman ateşinin yanmasıyla başlayan festivalde Moğol İmparatorluğu'nun kuruluşu ve Cengiz Han'ın savaşlarını binlerce asker, atlarla, ses ve efekt eşliğinde müthiş bir gösteriyle canlandırdı. Festival nedeniyle otellerde yer kalmazken, gelen yabancı turistler, Moğol göçebelerinin geleneksel ‘Ger' ya da ‘Yurt' adı verilen çadırlarında misafir oldu. Festivalde Sumo güreşçileri, attığını vuran keskin nişancı okçulardan, âşık oyuncuları ve Moğolistan'ın uçsuz bucaksız çayırlarında dayanıklılığı ile ünlü Moğol atları üzerinde rüzgârla yarışan aralarında 5-8 yaş grubunun da olduğu 372 atlının katıldığı 25 kilometrelik yarış da nefes kesti. Moğol geleneklerine göre yarıştan sonra birinci gelen atın terini silmenin o kişiye uğur getirdiğine inanılıyor. Önceki yıllara nazaran büyük bir ilgi gören Naadam Festivali'ni 5 bini yabancı turist olmak üzere binlerce kişi izledi. CÜNEYT BİTİKÇİOĞLU MOĞOLİSTAN


    0 0

    İstanbul'da düzenlenen UNESCO Dünya Miras Komitesi 40. Oturumu kapsamında Tophane-i Amire'de Mimar Sinan sergisi açıldı.

    Serginin açılış töreninde konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ahmet Selamet, vefatının üzerinden 428 yıl geçmesine rağmen günümüz mimarlarının onun eserlerini hâlâ hayranlıkla izlediğini, eserlerindeki mekân kullanımıyla akustik sistemine gıptayla baktıklarını belirtti. Mimar Sinan'ın dehasının daha iyi anlaşılması için bu serginin çok önemli olduğunu vurguladı. Bugüne kadar gerçekleşen en kapsamlı Mimar Sinan sergisi olduğunu ifade eden Selamet, İstanbulluları ve şehrimizi ziyarete gelenleri bir ay sürecek bu muhteşem sergiye davet etti. Mimar Sinan üzerine yapılan sergi, ‘gök', ‘kubbe' ve ‘boşluk' kavramları üzerine inşa edilmiş ve Mimar Sinan'ın, özellikle Şehzadebaşı, Süleymaniye ve Selimiye camilerini gökkubbeyle ilişkilendirme yaklaşımı, gökkubbenin boşluğuyla yapının doluluğunun yer değiştirmesi anlamına geliyor. Sergide 30 ana fotoğraf ve 60'ı aşkın yardımcı fotoğraf bir araya getirildi ve bu çalışmanın bir kitabı da basıldı. YASİN İŞLEYEN İSTANBUL


    0 0
  • 07/14/16--14:00: İlk 'Türk' sözcüğü
  • TİKA'nın koordinasyonuyla Bilge Tonyukuk anıt alanında kazı çalışmaları yapan Prof. Ahmet Taşağıl ve ekibi iki yeni yazılı taş anıt buldu. Anıtlarda Türklerin birlik-beraberliği, düşmanla işbirliği yapan içerideki hainlere karşı neler yapıldığı, kazanılan zaferler anlatılıyor.

    Moğolistan'da iki yeni Türk taş anıtı bulundu. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nın (TİKA) koordinasyonuyla yapılan çalışmalar sonunda, Bilge Tonyukuk anıt alanında toprak altından çıkarılan taşların en önemli özelliği, ‘Türk' sözcüğünün geçtiği en eski yazılı kaynak olması. Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'a 20 kilometre uzaklıktaki Nalayh ilçesinde yer alan 725 senesine ait Bilge Tonyukuk anıt alanında yapılan kazılarda, iki yeni Türkçe anıt bulundu. Yeditepe Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl başkanlığında yürütülen çalışmalarda çözümü yapılan metinlerde, Türklerin Orta Asya'dan dünyaya yayılması, düşmanlara karşı tutumu, birlik ve beraberlik ruhunun sağlanması gibi önemli konulara yer veriliyor.

    Birinde 35, diğerinde 27 satır var

    Kazı alanında sorularımızı yanıtlayan Prof. Taşağıl, Türkiye'nin Türk tarihine ilişkin önemli varlıkları TİKA vasıtasıyla dünyanın birçok yerinde korumaya aldığını anlattı. Taşağıl, “Türk tarihinin çok önemli anıtlarını bulduk. Şimdiye kadar çoktan bunlara ulaşmamız lazımdı, geç bile kaldık. Burada mezar yok ama, gelecek nesillere ders verilmek üzere yazılmış iki anıt taş var. Birincide 35, ikincide 27 satır var. Bu metinlerde Türklerin birliği, bütünlüğü, düşmanlarla işbirliği yapmaması ve devlet idaresinin nasıl olması gerektiği, olaylardan gelecek nesillerin çıkartması gereken dersler anlatılıyor.” şeklinde konuştu. Göktürkler üzerine dünyanın en önde gelen uzmanlarından biri sayılan Prof. Taşağıl, kazı yaptıkları bölgenin Dokuz Oğuz bölgesi olduğunu belirtti. Anıtların bulunduğu yerin, eski Türk boylarının en doğu sınırında bulunduğunu vurgulayarak, “Bundan sonra Moğollar var. Türk sınırı buradan başlıyordu. Asıl merkezi Orhun. Kuzey Sibirya Türk eserleriyle dolu. Bunların korunması ancak Türk hükümetinin katkısıyla olur.” dedi.

    Yeni bulunan iki taş anıttaki yazıların içeriğine ilişkin bilgiler de veren Prof. Taşağıl şöyle devam etti: “Burası zamanında bir külliyeydi. İnsanlar ve gelecek nesiller ibret alsınlar diye meramını yazdırıp, tören alanı yapıyorlar. Anıtkabir gibi sembolik duvar var. 2. Göktürk devleti nasıl kuruldu, düşmanla nasıl savaştı, hainler iç ve dış düşmanlarla nasıl işbirliği yaptı, bunlar nasıl engellendi? Devletin nasıl idare edileceği konusunda cümleler var.”

    Bölgede Türk tarihine ilişkin yeni eserlerin sık sık bulunması TİKA'yı harekete geçirdi. TİKA, eserlerin tanıtılması, korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla anıtların bulunduğu bölgede bir müze kuracak. TİKA'nın Moğolistan Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'yla işbirliği çerçevesinde bölgede 18 kişilik bir ekiple çalıştıklarını ifade eden Prof. Taşağıl, kısa süre içinde müzenin temelini oluşturacaklarını söyledi.


    0 0

    Dünyanın en eski ve en büyük kapalı alışveriş merkezlerinden olan İstanbul Kapalıçarşı'nın onarımı için dün ilk tuğla konuldu.

    Tarihinin en kapsamlı onarımına tabi tutulacak olan Kapalıçarşı'daki onarımı Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir başlattı. Uzun ve titiz bir hazırlık döneminden sonra başlatılan onarım çalışması Aralık 2017'de bitirilecek. Temel atma töreninde konuşan Demir, Kapalıçarşı'nın şu durumda restore edilmesinin bir rüya olduğunu ve olağanüstü gayretlerle bunu gerçekleştirdiklerini söyledi.

    Restorasyon için Deprem Yasası değiştirildi

    Deprem Yasası'nın 15. maddesinin Kapalıçarşı'nın değiştirildiğini söyleyen Demir, bu kanunun onaylandıktan sonra Kapalıçarşı'ya özel yönetim kurulu oluşturulduğunu belirtti. Demir, “Kapalıçarşı'ya özel kanun oluşturuldu, daha sonra yönetim kurulu oluşturuldu. Kapalıçarşı'nın restorasyonunu 3 ana kısma ayırdık. Bunlardan ilki çatı, ikincisi soğutmanın ve ısıtmanın yapılabileceği, temiz suyun verileceği altyapı, üçüncüsü ise şüphesiz yer yer anında müdahale edilebilecek güçlendirme çalışmaları olacak.” diye konuştu. Demir, Kapalıçarşı'nın tarihi dokusunu bozmamak için her tarafının değil, tespit edilen problemli yerlerinin restore edileceğini belirterek; “Kapalıçarşı'nın her tarafı restorasyona alınmayacak. Bizim bildiğimiz, esnaf ve mülk sahibinin bildiği acil müdahale edilmesi gereken yerler var. Onlara müdahale edilecek, ondan sonra diğer kısımlara yavaş yavaş gelinecek.” dedi. Çatının onarımlarının 2017'nin Aralık ayında bitirilmesi hedefleniyor. Altyapı çalışmaları ise Büyükşehir'e bağlı İSKİ koordinasyonunda yapılacak. Altyapı ve güçlendirme çalışmaları ile ilgili bilgiler ise önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak.


    0 0
  • 07/14/16--14:00: Kazasız Kul Olmaz
  • İstanbul Gelişim Sanat tarafından 81 ilde sahnelenmeyi hedefleyen 'Kazasız kul olmaz' adlı oyun seyircilerin beğenisine sunuldu. Dünyada ilk defa yapılan uygulamada, seyirciler özel koltuklarda oyunu izliyor. Oyun başlamadan yapılan anons ile seyircilerde kemerlerini bağlamaları isteniyor.

    İstanbul Gelişim Sanat 'Kazasız kul olmaz' adlı oyunu 81 ilde sahnelemek üzere seyircilerin beğenisine sunuldu. Dünyada bir ilke imza atan İstanbul Gelişim Sanat, iş ve trafik kazaları ayrıca ilk yardıma dikkat çekiyor. Yazan yöneten Zahrettin Çelik sanat danışmanlığını Şevket Çoruh Vatan Şaşmaz, Proje danışmanlığını Ali Yücel Güler Oktay Gündoğdu, yaptığı 81 il kapsamlı ''kazasız kul olmaz'' adlı oyun seyircilerin beğenisine sunuldu. Proje, Uluslararası Radyocular Birliği tarafından yılın alkışı hak edenler ödülüne layık görüldü. Konusu, ülkemizde kanayan yarası haline gelen iş ve trafik kazalarının akabinde ilkyardımın önemine vurgu yapmaktadır.

    Seyirciler Emniyet Kemeri Taktı

    Dünyada bir ilke imza attılar; Koltuklarda özel olarak emniyet kemeri tasarlandı.anons geldikten sonra seyirciler emniyet kemerlerini takıyor ve kemer takılmadan oyun başlamıyor. konukların çocuklarıyla ilk defa böyle yararlı bir etkinlikte bulunmalarından çok memnun olduklarını bu tarz projelerin çoğalmasını ifade ettiler

    Oyunun yazarından…

    Kazasız kul olmaz oyununu yazan ve yöneten Zahrettin Çelik, oyun hakkında şöyle dedi:

    “Kendi imkanlarımızla Kavşaklar tali yoları, şantiyelerde gözlemler araştırmalar yaparak hem skeç haline getiriyoruz hem de bu verileri çeşitli kurum ve kuruluşlara paylaşıyoruz.Keşkeler olmaması için kazasız kul olmaz oyununu 2009'da kaleme aldık. Bilindiği üzere istatistikler ve kaza oranlarına baktığımızda iş ve trafik kazaları pek iç açıcı değil. Ülkemizde yılda 8 bin kişi sadece trafikte hayatını kaybediyor. Dünyada 3. Avrupa'da ise 1. Sıradayız Dünya genelinde 1.6 milyon insan yaşamını yitirmektedir bu kayıplar sosyoekomik ve sosyokültürel tahribi sizin takdirinize bırakıyoruz. Kaza oranları çok yüksek. Hal böyle iken bizde bu hassas konuları sahne sanatlarına taşıyarak bilinçli, duyarlı birey ve toplum modeli oluşturma amacındayız. Oyunumuzu yurdun her tarafında halka sunacağız oyunun içinde tek bir mesaj değil birçok konuya değinmek istedik. Eğitsel niteliği taşıyan bu oyun 7' den 70'e seyirciyle buluşturmayı hedefliyoruz” dedi..

    Hedefimiz ve Misyon

    İlk yardımın önemini hatırlatmak, İş ve trafik kazalarının minimuma getirmek, işveren ve personelerin oyundaki hatalarını görmelerini sağlamak, konuya duyarlı kurum ve kuruluşlara örnek göstermek, toplum olarak sağlık personellerine karşı hoşgörülü olmayı hatırlatmak, projemiz köy okullarının giyim, kırtasiye, gıda gibi konularda katkıda bulunmaktadır..

    İstanbul gelişim tiyatrosunun misyonu, kadına şiddet, iş kazaları, trafik kazaları ilk yardım, köy okulları gibi konuları dramatize ederek toplumu bu yönde farkındalık oluşturma çabasındadır.


    0 0

    Basın Konseyi Yüksek Kurulundan yapılan açıklamada, "Demokrasiden yana dik duruşu nedeniyle medyamızın tüm bileşenlerini gururla tebrik ederiz" ifadesine yer verildi.

    Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine karşı dik duruşu dolayısıyla medyayı tebrik etti.

    Basın Konseyinden yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin alçakça bir darbe girişiminin üstesinden, devletin tüm birimlerinin, halkın, medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının ortak direnişleri ve gayretleri sayesinde kurtulduğu belirtildi.

    Basın Konseyinin, demokrasiye yönelik gayri meşru teşebbüslere yönelik taviz vermez duruşunun net ve kararlı olduğu vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    "Bu vesileyle, darbe girişimi sırasında saldırıya uğrayan tüm basın organlarımıza ve çalışanlarına yönelik geçmiş olsun dileklerimizi tekrarlıyoruz. Olaylarda kaybettiğimiz arkadaşımıza rahmet diliyor, haber peşinde yaralananlara geçmiş olsun diyoruz. Demokrasiden yana dik duruşu nedeniyle medyamızın tüm bileşenlerini gururla tebrik ederiz. Demokratik hukuk devletine yönelik bu saldırıdan sorumlu olan her bir kişinin hak ettiği cezayı alması, Basın Konseyinin de kuvvetle desteklediği, milletimizin ortak dileğidir."

    Açıklamada, amaçları anayasal demokratik düzeni yok etmek olan darbecilere karşı devletin vereceği cevabın, demokratik düzenin kuralları ve hukuk çerçevesinde olması gerektiği aktarıldı.


    0 0

    Tiyatro ve sinema oyuncusu Alacakaptan, "Kendilerini darbenin başarıya ulaşamamasından mağdur hissediyorlar ki böyle bir açıklamada bulunuyorlar, darbeye 'tiyatro' diyorlar" dedi.

    Tiyatro ve sinema sanatçısı Ulvi Alacakaptan, 15 Temmuz'daki başarısız darbe girişimine aşağılayıcı anlamda "tiyatro" denilmesinden rahatsızlık duyduğunu belirterek, şunları söyledi:

    "47 yıllık tiyatro yaşamım boyunca, darbe zamanları dışında da ne yazık ki başbakanlardan, bakanlardan 'Tiyatro yapma, burayı tiyatroya çevirdiniz' gibi sözleri çok duydum. Tiyatronun aşağılayıcı anlamda kullanılması aslında yabancı lisanlarda da var. Bizim zamanımızda kullanılırdı ama bir darbeye 'tiyatro' demek için insanın hayal dünyasını epey genişletmesi gerekiyor. Hatta normal yollarda yetmez galiba, bazı maddelerle desteklemek gerekiyor. Benim hayretimi uyandıran şey tiyatrocuların bunu demesi."

    Daha önce şahit olduğu darbeler sırasında tiyatrocuların kendilerini "Biraz mağdur hissettikleri" için darbeleri hafife almadığı gözlemini paylaşan Alacakaptan, "Kendilerini darbenin başarıya ulaşamamasından mağdur hissediyorlar ki böyle bir açıklamada bulunuyorlar, darbeye 'tiyatro' diyorlar. Bu aslında akıldan, izandan yoksunluk. Bırakın sağcılığı, solculuğu, Türkiye'yi sevmeyi, sevmemeyi, bu hakikaten bir cinnet hali." diye konuştu.

    "Darbeyi küçültmek için 'tiyatro' deniyor"

    Ulvi Alacakaptan, başarısız darbe girişimi sırasında masum insanların öldürüldüğüne, TBMM'nin bombalandığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın canına kastedildiğine dikkati çekerek, "Böyle bir tiyatro yok, bu tiyatroya da haksızlık oluyor, tiyatroculara da haksızlık oluyor. Ama bir panik halinde darbeyi küçültmek için, kitlelerin gözünden düşürmek için maalesef 'tiyatro' deniyor." dedi.


    0 0
  • 07/20/16--14:00: O gizemli kadın bulundu
  • Hollandalı ünlü ressam Vincent Van Gogh'un bir cinnet anında kestiği kulağını gönderdiği genç kadının kimliği, 128 yıl sonra ortaya çıkarıldı.

    Hollandalı ünlü ressam Vincent Van Gogh'un bir cinnet anında kestiği kulağını gönderdiği genç kadının kimliği, 128 yıl sonra ortaya çıkarıldı.

    "The Art Newspaper" dergisi, ard izlenimci akımın en önemli temsilcilerinden biri kabul edilen Van Gogh ile ilgili geçen hafta yayımlanan yeni bir kitapta verilen bilgileri araştırarak ressamın kesik kulağını bir çiftçinin kızı olan Gabrielle Berlatier adlı genç kadına gönderdiğini buldu.

    Kitaptaki ayrıntıların peşine düşen dergi araştırmacıları, genç kadının adına bir süre tedavi gördüğü Paris'teki Pasteur Enstitüsü kayıtlarından ulaştı.

    Dergi araştırmacıları, 1888'de 18 yaşında olan ve Arles'in 10 kilometre doğusundaki Moules köyünde yaşayan Gabrielle'in Van Gogh'un iki arkadaşı tarafından işletilen ve ressamın birkaç ay üst katındaki odada kaldığı "Cafe de la Gare" adlı kafede temizlikçi olarak çalıştığını kaydetti.

    Arşivlerden Gabrielle'in izini süren araştırmacılar, Van Gogh ile ilişkisi sır olarak kalan genç kadının olaydan birkaç yıl sonra evlendiğini belirledi.

    Art Newspaper araştırmacılarından Van Gogh uzmanı Martin Bailey, makalesinde "Genç kadının ismini bularak gizemin sadece bir kısmını çözdük. Şimdi de Gabrielle'in kim olduğunu, Van Gogh ile ilişkisini aydınlatmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

    Bernadette Murphy, genç kadının ilk adını geçen hafta yayımladığı "Van Gogh's Ear: The True Story (Van Gogh'un Kulağı: Gerçek Öykü)" adlı kitabında vermiş, soyadını ise akrabalarından izin alana dek sır olarak saklayacağını açıklamıştı. Kitapta Van Gogh'un sanıldığı gibi kulağının bir kısmını değil, tamamını kestiği ileri sürülüyor. Gabrielle, ressamın "Bunu dikkatle sakla" notuyla gönderdiği kulağını hizmetçilik yaptığı otelde almıştı.


    0 0

    Şair, yazar Nuri Pakdil, "Halkımız artık uyanmıştır, oynanan oyunların ayırdına varmıştır. Kumpaslara, manipülasyonlara, takiyelere inanmayacak kadar bilinçli ve kararlıdır." dedi.

    Şair-yazar Nuri Pakdil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halkın silahlı ve vahşi bir darbeyi önlediğini belirterek, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere yöneticilerin soğukkanlı tutumlarını kutladı.

    Darbe girişiminin yaşandığı gece sosyal medyadan "İnsanımı sonuna kadar savunacağım. Özgürlüğümü sonuna kadar savunacağım. İnsanlar, yanınızdayım! Yüreğimizi ortaya koyma zamanıdır!" paylaşımında bulunduğunu hatırlatan Pakdil, "Meşru yönetime, dolayısıyla Türkiye'ye karşı yapılmaya çalışılan darbe ve darbecileri lanetliyor, kınıyor, ayıplıyorum. Büyük bir direniş gösteren sivil halkımızın yanındayım ve bu direnişi sonuna kadar destekliyorum." diye konuştu.

    "Tankların karşısında dimdik durabilmek öyle kolay ve azımsanacak bir şey değildir"

    Pakdil, Türkiye'de yapılan bütün darbelerin cuma günleri yapıldığına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:

    "27 Mayıs, 28 Şubat, 12 Mart darbeleri, hepsi cuma günü olmuştur. Halkın 'mübarek gün' duygusunu istismar etmek için böyle yapıyor olabilirler diye düşünüyorum. Halkımız, geçmiş darbelere karşı da tepkiyi bir şekilde vermiştir ama canını ortaya koyarak verdiği böyle fiili bir tepkiyi ben ilk kez görüyorum. Halkımla gurur duydum, canını ortaya koyarak silahların, kurşunların, tankların karşısında dimdik durabilmek öyle kolay ve azımsanacak bir şey değildir."

    "Darbecilerin, başarılı olduğunda canlarımıza okuyacağına bile bile böyle bir darbeye karşı koymak yeryüzünün en onurlu eylemidir." görüşünü dile getiren Pakdil, "Darbeye karşı olduğumuzu ve karşı koyanların yanında olduğumuzu daha ilk dakikalarda ilan ettik. Korkakların yaptığı gibi, darbenin başarılı olup olmayacağının anlaşılmasını beklemedik." dedi.

    "Halkımızdan paralelcilerin oyunlarına gelmemelerini istirham ediyorum"

    Pakdil, tüm silahlı darbelere karşı, halkın seçtiği yönetimin yanında olmak gerektiğini savunduğunu dile getirerek, "Halkımız artık uyanmıştır, oynanan oyunların ayırdına varmıştır. Kumpaslara, manipülasyonlara, takiyelere inanmayacak kadar bilinçli ve kararlıdır. Bundan sonra da kimlerle diyalog kurduklarına, kendilerini kimlerin etki altına almaya çalıştığına dikkat etmelerini, paralelcilerin oyunlarına gelmemelerini istirham ediyorum." şeklinde konuştu.


    0 0

    Gazeteci, yazar ve tiyatrocu İnanç, "Asıl tiyatro, tiyatrocuların darbeye 'tiyatro' demesidir. Takma beyinli insanlar kendilerinin sözcüleri olamaz, olamamışlardır." dedi.

    Gazeteci, yazar ve tiyatrocu Üstün İnanç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hayatında karşılaştığı ilk darbenin İstanbul'da üniversite öğrenimi gördüğü sıradaki 27 Mayıs 1960 darbesi olduğunu, babasının devlet memuru olması sebebiyle büyük sıkıntılar yaşadığını anlattı.

    İnanç, şöyle devam etti:

    "Demokrat Parti Fatih Gençlik Kolları başkanıydım. Üzülüyordum ama yapacak bir şey yoktu. Sokağa çıkma yasakları vardı. Yine de iyi kötü bir takım insanların yardımını gördüm bu arada. Şimdi Fatih'te üniversite binası gibi kullanılan yer eskiden kaymakamlık olarak kullanılıyordu. Askerin tayin ettiği cübbeli bir adam kaymakamdı. Orada her gün 'Silahlar nerede?' diye soruyorlardı, 'Yok böyle bir şey' deyince, 'Var namussuz, yalan söylüyorsun' diye dayak yiyordum. Kendi ayaklarımla gidiyordum, her gün adam beni dövüyordu ve dövdürüyordu çok acı bir şekilde."

    Ardından gazetecilik yaptığı sırada 12 Mart 1971 muhtırasına şahit olduğunu aktaran İnanç, "12 Eylül en kuvvetli darbedir. Bunların hepsini yaşadık. 12 Eylül 1980 darbesinde ise Tercüman gazetesinde redaktörlük ve muhabirlik yapıyorduk." diye konuştu.

    "Kısakürek, 'Hiçbiri darbe değildir bunların. Kasıtlı, dış ülkelerin yaptığı işler.' derdi"

    İnanç, şahsen tanıştığı Necip Fazıl Kısakürek'in 27 Mayıs darbesine "opera darbesi" dediğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    "Kısakürek, 'Hiçbiri darbe değildir bunların. Kasıtlı, dış ülkelerin yaptığı işler.' derdi. Hiç unutmam, 27 Mayıs'ta Akis dergisi siyah beyaz çıkarak 1 milyon bastı ve sattı. Dergide, küçük bir haber vardı ve orada gece saat üç, üç buçuk sıralarında Amerikan büyük elçisinin kapısının çalınarak uyandırıldığı, 'Ordu darbe yaptı' denilince, 'Haberim var rahatsız etmeyin' dediği anlatılıyordu."

    Darbe geleneğinin, 31 Mart ayaklanmasıyla 1908'de ilan edilen Meşrutiyet döneminden beri devam ettiği görüşünü dile getiren İnanç, "15 Temmuz'daki darbe girişiminde yaşananlar 31 Mart olaylarının kapanışı ve finalidir. Bu iş bitmiştir. Bu işi, bu bitişi veren millettir. Canını feda eden, şehit olan, ölen insanlardır. Bundan sonra bu iş olmaz, bu iş bitti, bu defter kapandı." yorumunu yaptı.

    "Takma beyinli insanlar kendilerinin sözcüleri olamaz'

    Üstün İnanç, özellikle tiyatro sanatçılarının darbe girişiminin, "bir tiyatrodan ibaret" olduğunu söylediklerine değinerek, şunları söyledi:

    "Çünkü darbe başarısız oldu mu, oldu. Başarısız kılan hükümet mi, hükümet. 'Ona karşı duracağım, hükümeti başarılı göstermeyeceğim, Cumhurbaşkanı'nı cesur ve kahraman göstermeyeceğim, bunun için bir şeyler yapmam lazım' diye düşünüyorlar. Asıl tiyatro, tiyatrocuların darbeye 'tiyatro' demesidir. Takma beyinli insanlar kendilerinin sözcüleri olamaz, olamamışlardır."

    "Komünist oyuncular dışlanınca piyasaya girdiler"

    İnanç, 1951 yılında Demokrat Parti iktidarı zamanında Devlet Tiyatrolarında 'komünist toplaması" diye bir hadise yaşandığını anlatarak, komünist olduğu belirlenen oyuncuların devlet tiyatrosundan çıkarıldığını hatırlattı.

    Devlet Tiyatrolarından çıkarılanların içinde usta oyuncular da olduğunu ifade eden İnanç, şunları aktardı:

    "Bu insanlar işsiz kalınca özel tiyatrolar açtılar. İstiklal Caddesinde 20'ye yakın tiyatro vardı. Böyle bir üreme oldu, bu üremenin neticesinde onlar tabii birçok çırak yetiştirdiler. Komünist uzantıydılar, dışlanınca piyasaya girdiler. Orhan Kemal gibi isimlerden çok büyük eserler sahnelediler. Bakıyorsunuz, 15 tane salon, hepsi solcu. En olumlusu Lale Oraloğlu idi. 'Sol mol anlamam ben tiyatro bilirim' derdi."


older | 1 | .... | 372 | 373 | (Page 374) | 375 | newer