Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 370 | 371 | (Page 372) | 373 | 374 | 375 | newer

    0 0

    Balıkesir'in Sırdırgı ilçesinde, yaklaşık 30 yıl boyunca topladığı eski eşyalar ile belediyenin de desteğiyle "Osmanlı Çarşısı" adıyla müze kuran antikacı, tarihi dizilere malzeme sağlıyor.

    Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde Recep Parlak, yaklaşık 30 yıl boyunca topladığı eski eşyalar ile belediyenin desteğiyle kurduğu müzeden tarihi dizilere malzeme temin ediyor.

    Osmanlı ve Yörük kültürünü yansıtan binlerce giysinin yanı sıra kama, kılıç, tabanca ve dolma tüfek gibi savaş malzemelerinin sergilendiği "Osmanlı Çarşısı" adını taşıyan müzeden malzeme gönderilen diziler arasında "Filinta" ve "Diriliş Ertuğrul" da bulunuyor.

    Sındırgı Belediyesi ve kaymakamlığın da müzeye destek verdiğini ifade eden Parlak, şöyle devam etti:

    "Bu işe 20 yıl önce küçük bir dükkanda başladım. Şimdi yerimiz büyüdü. Belediyemiz ve kaymakamlığımız destek verdi, büyük bir müze haline geldi. Yüzlerce dolma tüfek, tabanca, kama, kılıç, Yörük kültüründe ne varsa burada bulunmakta ve gelen misafirler eskiyi yaşamaktalar. Atalarının, dedelerinin, büyüklerinin kullandığı malzemeleri gördükçe mutlu oluyorlar."

    Parlak, yaklaşık 5 yıldır ürünlerini diziler için kiraladığını vurgulayarak, "Dizilere kıyafet, kostüm vermeye başladım. Kaftan, üçetek, kama, kılıç, tabanca ve dolma tüfekleri ihtiyaç halinde dizilere dolaylı yoldan gönderiyoruz. Filinta, Diriliş Ertuğrul'da kullanılan bazı malzemeler bizden gidiyor. Dolaylı yoldan olsa da bizim malzemeler dizilerde kullanılıyor." ifadelerini kullandı.


    0 0

    1300'lerin Osmanlı kırsal sivil mimarisinin korunarak günümüze kadar ulaştığı “Cumalıkızık Köyü”nü renkli evleriyle, taş yollarıyla, cumbalı kerpiç evleriyle, olanca sinematografikliğiyle fotoğrafl tutkunlarının ilgisini çekiyor

    2014'te UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak kabul edilen Cumalıkızık Köyü'nü şimdiye kadar filmlerde veya dizilerde sıkça görmüşüzdür. Uludağ'ın etekleri ile vadileri arasında kaldığı için “Kızık” adı verilen bu köy, bölgede bulunan beş kızık köyünden biri. Diğer köy halkının burada Cuma namazı için buluşması ile ‘Cumalıkızık' adını aldığı söyleniyor.

    Bu ünlü kerpiç, ahşap ve taştan yapılan evler genelde üç katlı olup, sarı, beyaz, mavi, mor renklere boyanmış. Üst kattaki pencereler kafesli veya cumbalı olup, giriş kapılarındaki kulplar ve tokmaklar ise dövme demirden yapılmış. Evlerin arasında da kaldırımsız, taş döşeli oldukça dar sokaklar bulunuyor.

    Bu sebepten yerel halkı, alışkanlıkları, toplanma yerleri, kısacası tüm atmosferiyle seyahat fotoğrafçılığına dair portre, dış mekan, manzara çekimleri, kompozisyon, ışık, zamanlama ve daha pek çok konuda çalışmalar gerçekleşmesine eşsiz bir zemin oluşturuyor.

    Bu sayede Fotoğraf sanatçıları bilgilerini ve tecrübelerini aktarmak için fotoğraf meraklılarını atölyelerde topluyor, fotoğrafçılık atölyesi, temel eğitimden sonra kendini geliştirmek ve bu işi meslek haline getirmek isteyenler için hazırlanan kurslardır. Derslerin amacı temel atölyede öğrenilen bilgilerin geliştirilmesidir. İşin mutfağından sokaklar doğru adım atılır.

    Uygulamalı fotoğraf eğitimi olarak da bilinen dersler, kişinin hem stüdyoda hem de dış mekanlarda pratik yapmasına dayanıyor. Branşını seçen öğrenci, detaylı eğitimler ile farklı alanlarda nasıl fotoğraf karesi yakalayacağını ve neler yapması gerektiğini öğreniyor. İyi bir kurs ile yola çıkıldığında alanında uzman ve tercih edilen bir fotoğrafçı olmak kaçınılmaz hale geliyor.

    Bu atöylerden biriside Özlem Dikel fotoğraf atölyesi, 23 Temmuz Cumartesi günü Cumalıkızık'da denklanşöre basıyor olucaklar


    0 0
  • 06/28/16--14:00: Sinema seyircisi arttı
  • Türkiye genelinde sinema seyirci sayısı geçen yıl, bir önceki yıla göre yüzde 3,2 artarak 57 milyon 148 bin 11 kişi oldu.

    Türkiye genelinde sinema seyirci sayısı geçen yıl, bir önceki yıla göre yüzde 3,2 artarak 57 milyon 148 bin 11 kişi oldu.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "Sinema ve Tiyatro İstatistikleri 2015"i yayımladı.

    Buna göre, Türkiye genelinde sinema salonu sayısı 2015 yılında, 2014 yılına göre yüzde 8,6 artarak 2 bin 356 oldu. Bu dönemde sinema salonlarındaki koltuk sayısı yüzde 7,7 artarak seyirci kapasitesi 297 bin 610'a ulaştı.

    Sinema seyirci sayısı söz konusu dönemde yüzde 3,2 artarak 57 milyon 148 bin 11 kişiyi buldu. Yerli film seyirci sayısı yüzde 2,2 artarak 31 milyon 661 bin 600 kişi olurken, yabancı film seyirci sayısı yüzde 4,5 artarak 25 milyon 486 bin 411 kişiye çıktı.

    Aynı dönemde gösterilen film sayısı yüzde 18,4 artarak 49 bin 151'e yükseldi. Gösterilen yerli film sayısı ise yüzde 26,4 artarak 21 bin 494 olurken, yabancı film sayısı yüzde 12,8 artarak 27 bin 657 olarak gerçekleşti.

    Sinema salonu bulunan il sayısı 2015 yılında 74 olarak kaydedildi. Sinema salonu bulunmayan iller Ardahan, Bayburt, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır, Sinop ve Şırnak olarak kayıtlara geçti.

    Tiyatro salon sayısı arttı

    Tiyatro salon sayısı 2014-2015 sezonunda, 2013-2014 sezonuna göre yüzde 17,7 artarken, tiyatro salonu koltuk sayısı yüzde 2,9 azaldı. Buna göre, 2014-2015 sezonunda tiyatro salon sayısı 719 olurken, tiyatro salonu koltuk sayısı 258 bin 932'i buldu.

    Sezonlar itibarıyla karşılaştırıldığında 2014-2015 sezonunda, 2013-2014 sezonuna göre tiyatro salonlarında oynanan eser sayısı yüzde 2,8 artarak 6 bin 825'e ulaştı. Tiyatro salonlarında oynanan yerli/telif eser sayısı geçen sezona göre yüzde 3,4 artarken, oynanan yabancı/çeviri eser sayısı yüzde 0,6 azaldı.


    0 0

    Son günlerde sıcaktan bunalan Rizeli vatandaşlar çareyi yaylalara çıkmakta buldu.

    Son günlerde hava sıcaklığının artığı Rize'de vatandaşlar sıcaktan bunalırken, kentte 30 dereceyi bulan sıcakların yanı sıra artan nemle birlikte vatandaşlar serinlemek için yüksek kesimleri ve yaylaları tercih ediyor. Rizeli vatandaşların tercih ettiği bölgelerin arasında Kaçkar Dağları Milli Parkı içinde tabiat güzelliklerinden biri olan Palovit Şelalesi ilk sıralarda yer alıyor. Karadeniz'in debisi en yüksek şelalesi olan Palovit Şelalesi, gür bir orman içinde yaklaşık 15 metre yükseklikten dökülüyor. Köpük köpük çağlayan şelale misafirlerini bekliyor.

    Sahildeki sıcak havadan bunalıp Palovit Şelalesi'ne serinlemek amacıyla gelen vatandaşlar "İnanılmaz derecede sıcaklık artışları görülmekte. Biz de Karadeniz'de, Rize'de bunun etkisini görüyoruz. Tüm samimi kalbimizle misafirlerimizi bu güzel yerlere davet ediyoruz. Özellikle tatil yapmak isteyen gurbetteki Rizeli hemşerilerimizi memleketlerine tatil yapmayı davet ediyoruz'' dediler.


    0 0
  • 06/29/16--14:00: Ebru'yu denize taşıdı
  • Yaklaşık yarım asırdır ebru sanatıyla uğraşan, Osman Şimşek, desenlerini son olarak Marmara Denizi'nin sularında oluşturdu.

    Balıkesir'in Manyas ilçesinde kağıdın yanı sıra deri, cam, seramik, tuval ve ahşap üzerine çalışmalar yapan ebru sanatçısı Osman Şimşek, çay ve yalak gibi yerlerdeki denemelerinin ardından deniz üzerinde de desen oluşturmayı başardı.

    Öğretmenlikten emekli olan ve 1960'lardan bu yana ebru sanatıyla uğraşan 68 yaşındaki Şimşek, geliştirdiği teknikler ile yaptığı eserlerle adını duyurdu.

    Klasik ebrunun dışına çıkan ve sayısız sergi açan Şimşek, daha önce Kocaçay üzerinde ve yalak gibi yerlerde denediği ebru çalışmasını, son olarak Marmara Denizi kıyısına taşıdı.

    Şimşek, "ebru teknesi" olarak kullandığı denizde, büyüleyici güzellikte farklı desenler ortaya çıkardı. Eserlerini sahil kenarında dizen ve kurutan Şimşek, burada kısa sürede oluşturduğu yapıtlarından küçük bir sergi de açtı.

    "Deniz üzerinde ebruyu ilk defa ben yaptım"

    Şimşek, daha önce başaramadığı denizde ebru çalışmasını, kapsamlı araştırmaları sonrası tekrar denemeye karar verdiğini anlattı.

    Şimşek, şunları kaydetti:

    "Deniz üzerinde ebruyu klasik bir ebru sanatçının yapması mümkün değil. Solvent bazlı boyalar kullananlar bu işi yapabilir. Sürekli deniz kenarlarında olduğumuz için bu işi sürekli düşünmüştüm. Bu çalışmayı istersek ilerleyen zamanlarda büyük alanlara da yayabiliriz. Dünyada denizde böyle bir şeyin olmadığını biliyorum. Deniz üzerinde ebruyu ilk kez ben yaptım. Ayrıca denizin üzerinde ebru sergisini de ilk defa burada ben açtım. Vatandaşlar, çok çeşitli şekillerde Guinness Rekorlar Kitabı'na başvurabiliyorlar. Başvurun bir maliyeti var ve bunu karşılayacak durumda değilim. Destek bulmam halinde bu konuda bazı çalışmalarımda rekor denemesi yapabilirim."


    0 0
  • 06/30/16--14:00: Seri filmlerin devamı yolda
  • Hızlı ve Öfkeli, James Bond, Avatar, Karayip Korsanları… Sinema dünyasının en popüler, en uzun soluklu seri filmlerinin yenileri çekiliyor. Hedef, yine zirve.

    Sinema dünyasının değişilmez bir kuralı. Tutan bir film mutlaka seriye bağlanır; filmin son halkası gişede batana kadar. Hikâyelerin rengi değişir ama özüne karışılmaz, başrol oyuncuları mümkün mertebe sabit tutulur. Bu sayede unutulmaz seriler ortaya çıkar. Hızlı ve Öfkeli, Karayip Korsanları, James Bond gibi kapı pencere kırdıran, yıldız isimler doğuran seriler… Dünyanın merakla beklediği öykülerin yenileri yolda.

    Yeni bir dünya: Avatar

    Avatar tüm zamanların en çok gişe hasılatı yapan filmi. Yapımcısına 2,8 milyar dolar kazandırdı. Dünya listelerini altüst eden bir filmin devamının çekilmeyeceğini düşünmek mantıksızlık olurdu. James Cameron öyle düşünmüş olsa gerek ki şimdilerde devam için ter döküyor. Gösterim programı bile belli. Avatar dört bölümden oluşacak. İlki önümüzdeki yıl gösterime girecek, sonraki yıllar sırayla devamı gelecek. Hikâye yine 22. yüzyılda geçiyor, Pandora uydusunda… Gaz devinin yörüngesindeki uyduya kimlerin misafir olacağı bilinmez. Bildiğimiz, kahramanların yine Zoe Saldana, Sam Worthington, Sigourney Weaver olacağı. Seri macerasına üç boyutlu devam ediyor.

    Yeni Bond kim olacak?

    James Bond sinema tarihinin en uzun soluklu serisi. 1962'de başlayan macera yirmi dört filmle seyirciyle buluştu. Daniel Craig, Spectre ile dördüncü kez James Bond rolünde sevenlerin karşısına çıktı. Bütçesi 300 milyon doları aşan Spectre'nin yönetmen koltuğunda Oscar'lı Sam Mendes oturuyordu. Şimdi serinin yeni hikayesi için çalışmalar yapılıyor. Kulislerde yirmi beşinci filmde Bond'u kimin oynayacağının tartışmaları devam ediyor. Broadway'de Bond kızlarının da yer alacağı büyük prodüksiyonlu bir müzikal sergilenirken yeni Bond bakalım nasıl bir rüzgâr estirecek.

    Bitmeyen ‘hız ve öfke'

    Hızlı ve Öfkeli gişede kapı pencere kırdırıyor. Özellikle serinin yedinci halkası büyük ilgi gördü. Türkiye'de tüm zamanların en çok izlenen yabancı filmi (3 milyon) oldu, sinema tarihinin en çok ilgi gören 20 film listesine girdi, dünya genelinde 1,5 milyar dolar hasılat elde etti. Son filmin çekim sürecinde başrol oyuncusu Paul Walker trafik kazasında öldüğü için sete bir süre ara verilmiş, yarım kalan iş tamamlandıktan sonra hikâyeye son verilebileceği konuşuluyordu. Bahsi geçen rekorlar kırıldıktan sonra yapımcılar fikrini değiştirdi, sekizinci filmi çekmeye karar verdi. Çekimleri yapılan film, önümüzdeki yıl bahar ayında görücüye çıkacak.

    Korsanlar işbaşında

    Karayip Korsanları müdavimlerinin yeni maceraya ortak olmaları için biraz sabretmeleri gerek. Zira ‘Karayip Korsanları: Ölü Adamlar Masal Anlatamaz' kışın görücüye çıkacak. Beşinci hikâye öncekilerden bağımsız. Açık denizlere yelken açan Kaptan Sparrow yeni tehlikelerle boğuşuyor. Biricik gemisi Siyah İnci, denizcilik yeteneği ile korsanların esprili kaptanı Sparrow yine istediğini alacak gibi. Yönetmen koltuğunda Joachim Rønning ile Espen Sandberg otururken, başrol tabii ki Johnny Depp'in.

    Cehennem Melekleri mesaiye kaldı

    Bol yıldız oyuncu ve bol macera. Cehennem Melekleri'nin tek vaadi bu. Bu matematik seyircide karşılık bulduğundan devamı geldi, şimdi dördüncüsü çekiliyor. Kadro yine rüya takımından. Randy Couture ile Sylvester Stallone ön planda. Elimize ulaşan bilgi, yeni filmin çok fazla sert olacağı. Şiddet dozajı azaltıldığı için, hikâyenin organik yapısı zarar görmüş. Bunun için şiddet konusunda bir hayli bonkör davranılmış, +18 sınırı olabilir. Güç ordusu en son silah tüccarının peşine düşüp, ıslah etmişlerdi. Bakalım şimdi toplar, tüfeklerle kimleri dize getirecekler. Gösterim önümüzdeki yılın ilk ayları.

    Rambo ve Terminatör'ün dönüşü

    Terminatör, James Cameron'un dokunuşuyla sinema dünyasında özgün bir yer edindi. Şimdi farklı yönetmenlerin dünyasında yolculuğuna devam ediyor. Geçtiğimiz ay Terminator Genisys yeni bir seriye başlamıştı, devamı 2018'de. Seri yedinci basamağında.

    Bir müjde de çocuklara. Efsanevi animasyon üçlemesi Oyuncak Hikâyesi'nin yeni filmi mutfakta hazırlanıyor. Yönetmenimiz yine John Lasseter. Çöpten kurtulmaya çalışan oyuncakların dokunaklı hikâyesinin nereye evrileceği merak konusu.

    Rambo efsanesinin 5. filminin yönetmen koltuğuna yine Sylvester Stallone oturuyor. Buz Devri 5 için bir yıl daha sabır.

    Örümcek Adam'ın başa sarılan hikâyesi, Cehennem Melekleri'nin yeni maceralarını da unutmayalım.


    0 0

    Üniversite öğrencileri Sefa Karaca, Selin Keleş ile Merve Karateke, AÜ Havacılık Parkı'na kağıt uçakların 3 boyutlu resimlerini çizdi.

    Eskişehir'de, Anadolu Üniversitesi (AÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri Sefa Karaca, Selin Keleş ile Merve Karateke dünyaca ünlü sokak resmi sanatçısı Alex Maksiov'u örnek alarak AÜ Havacılık Parkı'na "kağıt" uçakların 3 boyutlu resimlerini çizdi.

    Havacılık Parkı'nda üç boyutlu "kağıt uçak" çalışması yapan AÜ Güzel Sanatlar Fakültesi son sınıf öğrencisi Sefa Karaca, AA muhabirine, projenin Maksiov'u 3 boyutlu olarak parka çizdiği ilk Türk sivil uçağı "VECİHİ XIV"ü örnek alarak başladığını söyledi.

    "Kağıt uçak" çiziminin 5 gün sürdüğünü ifade eden Karaca, "Dünyaca ünlü sokak resmi sanatçısı Alex Maksiov'un örnek aldık. Onun yanında bazı teknikleri öğrendik. Kimseden yardım almadık ve projemizi bitirdik. Üç boyutlu bir resim çizim çalışmasının zor olduğunu gördük. Güzel Sanatlar Fakültesinde okuduğumuz için boyama aşamasında fazla zorluk çekmedik." diye konuştu.

    Karaca, üç boyutlu resim çalışmalarına devam edeceklerini sözlerine ekledi.


    0 0

    Yönetmen Yeşim Ustaoğlu'nun 4 filmi, Fransa'nın saygın festivali La Rochelle'nin "Keşif" bölümünde gösterilecek.

    Yönetmen Yeşim Ustaoğlu'nun 4 filmi, Fransa'nın saygın festivali La Rochelle'nin "Keşif" bölümünde gösterilecek.

    Fransa'nın saygın festivallerinden La Rochelle, bu yıl "Keşif" bölümünü son dönem Türkiye sinemasına ve Yeşim Ustaoğlu filmlerine ayırdı. 1-10 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek festivalde Ustaoğlu'nun "Bulutları Beklerken", "Sırtlarındaki Hayat", "Pandora'nın Kutusu" ve "Araf" filmleri gösterilecek.

    Ustaoğlu'nun "Pandora'nın Kutusu" filmi, San Se-bastian Film Festivali'nde "Altın İstiridye/En İyi Film" ve "Gümüş İstiridye/En İyi Kadın Oyuncu", Abu Dhabi, Split Mediterra-nean film festivallerinde "En İyi Film", Moskova, Tokyo, Pune festivallerinden de "En İyi Kadın Oyuncu" dallarında ödül almıştı.


    0 0

    Bu yıl 5'incisi düzenlenen Roma Türk Film Festivali, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda gerçekleşen terör saldırısı sebebiyle sade bir tören ve “Annemin Yarası” filminin gösterimiyle açılış yaptı.

    Bu yıl 5'incisi düzenlenen Roma Türk Film Festivali, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda önceki gün gerçekleşen terör saldırısı sebebiyle sade bir tören ve “Annemin Yarası” filminin gösterimiyle açılış yaptı.

    Roma'da ilki 2011 yılında yapılan ve o günden bugüne gelenekselleşen Roma Türk Film Festivali'nin 5'incisi, Roma'nın ünlü Villa Borghese bahçeleri içindeki Casa Del Cinema salonlarının ev sahipliğinde, Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun desteği, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları ve Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği işbirliğiyle hayata geçti.

    İstanbul Atatürk Havalimanı'nda önceki gün meydana gelen terör saldırısı sebebiyle festival, öncekilerin aksine bu yıl çok daha sade bir törenle kapılarını Romalı sinemaseverlere açtı. Oyuncu Melike Yalova'nın Casa del Cinema'nın açık hava sinemasında sunuculuğunu yaptığı tören, İstanbul'daki terör saldırılarında yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşu ile başlarken, onursal başkan Ferzan Özpetek, Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Aydın Adnan Sezgin ve Casa Del Cinema Direktörü Giorgio Cosetti kısa birer açılış konuşması yaptı.

    Özpetek, terör saldırısından dolayı bu yılki festivali hiç yapmamayı da düşündüklerini ama sonunda daha sade bir şekilde gerçekleştirme kararı aldıklarını belirterek, bu yılki festivalde öncekilerin aksine gösterilen filmlerin oyuncularının aralarında bulunmadığını söyledi.

    Büyükelçi Sezgin de barbarlara karşı en iyi yanıtın kültür ve sanatla verilebileceğini anlatarak, terör saldırısından sonra kendilerine büyük destek veren İtalyanlara teşekkür etti.

    Konuşmaların ardından 18 yaşına geldiğinde kayıp ailesini bulmak için yetimhaneden ayrılan Salih'in umudun peşindeki hikayesini konu alan, başrollerinde Meryem Uzerli, Ozan Güven, Bora Akkaş ve Belçim Bilgin'in bulunduğu “Annemin Yarası” filmi gösterildi.

    İlginin yüksek olduğu festivalin açılış gecesine, Roma Türk Film Festivali Onursal Başkanı Ferzan Özpetek, Festival Başkanı Serap Engin, Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Aydın Adnan Sezgin, Azerbaycan'ın Roma Büyükelçisi Mammad Ahmadzada, festivalde gösterilecek Venedik Jüri Özel Ödüllü Abluka filminin yönetmeni Emin Alper, oyuncu Deniz Çakır, Annemin Yarası filminin yapımcısı Zümrüt Arol Bekçe ve çok sayıda sinemasever katıldı.

    "Bu, Türk ve İtalyan halklarını birbirlerine yaklaştıran bir etkinlik"

    Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Aydın Adnan Sezgin de bu yılki festivali İstanbul'daki olaydan ötürü çok buruk bir şekilde açtıklarını dile getirerek, “Bu festival bir gelenek haline geldi ve Türkiye-İtalya kültürel ilişkileri zemininde çok önemli bir yer edindi. Bunun aynı zamanda bir şölen, bayram havası vardı. Tabi o bayramı kutlayamıyoruz. Ama bu önemli kültürel faaliyetle 2 gün önce İstanbul'da gerçekleştirilen barbarlığa bu yönde bir cevap vermiş olacağız. Bu, Türk ve İtalyan halklarını birbirlerine yaklaştıran bir etkinlik. İtalyan halkı da son olaydan sonra Türkiye ile çok kuvvetli bir dayanışma sergiledi.” diye konuştu.


    0 0

    Geçtiğimiz günlerde Mevlânâ'nın hayatının bir Hollywood yapımına konu olacağı duyurulmuştu.

    13. yüzyılda yaşayan ünlü şair ve mutasavvıfın hayatını oynayacak olan kişinin ise Leonardo DiCaprio olabileceği belirtilmişti. Film için senaryoyu yazan David Franzoni ve filmin yapımcısı Joel Brown'dan konuyla ilgili olumsuz bir açıklama geldi. İkili bu rolü DiCaprio'nun oynamasını çok istediklerini fakat ünlü oyuncunun projede yer alamayacağını belirtti.


    0 0

    İngiltere'de başbakan adaylarından İçişleri Bakanı May, "Halk Brexit kararıyla serbest dolaşımın şimdiye kadar olduğu gibi devam etmesine izin veremeyeceğimiz yönünde net bir mesaj gönderdi." dedi.

    ITV kanalında yayınlanan "Peston on Sunday Show" adlı programa katılan İngiltere'de başbakan adaylarından İçişleri Bakanı Theresa May, AB referandumu sürecinde, ülkenin birlikte kalmasından yana kampanya yürüttüğü halde başbakanlık koltuğuna aday olmasına yönelik eleştirilere ilişkin, ülkesinin Brexit destekçisi başbakandan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu vurguladı.

    "Herkesi kapsayacak bir hükümet kurulacak"

    Başbakan seçilmesi halinde, "Herkesi kapsayacak bir hükümet kurulacağı" sözü veren May, istikrarı bozabileceğinden dolayı erken seçime gidilmesi taraftarı olmadığını dile getirdi.

    Muhafazakar Partili May, serbest dolaşım ve ticaret konularında en iyi anlaşmanın sağlanması için tüm çabaların sarf edilmesi gerektiğini belirterek AB'den çıkma sürecini başlatacak Lizbon Antlaşması'nın 50. maddesinin acilen yürürlüğe sokulmaması ve öncelikle müzakere sürecine başlanması gerektiğinin altını çizdi.

    Sandıkta Brexit oyu verenlerin çoğunun AB'den gelen göçmen sayısından endişe duyduğunu öne süren May, "Halk Brexit kararıyla serbest dolaşımın şimdiye kadar olduğu gibi devam etmesine izin veremeyeceğimiz yönünde net bir mesaj gönderdi. (Halk) Siyasilere çıkmak istediklerini söyledi, çıkacağız." dedi.

    "Terör karşısında iradeli olmalıyız"

    Muhafazakar Parti'nin liderlik için bir diğer adayı olan Adalet Bakanı Michael Gove da İngiliz yayın kurumu BBC'de Andrew Marr Show'da adaylığına ilişkin soruları cevaplandırdı.

    Sosyal adaletin iyileştirilmesi bakımından tüm diğer siyasilerden daha fazla çalıştığını ifade eden Gove, uluslararası gelişmelere müdahalelere ilişkin olarak da "Yurt dışında müdahalede bulunuyorsak makul olmalıyız ancak terör karşısında da iradeli olmalıyız." dedi.

    "Yeni başbakan ayrılık destekçisi olmalı"

    Gove'un katıldığı programda konuşan bir diğer Brexit destekçisi ve başbakan adayı Enerji Bakanı Yardımcısı Andrea Leadsom da referandumdan önce Muhafazakar Parti'nin AB'yi reforme etmek için çaba verdiğini hatırlatarak "Ancak AB'nin reforme edilemeyeceği çok açıktı." yorumunda bulundu.

    Ülkesinin AB'de kalarak yoluna devam etmesi riskinin son yıllarda büyüdüğünü ifade eden Leadsom, yeni başbakanın AB'den ayrılığın getireceği faydaları anlaması ve Brexit destekçisi olması gerektiğini vurguladı.


    0 0

    İsrail askerleri, Batı Şeria'nın El-Halil kentinde 6 Filistinliyi gözaltına aldı.

    İsrail askerlerinin, Batı Şeria'nın El-Halil kentinde 6 Filistinliyi gözaltına aldığı bildirildi.

    İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, El-Halil kenti ve çevre köylerde "aranan" 6 Filistinlinin gözaltına alındığı, gözaltına alınanlar arasında perşembe günü Kiryat Arba yerleşim biriminde bir Yahudi yerleşimciyi bıçakladığı gerekçesiyle öldürülen Filistinlinin kız kardeşinin de bulunduğu belirtildi.

    Açıklamada ayrıca İsrail güçlerinin El-Halil bölgesini güvenlik kordonu altına almayı ve arama çalışmalarını sürdürdüğü kaydedildi.

    Görgü tanıkları, İsrail askerlerinin dün geceden bu yana El-Halil kentinin farklı bölgelerine beton setler yerleştirmeye başladığını ve kent çevresinde askerlerin yoğunlaştığını ifade etti.


    0 0

    Irak ordusuna bağlı güvenlik güçlerinin, terör örgütü DAEŞ'in elinde tuttuğu Musul kentinin güneyinde 3 köyü geri alıp, 29 militanı öldürdüğü belirtildi. bağlı güvenlik güçlerinin, terör örgütü DAEŞ'in elinde tuttuğu Musul kentinin güneyinde 3 köyü geri alıp, 29 militanı öldürdüğü belirtildi.

    Irak ordusu Komutanı Albay Emin Şeyhani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terör örgütü DAEŞ'in, Musul'da elinde tuttuğu köylere yönelik sabahın erken saatlerinde operasyon başlatıldığını ve şu ana kadar Kerame, Mensur ve Mehel köylerinin geri alındığını söyledi.

    Operasyon sırasında uluslararası koalisyon güçlerine ait savaş uçaklarının da güvenlik güçlerine destek verdiğini belirten Şeyhani, DAEŞ'e ait birçok hedefin vurulduğunu ve çıkan çatışmalar sonucu 29 militanın öldürüldüğünü söyledi.

    Irak ordusunun kayıplarına ilişkin ise Şeyhani, 4 askerin hayatını kaybettiğini aktardı.

    Siviller güvenli bölgelere kaçıyor

    Terör örgütü DAEŞ'in kontrolünde yaklaşık iki yıldır yaşayan aileler, bölgelerinin geri alınmasından sonra, ilk fırsatta evlerini terk edip, güvenli bölgelere geçiyor.

    Askeri kaynaklar kurtarma operasyonu sonucu geri alınan köylerdeki 400 civarında ailenin, Irak ordusunun konuşlandığı noktalara yöneldiğini ifade etti.

    DAEŞ mağduru siviller, can güvenliklerini sağlamak için yaya ve araçlarla Mahmur ilçesindeki Dibege Çadır Kampı'na doğru yola çıktı.

    Irak Savunma Bakanı Halit el Ubeydi, 12 Haziran tarihinde Musul'u kurtarma operasyonun ikinci aşamasının başladığını duyurmuştu.


    0 0

    Afganistan'ın kuzeydoğusundaki Badahşan vilayetinin Ragistan ilçesinde Taliban örgütüne yönelik operasyonda 25 militanın öldürüldüğü bildirildi.

    Afganistan'ın kuzeydoğusundaki Badahşan vilayetinin Ragistan ilçesinde Taliban örgütüne yönelik operasyonda 25 militanın öldürüldüğü bildirildi.

    20. Pamir Komutanlığı Komutanı Tuğgeneral Muhammed Ekrem Semih, militanların, geçen cuma akşamı Ragistan ilçesine saldırmasının ardından bölgede operasyon başlatıldığını belirtti.

    Operasyonda 25 militanın öldürüldüğünü ifade eden Semih, 15 militanın da yaralandığını söyledi.

    Semih, ölenlerin arasında örgütün bölgedeki etkili komutanlarının da bulunduğunu kaydetti.

    Öte yandan operasyon sonucu 12 militanın silahlarıyla devlet yetkililerine teslim olduğu aktarıldı.

    Taliban'dan yapılan açıklamada ise operasyonda çıkan çatışmada 9 güvenlik görevlisinin öldürüldüğü bildirildi.


    0 0

    Yıllar önce Zeki Demirkubuz ona oyunculuk kapılarını açmıştı. O da o kapıdan girip epey yol kat etti. Sonra film yönetmeni oldu. Firuzağa sakini ve esnafı, sinemacı Ufuk Bayraktar'ın yönettiği Kümes festivallerin gözdesi. Bayraktar'la yakında vizyona girecek film için bir araya geldik. “Kalbimi keşfettim, manevi bir duvara çaptım” diyen oyuncu değişen yaşamını anlattı, o kendine has bıçkın haliyle!

    Yıl 2003... Antalya Film Festivali'ni takip ediyorum. Zeki Demirkubuz'un Bekleme Odası'nı izledikten sonra o filmde Ferit'i canlandıran Ufuk Bayraktar'ı kaldığımız otelin lobisinde gördüm. Oyuncu camiasından değildi. Bıçkın bir hali vardı, ortamı gözlemliyordu ama belki de camia dışından biri olduğu için çekingen davranıyordu. Yanına gidip tanıştım. Hikayesini ilk kez orada dinledim. Askerden gelmiş, babasının Firuzağa'daki çayevinde çalışırken Zeki Demirkubuz onu keşfetmiş, "Gel filmde oyna" demiş, o da oynamıştı. Festivalde muhabbetimiz iyiydi. İstanbul'a dönünce de söyleşi için oyunculuk için teklif aldığı çaycıda buluştuk. İlk söyleşisiydi bu. "Oyunculuk konusunda bana virüs bir kere bulaştı. Kamera şak diye açıldı bir daha da kapanmaz inşallah" demişti. Öyle de oldu. Bayraktar, Semih Kaplanoğlu ve Nuri Bilge Ceylan ile de çalıştı, Toprağın Çocukları, Çanakkale 1915, Dağ gibi filmlerde de oynadı. Ezel'de Ramiz Dayı'nın gençliğini canlandırdı, popülaritesi tavan yaptı. Ki oyuncu olarak sıklet atladığı Kader'de de Haluk Bilginer'in gençliğini oynamıştı. Sonra Kümes filmi ile kamera önünden arkasına geçti. İlk defa yönetmenlik yaptı. 1950'ler dünyasında iki kumanın yaşadıklarını anlatan filmi izleyince Bayraktar'ın içinde yönetmenlik potansiyeli olduğunu gördüm. Film İstanbul ve Antalya film festivallerine katıldı. Antalya'da seyirci ödülü aldı. Sonra ABD'deki Seattle Film Festivali'nde gösterildi. Ağustosta da World Cinema Amsterdam'da yarışacak. Film 24 Haziran'da vizyona girecekti. (Şimdilik ertelendi) Vizyon öncesi Bayraktar ile konuşmak için 13 yıl önce buluştuğumuz çaycıda tekrar bir araya geldik. Fakat canı sıkkındı. Çünkü Firuzağa'daki doğalgaz patlaması tam da onun dükkanının yanında gerçekleşmiş. Apartmandan düşen parçalar yakından tanıdığı simitçi Feridun Yükseltürk'ün yaşamını yitirmesine neden olmuştu. Fakat canının sıkkınlığı bir yana Ufuk Bayraktar'ı biraz sakin gördüm. Gerçi oynadığı Sevda Kuşun Kanadında dizisi ve önümüzdeki sezon vizyona girecek Dağ 2 (4 Kasım'da vizyona girecek) filmini çekmenin rahatlığı vardı üzerinde. Ama bu sakinlik başka bir şeydi. Ben, şu 13 yılı tekrardan bir konuşuruz, bir hayat muhasebesi yaparız diye düşünüyordum. Ufuk Bayraktar neden yönetmen olduğunu anlatırken son beş ay içerisinde hayatındaki değişim ve dönüşümden de bahsetti. "Kalbimi keşfettim, manevi bir duvara çaptım" dedi. 13 yılın muhasebesi farklı bir söyleşiye aktı...

    - Zeki Demirkubuz seni oyunculuk serüveninin içine soktu. Peki ya yönetmenlik nasıl oldu?

    - Semih Abi, (Kaplanoğlu) Nuri Abi (Bilge Ceylan) ve Zeki Abi'yle (Demirkubuz) çalıştığım için olabilir. Özellikle de Zeki Abi'nin etkisi olmuştur üzerimde. Neticede bir abi kardeş ilişkimiz vardı. İşin özü, bu insanlarla çalışınca insanın derdini nasıl anlatabildiğini görüyorsunuz, öğrenmek isterseniz de öğreniyorsunuz. Ben de kendi dertlerimi anlatmak istedim. Ama 'hadi dertlerimi anlatacağım' diye de insanları toplayıp film çekiyoruz demedim. Önce bir senaryo yazayım bakalım ne çıkacak diye test ettim kendimi. Senaryoyu yazdım. Yazarken, olabileceğini, filmi çekebileceğimi hissettim. Sonucu da güzel oldu galiba, daha iyileri de olacak inşallah!

    - Çekmekle kalmadın, başrolde de oynadın.

    - Açıkçası orada bir amatörlük yaptığımı düşünüyorum. Hem oynayıp hem yönetmek çok yorucu bir iş. Aslında son dakikaya kadar başrol için oyuncu arayışlarım sürdü. Ama olmadı. Delikanlılığın gazına gelip "Ya ben oynarım" dedim. Ama iflahım kesildi, saçım döküldü!

    - Bu senin anneannenin hikayesi. Sen de dedeni oynamış oluyorsun. Anneannenin hikayesinde ne gördün de anlatma ihtiyacı duydun?

    - Anneannemi kumasıyla aynı yatakta uyurken görmüştüm. Bunlar dedemle yaşarken pek geçinemezlerdi. Fındık kabuğunu doldurmayacak meseleler yüzünden kavga ederlerdi. Dedem ölünce can ciğer kuzu sarması oldular. Demek ki insanın kendi çıkarları doğrultusunda işleyen bir ben duygusu var. Bunun için bugün düşmanım dediğin insanla yarın aynı yatakta uyuyabiliyorsun. Bunu anlamak üzere yola çıktım aslında.

    - Tesadüfen bir dünyanın içine giriyorsun...

    - Sözünü balla keseceğim abiciğim ama ben tesadüf kelimesine hiç inanmıyorum.

    - Nedir sendeki karşılığı, kader mi?

    - Ben bunun bir döngü olduğunu düşünüyorum. Hepimiz hesaplı kitaplı bir denklemin içerisinde yaşıyoruz. Bunu anlamlandıramayınca başımıza gelenlere tesadüf diyoruz.

    - Peki ne oldu da çıktı lugatından?

    - Naçizane beş, altı ay önce İslami şartlara uygun tövbe ettim. Sonra da manevi bir duvara çarptım. Çok şeyler yaşadım, anlatsam inanamazsın. Yaşadığım her şey zincir gibi gözümün önüne dizildi. Yaşadıklarımın hiçbirinin tesadüfi olmadığını o an anladım.

    - Hayatında bir şeyler değişti mi?

    - Yok abi, ben yine aynı Ufuk'um. Yani hani öyle tövbe ettim, sil baştan hayatımı değiştiriyorum, 180 derece farklı biri oldum gibi bir durum yok. Yine evine ailesine bağlı, işinde gücünde bir adamım. Ama artık yaşadığım her şeyin bana görmem için yaşatıldığını düşünüyorum. Ne kadar yırtıklık, ne kadar fırlamalık, ne kadar dip köşe, ne kadar cezaevi... Hepsini benim yaşamam ve görmem gerekiyormuş. Ha hayatımın lezzet haritası değişti tabii. - Nasıl değişti? - Eskiden arkadaşlarıma "Vay baba buluşalım, içelim" derken, şimdi annemle pazar kahvaltısına oturup uzun uzun takılıyorum. Bedenime daha az zarar verir oldum, daha saygılı oldum. Hayatımdaki küçük ve basit şeylerde değişim var. Ama malum hayatın sırrı da o basitlikte gizli.

    - Sinirlilik halinde de bir değişiklik var mı?

    - Tabii ki, artık daha az sinirleniyorum. Gerçi bu konuda da sınanıyorum. Ben ne kadar sinirimi törpülemeye çalışırsam çalışayım şeytan büyük kayıpta. Beni joker görüyordu, bu bizden diyordu muhtemel. Ama şimdi fena gol yedi. Kafasını duvarlara vuruyordur "Gitti Ufuk" diye. (Gülüyor). Yoluma olmadık şeyler çıkarıyor!

    - Cihangir malum, seküler bir yer. Buradaki insanlarla ilişkilerinde bir farklılık olur mu?

    - Yok ya, öyle şey olur mu? Aksine şimdi daha mütevazı bir insanım. Hani cennetin kapısı birisini kazanmaktan geçiyor derler ya. Biri çıkıp "Ufuk'a bak daha iyi bir insan oldu, yüzü gözü açıldı. Çocuk kendine geldi" derse, benim yaşadıklarımdan ilham alırsa ne mutlu. Ama "Ya bak her gün içerdi. Delikanlı çocuktu ama şimdi abdest alıp namaz kılıyor" derse o da onun sorunu. Çünkü ben kimseyi yargılayacak durumda değilim. Daha beş ay öncesine kadar en kötüsünü yaşıyordum. İçki içiyordum, hatta insanlara zorla içiriyordum. Ne haddime birisini yargılamak! Zaten hayatımda iki kitap okudum. Biri Suç ve Ceza diğeri Kuran'ı Kerim. Ayet var "Konuşma" diyor. Net bilgi!

    - Gerçekten sadece iki kitap mı okudun?

    - Evet, ama kitap okumadığım için Rabbim beni öyle bilgilerle donatmış ki, ne sorarsan sor anlatırım sana. Hani Slumdog Millionaire filmindeki çocuk var ya, aynen öyleyim işte. Ne sorarsan sor mutlaka yaşamışımdır.

    - Peki bu değişim sonrası seni yargılayanlar illa ki olacaktır. Laf, söz edenler çıkacaktır. Kaygılandırıyor mu bu seni?

    - Evet, kimi densiz lafların edileceğini düşünüyorum. İnsan bu, eder mi eder. Dediğim gibi ben kimseyi yargılayacak durumda değilim. Bir şey yaşadım, kalbimi keşfettim, bunu insanlar okur, ders çıkarır belki diye anlatıyorum. Ders dediğimiz şey nereden çıkardığımızla alakalı. Yanından geçtiğimiz bir karıncanın ölmüş bir karıncayı yuvasına götürmesinden ders çıkarıyorsan ne ala. Ama dur şurada bir olay var, ben gidip bir ders çıkarayım diyorsan sen bitmişsin vallahi. Hani ben manevi duvara çarptım dedim ya aslında kalbimi keşfettim.

    - Kalbi keşfetmekten kastın nedir?

    - İnsan, insan doğup hayvan olarak ölebilen tek canlı. Kurt, kurt doğar, büyür ve kurt olarak ölür. İnsan öyle değil işte. Zamanla hayvanlaşabiliyor. Ha ne zaman, kalbini unutunca. Bizim bir kalbimiz var, bir de aklımız. İkisi arasında bir senkronizasyon var. İşte kalbi unutursan o senkronizasyon bozuluyor. Akıl tek başına yeterli gelmiyor, dünyayı algılamak için.

    - Bu dönüşüm sinema hayatını nasıl etkiler?

    - Vallahi, oyuncu olarak her türlü rolü yine oynarım. Ama yönetmen olarak çekmeyi düşündüğüm filmlerde biraz daha derinleşmek istiyorum. Bir gün Mecid Mecidi'nin bir söyleşisini dinledim. "Kalp vardı, yol vardı" dedi. "İşte bu" dedim ve evrensel işler yapabileceğimizi gördüm. Ama o da her babayiğidin yapacağı bir şey değil. Ama olur mu olur, doğru koşullar, denklemlerle, Allah'ın izniyle olur. Şimdi Ufuk uçuyorsun diyenler çıkar. (Gülüyor) Rabbim de insanı kaldırabileceği yollara sokar. Bizi o kadar çok sever ki, seni nasıl koruyacaksa o yollardan geçirir. Hani fazla verip azdırmaz insanı.

    BABAMDAN YETİMİ KOLLAMAYI ÖĞRENDİM

    - Baban bir kabadayıydı, ondan sana ne miras kaldı?

    - Merhamet ve hak. Ayrıca ondan yetimi kollamayı da öğrendim. Haklı olduğuna inansın veya birisine haksızlık yapıldığını düşünsün sorunu çözene kadar uğraşırdı. Gerekirse bunun için tek başına 50 kişiyle dövüşürdü. İnsanlar onu görünce önünü iliklerdi. Ama o, ego sahibi biri değildi, kalbinin inandığından da asla vazgeçmezdi. Yani kalbi yol gösterirdi ona ve bana da "Kalbinin sesini dinle" derdi. Meğer o yolu göstermiş zamanında ama anlamamışım. (Gülüyor). Zaten bir gün içkili eve gitmiştim. Ufaktan kızdı. "Allah'ım" dedi "Bunun bütün kapılarını aç. Ama içki içerse iki yakasını bir araya getirme." Ben de "Baba dua mı yoksa beddua mı ediyorsun" dedim. O da istemezdi içmemi. Meğer anne baba ne derse doğru dermiş. Ama insan anlamıyor işte, anlamak için ne bileyim yola girmek gerek demek!

    - Dedeni oynadın bir gün babanın da bir hikayesini filme çeker misin?

    - Çekebilirim. Olabilir.

    "PARTİ KUR OY VERELİM" DİYORLAR

    - İlginç bir hayran kitlen var. Aran nasıl onlarla?

    - Ya "Parti kur oy verelim" diyorlar. İşler o raddeye geldi. Aslında içinde çok küçük manyaklıkları olan insanlar iyidir ve ben de severim onları. Tabii yapıp ettikleri başkalarına zarar vermiyorsa. Çünkü dobralardır, özünden hareket ederler.

    - Ezel'den sonra mı oldu bu tanınırlık?

    - Ezel'den sonra tanımayan kalmadı. Ama Kader'in de çok hastası var. Dağ filmi nedeniyle de sevenler var. Elden geldiğince onlarla iletişim halindeyim. Mesaj atıyorlar, mesaj atıyorum. Selam veriyorlar, selamlarını alıyorum. Fotoğraf çektirmek isteyenlerle çektiriyorum. Ama yılışık olanlar var, ukalalar var, her şeyi kendinde hak görüyorlar onlar. O zaman ensesine tokadı koyuyorum. (Gülüyor)

    Kaynak: SABAH


    0 0

    Sinema bence bir hayal ürünüdür, tabiki bir filmin senaryosunu yazarken yaşananlardan ilham alınır, fakat yinede hayal etmeden ne yazabilir ki senarist, ne de oyuncu oynayabilir yazılan karaktreri. Yani hayal kuramayan bir insan Sinema ve Belgeselci olamaz.

    Bir gün bir Beşiktas'ta bir çay bahçesinde eniştemin aracılığı ile bir akademisyen ile tanıştım, aslında akrabam oluyor yani kuzenimin amcası kendisini ve benim de Ömer Kavur'u tanımam o gündür.

    Benim bahsettiğim bu akademisyenin ismini sektörde olanlar tanırlar "Özgür Şeyben" kendisiyle kısa bir zaman iş ortaklığı yapma fırsatım oldu ve kurduğumuz "Kosmos Prodüksiyon" isimli firma ile TRT' sunduğumuz 3 projeden 2 'si kabul gördü ve bunlardan 1'cisi Akrebin yolculuğu belgeselidir. Serisinin ilk bölümü olan 'Yusuf Atılgan'ın romanından 'Ömer Kavur'un sinemaya uyarladığı ödüllü film "Anayurt Oteli" filmi belgeseliyidi . 2'inci Proje ise tarihte adına, Aydın ihtilali olarak yer bulan" Atçalı İsyanı"nı konu alacak olan Vali-i Vilayet Hademe-i Devlet Atçalı Kel Mehmet belgeseleliydi.

    Kosmos Prodüksiyon olarak kurduğumuz bu şirkette Ekip liderimiz Özgür Şeyben'di ve onun görüşleri doğrultusunda ilerliyorduk,fakat "TRT" ile imzalamış ve teminatlarını yatırdığımız projeleri bir türlü hayata geçiremiyorduk ve ben her defasında Özgür Şeyben'e "hocam ne zaman çekimlere başlıyacağız dediğimde" her defasında "Anayurt Oteli" için film oyuncuları ve set çalışanlarına bir türlü ulaşamadığını söyleyerek beni geçiştirdi.

    Günlerden birgün Balmumcu'da bulunan ofisimize gece geç saatlerde uğramak için geldiğimde Kurgu masasında, kurgucu arkadaş Emre Ergün'ü gördüm bişeylerle uğraşıyordu ve önemsemedim içeriye geçtiğimde Özgür Şeyben'inde odasında oturduğunu gördüm selam verip işimi hallettikten sonra iyi akşamlar dileyerek ofisimden çıktım ve o gün Kosmos Prodüksiyonla ilgili ortağımı son görüşüm oldu. Ertesi gün ofise geldiğimde bu yola artık yalnız devam ediceğimi anladım, öylede oldu. Bir macera daha böyle son buldu. ( Kosmos Prodüksiyon ve Özgür Şeyben ile olan ortaklığım son buldu)

    Sonrasında kendisine ulaşarak, TRT ile anlaşılan projeleri hayat geçirmek istediğimi söylediğimde şöyle bir mail aldım.

    "Oyunculari oraya goturmek ya da burada cekmek cok zor görünüyor"

    "Serhat" ekte anayurt ve atcalinin sunum dosyaları var, senin bunlardan yararlanarak yeni bir dosya yapman gerekiyor. Cunku icinde degismesi gerekek bir cok sey var. Yeni bir yapim sirketinin kimligiyle dosyayi yeniden hazırlamak lazim. Bir de Anayurt dosyasinda oyuncularin isimlerini goreceksin. Sana tavsiyem bu oyunculari tamamen projeden cikarip onlar olmadan bir senaryo yazman. Cunku oyunculari oraya goturmek ya da burada cekmek cok zor gorunuyor. Uzun zaman ugrasmama ragmen bir türlü bir araya getiremedim. Oyuncular olmadan bolgede yapilacak cekimlerle de gayet iyi bir belgesel cikabilir. TRT ile nasil bir iliskiye girmek gerekir bilemiyorum. Ben bundan sonra olaya hic dahil olmayacagim icin oradaki Adnan Beyle konusup sirket degisikligi yapip dosyayi yeniden sunmayı deneyebilirsin. Ya da TRT'nin baska bir kanalina da gidilebilir. TRT TURK, TRT HABER, TRT1, TRT OKUL v.s. Ya da tamamen baska bir kanala da gidilebilir, AL Jazeera, CNNtürk, NTV v.s. TRTciler Anayurt için 45 dakika, Atçalı'yı da 28 dakikalık istemislerdi.

    Daha once cektigimiz demolari ve goruntuleri de en kisa zamanda gonderecegim. Bunun disinda maalesef bir yardimim olamaz.

    Kolay gelsin

    Özgür Şeyben'den aldığım mail tamı tamına buydu. Hırsı doğru yönlendirmek başarının anahtarıdır ve bende onu yaptım. Başkasının imkansız gördüğü benim için sadece biraz zaman alacaktı ,bunu biliyordum.

    İçimdeki kızgınlık ve hırs ile TRT' ile anlamış olduğumuz 2 projeyi hayata geçirmek için yola çıktım.

    Daha önceden Star TV' yayınlanan "Çılgın teyzeler" isimli yarışma programında çalıştığım Alper Bilen ile TRT'ye daha önce yapımını gerçekleştiremediğimiz 2 Proje için anlaşarak "FUN MEDYA" adında bir yapım şirketi kurduk ve Özgür Şeyben'den bu projelerin haklarını alarak "FUN MEDYA" ismi altında bu projeleri hayata geçirdik.

    Ömer Kavur'u "Anayurt Oteli" sayesinde tanıdım

    TRT ile projelerin devir işleri hallettikten sonra ilk olarak "Akrebin yolculuğu" 13 bolümlük belgesel serisinin ilk Pilot bölümü olan "Anayurt'a dönüş" belgeseli için Alper Bilen Aracılığı ile Yönetmen Ayşegül Yadigar ile anlaştık ve bu belgeselin yapımında beraber yol aldık.

    İlk olarak filmin Işık şefi Recep Biçer ile buluşarak hem filmin kamera arkası görüntülerine ulaştık ve filmle ilgili belgeselimizde kullnilmasi gereken bütün donelerin bilgisine kendisinden ulaşarak bu projenin startını vermiş olduk.

    "Aslı Selçuk bizim Kılavuzumuz oldu"

    Şimdilerde Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Fotoğraf ve Video Bölümü öğretim üyesi olan Aslı Selçuk hocamızla filmin Işık şefi Recep Biçer'in yönlendirmesiyle kendisine buluştuk. Kendisi filmde yönetmen yardımcılığını üstlenmişti ve Ömer Kavur'un Anayurt Oteli filminin belgeselini yaptığımızı kendisine anlattığımızda sesindeki o heycanı unutamam. Bize Ömer Kavur'u anlatmaya başladığında, kendisinin Türk sinemasının büyük bir değeri olduğunu ve onunla çalışma fırsatı bulanların çok şanslı olduklarını o zaman anlamıştım.

    Aslı Selçuk, Ömer Kavur'u anlatırken onun için bir kahraman olduğunu aşikardı. Bu bizim belgeseli çekmemiz için daha da hırslandırmıştı. Aslı Selçuk için bu sefer bir kahramanı anlatmak o film de ona yardımcılık yapmaktan daha zordu.

    Aslı Selcuk sayesinde filmin orjinal senaryosunun yazılı olduğu deftere ve film setinden resimlere ulaştık. Bu bizim belgeseli yapabilmemiz için gerekli arşivlerdi. 1986 yılı yapılan bir filmin o günkü çekim senaryosu elimizdeydi ve bizim belgeseli anlatmamıza çok yardımcı oldu.

    "Uzun süre yurt dışından dönmesini bekledik"

    Fİlmin başrol oyuncularından 'Serra Yılmaz belgeselimizin olmassa olmazıydı, ona ulaşmamız biraz zaman aldı. Bunun sebebi kendisi uzun bir süre yurt dışında oluşu ve bizim oraya seti götürüp çekim yapabilmemiz ekonomik olarak bizi zorlıyacağından 'Serra Yılmaz'ın İstanbul'a dönüş yolunu tüm ekibimizle bekledik.

    Beklenen haber Serra hanımın menejeri tarafından geldiğinde çok mutlu olmuştuk ve bir an önce 'Aslı Selçuk hocamızla bunu paylaştık ve kendisinde Serra hanımı görmek istediğini söylemesi üzerine sözleşerek randevu günü buluştuk .

    Biz tüm ekip ve Aslı hoca, Serra hanımın evine gittik. Sıcak ve samimi bir yüzle bizi evine buyur etti. Cihangir'de Boğazı ve tarihi yarımadayı gören manzaralı bir ev ve biz Serra hanımın evindeydik biraz korkarak ve biraz ürkerek adımlarımızı attık içeri. İçeride Aslı Selçuk hocamız ve Serra hanımın sarılmalarından sonra bizdeki o ürkeklik yerini Serra hanıma karşı sıcak ve samimi olmamızı sağladı. Kendisi bize, elleriyle pasta ve çay servisi yaparak bizleri onure etti. Daha sonra sohbet içersinde kendisin hatırladığı "Anayut Oteli" film setinde sanat bölümünde çalışmış, Nur Bulca'yida evine davet ederek kendisiyle röportaj yaptırarak belgeselimizin dahada zenginleştirdi.

    Uzunca sohbettin sonrasında istediğimiz çekimleri yaptık ve kendilerini tanıma fırsatı bulduğumuz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz.

    "Gittiğin yerde rahat uyu güzel gülüşlü adam"

    Filmin Müziğini Usta müzisyen Attila Özdemiroğlu yapmıştı ve kendisine belgeselimizin yönetmeni 'Ayşegül Yadigar, sayesinde ulaştık. Devetimizi kırmayarak ofisimize şereflendirdiğinde kendisiyle tanışma şansı bulduk. Bende Türk filmlerini gidişiyle yetim bırakan müzisyeni bu belgesel sayesinde tanıdıgım.

    Attila Özdemiroğlu ile sohbet ettikçe hakikaten kendisi için yapılan o yorumların az kaldığını ve sonsuz saygi duyulasi, eli öpülesi, kiymeti bilinesi, yetenek abidesi, gülümsemesi ile yürekleri hoşnut kılan bir müzisyeni tanıdığıma çok mutlu olmuştum.Bize hiçbir bedel talep etmeden müziğini belgeselimizde kullanabileceğimizi söyleyerek bize bu belgeselde maddi manevi destek olduğu için teşekkürü bir borç bilirim.

    "Uzun zaman ugrasmama ragmen bir türlü bir araya getiremedim dediği herkes bir bir ofisimize geldiler"

    Mail'ini aldıktan sonra, Yapımcılığına soyunduğum "Anayurt'a dönüş" Belgeseli çekimlerinin sonuna doğru geliyordum ve bu seferde ofisimi şereflendirenler arasında Film'de "Zebercet" karakterini canlandıran Sevgili Macit Koper, Filmin uygulayıcı yapımcılığını yapmış olan Sadik Deveci ,Işık şefi Recep Biçer, Kurgu Yönetmeni Mevlüt Koçak ve belgeselde bize her zaman destek olan Türk sinemasının sevgili yönetmenlerinden Oğuzhan Tercan'ında olduğu bir gün "Oyunculari oraya goturmek ya da burada cekmek cok zor görünüyor" diyen eski ortağımın masasında Filmin başrol oyuncusu Sevgili "Macit Koper'le filmle ilgili röportajımızı yaptık.

    Sonunda "Anayurt'a Dönüş" belgeselini tamamlayarak 'TRT Belgesel kanalına teslim ettik ve artık bende bir belgesel yapabilmiş olmanın mutluluğunu ve gururunu tüm ekip arkadaşlarımla taşıyorum.

    Anayurt'a Dönüş" belgeselimizden sonra ikinci belgselimiz olan "Vali-i Vilayet Hademe-i Devlet Atçalı Kel Mehmet" belgeselelimizide tamamlanarak TRT Belgesel kanalında yayınlanmıştır.


    0 0

    Holokostta hayatta kalmayı başaran Nobel ödüllü edebiyatçı Edie Wiesel 87 yaşında hayatını kaybetti.

    İsrail'in Kudüs semtinde, Holokost kurbanları için inşa edilen Yad Vashem Holokost Anıtı'nın Twitter hesabından yapılan açıklamada, Nobel ödüllü edebiyatçı Edie Wiesel'in yaşamını yitirdiği belirtildi.

    Romanya'da Yahudi bir ailede 1928'de doğan Wiesel, 1944'te Naziler tarafından ailesiyle Auschwitz-Birkenau toplama kampına gönderildi. Aynı yıl babası ile Buchenwald toplama kampına nakledilen Wiesel, kampın 1945'te ABD ordusu tarafından ele geçirilmesiyle özgürlüğüne kavuştu.

    ABD'de yaşadığı yıllarda 40'tan fazla kitap yazan ve birçok edebi ödül alan Wiesel, kamplarda yaşadıklarını anlattığı "Gece" adlı eseriyle ün kazandı.

    Savaş karşıtı gruplardan tepki aldı

    1986'da Nobel Barış Ödülü'nü alan Wiesel, 2014'te İngiliz Guardian gazetesine 11 Ağustos 2014'te verdiği ve dünya liderlerini "Hamas'ı çocukları canlı kalkan olarak kullandıkları için kınamaya çağıran" ilan nedeniyle savaş karşıtı gruplardan tepki aldı. Filistin yanlısı kuruluşlar ve gruplar, Guardian gazetesine kınama mektubu göndererek, ilanda İsrail'in Gazze saldırılarına karşı çıkanların "çocuk katili gibi gösterildiğini" belirtmişti.

    Mektupta, "Guardian'ın bu yanlış ve yanlı ilana yer vermesini kınıyoruz. Bunun özellikle İsrail'in Gazze bombardımanı sonucu 400'e yakın çocuk öldürülmüşken yapılması mide bulandırıcıdır" ifadelerine yer verilmişti.

    Times gazetesi ise ilanı "aktarılan görüşler çok baskın olduğu ve Times okuyucularında endişeye neden olabileceği" gerekçesiyle basmadığını açıklamıştı.


    0 0

    Televizyon ekranlarında boy gösteren yarışma programları yoğun ilgi görmekte. İnsanlar bu programlarla ilgili muhabbet ediyor, günlük yaşantısını zaman zaman bunlara göre yapıyor. Yarışma programlarının çok fazla izlenmesinin psikolojik sosyal ve patolojik sebeplerinin neler olabileceği konusunda psikiyatrist Dr. Sevda Bıkmaz görüşlerini paylaştı.

    Televizyonun gerçeklikten uzaklaşmak için bir araç olduğunu belirten Bıkmaz şunları söylüyor: “Televizyon günümüzde yerini yavaş yavaş sosyal medyaya bıraksa da hâlâ gündelik eğlence hayatımızın en önemli parçası. Evet eğlence çünkü televizyonda en çok izlenen programlara baktığımızda yarışmalar ve dizileri birinci sırada görüyoruz. Öte yandan toplum olarak televizyonun başında çok fazla zaman geçiriyoruz. Belki de televizyonu fazla ciddiye alıyoruz. Televizyona “aptal kutusu” demek de, onu çok ciddiye almak da yanlış. Televizyon en çok insanların zaman geçirmelerine bir yandan da günlük hayatın gerçeklerinden uzaklaşıp eğlenmelerine aracılık ediyor. Tabii TV başında geçirilen zamanın kalitesi de kişinin beklentilerine göre değişiyor.”

    Kutuplaşmayı izlemek insanların hoşuna gidiyor

    Psikiyatrist Dr. Sevda Bıkmaz, ‘reality show'ların en fazla izlenen programlar olduğuna dikkat çekiyor ve bu tarz programların fazla izlenme sebeplerinin neler olabileceğini şöyle açıklıyor: “Survivor'da yarışmacıların psikolojik, fiziki ve fizyolojik eşikleri sınanıyor, zorlanıyor. Örneğin yarışmacılar yemek gibi temel fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için kazanmak zorundalar. Bu manipülasyonlar sebebiyle normal davranış paternlerinin dışına çıkabiliyorlar. Modern yaşamın kuralları yerini doğa kurallarına bıraktığı için daha ilkel-çiğ bir davranış biçimi ortaya çıkıyor. Benliğimiz (ego) ve modern yaşamın kuralları-yasaları (süperego) yerine doyum arayan istekler ve doyurulmamış arzuların doyum beklentisi (id) kumandayı eline alıyor zaman zaman. Öfke, saldırganlık ve kaygı gibi duygular açığa çıkıveriyor. Seyircileri de en çok bu “insanlık hali” cezbediyor. Birilerinin zorlandığını görmek, bu zorlu koşullar altında ortaya çıkan davranış kalıplarını izlemek, insanların temel ihtiyaçları karşılanmadığında neler yapabileceğine seyircilik etmek insanların ilgisini çekiyor. Yarışmacıların kazanmak için hangi yollara başvurduğunu ve bu uğurda kutuplaşmalarını görmek merak uyandırıyor.”

    Başarısızlığı kendimize

    atfedemiyoruz

    İnsani eğilimlerimizin yarışma programlarını seyretmekteki etkisine değinen Bıkmaz, “İnsan olarak başarıyı, iyiyi, güzeli kendimize; başarısızlığı, kötüyü, çirkini dışsal faktörlere atfetme eğilimimiz var. Seyirci de yarışmacılarla özdeşim kurarak örneğin, hırs, başarı, dayanıklılık gibi beklenti ve niteliklerini doyuruyor. Tuttuğu yarışmacının başarısından besleniyor. Veya tam tersine bencillik, kin, zayıflık gibi olumsuz özellikleri temsil eden bir karakterle arasına mesafe koymuş oluyor. Seyirci ekran karşısında güvenli bir şekilde; ben değil o başarısız, o zayıf, o bencil deme fırsatı buluyor. Ya da o yapamadı ben yapardım, o bilemedi ben biliyorum diyebiliyorlar. Yani seyirci bir nevi sosyal karşılaştırma yaparak kendisini iyi hissediyor.” diyor.

    Aynı sosyal karşılaştırmanın evlilik programları için de geçerli olduğunu vurgulayan Bıkmaz, bu programların hedef kitlesi farklı olsa da ekran önüne çıkan sıradan insanların davranışlarının, karakterlerinin, hikâyelerinin, dış görünüşlerinin seyircinin odak noktası olduğunu söylüyor. “İnsanların gerçekte evlenip evlenmeyeceklerinden çok yarışmacıların skandalları, uygunsuz davranışları, karşılıklı tutum ve tavırları, yalanları, kurnazlıkları, maddi varlıkları seyircinin ilgisini çekiyor.” diye ekliyor.

    Olumsuz davranışlar olumlu davranışlardan daha çok ilgimizi cezbediyor

    Psikiyatrist Dr. Sevda Bıkmaz, olumsuz davranışların ilgimizi çekmesini şöyle açıklıyor: “Merak duygusu ekran başında daha çok zaman geçirilmesine sebep oluyor, acaba ne olacak, bu lafa nasıl cevap verilecek, başarabilecek mi, bu sefer kim kazanacak gibi soruların cevabını merak ediyoruz ve program yapımcıları da bunun farkındalar. Sokakta bir kavga görsek hemen dönüp bakarız oysa olumlu davranışlar bu kadar dikkatimizi çekmez. Zihnimiz olağan dışı olumsuz uyaranlara karşı daha duyarlı. Ekranlarda yarışmacıların, konukların birbiriyle tartışmaları, kavga etmeleri, falanca gelin adayının filanca talibine laf sokması daha çok ilgimizi çekiyor.”

    Sosyal ilişkiler televizyon programları üzerinden kuruluyor

    Bütün programlar için geçerli olan bir başka durumun da programların sadece izlenmesi değil daha sonradan üzerinde konuşulması olduğunu söyleyen Bıkmaz, komşu ziyaretlerinde, işyerlerinde, okullarda, ekranda Semih'in ne yaptığının, Nagihan'ın karakterinin, o hafta kimin elendiğinin günün sohbet konusu olduğunu söylüyor. “Demek ki sadece izlemiyoruz aynı zamanda televizyon üzerinden sosyal bir ilişki de kuruyoruz.” diyor.

    Bunun temelde bir sorun olmadığını belirten Bıkmaz, televizyon izlemenin kişinin işlevselliğini bozacak boyuta vardığında gerçek bir sorun olacağını vurguluyor ve son olarak şunları ekliyor: “Örneğin, kişi ailesi, arkadaşlarıyla zaman geçirmek yerine televizyon izlemeyi tercih ediyor, sorumluluklarını erteliyor, eğitiminden, işinden gücünden geri kalıyorsa; zihnini ve zamanını ağırlıklı olarak bu programlarla ilgili konular meşgul ediyorsa -tüm bağımlılıklar gibi- bu bir sorundur. Bu koşulların dışında hangi televizyon programlarının izleneceği elbette bireysel bir tercihtir. Dediğim gibi televizyon ne aptal kutusu ne de ideal bir iletişim aracıdır.”


    0 0

    Altın Palmiye Ödüllü İranlı ünlü yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin, kanser tedavisi için gittiği Fransa'nın başkenti Paris'te 76 yaşında vefat ettiği bildirildi.

    İran resmi ajansı IRNA'nın haberine göre, sinema dalında onlarca ödülün sahibi yönetmen Kiyarüstemi, kanser tedavisi için bulunduğu Paris'te hayatını kaybetti.

    Mart 2016'da mide-bağırsak kanseri teşhisi konulan ve hastalığı nedeniyle birkaç kez İran'da ameliyat edilen Kiyarüstem'nin, 26 Haziran'da tedavisine Fransa'da devam edilmesine karar verilmişti. Ünlü yönetmenin tedavi gördüğü Paris'teki bir hastanede yaşamını yitirdiği belirtildi.

    Kiyarüstemi, İran sinemasında 1960'ların sonlarında başlayan ve emperyalizm karşıtı, toplumsal her konuya fazlasıyla duyarlı ve Fars edebiyatından da beslenen filmlerin çekildiği dönem olarak bilinen İran Yeni Dalgası akımının yönetmenleri arasındaydı.

    ALTIN PALMİYE ÖDÜLÜNÜ KAZANMIŞTI

    Abbas Kiyarüstemi, İran'ın kuzeyinde Köker adında bir köyde yaşananları anlattığından "Köker Üçlemesi" adıyla tanınan "Arkadaşımın Evi Nerede", "Ve Yaşam Sürüyor" ile "Zeytin Ağaçları Altında" adlı yapımlarıyla dikkatleri çekti.

    Ünlü yönetmen 1997 yılında "Kirazın Tadı" adlı filmiyle Cannes Film Festivali'nde büyük ödül Altın Palmiye'yi kazanırken, 1999'da ise "Rüzgar Bizi Sürükleyecek" filmiyle Venedik Uluslararası Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü'ne layık görüldü.

    Kiyarüstemi, 1979'daki İslam Devrimi'nin ardından Batı ülkelerine giden pek çok yapımcı ve yönetmenin aksine ülkesini terk etmeyerek İran'da kalmayı tercih etmişti.


    0 0
  • 07/05/16--14:00: Rüzgâr onu sürükledi
  • İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden Abbas Kiyarüstemi Paris'te hayatını kaybetti. Uzun süredir kanser tedavisi gören Kiyarüstemi, geride kırktan fazla film ve yetiştirdiği birçok sinemacı bıraktı.

    İran sinemasını bilirsiniz. Kendi köklerinden filizlenerek dünya sinemasının zirvelerinde ışıldar. Ülke içinde normalleşen baskılar, kültürel çatışmalar, mitolojik ve dini motifler Pers ülkesinden çıkar, dünyanın kalbine dokunur. Abbas Kiyarüstemi de İran'ın köklerinden filizlenen bir isim(di). Kimi zaman rüzgârla taşıdı seyirciyi, kimi zaman kirazın tadını tattırdı. İşlediği konularla, seyirciyle farklı bir bağ kurdu, kendisini takip eden her sinema severi kendi film ailesinin bir üyesi haline getirdi. Usta yönetmen artık aramızda değil. Altın Palmiye Ödülü sahibi Abbas Kiyarüstemi, Fransa'nın başkenti Paris'te hayata gözlerini yumdu. 76 yaşında, henüz çekilecek filmleri sıradayken sinema dünyasını yalnız bıraktı.

    Sinema dünyasına 40'tan fazla filmle dünya sinemasına adını altın harflerle yazdırdı. Dünyaca ünlü yönetmen, Abbas Kiyarüstemi, Paris'te kanser tedavisi görüyordu. İran resmi ajansı IRNA'nın haberine göre, Mart 2016'da mide-bağırsak kanseri teşhisi konulan ve hastalığı nedeniyle birkaç kez İran'da ameliyat edilen Kiyarüstemi'nin, 26 Haziran'da tedavisine Fransa'da devam edilmesine karar verilmişti.

    Cannes'ın seçkinlerindendi

    Yaklaşık 46 yıldır sinema alanında çalışan Abbas Kiyarüstemi, kısa film ve belgeseller de dahil olmak üzere, 40'tan fazla filmde çalıştı. Özellikle Köker Üçlemesi, Kirazın Tadı ve Rüzgâr Bizi Sürükleyecek filmleriyle dikkat çeken yönetmen, eleştirel başarı kazandı. Abbas Kiyarüstemi, İran'ın kuzeyinde Köker adında bir köyde yaşananları anlattığından “Köker Üçlemesi” adıyla tanınan “Arkadaşımın Evi Nerede”, “Ve Yaşam Sürüyor” ile “Zeytin Ağaçları Altında” adlı yapımlarıyla dikkatleri çekti. 1997'de “Kirazın Tadı” adlı filmiyle Cannes Film Festivali'nde büyük ödül Altın Palmiye'yi kazandı. 1999'da ise “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” filmiyle Venedik Uluslararası Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü'ne layık görüldü. 2014'te 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne katılan Abbas Kiyarüstami, festival kapsamında kendi adına düzenlenen “masterclass” etkinliğinde konuşmuştu. Kiyarüstami, “İran'da film yapmanın birtakım zorlukları olduğu doğrudur. Ancak İran dışında film yapmanın da başka türlü ve bazen daha fazla zorlukları vardır. Pasaportumda İran yazıyor olabilir ancak ben bir sanatçı olarak bu sınırda, bu noktada kalamam. Aksi halde ilişki kuramam ve alışveriş içerisine giremem.” sözleriyle ülkesiyle olan bağını anlatmıştı.


older | 1 | .... | 370 | 371 | (Page 372) | 373 | 374 | 375 | newer