Attn! Always use a VPN when RSSing!
Your IP adress is . Country:
Your ISP blocks content and issues fines based on your location. Hide your IP address with a VPN!
Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 367 | 368 | (Page 369) | 370 | 371 | .... | 375 | newer

    0 0

    Ünlü Türk ressam Nuri İyem adına 2006 yılından beri verilen “Nuri İyem Resim Ödülü 2016” sahibini buldu. Ödülü, bu sene Rugül Serbest aldı. Serbest, ödülü annesi için aldığını söyledi.

    Nuri İyem adına 2006 yılından bu yana verilen “Nuri İyem Resim Ödülü”, bu sene Rugül Serbest'e takdim edildi. Evin Sanat Galerisi'nde gerçekleşen ödül töreninde konuşan Seçici Kurul Üyesi Prof. Dr. Erhan Karaesmen, Nuri İyem'in son derece yetkin ve yetenekli bir sanatçı olduğunu anlattı. Onun anısına tertip edilen ödül töreninin kıymetli olduğunu belirten Karaesmen, “Evin Galeri'nin 20. yılı, Nuri İyem yaşasaydı 100 yaşında olacaktı. İyem yaşamı boyunca 3 bin 500 yapıt üretmiştir. Bu üzerine düşünülmesi gereken bir rakamdır. Ressam, yurtsever ve aydın bir sanatçıydı.” ifadelerini kullandı.

    Ödül töreninde konuşan Doğan Hızlan da sergiyi gezdiğini ve çok beğendiğini ifade ederek, şunları söyledi: “Nuri İyem, aslında toplumsal olayların doruğuna çıkan ve içinde olan biriydi. Nuri İyem'in resimlerinde yer alan büyük gözler, Big Brother değil, büyük bir aydının bizi gözlediği gözlerdir. Her kuşağın borçlu olduğu bir yanı vardır. Nuri İyem istediği yerden boyalar alıp, istediği gibi çizen bir ressam değildi. Zor koşullar çerçevesinde eserlerini üretti. Nuri İyem adına yapılan yarışmanın da önemi; her yıl bir parça daha iyi sonuçlar alınıyor, genç kuşaklar çok güzel eserlere imza atıyorlar. Bu ödülün önemi de Nuri İyem adını taşımasından kaynaklanıyor.”

    “Nuri İyem Resim Ödülü”nün sahibi Rugül Serbest de ödülü annesi için aldığını dile getirerek, “Bu ödülde asıl önemli olan ressam Nuri İyem adını taşımasıdır. O anlamda çok onurluyum, bu ödülü aldığım için.” dedi.

    Konuşmaların ardından, Prof. Dr. Rahmi Aksungur ve Doğan Hızlan, Serbest'e ödülünü takdim etti. Törenin ardından, ödül alan resim ve seçici kurul tarafından sergilenmeye değer bulunan 27 eserin yer aldığı serginin açılışı gerçekleşti.

    Sergide; Aslı Akyüz, Ahmet Albayrak, Elif Aydemir, Sidar Baki, Müge Bakır, Zuhal Baysar, Zehra Seda Boztunalı, Nurdan Erol, Bülent Gürcihan, Hale İsmet, Damla Karadere, Ezgi Kılıç, Serdar Oruç, R. Doğuhan Özgün, Belit Sak, Hatice Seher Ünal, Mihrişah Süerdaş, Şerif Sümer, Dilek Şenyürek, Alev Tambaşar, Aysun Telli, Tünay Tunç, Ayşe Nilgün Ulaştırıcı, Derya Ülker, Yunus Yanık, Berrin Yırtmaç'ın eserleri görülebilecek. Bu yıl 11. kez düzenlenen “Nuri İyem Resim Ödülü” Seçici Kurulu'nda; Resul Aytemür, Cansen Ercan, Memet Güreli, Ümit İyem, Prof. Dr. Erhan Karaesmen, Temür Köran, Burcu Pelvanoğlu, Feyyaz Yaman ve Emre Zeytinoğlu yer aldı.


    0 0

    Ozan Kotra, Ata Akdağ, Çağatay Kehribar ve (Timsah) Hakan Çağlar'dan oluşan"Flört"ün yeni albümü “Aşk Böyleymiş Meğer” in ilk tanıtım konseri geçtiğimiz akşam Kadıköy'ün en iyi performans mekanlarından DOROCK XL sahnesinde gerçekleşti.

    Kalabalık bir seyirci topluluğun katılımıyla gerçekleşen konsere grup "Cafer'in Evinde", "Rasta Baba" ve yeni albümleriyle aynı adı taşıyan "Aşk Böyleymiş Meğer" şarkıları ile başladı. 35 şarkı söyleyen, 2 saate yakın bir süre sahnede kalan Flört, dinamik ve enerjik performansı ile dinleyicisine gene unutulmaz performanslarından birini sergiledi. Flört, seyircinin aşina olduğu hitlerinin yanı sıra konserin son bölümünde de sevdikleri coverları söyleyerek yaz boyunca Türkiye'nin pek çok şehrinde konserler vereceklerini söylediler.

    "Flört" dinlemek kaçamak bir bakışla, öylesineymiş gibi söylenen bir sözle, arkanızdan gelene kapıyı tutmakla başlayacak kadar basit ve yalın, ama bir o kadar derindir.

    "Flört" müziği, dijital teknolojinin alabildiğine yayıldığı günümüzde, analog kaydın sıcaklığını bize ulaştıran, kulağımızın pasını silen nadir deneyimlerden biridir.

    Grup geçen yıllarda “Flört”, “Cemiyette Pişiyoruz”, “Demli”, “Anadolu Beat” ve“Hücum Kayıtlar” gibi unutulmaz albümlere imza attı. Şimdi de “Aşk Böyleymiş Meğer” ile diskografisinde yepyeni bir sayfa açıyor. Grubun uzun yıllardır dostu ve ustası Fuat Güner ise albümde prodüktör kimliğiyle yer alıyor. Kurulduğu dönemki kadrosuna kavuşan ve bu gücü Fuat Güner'le perçinleyen "Flört", hala genç ve hala tutkulu.

    Albüm, 26 Mayıs'ta Pasaj Müzik etiketiyle, CD formatında raflarda yerini aldı. Dinleyelim ve bakalım, biz de “Aşk Böyleymiş Meğer” diyecek miyiz…


    0 0

    "Hababam Sınıfı" filminin 41. yıl dönümü, İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği ve Arzu Filmin iş birliği ile düzenlenen açık hava arabalı sinema etkinliği ile kutlandı.

    Rıfat Ilgaz'ın eserinden sinemaya uyarlanan 1975 yılında Ertem Eğilmez'in yönetmenliğinde beyaz perdeye yansıyan "Hababam Sınıfı" filminin 41. yıl dönümü, İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği (İKOD) ve Arzu Filmin iş birliği ile düzenlenen açık hava arabalı sinema etkinliği ile kutlandı.

    Fenerbahçe'deki Dalyan Club'te gerçekleştirilen kutlamaya, serinin 2000'li yıllarda çekilen filmlerin yönetmenliğini üstlenen Ertem Eğilmezin oğlu Ferdi Eğilmez, "Postal Rıza" Ercan Gezmiş, "Bacaksız" Tuncay Akça, "Hayta İsmail" Ahmet Arıman, ilk filmlerde görüntü asistanlığı ve setin fotoğrafçılığını yapan Güngör Özsoy ile İKOD üyesi 50'ye yakın klasik otomobil sahibi ve aileleri katıldı.

    Hababam Sınıfı devam filmlerinin yapımcı yönetmeni Ferdi Eğilmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, düzenlenen gecede serinin ikinci filminin seyredileceğini belirterek, "Ben 1964 doğumluyum. İlk Hababam çekildiğinde 10 yaşındaydım. Okuldan çıkıp koşa koşa sete giderdim. İlk Hababam Sınıfı filminin çekimleri, kurgusu, müziği ve vizyon bulması toplam 17 gün sürmüştü. Filmin böyle de bir rekoru var." dedi.

    Ahmet Arıman da "41 yılın nasıl geçtiğini anlamadık. Biz hala o sınıftaki çocuklarız. Film antika arabalarda izlenecek. Bizler de ihtiyar olarak izleyeceğiz. O günleri hatırlar gibi olduk. 'Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı' komik diye geçer ama ben o filmde çok ağlıyorum. O yüzden bizim filmlerimiz duygusal filmler. Halkımız da eski filmleri çok seviyorlar." diye konuştu.

    Oyuncu Tuncay Akça ise ilk Hababam Sınıfı filmlerinde "ufaklık" yeni Hababam Sınıfı filmlerinde de "Bacaksız Amca"yı oynadığını dile getirerek, "Hababam Sınıfı ile sinemaya girdik. 100'e yakın film çektim hala Hababam Sınıfı'nın ufaklığı olarak halkın karşısına çıkıyorum. Arkadaşlarımla ağabeylerimle bir arada bulunmaktan büyük mutluluk duyuyorum." diye konuştu.

    Film, Hafize Ana'nın ders aralarında çaldığı orijinal zille başlarken, oyuncularla birlikte 41. yıl pastası kesildi. Filmin hayatta olmayan oyuncuları Kemal Sunal, Adile Naşit, Feridun Şavlı, Sıktı Akçatepe, Cem Gürdap da etkinlikte anıldı.


    0 0

    Özlem Dikel, Avrupa ve ABD'nin geçtiğimiz yıllarda keşfettiği ve her fırsatta eserlerini sergilediği bir sanatçı. Dikel şimdilerde fotoğraf ve dijital tasarımlar aracılığıyla sanatsal üretimini sürdürüyor. Bunun yanı sıra Temel Fotoğraf Eğitimi ve Seyahat Fotoğrafçılığı üzerine atölyeler veriyor ve uygulamalı fotoğraf eğitimi turları düzenliyor.

    Özlem Dikel, on yılı aşkın süredir fotoğrafın portre, moda, reklam fotoğrafçılığı gibi alanlarıyla ilgilenirken doğa ve kültüre olan tutkusu nedeniyle yaklaşık olarak altı yıldır seyahat fotoğrafçılığına yoğunlaştı.

    Şimdiye dek sayısız şehir ve birbirine alabildiğine uzak uç coğrafyaları objektifine yansıtan Özlem Dikel'in, başarı ve macera dolu bir geçmişi var.

    Başarılı reklam kariyerinde uğradığı duraklar olan TBWA, Drive Dentsu gibi dünyanın lider reklam ajanslarında uzun yıllar Senior Art Direktör olarak çalışan Özlem Dikel, kariyerini dünyanın çeşitli yerlerine gerçekleştirdiği uzun fotoğraf seyahatleriyle bölüyordu. Bir süre sonra kendini tamamen yolculuklara ve çok sevdiği fotoğrafa vermeye karar verdi.

    Türkiye'nin her bir karışını gezen sanatçının insanlarla iletişime girmedeki ustalığı, insanlara ve işine harcadığı zihinsel emek, bildiklerine kişisel çıkarımlar katmadaki hızı onu bulunduğu yolda çok kısa sürede ileri taşıdı.

    Küçük yaşlarından beri fotoğrafla çevrili olmak en büyük tutkusuydu. Bunlar onun doğaya ve sanata olan tutkusuyla birleşince işleri uluslararası çapta takip edilen bir fotoğraf sanatçısı haline geldi.

    İşlerinde kullandığı medyum sadece fotoğraf olmakla kalmayıp, dijital tasarımı da sıklıkla kullanıyor.

    Katıldığı uluslararası ödüller ve sergilemeleri yerel ve uluslararası basına sıklıkla yansıdı. Son yıllarda See Me'nin NYC'de gerçekleşen gösterimlerinde birçok çalışması yer aldı.

    Gerek sanal medyada ‘Fotoritim' fotoğraf dergisinde gerek basılı medyada ‘Sırtçantam' dergisinde fotoğrafları ve yazıları yayınlandı.

    İspanya, Yunanistan gibi ülkelerden sanatçı ve sosyologlarla ortak çalışmalar yürüttü. Bunlardan bir tanesi bağımsız bir küratör olan Panos Sklavenitis'in 6animal2 projesiydi.

    İtalya'da düzenlenen Accademia Internazionale di Arte Moderna di Roma'dan grafik sanatları dalında ödüle layık görüldü.


    0 0

    Boğazımdaki Yumrular yaşama dönük umutların filizlendiği, zorlu koşullardaki bir hayatın tanıklığını getiriyor bize... Hesapsız, beklenmeyen bir karşılaşma ile, hayatı tümden değişen bir kadınla tanıştırıyor bizi.

    Beklenmedik zamanda kapısını çalan aşka yürürken, önüne yepyeni bir yaşamın gerçeği de çıkar Elif'in: Gelecek vadeden, ilkeli, vatansever bir subay ile yaptığı evlilikle değişen hayatı, onu büyütüp olgunlaştırır. Kahramanımızın yaşadıklarını okurken hepimizi derinden etkileyecek bir öyküyle yüzleşeceğiz.

    Zaman zaman gözlerinizin dolmasına, bazen de içinizin endişe ile titremesine sebep olacak. Ateş hattında gencecik bir kadın, babaya hasret büyüyen bir evlat ve önceliği hep "Vatan" olan başarılı, gözüpek bir subayın Kütahya'da başlayıp, Iğdır, Ankara, Hakkari'de sürüp, Bodrum'da sonlanan aşk hikâyesi...

    Ayser Özbulut yazdığı kitabında, yaşama dönük umutlar ve zorlu koşullardaki bir hayattan kesitler sunuyor. Yoğun katılımın olduğu imza gününde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özbulut, kitabı hakkında şu ifadeleri kullandı:

    “Gerçek yaşam hikayesi olduğu için insanların yüreklerine dokunduğunu düşünüyorum. O nedenle takdir ediliyorum ve buda beni çok mutlu ediyor” dedi.

    Ayser Özbulut'un eşi Mehmet Özbulut'un Hakkari Jandarma Komando Taburu Fatih kışlasında (FATİHLER) görevi sırasında yaşadıkları kitapta yer alıyor ve gerçekten insanın aşk'ı uğruna nelerle mucadele ettiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

    Lacivert gecelerde bekledim seni,

    Sahipsiz hayatlara ekledim seni

    Iğdır'da yandım, İzmir ağladı...

    Hakkari'de yandım, Ankara ağladı.

    Sevdiğim dedim, vatanım dedin

    Evladım dedim, Askerim dedin

    Annen dedim, ülkem ana dolu dedin...

    Lacivert gecelerde bekledim seni

    Umuda barışa sevdaya ekledim seni...


    0 0

    Dizileri artık 2 buçuk saate yakın çekiyorlar. Özeti, reklam kuşakları derken 20.00-00.00 arasını sadece bir işle kapatıyor kanallar. Üstelik, 90 dakika çekildiği dönem ile 140 dakika çekildiği dönem arasında dizilerin bütçeleri arasında bir fark da olmuyor.

    Hayatımızda büyük bir yer işgal ediyorlar. Vazgeçilmezlerimiz arasındalar. Dahası, ferdi ve toplumu şekillendiriyorlar. İyi isek onlar sayesinde, halimiz harap ise müsebbibi onlar. Gizli bir örgüt ya da devasa bir kozmolojik sırdan bahsetmiyorum. Bildiğiniz televizyon dizileri bunlar!

    Genel manzarayı teşkil eden bu ifadelerin varacağı yer kameranın arkası… ‘Reyting rekorları kıran' dizilerin hangi şartlarda hazırlandığını, kaç kişinin, kaç saat, kaç gün çalıştığını biliyor musunuz? Zaman zaman haber oluyor. Beklediğimiz kıvılcımı bulmuş gibi oluyoruz ancak unutulması çok sürmüyor.

    2011'de, medyaya birtakım haberler düşmüş ve RTÜK'ün dizi setlerindeki çalışma sürelerinin kısaltılması için çalışma başlatacağı duyurulmuştu. O dönem 90 dakika olan dizilerin sürelerinin Batı'daki örnekleri gibi 45 dakikaya indirilmesi hedefleniyordu. Dönemin RTÜK Başkanı Davut Dursun, ABD örnekliğindeki çalışmanın yakın zamanda hayata geçirilmesinin planlandığını açıklamıştı. O dönem bu açıklama ‘müjde' olarak basında yer almıştı.

    O haberin üzerinden tam 5 sene geçti. Ne mi değişti? Dizilerde çalışma süreleri daha da arttı. Zira 90 dakika olan dizi süreleri 130-140 dakikalara çıktı. O dönem ‘prime time'da 2 dizi yayınlanırken, artık tek diziye indirildi. Yaklaşık 4 saatlik bir süreyi tek diziyle doldurma yolunu tercih eden yayıncı kuruluşlar, böylelikle 5 yıl önceki müjdeli haberin neticesini önümüze serdi.

    Evet yanlış okumadınız, dizileri artık 2 buçuk saate yakın çekiyorlar. Özeti, reklam kuşakları derken 20.00-00.00 arasını sadece bir işle kapatıyor kanallar. Üstelik, 90 dakika çekildiği dönem ile 140 dakika çekildiği dönem arasında dizilerin bütçeleri arasında bir fark da olmuyor (nispi yükseliş hariç).

    Bu manzara içinde günlük çalışma saatleri 16 saati buluyordu. Son olarak Sinema Televizyon Sendikası televizyon, reklam ve sinema setlerinde çalışma koşullarını belirledikleri bildiriler yayımladı. Günlük çalışma saatinin 12, haftalık toplam çalışma saatinin 72 saatle ‘sınırlandırıldığı' söz konusu bildiride birçok ayrıntı var. ‘Yetmez ama evet' durumundayız. Zira haftada 6 gün, günde 12 saat çalışma süresi hiçbir şekilde insani değil. Alınan ücretlerin Türkiye şartlarında diğer alanlara göre iyi olması ya da olmaması da mesele değil. Hangi şart altında olursa olsun bir insanı 10 ay boyunca haftanın 6 günü 12'şer saat çalıştırmak, daha baştan performanstan ödün vermek oluyor. Nitelikli iş çıkmamasının en temel ve somut sebepleri bu manzarada gizli.

    Senaristi düşünseniz. Her hafta 130 sayfa senaryo çıkaracak. –Artık 3-5 kişiden oluşan senaryo ekipleri bu işi halletse de- hiçbir şekilde nitelikli iş çıkması beklenemez. Senarist günde 10 saat bilgisayar başında oturup ‘iş yetiştirmek' için kendi matematiğini tutturmaktan başka bir şey gözetemeyeceğinden, iyi senaryoların çıkması da beklenmemeli. Düşünün ki iyi bir sinema filminin senaryosunu yazmak aylar sürüyor. Elbette sanat olan sinema ile tüketim malzemesinden başka ehemmiyeti kalmamış dizi senaryolarını birebir kıyaslamıyorum. Fakat aradaki uçurum da hiçbir şekilde izah edilebilir değil.

    Peki, ne yapılmalı? Öncelikle televizyon yöneticilerimiz ve elbette kurum sahipleri, yapım firmaları zihniyetini değiştirmeli. Yasal düzenlemelerle olacak iş değil bu. Çünkü bir özel televizyon kanalına bir başka özel yapım firmasına yaptırdığı iş için çalışanların şartlarını liberal düzende kısıtlamak zor. Katı bir tutum gerekir ve böyle bir şey hayata geçtiği takdirde emin olun ‘sansür'-‘faşizm' diye sokakta ilk göreceklerimiz de yine bu dertten mustarip kişiler olacak.

    Çok boyutlu ve çok zaman isteyen bir çözüm formülü var. İzleyiciye ve politikacılara en başta görev düşüyor. Politikaların belirlenmesi noktasında çekingen olmanın manası yok. Dünyada benzeri olan şeyler bunlar. İyi araştırılıp düzenleme yapılmalı. Tabii ki dünyanın hiçbir yerinde setlerde 5-6 saat çalışma ve en iyi şartlar yok. Set ortamı zaten zor bir maraton. Kendi içindeki zorluklara bir şey yapılamaz. Lakin bir diziyi senede 39 bölüm değil de 10 bölüm yaparsanız, sette yine günlük 10-12 saat çalışılsa bile 4-5 ayda biter. Haftalık olarak yetiştirme endişesi de olmayacağından insani bir maraton söz konusu olur. Paket teslim şeklinde 10 bölüm bitirilir ve sonrasında çalışanlar güzelce dinlenir. Veya zaten bu çekim sürecini daha ferah bir şekilde düzenlersiniz ve insani şekilde çalışılır.

    İzleyiciye düşen görev ise en girifti… Şimdi ‘neden izliyorsunuz bu şartlarda çekilen dizileri' desek, yemeyeceğimiz laf kalmaz. Bir de ‘benim kumandam benim özgürlüğüm' başlığı açılır ki, Türkiye buna hazır değil gibi. Evet, izleyici, seyirci kalmamalı. Tavrını ortaya koymalı. Bizim gibiler çeşitli mecralarda durumu açıklamaya çalışınca kendisini hissettirmeli. Sivil toplum kuruluşları eliyle gerekli kitlesel eylem yapılmalı. İzlenmeyen yapımların çare arayışları sonrası masaya oturmak zorunda kalacaklardır (hayal gördüğümün farkındayım). Ayrıca izleyicinin izleme alışkanlığı hayati derecede önemli. Nitelikli dizileri tercih ederek, az bölümlü ‘mini dizi' dediğimiz yapımlara teveccüh gösterilse sorunu halletme yolunda kritik bir virajı dönmüş oluruz.

    Hâsılı, binlerce dizi çalışanının dolaylı olarak yüz binlerce insanın iş hayatı ve geleceği bu garip çerçeveye bağlı. Özgürlük ve şeffaflık ve insan hakkı ve sivil inisiyatif ve ‘önce memnuniyet' söylemlerinin revaçta olduğu, bütün sistemin sanki bizim arzularımız ve hassasiyetlerimiz üzerine bina edildiğine kâni geldiğimiz postmodern zamanda da bunu yapamayacaksak, bizi yağmur paklar.


    0 0

    Türkiye Diyanet Vakfınca Kocatepe Camisi'nde düzenlenen Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı törenle açıldı.

    Türkiye Diyanet Vakfınca (TDV) Kocatepe Camisi avlusunda 35'incisi düzenlenen Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı'nın açılışı gerçekleştirildi.

    Fuarın açılış törenine, TDV Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Mazhar Bilgin, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki bazı birimlerin genel müdürleri, ilçe müftüleri ve davetliler katıldı.

    Kur'an-ı Kerim tilavetinin ardından bir konuşma yapan Mazhar Bilgin, TDV'nin 1975'ten bu yana bir avuç insanla, iyilik rehberi hocalarla yola çıktığını, o günden bu yana özellikle eğitim ve kültür alanında yayınlar, fuarlar ve desteklerle kültür hayatına katkıda bulunduğunu söyledi.

    Bilgin, kitabın en iyi arkadaş olduğunu belirterek, fuara emeği geçenlere teşekkür etti.

    Konuşmanın ardından protokoldeki katılımcımlarla açılış kurdelası kesildi. Davetliler daha sonra da fuarı gezdi.

    Kocatepe Camisi'nde gerçekleştirilen ve 1 Temmuz'a kadar açık kalacak fuar, 11.00-24.00 saatleri arasında gezebilecek. Fuardaki kitaplar yüzde 50'ye varan indirimlerle satılacak.


    0 0

    Birçok dizide ve sinema filminde yardımcı yönetmen olarak görev yapan Caner Ceyhan'ın intiharı, sinema sektöründeki çalışma şartlarını, dizilerin süreleri ve sektördeki tekelleşme tartışmalarını da tekrar gündeme getirdi. Sektörü iyi bilen yönetmen ve yapımcılar dizi sektörünün acımasızlığına dikkat çekti.

    Yönetmen Yüksel Aksu, “Dünyanın en vahşi sektörü, Türkiye'deki dizi sektörü. Ben asistanlığa başladığımda 36 dakika olan diziler şimdi 150 dakika. İnsanlar setlerde 24 saat çalışıyor.” dedi. Aksu, dizi sektörüne dayanamadığı için sektörden uzaklaştığını aktararak şöyle devam etti: “Ben çobanlık ve kamyon şoförlüğü yapmış, turizmde, inşaatta, madende çalışmış biriyim. Dünyanın emek ve emekçi tarihini biliyorum. Dünyanın en vahşi sektörü, Türkiye'deki dizi sektörü. Ben asistanlığa başladığımda 36 dakika olan diziler, şimdi 150 dakika. İnsanlar setlerde 24 saat çalışıyor.” Birçok dizide ve sinema filminde yardımcı yönetmen olarak görev yapan Caner Ceyhan'ın ölümü hakkında da konuşan Aksu, Ceyhan'ın ilk stajını ve asistanlığını, üniversite 2. sınıf öğrencisiyken kendisinin yanında yaptığını söyledi.

    Caner Ceyhan'ın işini iyi yapan biri olduğuna değinen Aksu, “Ben onu dizi sektörüne soktum. Sonra sevilen ve aranan biri oldu. Ben dizilerden uzaklaşıp, ara sıra film çekmeye başladığım için, doğal olarak çok görüşemedik. Ben olaya usta çırak ilişkisi olarak bakıyorum. Usta çırak ilişkisinde hayat tedrisatı da verilir. Mesleğe davet ettik ama demek ki yaşama sevinci verememişiz. Çok üzgünüm.” ifadelerini kullandı.

    Aynı yapımcılar, aynı yönetmenler, aynı oyuncular

    Senarist, yapımcı ve yönetmen Nazif Tunç ise insanların sinema sektörüne büyük umutlarla, başarmak, var olmak ya da sanatlarını icra etmek için girdiklerini dile getirdi. Sektörde yer edinmenin, uzun ve sabırlı bir uğraş gerektirdiğini anlatan Tunç, “Birtakım sanat çetelerinin baskıları, yapımcı baskıları genç arkadaşların kendi sanatlarını göstermelerini engelliyor. Bildikleri, tanıdıkları ve kayırdıkları insanları var ediyorlar ve başka yetenekleri görmezden geliyorlar. Eğer oyuncuysan seçilebilirsen, yönetmensen ancak tercih edilirsen, senaristsen yazdığın okunursa ya da tiyatrocuysan sahne bulursan kendini gösterebilirsin.” şeklinde konuştu.

    Tunç, dizi ve sinema sektörünün bir kısır döngüde olduğuna vurgu yaparak şu değerlendirmede bulundu: “Aynı oyuncular, bir dizi bitiyor, bir başka yapımcının diğer dizisine geçiyor. Bir yönetmen, başladığından bu yana, o yapımcının bütün işlerini çekiyor ve böylece ister istemez sektöre gelen genç kuşakların, kendisini göstermek isteyenlerin gelişmelerini engelleyen bir durum oluşuyor. Tabii buna insan fıtratı sabredemiyor bazen. Birtakım buhranların içine sürüklenebiliyor ve Caner'in başına gelen gibi, bu tip üzücü durumlar yaşanabiliyor.”

    Sektörün gün geçtikçe zorlaştığına dikkati çeken Tunç, şunları söyledi:

    “Sanat ve kültürde bir iktidar var. Bu iktidarı ele geçirmiş olanlar taştan ve mermerden de sert bir zihniyet içinde, kendi düşüncelerinden olmayanları aralarına almazlar. Seküler dediğimiz bir düşünce yapısı bu. Manevi gerçekçilik, dini inanç ve duygusal birtakım beslenmeler anlamında, bu tür yerlerde yetişmiş olanları, sanatçıları reddeden, aforoz eden bir zihniyet.”

    Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği (Sinebir) Yönetim Kurulu Başkanı, yönetmen İsmail Güneş de sektörün en önemli problemlerinden birinin, uzun çalışma saatleri olduğunu bildirdi. Haddinden fazla çalışan insanların, yorulduklarında isyan ettiklerinden bahseden Güneş, bu durum karşısında, işverenlerin isyan eden insanları bir daha çalıştırmadıklarını anlattı. İSTANBUL AA


    0 0

    Tasavvuf ilminin öncüsü Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin hocası olan Seyyid Burhaneddin Tirmizi'nin Kayseri'deki türbesi ramazanda ziyaretçi akınına uğruyor.

    Tasavvuf ilminin öncüsü olan Mevlana Celaleddin-i Rumi'ye hocalık yapan Seyyid Burhaneddin Tirmizi'nin Kayseri'deki türbesi ramazanda vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor.

    Türbenin ve Seyyid Burhaneddin'in müritlerinin kabrinin bulunduğu çiçeklerle bezeli avluyu dolduran vatandaşlar, kendileri ve sevdikleri için dua ediyor, Kuran-ı Kerim okuyor.

    Ramazan dolayısıyla türbenin avlusu sivil toplum kuruluşları tarafından kurulan iftar sofralarına da ev sahipliği yapıyor. Kentin manevi şahsiyeti Seyyid Burhaneddin Tirmizi, kente gelen misafirlerin ilk ziyaret durakları arasında yer alıyor.

    "Seyyid-i Sırdan unvanını taşıyordu"

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Türk-İslam Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Çavuşoğlu, Seyyid Burhaneddin'in 13. yüzyılın çok önemli ilim adamlarından olduğunu söyledi.

    Türkçe, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilen Seyyid Burhaneddin'in "Maarif" isimli bir eseri bulunduğunu aktaran Çavuşoğlu, büyük alimin "Bilinmeyenleri, sırları bilen" anlamına gelen "Seyyid-i Sırdan" unvanını taşıdığına belirtti


    0 0

    Makedonya'nın güneydoğusundaki Ustrumca şehrindeki Osmanlı eserleri restore edilmeyi bekliyor.

    Makedonya'nın güneydoğusundaki Ustrumca şehrindeki Osmanlı eserleri restore edilmeyi bekliyor.

    Şehrin adının, içinden geçen Struma Nehri'nden ya da "Üstü Rumca" ifadesinden geldiğine ilişkin iki rivayet bulunuyor. "Üstü Rumca" ifadesi, şehrin üst kesiminde yaşayan halkın Rumca konuşması nedeniyle kullanılıyordu. Şehrin alt kesiminde yaşayanlar ise Türkçe konuşuyordu. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nda Bulgar, Yunan ve Sırp saldırılarına maruz kalan ve baskılar nedeniyle Türkiye'ye göç veren şehirde bugün hala akıcı bir şekilde Türkçe konuşanlara rastlamak mümkün.

    Şehre yukarıdan bakan Çar Kuleleri'nin bulunduğu tepenin yamacında yaklaşık 6 bin Türk yaşıyor. Bu eski Türk mahallesindeki tarihi Katib Durak Orta Camisi'nin, Müslüman nüfusun azalması nedeniyle kapatılmasının ardından 1985 yılında Seyit Muhammed Nur Camisi inşa edildi.

    Şehirdeki ender Osmanlı eserlerinden biri, bugün bakımsızlık nedeniyle geçmişteki günlerini adeta mumla arayan Katib Durak Orta Camisi. Balkanlar'daki birçok Osmanlı camisi hakkında olduğu gibi, Ustrumca'daki bu cami hakkında da "temellerinde kilise var" iddiası ortaya atılarak camide arkeolojik kazı yapılmış.

    Tarihi caminin içinde bulunduğu duruma üzüldüğünü söyleyen imam Ahmet, "İnşallah başta Türkiye olmak üzere, destek verilirse o camimizi tekrar faaliyete geçirmek istiyoruz." diye konuştu.

    Katib Durak Orta Camisi'nin yanı sıra eski Türk mahallesindeki bir diğer Osmanlı eseri, daha önce postane, bugün ise müze olarak kullanılan bina. Ustrumca halkı binayı bugün dahi "Türk Postanesi" olarak adlandırıyor.


    0 0

    Kocaeli'nin Gebze ilçesinde Bizanslılardan kalma yaklaşık 800 yıllık tarihi kalenin üstündeki yazıları görenler şaşkınlıklarını gizleyemiyor.

    Kocaeli'nin Gebze ilçesinde bulunan Eskihisar Kalesi'nin duvarlarına kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce yazılan yazıları görenler şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Vatandaşların ziyaretine kapalı olan tarihi kalenin duvarlarında sprey boya ile yazılan birçok isim yer alıyor. Bizanslılardan kalan tarihi kalenin bu şekilde olmasına tepki gösteren vatandaşlar kalenin yetkililer daha dikkatli korunması gerektiğini dile getirirken, bu yazıları yazarak tarihi bir yere zarar veren kişi ya da kişilerin bulunmasını istiyor.

    Tarihi kalenin duvarında ve kapısında yer alan yazılarda daha çok isimler ve aşk ilanları yer alıyor.


    0 0

    Bilim insanları ‘zebraların neden çizgileri var' sorusunun gizemini çözdü.

    Çizgilerin nedeninin sineklerden korunmak için olduğu açıklandı. ABD'de bir grup biyolog, zebraların vücudunu kaplayan çizgilerin gizemini çözdüğünü öne sürdü.

    Bilim insanları 20 farklı zebra türünün coğrafi dağılımını ve bu ayrı bölgede yaşayan zebraların vücut çizgilerinin kalınlıkları ve sıklıklarını derledi. Bir sonraki adım ise bu farklı bölgelerdeki hava durumu, diğer yırtıcı hayvanlar, çeçe ve diğer sinek türlerinin yoğunluğu ve bitki örtüsünü incelemek oldu.

    Araştırmacılar, tüm verileri topladıktan sonra çizgilerin bölgedeki sinek yoğunluğuyla ilişkili olduğu sonucuna ulaştı. Zebraların sinek ısırıklarından korunabilmek için çizgili bir kamuflaj geliştirdiği belirlendi.

    Vücutlarından kısa tüyler nedeniyle ısırıklara karşı hassas olan zebraların, Afrika'da diğer canlıların aksine çizgileri geliştirdiği düşünülüyor.


    0 0

    Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinin ardından İstanbul'a getirilen kutsal emanetler, ramazan aylarında ziyaretçilerden yoğun ilgi görüyor.

    Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinin ardından İstanbul'a getirilen, sonraki dönemlerde sayısı sürekli artarak paha biçilmez bir hazine haline gelen "mukaddes emanetler", ramazanda başka bir ilgi görüyor.

    Hz. Muhammed'in hırkası, sakalı, Uhud Savaşı'nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, ayak izi, mektupları, oku ve kılıcı, su içtiği kabı, Hz. İbrahim'in tenceresi, Hz. Musa'nın asası, Hz. Davud, Hz. Ali, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in kılıcı, Hz. Yusuf'un cübbesi, Hz. Fatma'ya ait gömlek, hırka, seccade ve sandık gibi Peygamber asrının kokusunu ve bereketini bugüne taşıyan yüzlerce emanet, Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Dairesi'nde sergileniyor.

    Yavuz Sultan Selim'in Halife olduğu 16. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı padişahlarına gönderilen dini eserlerden oluşan kutsal emanetler, özellikle Vehhabilerin kutsal mekan ve eşyalara saldırılarının arttığı dönemlerde daha iyi korunabilmeleri amacıyla peyderpey Kutsal Emanetler Dairesi'nde toplandı. I. Dünya Savaşı sırasında da, Medine'deki kutsal emanetler aynı amaçla Topkapı Sarayı'na gönderildi.

    Peygamberlerin özel eşyalarının yanında Mekke ve Medine'ye ait parçalardan oluşan yaklaşık 80 eserin teşhir edildiği Kutsal Emanetler Dairesi, 24 saat okunan Kur'an-ı Kerim eşliğinde ziyaretçileri ağırlıyor.


    0 0

    Amerikalı rock şarkıcısı Meat Loaf, Kanada'nın Edmonton kentinde verdiği konser sırasında sahnede yere yığıldı.

    Amerikalı rock şarkıcısı Meat Loaf, Kanada'nın Edmonton kentinde verdiği konser sırasında sahnede yere yığıldı.

    Edmonton'daki Jubilee konser salonunda sahneye çıkan Meat Loaf, yere yığılmadan önce kendisini dünya çapında üne kavuşturan "I'd Do Anything for Love (But I Won't Do That)" parçasını seslendiriyordu.

    Birkaç gün önce Regina ve Calgary'deki konserlerini sağlık sorunları nedeniyle iptal eden 68 yaşındaki Meat Loaf, olaydan hemen sonra hastaneye kaldırılmıştı.

    Meat Loaf'un sözcüsü ve menajeri, ünlü şarkıcının sağlık durumuyla ilgili sorulara yanıt vermedi.


    0 0

    Küçükçekmece'de Anaokulu öğrencileri Ramazan Sokağı ile karnelerini aldı.

    Okul müdürü Ebru Kibrit, ‘'Amacımız, bu yaş grubundaki çocuklarımıza değerli kültürümüzü tanıtarak, sadece eğitim değil, eğitimin yanında sosyal yönden de çocuklarımızın gelişimine katkı sunmak'' diye konuştu.

    Minik öğrenciler Ramazan Sokağı'nda birbirinden ilginç etkinliklere imza attılar. Ramazan eğlenceleri çerçevesinde; Karagöz-Hacivat, Aşuk ile Maşuk, Ramazan davulu ile maniler söylediler.

    Düzenlenen Ramazan eğlenceleri ile hep birlikte eğlenerek, unutulmaz bir gün yaşayan minik öğrencilere vatan sevgisi, birlik ve beraberlik, kardeşlik, doğruluk, dürüstlük, sevgi ve saygı gibi mesajlar verdiklerine dikkat çeken okul müdürü Ebru Kibrit, ‘'Geleneksel Ramazan Sokağı ve eğlenceleri ile minik öğrencilerimizi zengin kültürümüzle tanıştırdık. Çocuklarımızın yaşadıkları eğlenceli ve farklı anları hatırlayıp, kendinden sonraki nesillere kültürümüzü aktarsınlar istiyoruz. Ayrıca bir araya gelerek eğlenmenin değerli olduğunu fark etmelerini amaçlıyoruz. Ramazan Ayı birlik olmak demek, bir araya gelip yardımlaşmak demek. Kalp kırmamaya özen gösterilen küs kalınamayan anlar demek. Çocuklarımızın bu değerlerin farkına varmasını istiyoruz. Değerlerimizi ne kadar yaşatırsak geleceğimiz de o kadar değerlenir'' diye konuştu.


    0 0

    Tespih, kolye ve yüzük yapımında kullanılan kehribar (amber) taşına talepte büyük artış yaşanıyor.

    Alman Welt Gazetesi'nin haberine göre, Avrupa ve Çin'deki yüksek talep kehribar taşının fiyatlarını son 1 yılda yüzde 800 artırdı.

    Taşın gram fiyatı bu hafta 18 Euro'yu (60 TL) buldu.

    Nadir bulunan beyaz amber taşının gram fiyatı ise 2 bin Euro'ya (6 bin 600 TL) çıkıyor. Budizm'de amber taşının şans getirdiğine inanılması, Çinlilerin bu taşa ilgisini artırıyor.

    Petrolün litresi 56 kuruş ederken eşek sütünün litresi 80 lirayı buldu.

    Bu da demek oluyor ki 1 litre eşek sütü ile 143 litre petrol alınabiliyor.

    Yetişkin bir eşekten günde yarım kilo süt elde edilirken Kıbrıs eşeğinden 3 kat daha fazla süt elde edilebiliyor.

    Bir çok hastalığa iyi geldiği düşünülerek satışları her geçen gün artıyor.

    İŞTE DÜNYANIN EN DEĞERLİ ŞEYLERİ

    1- Safron 1 gramı: 11.13 dolar Safron çeşitli kullanım alanları olan çiçekli bir bitki. Ancak yalnıca bir gramı bile 11 dolar eden bu değerli çiçek dünya çapında oldukça değerli sayılıyor.

    2- Altın 1 gramı: 56,73 dolar Altın tüm dünyada yaygın olarak bilinen en değerli metallerden biri. Takı olarak kullanımının dışında elektrik iletkenliği ve korozyon direnci için de kullanılıyor.

    3- Rodyum 1 gramı: 58 dolar Rodyum çoğunlukla bir otomobilin karbon emisyonlarını azaltmak için üç yollu katalitik konvertörlerle kullanılır..

    4- Platinyum 1 gramı: 58 dolar Platin bilimsel deneylerde katalizör olarak kullanılırken aynı zamanda takı malzemesi de olabilir. Bunun dışında kanser tedavisinde kullanılan ilaçlarda da bu maddeye rastlayabiliriz.

    5- Metamfetamin 1 gramı: 100 dolar Bu madde ilaçlarda kullanılır, yüksek dozda uyuşturucu etkiye sahiptir ve bağımlılık yapar..

    6- Gergedan boynuzu: 1 gramı: 110 dolar Vietnamda gergedanın değerli dişinin kanser tedavisine iyi geldiği söylentisi uzun zamandır var. Gergedan boynuzu tıbbi kullanımında ateş ve ağrı tedavisinde önemli bir rol oynuyor.

    7- Eroin 1 gramı: 131 dolar Dünyanın en tehlikeli maddelerinden biri. Uyuşturucu bir madde olan eroin bilinci değiştirir, yaşam gerçekliğiyle oynar. Konvülzon ve komaya neden olabilen eroin, dünyanın en pahalı maddeleri arasında yer alıyor.

    8- Kokain 1 gramı: 215 dolar Tehlikeli uyuşturucu maddeler sıralamasında eroinle yarışır..

    9- LSD 1 gramı: 3000 dolar Bağımlılar arasında asit olarak bilinen LSD, yarısentetik bir halüsinojendir. Açık ve kapalı göz halisünasyonları, değişen zaman algısı gibi etkileri olan madde, 1960'ların karşı kültüründe çok yaygın olarak bilinen tehlikeli bir uyuşturucudur..

    10- Plütonyum 1 gramı: 4000 dolar Askeri amaçlar ve nükleer reaktörler için kullanılan Plutonyum, üst düzeyde zehirli ve kanser yapıcı bir maddedir..

    11-Painite 1 gramı: 9000 dolar Nadir bulunan bir borot minerali olan, içindeki demir oranına göre farklı renklerde bulunan Painite, şifa niyetine kullanılan bir kristaldir..

    12- Taaffeite 1 gramı: 2500- 20.000 dolar Leylak renkli bu mücevher elmasdan çok daha kıt bulunan bir madendir..

    13- Tritium 1 gram: 30.000 dolar Tritium, tiyatro, okul ve ofis binalarında bulunan ÇIKIŞ işaretlerinde kullanılan bir maddedir. Sadece ABD'de 2 milyondan fazla trityum EXIT işaretleri bulunmaktadır..

    14- Pırlanta 1 gramı: 55.000 dolar En sert maddelerden biri ve değerli bir taş olan pırlanta, saf karbondur. Taç, kemer ve külah olmak üzere 3 bölümden oluşur.

    15- Kaliforniyum 252 1 gramı: 27 milyon dolar Gerçekte herhangi bir pratik kullanım alanı olmayan kaliforniyum 252, 1950 yılında keşfedilmiş bir maddedir.

    16- Antimatter (Antimadde) 1 gramı: 62 trilyon dolar Dünyanın en pahalı maddesi ünvanına sahip; Antimatter, muhtemelen uzay yakıtı olarak kullanılabilir ancak bunun için pahalı ve ileri bir teknolojiye ihtiyaç var.

    (SABAH)


    0 0

    Avrupa'daki Risale-i Nur Medreseleri'nin bağlı olduğu Şahinöz, Paralel Yapı'nın Türkiye'yi karalamak için her yola başvurduğunu belirterek, “Önemli politikacılar ve yazarları derneklerine üye yapıp ülkemizi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kötülemekte kullanıyorlar. FETÖ'nün İslam ve Müslümanlık gibi bir derdi yok.” ifadelerini kullandı.FETÖ'nün her fırsatta Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği'ne (DİTİB) saldırdığını söyleyen Şahinöz, Diyanet'in Türkiye'den gönderdiği imamlarla ilgili FETÖ medyasının Almanya'da kötü propaganda yaptığını, Almanların da bundan etkilendiğini anlattı.

    Türkiye'de 17-25 Aralık darbe girişimleriyle hükümeti devirmeye kalkan Fetullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) gizli emellerini bu kez Avrupa'daki Risale-i Nur Medreseleri'nin bağlı olduğu ERNA Başkanı Cemil Şahinöz, ortaya koydu. FETÖ'nün Almanya'da 25 okulu olduğunu, buralarda çıkarları doğrultusunda insan yetiştirdiklerini belirten Şahinöz; “Hareketin asıl mensupları dershanelerde buluşuyor, buraları yeni elemanlar kazanmak için kullanılıyor. Maddi desteği ise yerli iş adamları sağlıyor. Paralel Yapı'nın İslam ve Müslümanlık gibi bir derdi yok. Türkiye'de kendini Müslüman hareketi gibi göstererek inançlı insanların duygularını sömürürken, Avrupa'da çıkarları olmadıkça Müslümanlarla ilişki kurmuyorlar.” dedi.

    FETÖ, GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE İSTEMİYOR

    “FETÖ'nün Almanca yayınladığı haberlerde inanılmaz kötü bir Türkiye tablosu ortaya çıkıyor.” diyen Şahinöz; “Tayyip Erdoğan düşmanlığı sebebiyle Türkiye aleyhine sürekli yazılar ve haberler yayınlanıyor.” dedi. FETÖ'nün Avrupa'da siyasilerle sıkı işbirliği içinde olduğunu belirten Şahinöz, önemli politikacı ve yazarları derneklerine üye yaptıklarını, o kişiler üzerindeki etkilerini, Türkiye'ye kötülemekte kullandıklarını anlattı.

    GERÇEK YÜZLERİ ORTAYA ÇIKTI

    17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında Avrupa'daki Türklerin FETÖ'ye bakışı ile ilgili de konuşan Şahinöz, “Avrupa'da FETÖ'cülerin İslami yapılarla irtibatı yok. Yıllar önce Bielefeld'de, tüm İslami kuruluşların bağlı olduğu ve benim de başkanlığını yaptığım çatı derneği BİG'e kendilerini de dahil edelim dediğimizde, ‘Biz İslami cemaat değiliz.' gibi bir açıklama ile karşılaşmıştık. Yine 2009'da Almanca yayınlanan, ‘Nurculuk Hareketi' kitabımızda Gülencilerle de röportaj yapalım istedik, bize ‘Biz Nurcu değiliz, bize kitabınızda yer vermeyin.' dediler.” ifadesini kullandı.

    FETÖ'NÜN NURCULUK'LA İLGİSİ YOK

    FETÖ'cülerin dışarıya farklı, içeriye farklı tanım ve kavramlar kullandıklarını belirten Şahinöz, “İlginç olan, kendileri ‘Biz İslami cemaat değiliz, Nurcu değiliz.' diyorlar. Bu durum 20 senedir böyle. FETÖ yapılanması maalesef Gülen'in mazisinden dolayı Almanya'da halen Nurcu grubu olarak algılanıyor. Hâlbuki FETÖ ile Nurculuk Hareketi arasında bir bağ yoktur.” diye konuştu.

    FETÖ'NÜN GİZLİ AJANDASI VAR

    FETÖ'nün Türkiye'de olduğu gibi Avrupa'da da derin bir yapıya sahip olduğunu belirten Şahinöz, şu çarpıcı bilgiyi verdi: “Almanya'nın Baden-Württemberg eyaletinin iç istihbarat birimi olan Anayasayı Koruma Derneği, Temmuz 2014'te FETÖ ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda FETÖ'nün gizli ajandası bulunduğu, yapının tehlikeli ve çelişkilerle dolu olduğu belirtiliyordu. Raporda, hepsinin birbirinden bağımsız gözüktüğü ve Gülen'e bağlı olmadıklarını söylemeleri gerekçesiyle hareket olarak kendilerini takip edemedikleri belirtiliyordu.”


    0 0

    Buz Devri 5: Büyük Çarpışma zamanın başlangıcının ve dünyanın nasıl oluştuğu sorusuna cevap arıyor.

    Tembel bir hayvan, bir mamut çifti, bir sincap ve bir smilodon… Bir fıkranın başlangıcı gibi onlar. Her hikâyesinde güldüren, güldürürken düşündüren bir çete. Soylarının tükenmesinin arifesindeki takdire şayan mücadeleleriyle milyonların gönlünü fetheden Buz Devri, yeni maceralarıyla karşımızda: Buz Devri 5: Büyük Çarpışma.

    Onlar hayatımıza gireli tam 14 yıl oldu. Başı beladan kurtulmayan ekibimizin iki yüz asır önce bir bebeği smilodonların elinden kurtardığı ilk film, ‘eğlenceli bir yapım' notuyla arşivimizde tozlanacak derken devamı geldi. Buz Devri tayfası buzul çağının bitişini sıra dışı formüllerle ertelemeyi başardı. (İkinci bölüm Erime Başlıyor tamamen bunun üzerine kurulu), serinin devamı için mizahı bol kapılar araladı, yeni durumlar uyum sağlamaya çalışırken hikâye örgüsünü sağlamlaştırdı.

    Üçüncü film, ‘Dinozorların Şafağı'nda tarih öncesi maceralarda sıkça rastladığımız dinozorlar girdi işin içine. Çocuk bekleyen Manny ve Ellie'yi gören tembel Sid aile kurma merakıyla buz mağaralarının birinde bulduğu üç yumurtayı yeryüzüne çıkardı ama yumurtalar bir dinozora ait çıkmaz mı? Doğum telaşı, Sid'i bulma derdi derken, kahramanlarımız stresli bir maceranın ortasında buldu kendini. Serinin dördüncü halkası Kıtalar Ayrılıyor'da durum diğerlerine göre daha ciddiydi. Malum değil, kıtalar ayrıldı.

    Hollywood filmlerinde sık karşılaştığımız bu tiplemeleri bize sevdiren nedenler ‘dünyanın en çok izlenen animasyonu'nun başarı hikâyesinin de özeti: Diyaloglar çok zekice kaleme alınmış, kendi içinde tutarlı bir olay örgüsü var, ana karakterlerin en ince detaylarına kadar düşünülmüş. Yapımcıların hayal dünyası başarılı bir masa başı çalışmasıyla beyazperdeye aktarılmış ve bu dünyada herkes kendisinden bir şeyler bulabilir. Yerinde kullanılan grafikler, dur-durak bilmeyen tempo diğer avantajları. Mizahı hem ilköğretim çağındaki çocuğa hitap ediyor, hem üniversitedeki hocaya. Çocuğun güldüğüne hoca gülümsüyor. Hocanın gülümsediğine çocuk kahkaha atıyor. Kola gibi sırrı çözülemeyen bir denklem.

    Devam filmlerinin tuzaklarına düşmemek için yeni karakterlerin olaya dâhil edilmesi yeni seyirci kazanılmasına da yardımcı oldu. Keseli sıçan Eddie ve Crash, korsan görünümlü Buck, korsan Kaptan Gutt yalnızca birkaç örnek. Kıtalar Ayrılıyor'daki sürpriz isim ise konuşan hayvanların en eğlencelisi Sid'in sevimli ninesi.

    İlk bölümlerinde ‘çocuk izleyicilere ulaşalım' parolasıyla yola çıkan Buz Devri ilerleyen yıllarda geniş kitlelere ulaştı. Üç boyutun animasyonu eğlence havuzuna dönüştürdüğü dönemde, yapımcılar pazarlama zekâsıyla yelpazelerini genişletti. Buz Devri: Erime Başlıyor'da Manfred'in Ellie'ye âşık olması, yeni bölümde küçük mamutun ergenlik sorunları, başından beri var olan aile güzellemelerinin tavan yapması, Diego ile korsan Shira'nın romantik komedi tarzındaki ilişkisi farklı seyircileri elde tutma çabası olarak okunabilir. Mevzubahis olan her yaştan, her sosyal sınıftan izleyicinin ilgisini çekecek konular.

    Serinin son filmi Buz Devri 5: Büyük Çarpışma'da hikâye başka bir yöne evriliyor: Zamanın başlangıcından bu yana evrenin nasıl oluştuğu sorusunun cevabını arıyor: “Scrat'in meşe palamudunun peşindeki bitmeyen takibi, bu kez Dünya'nın dışına çıkmasına neden olur. Ancak Scrat, birtakım şanssız tesadüfler sonucunda dünyayı yok edebilecek olaylar zincirini başlatır. Dünyaya çarpacağı kaçınılmaz olan göktaşından kaçabilmek için Manny, Sid, Diego ve arkadaşları, daha önce hiç görmedikleri yerler ve yaratıklarla karşılaşacakları bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuğu kaçırmayın.


    0 0

    Selçuklu döneminden kalma gövde kısmı tuğla ile firuze renkli çinilerden oluşan 38 metre yüksekliğindeki Yivli Minare, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.

    Türkiye'nin en önemli turistik merkezlerinden Antalya'nın simgelerinden kabul edilen 8 asırlık Yivli Minare, zamana meydan okuyor.

    Gövde kısmı tuğla ve firuze renkli çinilerden oluşan, 90 basamaklı merdiven ile çıkılan 38 metre yüksekliğindeki tarihi yapı, turistlerin ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor.

    Kiremitlerin verdiği kızıl renk ve eşine az rastlanır türdeki yivli dış yapısıyla dikkati çeken Yivli Minare, Yivli Minare Cami, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Selçuklu Medresesi, Mevlevihane, Zincirkıran Türbesi ve Nigar Hatun Türbesi'nin içinde yer aldığı külliyede bulunuyor.

    Antalya Müftüsü Osman Artan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Antalya'daki ilk İslam yapılarından olan Yivli Minare'nin 13. yüzyıla ait bir Selçuklu eseri olduğunu söyledi.

    Minarenin kaidesinin kesme taş, gövdesinin ise tuğla ile firuze renkli çinilerden yapıldığını belirten Artan, "Sultan 1. Alaeddin Keykubat tarafından tarafından yaptırılmış. Tabanı kare biçimindeki blok taş olan minareye, gövdesi tuğladan dilimli ve 8 adet yarım silindir biçimli olmasından dolayı Yivli Minare adı verilmiş." dedi.

    Üst bölümü tuğladan minarenin açık mavi renkte dört köşe taşlarla mozaik tarzında süslendiğini dile getiren Artan, yaklaşık 38 metre yükseklikteki minareye, 90 basamaklı merdivenle çıkıldığını kaydetti.

    Tabanındaki künklerle ısıtılan cami

    Yivli Minare'nin yanı başında yer alan Alaeddin Camisi'nin girişinde yer alan kitabe caminin yapılışı hakkında bilgi veriyor.Yivli Minare'nin yanı başında yer alan Alaeddin Camisi'nin girişinde yer alan kitabe caminin yapılışı hakkında bilgi veriyor.

    Yivli Minare'nin yanı başında yer alan Alaeddin Camisi'nin girişinde yer alan kitabe caminin yapılışı hakkında bilgi veriyor.

    Yivli Minare'nin yanı başında aynı külliye içerisinde Yivli Minare (Alaeddin) Camisi'nin de yer aldığını ifade eden Artan, ibadethanenin, Anadolu çok kubbeli cami türünün eski örneği olduğuna dikkati çekti.

    Yivli Minare'nin yanı başında yer alan Alaeddin Camisi'nin girişinde yer alan kitabe caminin yapılışı hakkında bilgi veriyor.

    Artan, cami yapısının genel hatlarıyla enine dikdörtgen olduğunu ve yarım küre şeklindeki 6 kubbe ile örtülü bulunduğunu anlattı.

    Yapının giriş kapısındaki kitabeye göre caminin Hamitoğullarından Mehmet Bey tarafından 1372 yılında mimar Balaban Tavaşi'ye yenilettiriliğini dile getiren Artan, "Yapısında diğer elemanların yanı sıra antik kalıntılar kullanıldığı görülüyor. Bu tarihi binanın başka bir önemli özelliği ise o zamanki şartlara göre içerisine ısınma ve soğutma sisteminin kurulmuş olması. Bu sistem bugün bir camekan içerisinde muhafaza ediliyor. Altından su geçen bir dehliz var. Kışın sıcaklık, yazın ise serinlik verdiği biliniyor." diye konuştu.


    0 0
  • 06/18/16--14:00: 'Keşif' filmi 'motor' dedi
  • Yönetmenliğini Volkan Kocatürk'ün yaptığı, 3 gencin mistik bir bilgisayar oyunu vasıtasıyla kendilerini keşfetmek üzere "1915 Çanakkalesi"ne gittiği filmin çekimlerine Ezine ilçesinde başlandı.

    Yönetmenliğini Volkan Kocatürk, yapımcılığını Irmak Atabek'in üstlendiği, birbirinden farklı hayat ve sorunları olan 3 gencin mistik bir bilgisayar oyunu vasıtasıyla kendilerini keşfetmek üzere zamanın farklı bir dilimine, "1915 Çanakkalesi"ne gitmesini konu alan "Keşif" filminin çekimleri Ezine ilçesinde başladı.

    Başrollerinde Sude Zulal Güler, İbrahim Yıldız ve Burak Can'ın oynadığı filmde Yurdaer Okur, Pelin Akil ve Rüzgar Aksoy da rol alıyor.

    Yönetmen Kocatürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ezine'nin çeşitli bölgelerindeki çekimlerin 5 hafta süreceğini söyledi.

    Filmin uzun yolculuk ile başladığını belirten Kocatürk, "Geldiğimiz bugüne kadar çok büyük emek sarf ettik. Farklı bir yerden anlatmaya çalışacağız Çanakkale'yi. Daha çok gençlere Çanakkale ruhunu anlatmaya çalışırken onların günlük kişisel problemlerine değinmeye çalışacağız. Dinamik bir film yapmaya çalışıyoruz. Hakikaten ilgi çekeceğini düşünüyorum." diye konuştu.

    Kocatürk, bugüne kadar çok sayıda Çanakkale filmi yapıldığını, hepsini az çok seyrettiklerini ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:

    "Dinamik bir ritm ve keyifli, izlerken zevkli olacağını düşündüğüm bir film yapma arzusundayız. İyi bir ekiple çalışıyorum. Oyuncularımdan çok memnunum. Onlar da çok iyiler. İnşallah filmin sonunu da böyle iyi bitirebilirsek hepimizin zevkle seyredeceği bir film olacağını düşünüyorum. Kendim de Ayvalıklıyım. Assos'a daha önce çok geldim gittim. Daha önce Karadağlar dizisini de çektim Assos tarafında. Ezine'de ve buralarda çok çalıştım. Çok seviyorum burayı. Çok sıcak bir ortamda çalışıyoruz."

    Filmin senaristi ve yapımcısı Irmak Atabek ise filmde Çanakkale Savaşlarına farklı bir açıdan bakmaya çalıştıklarını dile getirdi.

    Bugünün gençlerinin, kendilerini 100 yıl önceki gençlerle kıyaslamasını istediklerini aktaran Atabek, "Bugündeki 3 gencin, mistik bir zaman yolculuğuyla geçmişe, 100 yıl önceye gitmesini anlatıyor film ve bu aslında gençler için şahsi bir keşif süreci. Çekimlerimiz toplam 7 hafta sürecek. Bu 7 haftanın 5'inde Ezine'deyiz. Yahya Çavuş köyünde, Aktaş Koyu'nda, antik sütunlarda, Adatepe'de ve çeşitli bölgelerde setlerimiz olacak." diye konuştu.


older | 1 | .... | 367 | 368 | (Page 369) | 370 | 371 | .... | 375 | newer