Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 366 | 367 | (Page 368) | 369 | 370 | .... | 375 | newer

    0 0
  • 06/05/16--14:00: Daha zeki olmanın 10 yolu
  • Zekânızı nasıl ilerletebilirsiniz? IQ düzeyinizde dört yılda 21 puan şaşırtıcı bir şekilde artış veya 18 puanlık bir düşüş olabilir. Bu sizin elinizde. Yani zekânızı ilerletebilir veya geriletebilirsiniz!

    Yani, 110 puandan 130 puana yükselen kişi "ortalama" insandan "üstün yetenekli" insan sınıfına geçiyor! Tersi ise aptallaşıyorsunuz!..

    Newsweek'te yer alan ve Rita Urgan tarafından çevirililerek Cumhuriyet'in Bilim Teknik ekinde yayımlanan (02.03.2012) yazı şöyle: İşte yapacaklarınız!

    1-Dostlarınızla sözcük oyunları oynayın

    Araştırmalar bulmaca çözmenin Alzheimer ve bunama riskini azalttığını ortaya koyuyor.

    2- Zerdeçal yiyin

    Hint mutfağının gözde baharatlarından biri olan zerdeçalın köklerinde bunama riskini azaltabilen kurkumin adlı bir madde bulunur.

    3- Tekvando kurslarına katılın Ya da dans edin, tenis oynayın

    Kalp atışını hızlandıran ve büyük ölçüde eşgüdüm gerektiren bir etkinlik bulmaya çalışın.

    4- Farklı kaynaklardan haberler alın

    Yeni fikirlere açık olun.

    5- Akıllı cep telefonlarınızı atın

    Sürekli e-postalarınızı kontrol etmek dikkatin dağılmasına ve üretkenliğin azalmasına neden olur.

    6- Bol bol kestirin Şekerleme yapın ve geceleri erkenden yatın

    Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma beynin uykuya daldıktan sonra da anıları işlemden geçirdiğini ortaya koydu.

    7- TED sitesi uygulamasını indirin

    Teknoloji, eğlence, tasarım derneğinin yıllık toplantılarına katılan dünyanın en büyük beyinleri bu toplantılarda beyin haritasının çıkartılması ve doğum öncesi zekâ gibi konuları masaya yatırırlar.

    8- Bir yazın festivaline katılın

    Gitmek isteyip bir türlü gidemediğiniz yerlerde her yıl mutlaka bir yazın festivali yapılır. Biletinizi alın ve yolculuk sırasında Tom Stoppard ya da Jennifer Egan gibi yazarlardan bir iki şey öğrenin.

    9- Bir "anı sarayı" inşa edin

    Anımsamak istediğiniz şeyi canlı bir imgeyle bağdaştırın. Sabrınız anı sarayı yapmaya yetmeyebilir, ama Joshua Foer'in "Einstein ile Ayda Yürüyüş:

    10- Yeni bir dil öğrenin

    İkinci bir dili öğrenmek prefrontal korteksi devinime geçirerek karar verme yetisi ve duygular üzerinde bir etki yaratır.

    Kaynak: SABAH


    0 0

    Son ayların gündemi en çok meşgul eden konularından 'vize sorunu' beyazperdede. Ekim ayında başlayacak çekimlerin 4 haftada tamamlanması planlanıyor. Filmin yapımcılarından Serhat Öztürk, çekimler boyunca temel mottolarının 'Gözümün ucundasın, elimi uzatsam tutar mısın?' söylemi olacağını söyledi.

    Son ayların önemli konusu “vize sorunu”nu bir aşk hikayesi üzerinden sinemaya uyarlayan filmin yapımcıları Serhat Öztürk ve Deniz Şafak “Akasya Mevsimi” filmi hakkında konuştu. Filmin cast çalışmaları ve çekimlerin başlayacağı tarih hakkında bilgi veren Öztürk, 'Çekimlere Ekim ayının ikinci haftası Antalya'nın Kaş ilçesinde start vermeyi planlıyoruz. Toplamda 4 hafta kadar sürecek çekimlerde iki ülke arasında mekik dokuyacağız. Yunanistan'ın Meis adasında final yapacak sahneler için uzun bir hazırlık dönemi geçirdik.' şeklinde konuştu.

    'SÜRPRİZİ KAÇMASIN'

    Filmin oyuncu kadrosu hakkında bilgi vermekten kaçınan Öztürk, 'Türk sinemasının önemli isimlerinin yanında genç yıldızlara da yer verdik. Ancak sürprizi bozmamak adına bu isimleri daha sonra açıklamayı doğru buluyorum' dedi.

    'ULUSLARARASI PLATFORMDA BAZI SORUNLAR ÇIKABİLİYOR'

    Filmin bazı sahnelerinin Yunanistan'ın Meis adasında çekileceğini hatırlatan yapımcılardan Deniz Şafak,'Gündem hepinizin malumu. Böyle işlerde iki ülke arasında izinler ve diğer prosedürler noktasında bazı sorunlar yaşanabiliyor. Ufak tefek pürüzler her zaman çıkabiliyor. Ancak senaryoya ve ekibe inancımız tam. Dolayısıyla bu pürüzleri çekim tarihe kadar aşacağımızı ümit ediyoruz.' açıklamasında bulundu.

    NASIL ÇIKTI BU "AKASYA MEVSİMİ"? İSİM KULAĞA HOŞ GELİYOR. BİRAZ AÇAR MISINIZ?

    Bu soruyu yanıtlayabilmem için karakterlerimizden kısaca bahsetmem lazım. Filmde, Antalya'nın "Kaş" ilçesinde yaşayan "Rüzgar" adında bir gencimiz var. Bu genç, biraz delidolu, başına buyruk, kontrolü zor bir karakter. Annesinin de dediği gibi "Adı gibi Rüzgar". Çok genç yaşlarda babasını kaybeden Rüzgar, annesi ile yaşamaktadır.

    Öte yandan Meis Adası'nda yaşayan bir Yunan kızımız var. Adı "Akasya" kızımız, gülüşüyle yürekleri yakan, utangaç, içine kapanık bir karakter. Kızımız da annesiz kalmış, Rüzgar'ın tam tersi babasıyla büyümüş.

    "Akasya Mevsimi" isim olarak, kızımız ile gencimiz sınır tanımayan aşkına atıfta bulunan tam da "Akasya ağacı"nın çiçek açtığı döneme denk gelen bir zamanda geçiyor.

    RÜZGAR VE AKASYA FİLMDE NASIL BİR AŞK YAŞAYACAK?

    Filmde Rüzgar'ın Akasya'ya ulaşabilmesi biraz zahmet gerektirecek. Zor olan her zaman kıymetlidir. Sadece diyeceğim bu kadar gerisini filmde hep birlikte göreceğiz.

    NEDEN ALMANYA, İSVEÇ GİBİ TÜRKLERİN YOĞUN YAŞADIĞI ÜLKELERDEN DEĞİL BU "AKASYA"?

    Ben Kaş'a ilk gittiğimde Kaş'ın karşısında bulunan Meis Adası'nı çıplak göz ile görebildim. Bu adanın hangi ada olduğunu sorduğumda Yunanistan'ın "Meis Adası" olduğunu söylediler. Çok şaşırmıştım. Meis Adası'na da geçtiğimde aslında birbirimizden hiç de yabancı olmadığımızı fark ettim. Camii, Ege'mizdeki güzel Rum evleri, bana hiç yabancı gelmedi. Ulaşımı bu kadar kolayken, geçmişte iç içe yaşadığımız dönemin izlerini taşıyorken, buraya gelmek için vize almam bana saçma geldi. Bu yüzden, örneklemeyi uzaklarda aramaya gerek duymadık ve hemen burnumuzun dibine bakmaya karar verdik.

    FİLMDEN GİŞEDE NASIL BİR BEKLENTİNİZ VAR?

    Öncelikle bu filmi her ne kadar zor şartlarda da çekecek olsak, gişe kaygılı bir film yapmayacağız. Buradaki amaç, insanların yaşadığı ve hep içinden haykırdığı "Oraya neden ben de gidemiyorum" düşüncesine tercüman olmak ve bu sorunu aşk temalı bir film üzerinden anlatmak.


    0 0

    100 yıldır hakkında sadece konuşulup tartışılan ama sinemaya aktarılması akla gelmeyen “1915 Tehciri”, yönetmen İsmail Güneş'in senaryosu ve yönetimi ile 2016'da hayata geçiriliyor.

    Ezber bozan yönetmen İsmail Güneş, çekimleri 9 hafta sürecek “Kervan 1915”in ön yargısız her insana doğrudan hitap edeceğini, tavırlı insanların ise filmin kahramanları ile duygudaşlık kurabileceklerini belirtiyor: Güneş filminin amacı için de, "Bakış açım, bir suçlu bulmak değildir. Yaşanıp bitmiş bir gerçeğin arka planındaki derin beşeri ilişkilerin bir çözümleme denemesidir. Anlamak ve anlatmak peşindeyim", diyor. Giresun'dan Halep'e kadar 900 kilometre boyunca günde 10 saat yaya olarak yapılan göçürme yolculuğunun tek başına bir zulüm olduğunun altını çizen Güneş, Kervan 1915 hakkındak diğer görüşlerini ise şöyle açıklıyor: "100 yıldır tartışılan bu mesele hakkında ülkemizde maalesef bir film yapılmadı. Katırcı Salim tarafından başarı ile gerçekleştirilmiş bir zorunu göç hikâyesini anlatarak bu meseleyi hem anlamaya hem de anlatmaya çalışıyorum. Hedef kitlem, ön yargısı olmayan her insan! Önyargısı olmayanların filmi seyrettiklerinde hikâyenin karakterleriyle duygudaşlık kuracaklarına inanıyorum. Filmin kalıplaşmış algılar ve duygularda bir değişim yaratmasını umuyorum." Soykırım tartışmalarının alevlendiği bir dönemde kritik bir konuya el attığını belirten İsmail Güneş bu konudaki görüşlerini de şöyle dile getiriyor: "Kervan 1915, soykırm vardır veya yoktur diyen bir film olarak tasarlanmadı. 1948 tarihli BM Uluslararası Soykırım Yasası tanımına göre bu trajedinin “soykırım” şeklinde nitelemesi bana doğru gelmiyor. Birinci Dünya Savaşı'nda tüm uluslar birbiriyle savaştı. 16 milyon civarında insan hayatını kaybetti. Bunlardan 3 milyon kadarı Osmanlı Devleti'nin Müslüman tebaası idi. 200 yıl boyunca büyük organizasyonlar planlama ve uygulama kabiliyetini yitirmiş Osmanlı Devleti'nin bu kadar kapsamlı bir “yer değiştirmeyi” becerememesi olarak değerlendiriyorum. Yaşananların hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için büyük bir trajedi olduğunu düşünüyorum." 2016 yılında gösterime girmesini planlanan dev bütçeli Kervan 1915'in çekimleri 20 Haziran'da başlayacak ve 9 hafta sürecek. Çekimler boyunca film ve oyuncu ekibi dahil 300 kişilik büyük bir kadro tehcir yolculuğunu birebir tekrarlayacak.


    0 0

    "Şiirin Zarif Prensi" olarak anılan Cahit Zarifoğlu, vefatının 29. yılı dolayısıyla bugün İstanbul'daki kabri başında anılacak.

    "Şiirin Zarif Prensi" olarak anılan Cahit Zarifoğlu, vefatının 29. yılı dolayısıyla bugün İstanbul'daki kabri başında anılacak.

    AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, nüfustaki adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu olan Kahramanmaraşlı şair, 1 Temmuz 1940'ta Ankara'da doğdu. 7 Haziran 1987'de, 47 yaşında kanser hastalığı nedeniyle İstanbul'da yaşama veda etti.

    Çocukluğu Ankara, Siirt-Baykam, Şanlıurfa-Siverek ve Maraş'ta geçti. Maraş Lisesi'nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı'nı bitirdi.

    "Ne çok acı var"

    Necip Fazıl Kısakürek'in "artist" hitabesiyle bilinen şairin şiirleri Türk Dili, Soyut, Papirüs, Yeni Dergi, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinde yayımladı. Mavera dergisi ve Akabe Yayınları'nın kuruluşunda bulundu ve yöneticiliğini yaptı.

    "Yaşamak" adlı günlüğündeki "Ne çok acı var" ifadesiyle de bilinen şair, Yedi Güzel Adam'dan Nuri Pakdil'in ifadesiyle "bizim artistimiz", Rasim Özdenören'in ifadesiyle "hep gülümseyen" bir şair olarak tanınır.

    "Bir gün keşfedilecek bir ada"

    Enis Batur'un "bir gün keşfedilecek bir ada" dediği, Selim İleri'ye göre ise "şiiri bir gün çok daha aydınlık bir ortamda sesini asıl okuruna iletecek" bir şair olarak nitelenen Zarifoğlu'nun, uzun hastalık evresinde kendisini ziyarete gelenlere "Bana bir fıkra anlatsana..." dediği rivayet olunur.

    Abdulhakim Arvasi'nin soyundan Kasım Arvas'ın kızı Berat Hanımla evlenen şairin, bu evlilikten Fatma Betül, Ahmet, Ayşe Hicret, Arife adlı çocukları bulunmaktadır.


    0 0

    Besteci ve piyanist Anjelika Akbar, geçtiğimiz cumartesi AK Partili Finike Belediyesi'nin konuğu olarak sahneye çıktı.Finike Belediyesi tarafından bu yıl 28'incisi düzenlenen Finike Festivali kapsamında ilçeye gelen Akbar, sahnede tüm dünyaya barış mesajları gönderdi.

    Geçtiğimiz cumartesi akşamı Antalya'nın Finike ilçesinde yer alan Arykanda Antik Kenti Amfi Tiyatrosu'nda unutulmaz bir konser vardı. Besteci ve piyanist Anjelika Akbar, tarihi dört bin yıl öncesine dayanan bu antik kentte icra ettiği eserlerle adeta zamanı geriye sardı ve deyim yerindeyse ‘Işık Ülkesi' olarak bilinen Likya'nın ışıklarını yeniden yaktı. Finike Belediyesi tarafından bu yıl 28'incisi düzenlenen Finike Festivali kapsamında Arif Mahallesi'ndeki Arykanda Antik Kenti Amfi Tiyatrosu'nda verilen konsere ilgi büyüktü. Civar köylüler ve Finikeliler başta olmak üzere, Türkiye'nin farklı illerinden gelen yerli ve yabancı klasik müzik hayranları izledi.

    Konserin yapılacağı antik kentin agorasına Finike Belediyesi'nin kurduğu Yörük çadırında konseri izlemeye gelenlere gözleme ve ayran ikram edildi. Konseri izlemeye gelenler Arykanda Antik Kenti'ni gezerek bu büyüleyici mekanı keşfetti. İzleyicileri amfi tiyatronun girişinde Likya döneminin askerlerini canlandıran mankenler karşıladı.

    Ünlü piyanist ve besteci Anjelika Akbar konserinde Shopen, Bach gibi önemli bestecilerin yanında Aşık Veysel, Nesimi ve kendi bestelerini de icra etti. Akbar'a sahnede etnomüzikolog ve multi enstrümanist Tolga Ünaldı eşlik etti. Akbar, seslendirdiği her eserin hikayesini de davetlilerle paylaştı. Ünaldı'nın dünyanın farklı ülkelerinden getirdiği nefesli çalgılarla yaptığı gösteri de büyük beğeni kazandı. Arykanda Antik Kenti'nin ilk günkü orijinal ve sağlam şekilde ayakta duran amfi tiyatrosunda sahneye çıkmaktan mutluluk duyduğunu söyleyen Akbar, tarihi mekandan tüm dünyaya barış mesajları gönderdi. Konseri izlemeye gelenler Akbar'ı dakikalarca ayakta alkışladı. Unutmadan söyleyelim Akbar'ın vereceği konser için piyanosu traktörle ve dozerle yol açılarak amfi tiyatroya getirildi.

    Konser sonrasında Akbar'a mozaik bir portakal tablosu hediye eden Finike Belediye Başkanı Kaan Osman Sarıoğlu, Likya ülkesinin ışığını yeniden yakmak, Arykanda gibi yaklaşık 4 bin yıldır sapasağlam ayakta duran bir kenti su yüzüne çıkartmak için böyle bir organizasyon düzenlediklerini söyledi. Sarıoğlu, “Binlerce yıldır sayısız kere gösterilerin, oyunların ve konserlerin yapıldığı bu güzel amfi tiyatroda Anjelika Hanım'ın çaldığı birbirinden güzel eserlerle dinleyiciler olarak bizler de tarihe geçtik.” diye konuştu.


    0 0

    Göçmen işçilerin hikayelerinin anlatıldığı "Opera Dolmuşu" adlı oyun, Moda Sahnesi'nde sahnelendi.

    üzikli tiyatro oyunu "Opera Dolmuşu" sahneye konuldu.

    Göçmen işçilerin hikayelerinin anlatıldığı müzikli tiyatro oyunu, Moda Sahnesi'nde izleyiciyle buluştu.

    Beş kişilik bir ekip tarafından sahnelenen oyunda farklı kültürel kökenlere sahip insanların yaşadığı mahallelerden oluşan hikayeler sahneye taşındı.

    Oyun öncesi seyircilere hitap eden proje koordinatörü Mustafa Akça, Berlin'de doğduğunu ancak aslen Yozgatlı olduğunu söyledi.

    Uzun yıllardan beri Almanya'da sanatsal çalışmalar yaptığını anlatan Akça, "Opera Dolmuşu da bu kapsamdaki projelerimizden biri. Berlin'de çeşitli semtlerde gösterimini gerçekleştirdik ve çok sevildi." diye konuştu.


    0 0

    Çek Cumhuriyeti'nde 37 ülkeden 191 sanatçı, kumaş üzerine yaptıkları 84 bin 864 metrekarelik ebruyla dünya rekoru kırdı.

    Çek Cumhuriyeti'nde 37 ülkeden 191 sanatçı, kumaş üzerine yaptıkları 84 bin 864 metrekarelik ebruyla dünya rekoru kırdı.

    Ebru sanatçısı Atilla Can, AA muhabirine yaptığı açıklamaya göre, Çek Cumhuriyeti'nde 5 Haziran'da 37 ülkeden 191 sanatçının katılımıyla kumaş üzerine yapılan 84 bin 864 metrekarelik ebrunun, Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeye hak kazandığını belirtti.

    Can, Çek Cumhuriyeti'nden rekor denemesinin yapıldığı "Ebru Patchwork Projecktt" projesine katılmak üzerine davet aldığını ifade ederek, "Yaklaşık 7 aydır bu projenin olması için çaba harcanıyordu. Çok meşakkatliydi, çok vakit aldı ama aynı zamanda heyecan vericiydi." dedi.

    Ebru sanatçısı Can, rekorun Çek sanatçılar Şarka Duran ve Xenia Sulimenko'nun ev sahipliğinde kırıldığını aktararak, proje kapsamında, Çek sanatçılar tarafından birçok ülkedeki ebru sanatçılarıyla temas kurulduğunu kaydetti.

    Her ülkedeki sanatçılara adlarına özel yapılmış kumaşlar gönderildiği bilgisini veren Can, şunları söyledi:

    "Dünyanın çeşitli ülkelerindeki ebru sanatçıları da kendilerine yollanan kumaşı değerlendirdi, kendi teknik ve becerilerini kullanarak kumaşları ebruladı. Daha sonra sanatçılar yaptıkları eserleri Çek Cumhuriyeti'ne gönderdi. Şarka Duran, aylarca postadan gelen yüzlerce ebruyu her gün hiç yılmadan aldı ve özel bir teknikle birleştirdi."

    Can, kendisinin de katılımıyla 5 Haziran'da Guinness görevlileri eşliğinde 37 ülkeden yüzlerce ebru sanatçısının ortaya koyduğu 84 bin 864 metrekarelik ebruyla en çok katılımlı ülke, kıta ve sanatçı kategorisinde dünya rekorunun kırıldığını ifade etti.

    Yurt dışında ebru ile ilgili çalışmalara destek olmaktan mutluluk duyduğunu vurgulayan Can, şunları paylaştı:

    "Ebru sanatı, yıllar süren çabalarım sonucu 2014'te UNESCO tarafından Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne alındıktan yani Paris zaferinden sonra dünyanın birçok ülkesinden sanatçı, onlarla birlikte etkinlik yapmam için bana davette bulunuyor. Ebru sanatını öğrenmek, bilgi alışverişinde bulunmak, tecrübelerimizden faydalanmak istiyorlar."

    Can, yurt dışından gelen davetlere elinden geldiğince katılmaya çalıştığını dile getirerek, "Ebru sanatımızın inceliklerini anlatmaya çalışıyorum. UNESCO fikrimin başarı ile sonuçlanmasından sonra, kültürel diplomaside önemli bir rol aldığımı söylüyorlar." diye konuştu.


    0 0

    Bolu'da hat sanatı gönüllüleri tarafından kurulan "Hüsnücanlar Sanat Topluluğu", camilerde yaptığı çalışmalarla ibadethanelerin çehresini güzelleştiriyor.

    Bolu'da hat sanatı gönüllüleri tarafından kurulan "Hüsnücanlar Sanat Topluluğu", camilerde yaptığı çalışmalarla ibadethanelerin çehresini güzelleştiriyor.

    Hat sanatçısı Güldane Ergin Can öncülüğünde bir araya gelen gönüllüler, Bolu ili, ilçeleri ve köylerinde bulunan camilerin hat sanatı ile süslenmesi için çalışma başlattı.

    El becerilerini kullanarak kağıt, keçe ve iplerden ürettikleri kitap ayraçlarını çeşitli etkinlik ve organizasyonlarda satarak, elde edilen gelirle boya ve fırça alan topluluk üyeleri, Mudurnu ilçesine bağlı Güneyfelakettin köyü Muslar Mahallesi'nde bulunan camide hat çalışması yaptı.

    Çalışmalar hakkında, AA muhabirine bilgi veren Hüsnücanlar Sanat Topluluğu Başkanı Can, "Hat sanatını sevdirmek, insanların camiye gelebilmelerini sağlamak amacıyla bir iyilik hareketi başlattık. Bu harekete katılan gönüllü üniversite, lise öğrencisi ve sivillerle caminin iç kısmına hat yapma kararı aldık." dedi.

    Çalışmaya 29 kişinin katıldığını ve 3 günün sonunda köy camisinin yeni bir çehreye kavuştuğunu ifade eden Can, "Başka köylerde de çalışmak isteriz. Benim üçüncü tecrübem, onların ilk deneyimi. Çok başarılılar ve bırakmak istemiyorlar. Mesaileri dolsa bile burada kalmak istiyorlar. Bu gerçekten sabır gerektiren bir iş. Sabrettikleri için teşekkür ederim." diye konuştu.

    Can ayrıca ilde ihtiyacı olan bütün camilerde bu tarz çalışmalar yapmayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.


    0 0

    Türkiye'nin yaşam tarzı mobil uygulaması Zubizu, Les Ottomans'da düzenlenen ‘Yaz Alışverişi' etkinliğiyle, üyelerine çok keyifli ve avantajlı bir alışveriş deneyimi yaşattı.

    Arzu Sabancı, Nazlı Keçili, Hatice-Faruk Süren, Levent Kızıl, Berrin Zorlu, Ahu Aysal, Edwina Sponza, Suna Vidinli, Alegra Levi, Melis Murathanoğlu, Fulya Gündoğdu gibi ünlü isimlerin katıldığı, kurgu ve organizasyonunun Canan&İris Pop-up Events tarafından yapıldığı ‘Zubizu Yaz Alışverişi' etkinliği, yüzlerce ziyaretçiye ev sahipliği yaptı.

    Türkiye'nin en beğenilen marka ve tasarımcılarını Les Ottomans'da buluşturan Canan&İris Pop-up Events, Zubizu sponsorluğunda, Basic & More, Capritouch, Figaro's, Goja, Mognolia Culture, Mehry Mu, Mergim,The Last Eight , Maskot ve Tohum Design gibi sevilen markaların birbirinden güzel ürünlerini, katılımcıların beğenisine sundu. image5.jpeg görüntüleniyorimage5.jpeg görüntüleniyor


    0 0

    Van'ın Tuşba ilçesinde daha önce Murat 131 marka otomobili tıra dönüştüren İsmail Mescioğlu'nun son tasarımı, ikinci el motosiklet ve hurda malzemeleri kullanarak yaptığı "motorlu" fayton "filinta" oldu.

    Tuşba ilçesine bağlı Abdurahman Gazi Mahallesi'nde yaşayan Mescioğlu, boş zamanlarında oto döşeme atölyesinde biriktirdiği hurda malzemeler ve bir arkadaşından aldığı motosikleti kullanarak motorlu fayton üretti.

    Yaklaşık 2 ayda tamamladığı ve "Filinta" adını motorlu faytonu ile kısa turlar atan Mescioğlu, çevreden ilgi görüyor.

    Mescioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentin tarihi ve doğal güzelliklerinin bulunduğu alanlarda sergilemek istediği faytonu ile yerli ve yabancı turistleri gezdirmeyi amaçladığını söyledi.

    Yaklaşık 5 bin liraya mal oldu

    Düğün ve nişan başta olmak üzere özel gün fotoğraflarında da kullanılabilecek "motorlu fayton" projesini uzun süredir hayata geçirmeyi düşündüğünü anlatan Mescioğlu, boş zamanlarında atıl malzemeleri değerlendirerek tasarımlar yaptığını belirtti.

    Mescioğlu,"Fayton yaklaşık 5 bin liraya mal oldu. Faytonda 2 kişi rahatlıkla taşıyabiliyorum."dedi.


    0 0

    Gladyatör filminin yazarı David Franzoni, Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatıyla ilgili yeni bir film çekecek. İddialara göre, Oscarlı aktör Leonardo DiCaprio, filmde Mevlana rolünde oynacak.

    İngiliz Guardian gazetesi, Gladyatör filminin de senaryosunu yazan David Franzoni'nin Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatıyla ilgili bir film için metin yazmaya başlayacağını duyurdu.

    FRANZONİ: SHAKESPEARE GİBİ!

    Oscar ödüllü dünyaca ünlü Hollywood yıldızı Leonardo DiCaprio'nun Mevlana'yı canlandıracağı iddia edildi. Metin yazarı Franzoni, Mevlana için “Shakespeare gibi biri. Olağanüstü bir yeteneği ve içinde yaşadığı toplum için olağanüstü önemi var. Böyle kişiler her zaman incelenmeye değer” diye konuştu.


    0 0

    Avusturya'nın başkenti Viyana'da iki insan hakları aktivisti, sığınmacılara destek olmak ve hükümetin sığınmacı karşıtı politikalarını protesto etmek için "açık piyano" adını verdikleri eylem yaptı.

    Protesto kapsamında, insan hakları aktivisti Udo Felizeter ve Nico Schwendinger, her gün yüzlerce insanın geçtiği Museumsquartier Meydanı'na piyano getirdi.

    Nijeryalı mülteci Marcus Omofuma anısına dikilen heykelin etrafında gerçekleştirilen eylemde, piyano yoldan geçenlerin kullanımına sunuldu.

    Sığınmacılara destek olmak ve hükümetin sığınmacı karşıtı politikalarını protesto etmek için yapılan eylemde, yoldan geçen ve piyano çalmayı bilenler çevredekilere açık hava konseri verdi. Piyano konserleri, çevredekiler tarafından ilgiyle izlendi.

    "Gelenler çok küçük bir yüzdeyi oluşturuyor"

    Eylemi organize eden Felizeter, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mülteciler için "açık piyano" adını verdikleri projeyi hayata geçirdiklerini belirterek, "Piyanomuz cadde ortasında herkese açık, herkes tarafından ulaşılabilir ve herkes hem çalabilir hem de dinleyebilir. Biz piyanoyu herkesin sevdiğini düşünüyoruz. Müzik, küresel bir dil olduğu için mülteciler ve dünya arasında bir ilişki kurmak istedik. Müzik herkesi birleştirebilir." dedi.

    Sınırlardaki kontrollere, sıkılaştırılan sığınmacı yasalarına ve sınır dışı etmelere karşı olduklarını kaydeden Felizeter, "Sert sığınmacı politikalarına karşıyız. Sınırların kapatılması doğru değil. Herkes insandır. İhtiyacı olan herkesin sınırlardan geçmesine izin verilmelidir. Hep birlikte yaşayabiliriz. Avrupa ülkeleri, isterlerse birlikte topluca bu sorunu çözebilir. Gelenler çok küçük bir yüzdeyi oluşturuyor ve bunun yönetilebilir olduğunu düşünüyoruz." diye konuştu.


    0 0

    Ufuk Bayraktar'ın yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı ‘Kümes' filmi, Amerika'da gerçekleştirilen uluslararası ‘Seattle Film Festivali'nin ‘Dünya Prömiyeri'nde gösterilecek.

    Ufuk Bayraktar'ın yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı ‘Kümes' filmi, Amerika'da gerçekleştirilen uluslararası ‘Seattle Film Festivali'nin ‘Dünya Prömiyeri'nde gösterilecek. Antalya Film Festivali ve Antakya Altın Defne Film Festivali'nde ödüller alan ‘Kümes' filmi, 24 Haziran'da Türkiye'de vizyona girecek. Filmde Bayraktar'a Hasibe Eren eşlik ediyor.

    20


    0 0

    Konya'dan Türkiye'ye dağıtılan çocuk edebiyatı dergisi Beyaz Bulut, 12 yıllık yolculuğunda çocuklar kadar büyüklerin de beğenisini kazandı.

    Konya'dan Türkiye'ye dağıtılan çocuk edebiyatı dergisi Beyaz Bulut, 12 yıllık yolculuğunda çocuklar kadar büyüklerin de beğenisini kazandı.

    Çocuk edebiyatı ve çocuk dergiciliğine ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan derginin Yayın Yönetmeni Fatih Turanalp, Beyaz Bulut'un Türkiye'nin tek çocuk edebiyatı dergisi olduğunu söyleyerek, 2005'te beyazbulut.com adresinde yayına başladıklarını, 2013'ten itibaren de basılı olarak okuyucuyla buluştuklarını kaydetti.

    Okuyucu kitlesinin ortaokula giden çocuklar olduğunu ifade eden Turanalp, "Okuma zevkinin en iyi kıvama ulaştığı kesime hitap ediyoruz ama 'her yaştan çocuğa edebiyat dergisi' diyoruz. Okuma zevki olan, okuma zevki kazanma düzeyindeki çocuklar ile kendini çocuk hisseden büyüklere de hitap ediyoruz." diye konuştu.

    "Yüzde yüz yerli 100 çocuk edebiyatı eseri listesi yayımladık"

    Derginin 16. sayısına özel "Yüzde Yüz Yerli 100 Çocuk Edebiyatı Eseri" listesini yayımladıklarını söyleyen Turanalp, şu bilgileri verdi:

    "Bu listede ilk anlamda yerliliğe önem verdik. Bu toprağın mayasına uygun, değerlerimizle çatışmayan ve edebiyat kalitesi yüksek ürünleri tercih etmeye çalıştık ve bu liste ortaya çıktı. Şu an okullardan, böyle bir ihtiyacın karşılanmasından dolayı son derece olumlu tepkiler geliyor."

    Özkan: "Çocuklara oyun ve masal arkadaşımız diyoruz"

    Derginin masal yazarlarından Elif Konar Özkan ise Beyaz Bulut'un çocukla eş değer bir anlamı olduğunu belirterek, "Çocuk ne kadar değerliyse ki bizim için çok değerli, Beyaz Bulut da aynı değerde. Çünkü çocuk için yapılan bir şey ve çocuğa rağmen yapılan bir çalışma değil. Çocuk için çocukla birlikte devam eden bir çalışma." diye konuştu.


    0 0
  • 06/08/16--14:00: Masal gibi ama gerçek
  • Güney Amerika'da olan Titicaca gölü, en eski kabilelerden birine ev sahipliği yapıyor.

    Gölün içinde içinde Güneş ve Ay adı verilen adalar var. Ama, halk çoğunlukla sazdan yapılmış yüzer adalarda yaşıyor.

    Böyle 40 kadar yapay ada var gölde..

    Uros kabilesi, İnka imparatorluğu zamanından beri gölün üstüne sazlıklardan oluşan yüzer adalarda yaşıyor. Uros halkı günümüzde yaşam şekillerini devam ettiriyor.

    Karayaya yerleşmeyi reddettikeleri için de yaşamlarını halen bu adalarda sürdürüyorlar.

    Önce gölün sazlarını kesip kurutuyorlar. 50 santimetre uzunluğunda kesip birleştiriyorlar, sazdan küpler oluşturuyorlar. Küpleri sazlarla birbirine bağlayıp ada kuruyorlar.

    Masal gibi ama gerçek

    Adalar arasında ulaşım, yine sazdan ejderha başlı teknelerle sağlanıyor. National Geographic bölgeyi incelendikten sonra adaları ziyaret eden binlerce insan oldu. Hatta günümüzde bu adalarda konaklama imkanı dahi vardır.


    0 0

    Göçmen işçilerin hikayelerinin anlatıldığı "Opera Dolmuşu" adlı oyun, Moda Sahnesi'nde sahnelendi.

    Müzikli tiyatro oyunu "Opera Dolmuşu" sahneye konuldu.

    Göçmen işçilerin hikayelerinin anlatıldığı müzikli tiyatro oyunu, Moda Sahnesi'nde izleyiciyle buluştu.

    Beş kişilik bir ekip tarafından sahnelenen oyunda farklı kültürel kökenlere sahip insanların yaşadığı mahallelerden oluşan hikayeler sahneye taşındı.

    Oyun öncesi seyircilere hitap eden proje koordinatörü Mustafa Akça, Berlin'de doğduğunu ancak aslen Yozgatlı olduğunu söyledi.

    Uzun yıllardan beri Almanya'da sanatsal çalışmalar yaptığını anlatan Akça, "Opera Dolmuşu da bu kapsamdaki projelerimizden biri. Berlin'de çeşitli semtlerde gösterimini gerçekleştirdik ve çok sevildi." diye konuştu.


    0 0

    Bolu'da hat sanatı gönüllüleri tarafından kurulan "Hüsnücanlar Sanat Topluluğu", camilerde yaptığı çalışmalarla ibadethanelerin çehresini güzelleştiriyor.

    Bolu'da hat sanatı gönüllüleri tarafından kurulan "Hüsnücanlar Sanat Topluluğu", camilerde yaptığı çalışmalarla ibadethanelerin çehresini güzelleştiriyor.

    Hat sanatçısı Güldane Ergin Can öncülüğünde bir araya gelen gönüllüler, Bolu ili, ilçeleri ve köylerinde bulunan camilerin hat sanatı ile süslenmesi için çalışma başlattı.

    El becerilerini kullanarak kağıt, keçe ve iplerden ürettikleri kitap ayraçlarını çeşitli etkinlik ve organizasyonlarda satarak, elde edilen gelirle boya ve fırça alan topluluk üyeleri, Mudurnu ilçesine bağlı Güneyfelakettin köyü Muslar Mahallesi'nde bulunan camide hat çalışması yaptı.

    Çalışmalar hakkında, AA muhabirine bilgi veren Hüsnücanlar Sanat Topluluğu Başkanı Can, "Hat sanatını sevdirmek, insanların camiye gelebilmelerini sağlamak amacıyla bir iyilik hareketi başlattık. Bu harekete katılan gönüllü üniversite, lise öğrencisi ve sivillerle caminin iç kısmına hat yapma kararı aldık." dedi.

    Çalışmaya 29 kişinin katıldığını ve 3 günün sonunda köy camisinin yeni bir çehreye kavuştuğunu ifade eden Can, "Başka köylerde de çalışmak isteriz. Benim üçüncü tecrübem, onların ilk deneyimi. Çok başarılılar ve bırakmak istemiyorlar. Mesaileri dolsa bile burada kalmak istiyorlar. Bu gerçekten sabır gerektiren bir iş. Sabrettikleri için teşekkür ederim." diye konuştu.

    Can ayrıca ilde ihtiyacı olan bütün camilerde bu tarz çalışmalar yapmayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.


    0 0

    Şarkıcı Sıla Gençoğlu, kendisini rahatsız ettiğini öne sürdüğü bir hayranı hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturma kapsamında "müşteki" sıfatıyla ifade verdi.

    Şarkıcı Sıla Gençoğlu, kendisini rahatsız ettiğini öne sürdüğü bir hayranı hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturma kapsamında "müşteki" sıfatıyla ifade verdi.

    Anadolu Adalet Sarayına avukatı Rezan Epözdemir ile gelen şarkıcı Sıla Gençoğlu, soruşturmayı yürüten savcılıkça "müşteki" sıfatıyla ifadesine başvuruldu.

    Gençoğlu ifadesinde, 17 Mayıs'ta sahilde yürüyüş yaparken bir kişinin kolunu çektiğini belirterek, şunları kaydetti:

    "Baktığımda açık kimliğini bilmediğim kişinin beni sürekli rahatsız ettiği için fotoğrafını gördüğüm kişi olduğunu anladım. Kolumdan çekip bana tanıyormuş gibi Sıla demek suretiyle ismimle hitap etti. Ben 'Beyefendi ben sizi tanımıyorum, kolumu bırakır mısınız.' dedim. Kolumu kurtarıp yürümeye devam ettim. Tekrar peşimden gelip kolumu çekti. Ben hızla uzaklaştım. Bu esnada şoförümü ve korumamı aradım. Olayın meydana gelişini onlar görmediler ancak daha önce bu kişinin beni rahatsız ettiğini bilmekteler. Tacizlerini artırınca rahatsız oldum. Şikayetçiyim, cezalandırılmasını istiyorum."

    Hayranının kendisini rahatsız ettiğini ileri süren Sıla, ifadesinde şüpheli hakkında uzaklaştırma talebinde de bulundu.


    0 0

    Şarkıcı Deniz Seki hakkında Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevindeki bir mahkumun şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada, takipsizlik kararı verildi.

    Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ertuğrul Sarıyar, şarkıcı Deniz Seki hakkında Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevindeki bir mahkumun şikayeti üzerine başlatılan soruşturmayı tamamladı.

    Savcı Sarıyar, soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Soruşturmaya konu Deniz Seki tarafından kaleme alınan "Denizin Dibi" adlı kitapta müştekinin isminin geçmediği, hakaret içeren bir ifade bulunmadığı, kitabın tekrar baskısında soruşturmaya konu bu bölümün çıkartıldığı belirtilen takipsizlik kararında, "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçunun işlendiğine dair kesin, inandırıcı şüpheden uzak ve kamu davası açmaya yeterli delil bulunmadığının anlaşıldığı kaydedildi.

    Kararda yer verilen Seki'nin ifadesi şöyle:

    "Hakkımda şikayette bulunan D.Ç. isimli şahıs başka koğuşta kalmaktadır. Bu kişiyi bana mektup yazdığı için tanıyorum. Kendisiyle Malta'da bir karşılaşmamız oldu. Sıkıntıları için nasihat ettim. Kitabın 106. sayfasında anlattığım kişi hakkında özellikle hiçbir isim veya kişinin anlaşılmasını sağlayacak özel bir nitelik belirtmedim. Bu hikayeyi duyduğum şekliyle kitabıma aktardım. İsim belirtilmediği için de sorumluluğum olacağını düşünmüyorum. 3. bir şahsın anlattığı kadarıyla olayı kitaba aktardım. Kitabımın ikinci baskısında rahatsızlık sebebi olan müştekinin hikayesi olduğu iddia edilen kısmı çıkarttık. Çünkü cezaevinde kalan ya da kalmış diğer hükümlülerden de bana mektuplar geldi. 'Hikayenizde bizden bahsediyorsunuz' şeklinde ithamlarda bulundular. Bu yüzden koymadım. Öğrendiğim kadarıyla Gebze'ye disiplin cezalarından dolayı nakledilmiş, can güvenliği nedeniyle bir nakil söz konusu değildir. Kitapta adam kelimesi de geçmemektedir.''

    Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde bulunan D.Ç, Deniz Seki hakkında, kitabında kendisinden habersiz bilgilerini kullandığı için "hakaret" ve "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçlarından suç duyurusunda bulunmuştu.


    0 0
  • 06/09/16--14:00: Yerli sinemayı cin çarptı
  • Sinemamızdaki korku ve gerilim filmlerinin sayısında son yıllarda büyük patlama yaşandı. Depremle kıyamet koparan yönetmen de var, adada zombi düğünü düzenleyen, genlerle oynayıp soyumuzu uçuruma sürükleyen de. Hikâyeler değişse de, ana karakterler değişmiyor: Cinler. Ruhani varlıkların başrolünde olduğu filmlerden seyirci gerçekten korkuyor mu? Filmlerde nasıl bir matematik uygulanıyor? Soruya cevap vermeden önce yabancı ve yerli yapımlara göz gezdirmekte yarar var.

    Malumunuz Hollywood sinemasının senaryosundan kullandığı temalara belli klişeleri var: Kuş uçmaz kervan geçmez yerdeki evlere karakterler mutlu mesut yerleşir, karanlık çökünce işin rengi değişir. Ücra bir yer gören mutlaka ‘ne var ne yok hesabına' karanlığa dalar, sonra başına türlü türlü musibetler gelir. Kim ki şaka yapmayın çocuklar derse ilk önce o ölür. Arabanın marşı basmaz, evin kapıları nedensiz kilitlenir, telefon çekmez, buğulu aynada yazılar belirir, tablolar hareketlenir. Sallanan boş salıncak, kazaen dokunulan piyano, kuyruğuna basılan kedi seyirciyi hop oturup hop kaldırır. Ses efektlerine, seyirciyi ters köşe yapan kurmaca oyunlara girmeye gerek yok. Filmlerin en büyük ortak özellikleri metafizik üzerine inşa edilmeleri.

    ‘Gerçek hayattan alınmıştır'

    Yerli yapımlar birkaç gömlek aşağıda da olsa işleyiş biçimleri pek farklı değil. Mistik hikâyelere, görünenin ardındaki gerçekle ilgilenen, korkularının üzerine gitmeyi seven yönetmenlerin çektiği sayılı filmimiz de benzer klişelerle süslü: Mesken tutulan mekânlar yurtdışında olduğu gibi ıssız bir orman, lanetli bir köy, terk edilmiş bir dağ evi… Mutlu mesut başlayan hikâyeler, yine kan ve gözyaşıyla bitiyor. Düşük bütçelerden dolayı teknik altyapıya yatırım yapılamadığı için daha basit korkutma yöntemlerine başvuruluyor: Kapı gıcırtısıyla, durduk yere çatırdayan vazoyla gerilim oluşturuluyor. Makyajlarda ne kadar ilerde olduğumuzu anlatmaya gerek yok!

    Cinlerin başrolde olduğu filmlerde tablo farklılaşıyor, renkleniyor. Yaşanmış, kulaktan kulağa dolaşarak efsaneleşmiş olaylar her daim hikâyelerin merkezinde. Sırtını ayetlere, surelere yaslayan (filmin başında ya da sonunda ekrana yansır) senaryoların kiminde internet ağıyla evimize giren Dabbe'yle yüzleşmeye, kiminde cinlerin musallat olduğu insanların dramına, lanetlenmiş köylerde yaşananlara yer veriliyor. Afişte, filmin başlangıcında kocaman puntolarla ‘Gerçek bir hikâyeden alınmıştır.' cümlesi kullanılırken, büyüden mustarip aileye mutlaka imanı kuvvetli, kalp gözü açık, takkeli bir imam yardımda bulunuyor. Teyzeler kurşun döküp dualar mırıldanıyor. Ancak acı son, hiçbir zaman değişmiyor. Yabancı yapımlara öykünülüp benzer atmosfer kurulmaya çalışılıyor, metafiziğin bahçesinden uzaklaşılmıyor. Dabbe serisinin bazı filmleri, Musallat gibi beğeni toplayan bazı yapımlar olduğu gibi çoğu vasatı aşmayan bir liste var karşımızda.

    Mütevazı bütçelerle çekiliyor

    Korku filmlerinin oyuncu kadrosuna baktığımız zaman popüler oyuncuları görmeyiz. Birkaç farklı nedeni var: En önemlisi korku filmine yatırım yapan yapımcıların olmaması. Yönetmenler mütevazı bütçeleriyle oluşturdukları projelerde göz önünde olan oyuncuları büyüleyecek bir dünya kuramıyorlar haliyle. Kendini ispatlamak isteyen, düşük ücret talep eden tanınmamış, nazlarının geçebilecekleri oyuncularla yol arkadaşlığı etmek daha cazip geliyor. Rüşdünü ispatlamış oyuncuların gözünden bakarsak ayakları yere sağlam basmayan bir proje, tanınmamış bir yönetmenle sonu nerede noktalanacağını bilmediğin bir yolculuğa çıkmak pek de akıl kârı değil. Korku filmlerinde ‘bugün' görünür oyuncu yok değil. Mesela Orhan Oğuz'un yönettiği Büyü de (2004) Ece Uslu, Özgü Namal, Okan Yalabık; Alper Mestçi'nin ilk filmi Musallat'ta Burak Özçivit oynuyor. Dediğimiz gibi bugün görünür olan oyuncular; dünün, kendini kanıtlamaya çalışan, düşük bütçeli oyuncuları... Öykü Çelik, Engin Altan Düzyatan, Tuğçe Kazaz'ın rol aldığı Cin Geçidi'nde (Özgür Selvi-2008) oyuncuların paralarını alamadığını, filmin gösterime sokulmadığını düşünürsek tablo biraz daha şekilleniyor.

    Sabit bir izleyici kitlesi var

    Cinlerin başrolde olduğu filmleri konuşurken sunuluş biçimlerine ayrı bir parantez açmak gerek. Seyirciyle buluşma aşamasında cinlerin sete geldiği, tuhaf şeyler yaşandığı demeçler veriliyor basına. Geleneği başlatan film, Büyü. Sanat ve iş dünyasından ünlü simaların davetli olduğu filmin İstanbul'daki galasında yangın çıkmış, beyazperde kül olmuştu, insanlar güç bela kendini dışarı atmıştı. Haliyle olay, büyüye bağlanmıştı. Sonrasında efsaneler setten sete dolaştı. Hasan Karacadağ, Dabbe-Bir Cin Vakası'nın setinde kamera kayıtlarına cinlerin girdiğini söyledi. Ancak ne görüntülere filminde yer verdi ne de sonradan birilerine gösterdi. Geçtiğimiz sezon gösterime giren Azem: Cin Karası'nın yine gerçek bir hikâyeden yola çıkılarak çekildiği söyleniyor. Olayın yaşandığı yerde çekimler yapıldığı için enteresan olaylar baş göstermiş, mekân hocalar tarafından okunup üflenmiş.

    Popüler oyunculara yer vermemesine, teknik yönden güçlü olmamasına, klişelerden vazgeçmemesine rağmen cinlerin başrolünde olduğu filmler gişede hatırı sayılır bir seyirciye ulaşıyor. Filmleri, seyirci sayısını irdelediğimizde görüyoruz ki, korkmayı seven 300-400 bine yakın seyirci var. Büyük bir kitle… Hikâyeler derinleştirilse, tecrübeli oyuncular bu alana çekilse, altyapıya yatırım yapılsa, en önemlisi yabancı yapımların gölgesinden ayrılıp daha cesur anlatım yolları denense herhalde bu sayı kat kat artar. Galiba biraz korkusuz olmak gerek.


older | 1 | .... | 366 | 367 | (Page 368) | 369 | 370 | .... | 375 | newer