Attn! Always use a VPN when RSSing!
Your IP adress is . Country:
Your ISP blocks content and issues fines based on your location. Hide your IP address with a VPN!
Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 365 | 366 | (Page 367) | 368 | 369 | .... | 375 | newer

    0 0

    Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 52. Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali kapsamında kurulan fuarda Hatay'ın ipek dokuma sanatı da tanıtılıyor.

    52. Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali kapsamında kurulan fuarda, geçmişi çok eskilere dayanan Hatay'ın ipek dokuma sanatının tanıtımı yapılıyor

    Bizden başka bu işi yapan kalmadı. Gerçekten zor ve meşakkatli ama çok zevkli bir meslek. Biz de öğrendik bırakamıyoruz, elimizden geldikçe bu mesleği ilerletmeye çalışıyoruz"

    52. Uluslararası Tekirdağ Kiraz Festivali kapsamında kurulan fuarda Hatay'ın ipek dokuma sanatı da tanıtılıyor.

    Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen festival için Süleymanpaşa Sahil Dolgu Alanda kurulan fuara, Türkiye'nin dört bir yanından geleneksel el sanatlarının son temsilcileri davet edildi.

    İpek dokuyan ve Hatay'dan gelen Yılmaz Büyükaşık, geçmişi çok eskilere dayanan ve unutulmak üzere olan ipek dokuma sanatını kendisine tahsis edilen stantta sergiliyor.

    Fuarda gazetecilere açıklama yapan Büyükaşık, festivale, Hatay'ın meşhur ipek dokuma sanatını tanıtmak için geldiklerini anlattı.

    İpek üretimi ve dokumacılığının zor günlerden geçtiğini ifade eden Büyükaşık, "Babamız 84 yaşında, 7 yaşında bu işi esinlenerek yapmaya başlamış. Bizden başka bu işi yapan kalmadı. Gerçekten zor ve meşakkatli ama çok zevkli bir meslek. Biz de öğrendik bırakamıyoruz, elimizden geldikçe bu mesleği ilerletmeye çalışıyoruz." diye konuştu.

    Etkinlikte farklı yörelere ait bir çok geleneksel el sanatının tanıtımının yapıldığını anlatan Büyükaşık, kendilerinin de yaklaşık 150 yıllık dokuma modeli olan bir tezgah ile fular, şal, peştemal, kravat ve giyimlik ürünleri dokuyarak sergilediklerini belirtti.

    - Koza Birliğin destekleri ipekçiliği ayakta tutuyor

    Büyükaşık, ipek denilince akla ilk Bursa'nın geldiğini ancak 30 yıl öncesine kadar ipek üretenlerin bu işi bıraktıklarını ifade ederek, Koza Birlik'in destekleriyle ipek böceği yetiştiriciliğinin artmasıyla dokumacılığın da önünün açıldığını söyledi.

    Koza Birlik ile iş birliği yaptıklarını anlatan Büyükaşık, "Koza Birlik bize tohumu temin ediyor, biz de köylerde dağıtıyoruz. Kozamızı köylüler dut yaprağıyla besledikten sonra, o ipeği alıp babamızla beraber çekip el tezgahlarında çok farklı ürünler üretip ve bu işin devamlı olmasına gayret ediyoruz." ifadelerini kullandı.


    0 0

    Bilim insanları ‘zebraların neden çizgileri var' sorusunun gizemini çözdü.

    Çizgilerin nedeninin sineklerden korunmak için olduğu açıklandı. ABD'de bir grup biyolog, zebraların vücudunu kaplayan çizgilerin gizemini çözdüğünü öne sürdü.

    Bilim insanları 20 farklı zebra türünün coğrafi dağılımını ve bu ayrı bölgede yaşayan zebraların vücut çizgilerinin kalınlıkları ve sıklıklarını derledi. Bir sonraki adım ise bu farklı bölgelerdeki hava durumu, diğer yırtıcı hayvanlar, çeçe ve diğer sinek türlerinin yoğunluğu ve bitki örtüsünü incelemek oldu.

    Araştırmacılar, tüm verileri topladıktan sonra çizgilerin bölgedeki sinek yoğunluğuyla ilişkili olduğu sonucuna ulaştı. Zebraların sinek ısırıklarından korunabilmek için çizgili bir kamuflaj geliştirdiği belirlendi.

    Vücutlarından kısa tüyler nedeniyle ısırıklara karşı hassas olan zebraların, Afrika'da diğer canlıların aksine çizgileri geliştirdiği düşünülüyor.

    Kaynak: AKŞAM


    0 0

    Yönetmen Atalay Taşdiken yeni filmi ‘Arama Motoru' ile Anadolu'da herkesin bir şeyler aradığı Anadolu coğrafyasıyla teknolojik bir yapı olan arama motoru arasında kurduğu ortaklıktan hareketle ironik bir mukayeseye girişiyor. Taşdiken'e göre ‘Arama Motoru' da Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı gibi yarınlara kalacak.

    Arama Motoru'nu çekme fikri nasıl oluştu?

    Köyde bulunduğum bir yaz döneminde tesadüfen çevremde hep arayan insanlar görmeye başladım. Dede komşumuz sürekli kadın aramaktan bahsediyor, evlenmek için köylere gidiyor. Teyze anahtarını kaybetmiş, yaptırdığı evinin inşaatında mı diye telaşlı. Komşu teyze kurban parası toplamış, sakladığı yeri unutmuş; torunları, komşular bütün evde parayı arıyor. Define arayışında olanlar. O süreçte aramak ne kadar önemli bir mesele dedim. Ömür dediğimiz şey başından sonuna kadar maddi, manevi bir şeyleri aramakla geçiyor. Bu arama mevzusuna odaklandık.

    Afişte, fragmanda ön plana çıkan sanal bir arayış, internet üzerinden…

    Taşrada internet olmadığı, bilinmediği bir ortamda aramanın karşılığı tamamen çaba, emek, alın teri… Mutlaka bedensel bir efor sarf etmek gerekiyor. Ama günümüzdeki arama bir bilgisayar ve birkaç klavye tuşundan ibaret. Bir de arama kavramıyla ilgili ironik bir kıyaslama içeriyor film. Emek harcayarak, ter akıtarak bir şeyler arayanların içinde bugünün kuşağını temsil eden uyanık köylü çocukta bilgisayarıyla “Bu kadar çaba sarf etmenize gerek yok. Üç, beş verin. Aradığınızı benim motordan bulurum.” diyor. Köylünün internetle ilgili bilgisizliğini küçük oyunlarla kendine çevirmeye çalışıyor. Geçmişle bugünün arama kavramının kıyaslaması aslında.

    Hikâyenin ana karakterleri ve oyuncuları köylüler. Profesyonel oyuncularla neden çalışmadınız?

    Git gel yaşadım. Oyuncularla çekim yapmamızı da öneren arkadaşlarımız oldu ama köylülerle yapmanın daha doğru olacağını düşündüm. Hem şive meselesi, hem o coğrafyadaki yaşadıkları tanıklıkların gerçeklik anlamında bize sağlayacağı avantajı düşünerek ve risk alarak köylülerle çekmeye karar verdim. Filmdekilerin tamamı köylülerdir.

    Hazırlık süreci nasıldı? Köylüler rolüne nasıl hazırlandı?

    Hikâyeyi yazdıktan sonra ekibimizi alıp hadi gidiyoruz dedik. Ön hazırlık yapmadan, oyuncuları belirlemeden… 2014'ün Kasım'ında kalkıp gittik, oynayacak isimleri belirleyip seçtik. Dört hafta sürdü çekimler. Kurgu sürecinde gidip birkaç ek sahne daha çektim. Yola çıkış, oyuncu bulma süreci, sahneleri nasıl çektiğimizi anlatan bir film daha çektik. O da ‘Bir Filmi Aramak'. Bir yönetmenin arayışını anlatan bir film oldu. Vizyondan sonra birkaç salonda iki film birden göstermeyi düşünüyorum. Bir bilet alınıp ikisi izlenebilecek. Merak edilen her şeyi izleyenler orada bulabilecek.

    n Minimal bir ekiple çalışmayı tercih ediyorsunuz. Yine öyle mi oldu?

    Çok küçük bir ekiple gittik. Bilinçli bir tercih bu. Kalabalık bir ekiple, TIR'lar, malzeme kamyonlarıyla gitseydik bu filmi köylülerle çekemezdik. O görkem, hava, atmosfer insanları ister istemez oyuncu olmak gibi gergin bir ruh haline sokacaktı. Onları rahatsız etmeyecek küçük teknik bir malzemeyle filmi kotardık.

    n Köylülerin rol yapmasını nasıl önlediniz? Doğallığı nasıl yakaladınız?

    Filmi senaryoyla değil, genişletilmiş bir tretman ile çektim. Her sahnede oyunculara o anın neyi anlattığını, çıkacak sonucun ne olacağını, olmazsa olmaz anahtar cümlelerini söyledim. Onun dışında olabilecek her türlü doğaçlamaya izin verdim. Onun dışında her şeyiyle belirlenmiş bir senaryoyla bence çekilemezdi.

    Sizi en çok yoran, uğraştıran ne oldu?

    Çekmek çok yorucu. Hayatımda film çekerken en çok yorulduğum iştir. Aynı zamanda en çok keyif aldığım. Oyuncunun elinde senaryosu olur, sahnelerini ezberler, siz sette sadece belirli düzenlemeler yaparsınız. Vurgu tonlamasına, bakışına duruşuna müdahale edersiniz. Set kurulduğunda asistan, oyuncularıyla yüzde sekseni hallolmuştur, geri kalan yüzde yirmi provayla hallolur. Burada düşünün ki sahneyi kuruyorsunuz, kimse ne yapacağını bilmiyor. Her sahnede ne olacağını yarım saate yakın anlatmak zorundasın. Bazen anlatmakta güçlük çekiyorsun, bazen insanlar seni anlamakta… Çok yorucu. Öfkelenmemek, kimseye bağırıp çağırmamak zorundasınız. Çünkü karşınızdakiler bunu anlayacak profesyonellikte değiller. Ufacık bir şeyde kırılıverirler, sonrasında yaptığınız her şey berbat olur. Bak böyle yapalım, şöyle de olsun deyip farklı oyunlar almak durumundasın.

    Yüksel Aksu, “Sosyologlar yüz yıl sonra bugünü araştırdığında bizim filmlerimize bakacak.” diyor. Arama Motoru da sosyolojinin alanına giriyor…

    Kesinlikle. Taşraya dair yapılmış belge niteliğinde bir çalışma. Yüksel'in anlattığı hikâyeler, dert edindiği konular bence geçmeyecek. Nasıl Homeros'un İlyada ve Odysseia'sını okuyor, besleniyorsak. Bence bunlar da böyle olacak. Gelip geçici, bugünün popüler meselelerinden prim yapan şeyler değil.


    0 0

    "Yeşilçam Ödülleri" adıyla düzenlenen Türkiye'nin önde gelen sinema ödülleri organizasyonu, “Beyoğlu Sinema Ödülleri” adıyla geri dönüyor.

    Türkiye'de kültür ve sanatın kalbinin attığı Beyoğlu'nda, Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleri ile Beyoğlu Belediyesi ve Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür (TÜRSAK) Vakfı işbirliğinde 2007-2010 yıllarında “Yeşilçam Ödülleri” adı altında düzenlenen sinema ödülleri, 2016 yılında “Beyoğlu Sinema Ödülleri” adıyla devam ediyor. Türk Sineması'na önemli katkıda bulunacak bu özel projenin detayları Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve TÜRSAK Vakfı Başkanı Fehmi Yaşar'ın katılımlarıyla gerçekleşen basın lansmanında açıklandı.

    "ÖDÜLLER BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜN SİNEMADAKİ İZDÜŞÜMÜDÜR''

    Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu Sinema Ödülleri'nin misyonunun Türk Sineması ve Türk Sinema Endüstrisi'nin gelişmesine, ilerlemesine ve büyümesine katkı sunmak olduğunu belirterek, “Bu misyonun dayanağı; Beyoğlu'nun entelektüel tecrübesi, kültür, sanat, sinema pratiği ve vizyonudur. Din, dil, ırk, mezhep ve memleketlerin hem iç içe, hem karışmadan Beyoğlu'nda yakaladığı ahenk Türkiye'nin gerçek ahengidir. Beyoğlu, birlikte yaşama kültürünün küresel ölçekte önemli bir modelidir. Ödüller de bu ahengin izindedir, birlikte yaşama kültürünün sinema perdesindeki izdüşümüdür” dedi.

    "HEDEFİMİZ SİNEMANIN GELİŞMESİNE KATKI SUNMAK'"

    “Beyoğlu; Kasım Paşa kadar Şeyh Galiptir. Buhurizade Itri kadar Donizetti Paşa'dır. Şehzade Cihangir kadar İbrahim Müteferrika'dır. Ayşe Şasa kadar Halit Refiğdir. Mehmet Akif Ersoy kadar Nazım Hikmettir. Edvard Blanc kadar Kadir Topbaş'tır“ diyen Başkan Demircan, “Düşünme, konuşma, icat etme, yeniyi yakalama eğilimi engellenemez bir akıştır. Ödüller; akıştan bir parça, geçmişten bir kare, gelecekten bir ışıktır. Beyoğlu Sinema Ödülleri, Türk Sineması ve Türk Sinema Endüstrisine adanmıştır. Varlık sebebi yerli sinemadır. Hedefi, sinema endüstrimizin; zaman ve mekandan bağımsız başarılara imza atmasına katkı sunmaktır. Beyoğlu Sinema Ödülleri; iyi sinema, çok ve parlak yıldızların geçit resmi, Beyoğlu'nun kültürel coğrafyasında sınırsızlığın nişanıdır” ifadelerini kullandı.

    ÖDÜLLERLE TÜRK SİNEMASI'NA 500 BİN TL KATKI SAĞLANACAK

    Beyoğlu Sinema Ödülleri, ödül yapısı, sistemi ve jüri niteliği itibariyle Türkiye'nin en geniş katılımlı ulusal sinemayı destekleyen ödül organizasyonu olma özelliği taşıyor. İsmini her zaman sinema ile anılmış olan Beyoğlu'ndan alan proje Yeşilçam'ın usta yönetmenlerine, yapımcı ve oyuncu tüm emekçilerine bir “saygı duruşu” ifade etmeyi hedefliyor.

    Beyoğlu Sinema Ödülleri oylama sistemine göre, 1 Ocak - 31 Aralık 2015 tarihleri arasında gösterime girmiş tüm Türk filmleri arasından seçici kurul ve ana jüri tarafından iki aşamalı olarak seçilecek filmlere, 10 ana dalda ödül verilecek. Birinci aşamada; 2015 yılında vizyona girmiş olan filmlerin ekiplerinden oluşan ön jüri, kendi filmleri dışında diğer aday filmlere verdikleri oylar sonucu 10 ana dal için beşer aday belirleyecekler ve bu adaylar Ekim ayında yapılacak basın kokteyli ile kamuoyuna duyurulacak. İkinci aşamada ise yine ön jürinin olduğu; başta sinema kurumları olmak üzere iş, kültür, sanat ve medya alanındaki kamuoyu önderlerinin de katılımıyla daha geniş bir jüri görev yapacak. Ana jüri ve ilk jürinin belirlediği adaylar içinden 14 Kasım 2016 tarihinde yapılacak ödül töreninde sahiplerini bulacak. Ödüllerle beraber Türk Sineması'na 500 bin TL'lik katkı sağlanmış olacak.


    0 0

    Şair Nazım Hikmet, ölümünün 53'üncü yılında Rusya'nın başkenti Moskova'daki mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.

    Şair Nazım Hikmet, ölümünün 53'üncü yılında Rusya'nın başkenti Moskova'daki mezarı başında düzenlenen törenle anıldı.

    Novodeviçye Mezarlığı'nda düzenlenen törene, Moskova'da yaşayan çok sayıda Türk'ün yanı sıra Rus davetliler de katıldı. Anma törenine Türkiye'den gelenler arasında, Kardeş Türküler grubu üyeleri, sanatçı Zülfü Livaneli ve gazeteci Nebil Özgentürk yer aldı.

    Konuşmalarla başlayan tören, Nazım Hikmet'in mezarı başında beyaz güvercin uçurulmasıyla sona erdi. Törene katılanlar Nazım Hikmet'in mezarına karanfil bıraktı.

    Moskova'daki anma etkinlikleri, akşam düzenlenecek konserle devam edecek.


    0 0

    Osmanlı'nın cihan imparatorluğu haline gelmesinde önemli pay sahibi Türk kılıcı "Yatağan", tarihi dizilerin de etkisiyle son yılların en gözde hediyelik eşyaları arasına girdi.

    Yeniçeri ocağına pala üretiminin yapıldığı Denizli'nin Yatağan Mahallesi'ndeki demirciler, artan taleplere yetişmek için çalışıyor.

    Tarihsel kaynaklara göre, Selçuklu döneminden bu yana demircilik yapılan Serinhisar ilçesine bağlı Yatağan Mahallesi, adını Yeniçeriler'in savaş silahı "Yatağan palası"na verdi.

    Etkili bir saldırı silahı olan Türk kılıcı "Yatağan" zamanla yerini modern silahlara bıraksa da son zamanlarda gözde hediyelikler arasında yerini aldı.

    Evinin altındaki atölyede üretim yapan kılıç ustası Gürkan Çalhan, yaklaşık 10 yıl öncesine kadar bitme notasına gelen kılıç üretiminin yeniden canlandığını, kapanan birçok atölyenin yeniden çalışmaya başladığını söyledi.

    Son dönemde dizi ve filmlerin etkisiyle tarihsel değerlere ilginin arttığını belirten Çalhan, kılıçların özellikle erkeklere verilmek üzere hediye olarak tercih edilmeye başlandığını, kamu kurumları ve önde gelen bazı şirketlerin toplu talepleri için de üretim yaptıklarını söyledi.

    Çalhan, kılıcın üzerine isteğe göre hediye edilen kişinin ismi ya da Fetih Suresi'nin ilk ayetini lazerle işleyebildiklerini belirtti.


    0 0

    İzmir'de bu hafta sonu gerçekleştirilecek "Uyku Festivali" için başvuran 10 bin kişiden 150'si, noter huzurundaki çekilişle etkinliğe katılmaya hak kazandı.

    AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Buca Belediyesinin bir radyo istasyonu iş birliğiyle Kaynaklar Mahallesi yakınlarındaki kamp alanında düzenleyeceği festivalle, katılımcıların teknolojiden uzak 2 gün geçirmesi amaçlanıyor.

    Çadırlarda konaklayacak katılımcılar, telefon, bilgisayar ve tablet gibi iletişim araçlarını alana sokamayacak. Bunları kullandığı tespit edilenler, kamp alanından çıkarılacak.

    Katılımcılar, festivalde, kitap okuyup, müzik dinleyip, turnuvalara katılabilecek, özel hazırlanan yemeklerden yiyerek, reçel yapımını öğrenebilecek.

    Konaklama ve yemek ile alandaki tüm etkinliklerin ücretsiz olduğu festival için ise 10 bin kişi başvurdu. Noter huzurundaki çekilişle belirlenen 150 kişi, festivale katılmaya hak kazandı.


    0 0

    Beyoğlu Belediyesi ve TÜRSAK Vakfı işbirliğiyle “Yeşilçam Ödülleri” adıyla düzenlenen Türkiye'nin önde gelen sinema ödülleri organizasyonu “Beyoğlu Sinema Ödülleri” adıyla geri dönüyor.

    Bu yıl Türkiye'nin en geniş katılımlı jüri ve ödül sistemiyle yenilenen sinema ödülleri, 14 Kasım 2016 tarihinde sahiplerini bulacak. Ödüllerle beraber Türk sinemasına 500 bin liralık katkı sağlanmış olacak. Beyoğlu Belediyesi Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu Sinema Ödülleri'nin misyonunun Türk sineması ve Türk sinema endüstrisinin gelişmesine, ilerlemesine ve büyümesine katkı sunmak olduğunu belirtti.


    0 0

    Tasavvufta Mevlevi yolunun öncüsü, düşünce adamı Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin türbesinin bulunduğu Mevlana Müzesi, yapılan bakım ve temizlik çalışmalarıyla ramazan ayına hazırlandı.

    Tasavvufta Mevlevi yolunun öncüsü, düşünce adamı Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin türbesinin bulunduğu Mevlana Müzesi, yapılan bakım ve temizlik çalışmalarıyla ramazan ayına hazırlandı.

    Her yıl Mevlana'nın "Ne olursan ol yine gel" çağrısına uyarak dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin ziyaret ettiği Mevlana Müzesi, tarih, kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir potansiyeli barındırıyor. Geçen yıl Ayasofya ve Topkapı Sarayı'ndan sonra 2 milyon 337 bin kişi ile en çok ziyaret edilen üçüncü müze olan Mevlana Müzesi'nde, özellikle ramazan ayında ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor.

    Konya'nın merkez Karatay ilçesinde yer alan Mevlana Müzesi'nin bulunduğu alan, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad tarafından Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled'e verildi.

    Mevlana, "Düğün gecesi" olarak adlandırdığı Şeb-i Arus'ta hayata gözlerini yumunca, babası Bahaeddin Veled'in de metfun bulunduğu yere defnedildi. Oğlu Sultan Veled, çevresindekilerin Hazreti Pir'in mezarının türbe yapılması isteğini kıramadı. Mevlana'nın mezarının üstünde yer alan "Kübbe-i Hadra (Yeşil Kubbe)" yaptırıldı.

    1926'da "Konya Asar-ı Atika Müzesi" adı verilen Mevlana Dergahı ve Türbesi, 1954'te yapılan düzenlemeyle "Mevlana Müzesi" olarak ziyarete açıldı.

    Ramazan ayı boyunca ziyaretçi yoğunluğunun yaşandığı Mevlana Müzesi ve yanındaki Mevlana Meydanı, yapılan temizlik ve bakım çalışmalarıyla bu yıl da binlerce kişiyi Kubbe-i Hadra'nın manevi atmosferi altında buluşturmaya hazırlanıyor.

    "Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması” kanununun çıkarıldığı 1925'ten 89 yıl sonra 2014'te mescit bölümünün yeniden düzenlenerek ibadete açıldığı müzede, misafirler ibadet etme imkanı da buluyor.


    0 0

    Bosna Hersek'in Glamoc kasabasındaki arkeolojik kazılarda yaklaşık 10 mezar taşı gün yüzüne çıkarılırken uzmanlar, bölgedeki mezar taşlarının sayısının 100'e yakın olduğunu tahmin ediyor.

    Bosna Hersek'in güneybatısındaki Glamoc kasabasında bulunan Kovacevci mezarlığında yapılan arkeolojik kazılarda, Osmanlı dönemine ait yaklaşık 10 mezar taşı bulunurken uzmanlar, bölgedeki mezar taşı sayısının 100'e yakın olabileceğini açıkladı.

    Glamoc İslam Birliği Meclisi tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında gün yüzüne çıkarılan mezar taşlarının 16. yüzyıla ait olduğu tahmin ediliyor. Sayılarının 100'e yakın olabileceği söylenen mezar taşlarının tamamının çıkarılması için yetkililer Türk kurumlarına yardım çağrısında bulundu.

    Glamoclu imam Muhamed Dragolovcanin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Glamoc kasabasının Osmanlı döneminde sınır hattında olduğunu anımsatarak o dönemde çok sayıda askerin Osmanlı topraklarını savunmak için bu bölgede mücadele ettiğini söyledi.

    Arkeolojik kazılara imkanları elverdikçe devam ettiklerini belirten Dragolovcanin, tüm mezar taşlarının gün yüzüne çıkarılması için Bosna Hersek'teki Türk kurumlarına yardım çağrısında bulundu.

    Dragolovcanin, çıkarılan mezar taşları üzerindeki "balta" ve "silah" gibi sembollerden, mezarların dönemin askerlerine ait olabileceğini tahmin ettiklerini söyleyerek "Mezar taşları yaklaşık 400 yıllık. Bu nedenle akıncılara ait mezarlar olabileceğini düşünüyoruz." dedi.

    'Fatih Sultan Mehmed Camisi küllerinden doğmayı bekliyor'

    Glamoc İslam Birliği Meclisi Başkanı Arif Kovacevic de Glamoc'un tarihi açıdan son derece zengin bir belediye olduğunu ifade ederek şehirdeki mezar taşlarının geçmişte ünlü taş ustalarının bu bölgede yaşadığının da göstergesi olduğunu kaydetti.

    TRT'nin de bölgedeki Osmanlı eserleriyle ilgili bir belgesel çekeceğini anlatan Kovacevic, Bosna Hersek'teki 30 sultan camisinden biri olan Fatih Sultan Mehmed Camisi'nin de TRT'nin ilgisini çektiği, henüz restore edilmeyen bu caminin küllerinden doğmayı beklediğini belirtti.

    Kovacevic, bölgede Osmanlı döneminden kalma çok sayıda han, hamam, caminin bulunduğuna işaret ederek "Bizim görevimiz bunları elimizden geldiğince korumaktır." diye konuştu.


    0 0

    Ünlü yönetmen İsmail Güneş, Alman Meclisinin Ermeni iddialarına ilişkin kararına yönelik, "İnsanın şöyle bir özelliği vardır, başkasını da kendisi gibi görür. Biz yaptığımıza göre onlar da yapmıştır gibi düşünüyorlar." dedi.

    Yeni filmi "Kervan 1915"te Ermeni tehcirini ele alan ödüllü yönetmen İsmail Güneş, Alman Meclisinin Ermeni iddialarına ilişkin kararına yönelik, "İnsanın şöyle bir özelliği vardır, başkasını da kendisi gibi görür. Yani 'Biz yaptık. Biz yaptığımıza göre onlar da yapmıştır' gibi. İnsanın öyle bir duygusu var. 'Biz yaptıysak herkes yapmıştır. Normaldir bu' diye düşünüyorlar." dedi.

    101 yıl önce yaşanan olayları, devlet kararıyla Giresun'dan Halep'e tehcir edilen Ermeni ahaliden kadın ve çocukların Eğinli Katırcı Salim ile çıktığı yolculuk üzerinden işleyen Güneş, hazırlıkları 2014'ün sonunda başlayan filmin gerçek bir hikayeyi anlattığını belirterek, "Gerçek bir hikaye ve bir karakter bulduk. Eğinli Katırcı Salim diye bir adam, Giresun'dan kadın ve çocukları alıyor ve kayıpsız olarak Halep'e götürüyor." diye konuştu.

    "Kötü niyet olsaydı, bu yönetmeliği durdurmazlardı"

    İsmail Güneş, film öncesi yaptığı araştırmalarındaki gözlemlerine göre 1915'te yaşananların "sistematik bir yok etme" olmadığının altını çizerek, şöyle devam etti:

    "Devlet bir yasa çıkartıyor ve buradaki insanları yine kendi ülkesinin sınırları içinde bir yere naklediyor. Bu nakli geçici olarak yapıyor. Yani öngörüsü şu, 1. Dünya Savaşı başlamış. 1914'te Ruslarla savaş halindeyiz. 93 Harbi'nde Ermeni çeteleri Ruslarla işbirliği yapmış. Dolayısıyla askeri bir sorun yaşamamak ve o coğrafyayı daha güvenli hale getirebilmek için bu kararı alıyor. Bu karar alınır alınmaz uygulanıyor ama ilk kafile maalesef katlediliyor. Bunun üzerine (karar) durduruluyor. Eğer bir kötü niyet olsaydı bu durdurma olmaz, devam ederlerdi. Durduruyorlar, bir ay kadar ara veriliyor. Yeniden yönetmelik hazırlanarak kurallar konuyor."

    "Tehcir olmasaydı daha büyük kayıplar olurdu"

    Yönetmen İsmail Güneş, yapılan tehcirin gerekli olup olmadığına yönelik düşüncelerini ise şu sözlerle aktardı:

    "Eğer tehcir olmasaydı daha büyük kayıplar olurdu. Yerel insanlar zaman içerisinde kendi komşularına bile düşmanlık yapabilir. Çünkü çeşitli duyumlar oluyor, Ermeni çetelerinin Anadolu topraklarında askerlere, insanlara ve köylere saldırdığı şeklinde. Bu bilgilerin zaman içinde kasabalarda, şehirlerde ne büyük infiallerle döneceğini düşünün. Neticede 101 yıl öncesinden bahsediyoruz. Bu çabalar içerisinde görülüyor ki burada bir art niyet yok. Bir becerisizlik var. Çünkü hiçbir yerde becerememiş ittihatçılar. Becerebildikleri tek alan yok. Sonra kaybedip ülkeyi terk etmişler. Her biri bir yere kaçmış, bir yerde ölmüş veya öldürülmüş. Ben böyle yorumluyorum o dönemi."

    "Almanlar, biz yaptıysak herkes yapmıştır diye düşünüyor"

    Alman Meclisinin Ermeni iddialarına ilişkin kararını da değerlendiren Güneş, "İnsanın şöyle bir özelliği vardır, başkasını da kendisi gibi görür. Yani 'Biz yaptık. Biz yaptığımıza göre onlar da yapmıştır' gibi. İnsanın öyle bir duygusu var. 'Biz yaptıysak herkes yapmıştır. Normaldir bu' diye düşünüyorlar." ifadelerini kullandı.

    İsmail Güneş, filmde, Katırcı Salim'i Murat Han'ın canlandırdığını aktararak, İpek Tuzcuoğlu, İbrahim Kendirci, Ayşe Akın, Meriç Başaran, Haldun Boysan, Kemal Denizci, Fatih Ayhan, Mehmet Emin Eren, Reshad Strik, Mehmet Usta, Zekeriya Karakaş, Aylin Manukyan, Roza Shake Hovenisyan, Vugar Ali Alisoy, Semra Güzel, Tuba Görgün, Alara Duran, Cem Çelebi, Aliye Kaya Çelebi ve Ali Kemal Yılmaz'ın da yer aldığı kalabalık bir ana oyuncu kadrosunun görev yaptığını kaydetti.

    Kervan 1915'in özgün müziklerini Ermenistan'ın dünya çapında en çok tanınan bestecileri arasında yer alan Suren Asaduryan yaptı. Film ekim ayında izleyiciyle buluşacak.


    0 0

    Almanya'nın Gelsenkirchen kentindeki "Gaudium 2016" Festivali kapsamında "Osmanlı Saltanat Çadırı" kuruldu.

    Almanya'nın Gelsenkirchen kentindeki "Gaudium 2016" Festivali kapsamında "Osmanlı Saltanat Çadırı" kuruldu.

    Kültürlerarası Müzik ve Sahne Sanatları Enstitüsünün (INIMB) sanat organizasyonunu üstlendiği etkinlikte "Schloss Horst" adlı şatonun bahçesinde kurulan çadırda Osmanlı İmparatorluğu'ndaki sultan ile ailesi, vezirleri, kalfalar ve yeniçerilerin gündelik yaşamı kostümler aracılığı ile temsili olarak canlandırıldı.

    INIMB Yönetim Kurulu Başkanı Bircan Şimşek, düzenledikleri festivalde şövalyeler, dönemin el sanatı ürünleri ve yarışmalar ile Ortaçağ'dan Rönesans'a uzanan köprü kurmayı amaçladıklarını söyledi.

    Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gündelik yaşamı bugünlere taşımayı amaçladıklarını ifade eden Şimşek, "Bu festival Gelsenkirchen Belediyesi Kültür İşleri Dairesi ve Förderverein Schloss Horst Derneği tarafından düzenlendi, Bürgerstiftung Gelsenkirchen tarafından da desteklendi. Pazar günü de açık olacak ve girişin ücretsiz olduğu festivalimize tüm halkımız davetlidir." dedi.

    Festivali ziyaret eden Türk ve Alman misafirlere Osmanlı mutfağından şerbet ve simit ikram edildi.


    0 0

    TİKA, Karadağ arşivlerinde yer alan 17. ve 18. yüzyıllara ait Osmanlıca ferman ve beratların tercüme edilmesi için çalışma başlatıldı.

    Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü işbirliğiyle Karadağ arşivlerinde yer alan 17. ve 18. yüzyıllara ait Osmanlıca ferman ve beratların tercüme edilmesi için çalışma başlatıldı.

    TİKA'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Osmanlı Devleti ile Karadağ arasındaki tarihi yazışmaların kayıt altına alınması ve ortak kültürel mirasın korunması amacıyla başlatılan çalışma kapsamında, Osmanlı dönemine ait ferman, mektup, tahrir ve icmal belgeleri tercüme ediliyor.

    Projeyle ilk olarak tarihi Kotor şehrinde bulunan Perast Müzesi arşivinde yer alan Osmanlı dönemi ferman ve beratları Türkçe ve Karadağcaya çevrildi.

    Uzman heyetinden çalışma ziyareti

    Osmanlı arşivleri alanında uzman üç kişilik heyet, belgelerin incelenerek Türkçeye çevirilerinin yapılması konusunda Karadağ'a çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Perast Müzesi'nde tercüme çalışmalarını tamamlayan heyetin, Kotor Müzesi ve Karadağ Devlet Arşivlerinde de incelemelerde bulunarak kayıt altına alınacak ve tercüme edilecek belgeler konusunda Karadağlı yetkililerle görüşmelerde bulunduğu bildirildi.

    Türkçeye çevrilen belgeler, daha sonra Karadağca ve İngilizce dillerine tercüme edilecek.


    0 0

    Van Gölü'nde 4 kilometrelik alanı kaplayan ve "su altı peribacaları" olarak bilinen 20 metre uzunluğunda dikitler belirlendi.

    Van Gölü'nde 4 kilometrelik alanı kaplayan ve "su altı peribacaları" olarak bilinen yaklaşık 20 metre uzunluğundaki dikitler (mikrobiyalit) görüntülendi.

    Su Altı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı ve dalış eğitmeni Murat Kulakaç, gölde yürüttükleri su altı çalışmalarında yeni bulgulara rastladı.

    YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Sarı, YYÜ Ziraat Fakültesi Konferans Salonunda yaptığı basın toplantısında, her sene iki kez yaptıkları dalış programının sonuncusunu gerçekleştirdiklerini ve yeni bulgulara rastladıklarını anlattı.

    Van Gölü'yle ilgili birçok bilginin eksik olduğunu, gölle ilgili sırları çözmek için yola çıktıklarını dile getiren Sarı, Van Gölü'nde dünyanın bilinen en büyük mikrobiyalitlerinin yer aldığını söyledi.

    Sarı, gölün altındaki çatlaklardan içerisine sızan kalsiyumda zengin sular olduğunu anlatarak, "Bu suların etrafından siyanürlü bakteriler, fitoplankton toplanıyorlar, hem kalker çözeltileri hem de kireç taşı çökeltileri oluşturuyor. Bu oluşum esnasında da su, boru gibi yukarıya doğru yükseliyor ve planktonlarla siyanür bakterileri de bunun etrafından çökelmeyi sürdürüyor. Böylece Van Gölü'nün altında, ağaç gibi büyüyen kocaman yapılar oluşuyor." diye konuştu.

    "Dünyanın en büyük mikrobiyalitleri Van Gölü'nde"

    Dünyada mikrobiyalitlerin 2 ya da 3 metre olduğuna ilişkin literatür kayıtları bulunduğunu ifade eden Sarı, şu değerlendirmede bulundu:

    "Biz boyu 20 metreyi bulan mikrobiyalitler tespit ettik. Yani dünyanın bilinen en büyük mikrobiyalitleri Van Gölü'nde yer alıyor. Gevaş ilçesi sınırlarında farklı mikrobiyalit alanları tespit ettik. Hatta mikrobiyalitlerin oluşumundan yaşlanmasına kadar ki süreçleri bir laboratuvar gibi izleyebileceğiniz bir yer bulduk. Buralar o kadar harika alanlar ki daha önce literatürde yer alan bilgilerin hemen hepsi alt üst oldu. Mikrobiyalitlerle ilgili tüm bilgilerin değişebileceği aşamaya gelindi."


    0 0

    Zaman hızla ilerliyor. Nesiller değiştikçe süper kahramanlar da değişiyor. Zaman, insanları olduğu gibi Süper Kahramanları da şekillendiriyor.

    İşte zamanla değişen ve son hali alan sinema dünyasının 'Süper Kahraman'ları:

    Hulk

    1978 - 2014 Dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan onlara hayran

    Superman

    1975 - 2016 Fakat ilk sinemaya uyarlandıkları dönemdeki teknolojik imkanlarla şimdiki şartlar çok farklı

    Iron Man (Demir Adam)

    1977 - 2008 Bakın dünyanın en çok bilinen süper kahramanları yıllar içinde nasıl değişmiş...

    Spiderman

    1978 - 2002

    Wolverine

    2000 - 2013

    Captain America

    1990 - 2016

    Batman

    1943 - 2016

    Thor

    1978 - 2013

    Fantastic Four

    1994 - 2015

    Wonder Woman

    1975 - 2016

    Joker

    1966 - 2008

    Robocop

    1987 - 2014

    Ninja Kaplumbağalar

    1990 - 2016

    Doctor Strange

    1978 - 2016

    Nick Fury

    1998 - 2012

    The Punisher

    1989 - 2016

    Daredevil

    2003 - 2016

    The Flash

    1990 - 2016

    Catwoman (Kedi Kandın)

    1966 - 2012


    0 0

    Atatürk Kültür Merkezince, Anadolu'nun farklı şehirlerindeki 40 ulu caminin fotoğraflarından oluşan sergi, Kızılay Metro Sanat Galerisi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlı Atatürk Kültür Merkezince hazırlanan ve Anadolu'nun farklı şehirlerindeki 40 ulu caminin fotoğraflarından oluşan "Türkiye Ulu Camileri" fotoğraf sergisi, sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

    Kızılay Metro Sanat Galerisi'ndeki sergi açılışında konuşan Atatürk Kültür Merkezi Müdürü Prof. Dr. Turan Karataş, Anadolu'ya Müslüman-Türk kimliğini kazandıranların Anadolu Selçukluları olduğunu belirterek, "Bir yıldan fazla bir zamandır bir fotoğraf sanatçımız, Anadolu'daki 118 ulu camiyi farklı iki mevsimde gezerek 10 binden fazla fotoğraf çekti. Bu fotoğraflardan seçilen bin kareden oluşan bir albüm hazırladık. Bu sergide de seçilen cami fotoğraflarının 40 tanesini sergiliyoruz." dedi.

    Karataş, ziyaretçilere, sergiyi sadece gezmelerinin yeterli olmayacağını, mümkünse o camilere bizzat giderek ziyaret etmelerini tavsiye etti.

    Bursa Ulu Cami, Divriği Ulu Cami ve Ankara Arslanhane Cami'nin de aralarında bulunduğu 40 camiye ait fotoğrafın yer aldığı sergi, 11 Haziran Cumartesi gününe kadar ziyaret edilebilecek.


    0 0

    İstanbul'da düzenlenen müzayedede, ünlü heykeltıraş Cragg'in "Over The Earth" adlı ahşap eseri, 937 bin 500 liraya satıldı.

    Beyaz Müzayede tarafından Orjin Sanat Merkezi'nde düzenlenen "36. Beyaz Çağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi"nde, 164 sanatçının 339 eseri açık arttırmaya sunuldu.

    Müzayedede, dünyanın yaşayan efsane heykeltıraşı olarak kabul edilen Britanyalı sanatçı Tony Cragg'in 2013 yapımı "Over The Earth" adlı ahşap heykeli, 937 bin 500 liraya Alman bir sanatsever tarafından satın alındı.

    Müzayedede, Nejad Melih Devrim'in 1953 yapımı tuval üzerine yağlı boya "Abstrait Noir" adlı eseri 812 bin 500, Erol Akyavaş'ın 1986 yapımı tuval üzeri karışık teknik eseri "Ferman" 750 bin, Ömer Uluç'un 1985 yapımı tuval üzerine akrilik "Tanker" adlı eseri 469 bin, ressam Burhan Doğançay'ın 1974 yapımı tuval üzerine yağlıboya eseri "Big Elephant" 312 bin 500 liraya satıldı.

    Neşe Erdok'un tuval üzerine yağlı boya 2001 yapımı "Adahan Oteli", Mehmet Güleryüz'ün tuval üzerine yağlı boya 1985 yapımı "Birden Bir Melek Geçti", Fahrelnissa Zeid'in "Yer Gök Kırmızı" ve Mübin Orhon'un 1957 yapımı "Beyaz Soyut" adlı eserler ise 281 bin liradan alıcı buldu.


    0 0

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir izleyici kitlesine sahip olan popüler dizi Game Of Thrones, Türkiye'deki internet sitelerinden kaldırıldı. Dizi internetten neden kaldırıldı?

    24 Nisan'da 6. sezonu yayınlanan fantastik dizi Game Of Thrones ülkemizdeki birçok dizi sitesinden kaldırıldı.

    Dünyanın en çok izlenen dizilerinden biri olan ve geçen yıl 14.4 milyon defa korsan indirilen Game Of Thrones'un tüm eski bölümlerinin internetten kaldırılması Digiturk'ün uyarıları neticesinde gerçekleşti.

    Digiturk, dizinin 6. sezon bölümlerini her pazartesi 23.00'da yayınlarken, kullanıcılar popüler diziyi ayrıca “Dilediğin Zaman” ve “Dilediğin Yerde İzle” uygulamaları aracılığıyla da izleyebiliyor.

    Game Of Thrones'un ülkemizdeki dizi sitelerinden izlemek istediğimizde alt bölümdeki uyarılarla karşılaştık. Ayrıca Dizibox sitesi Facebook aracılığıyla dizinin neden kaldırıldığına dair açıklamalarda bulundu.

    Kaynak: AKŞAM


    0 0
  • 06/05/16--14:00: Rekor fiyata satıldı
  • İstanbul'da düzenlenen müzayedede, ünlü heykeltıraş Cragg'in "Over The Earth" adlı ahşap eseri, 937 bin 500 liraya satıldı.

    Beyaz Müzayede tarafından Orjin Sanat Merkezi'nde düzenlenen "36. Beyaz Çağdaş ve Modern Sanat Müzayedesi"nde, 164 sanatçının 339 eseri açık arttırmaya sunuldu.

    Müzayedede, dünyanın yaşayan efsane heykeltıraşı olarak kabul edilen Britanyalı sanatçı Tony Cragg'in 2013 yapımı "Over The Earth" adlı ahşap heykeli, 937 bin 500 liraya Alman bir sanatsever tarafından satın alındı.

    Müzayedede, Nejad Melih Devrim'in 1953 yapımı tuval üzerine yağlı boya "Abstrait Noir" adlı eseri 812 bin 500, Erol Akyavaş'ın 1986 yapımı tuval üzeri karışık teknik eseri "Ferman" 750 bin, Ömer Uluç'un 1985 yapımı tuval üzerine akrilik "Tanker" adlı eseri 469 bin, ressam Burhan Doğançay'ın 1974 yapımı tuval üzerine yağlıboya eseri "Big Elephant" 312 bin 500 liraya satıldı.

    Neşe Erdok'un tuval üzerine yağlı boya 2001 yapımı "Adahan Oteli", Mehmet Güleryüz'ün tuval üzerine yağlı boya 1985 yapımı "Birden Bir Melek Geçti", Fahrelnissa Zeid'in "Yer Gök Kırmızı" ve Mübin Orhon'un 1957 yapımı "Beyaz Soyut" adlı eserler ise 281 bin liradan alıcı buldu.


    0 0

    Resulullah (sav) Efendimiz'e Ramazan ayında kılınan Teravih Namazı'nın fazileti sorulduğu zaman şöyle buyurdu: "Teravih Namazı'nı kılan bir mü'min kimse her gece Teravih kıldığı zaman başka hal alır, şöyle ki;

    1.GECE: Annesinden doğduğu gündeki gibi günahlarından arınır.

    2.GECE: Kendisinin ve eğer mü'min iseler anne ve babasının günahları bağışlanır..

    3.GECE: Arş altında bir melek şöyle seslenir: " Amel temize çıktı, günahların bağışlanır."

    4.GECE: Onun için verilecek mükafaat Tevrat'I, İncil'i, Zebur'u ve KUr'an-ı Kerim'i okuyup hatmetmiş sevabı kazanır.

    5.GECE: Yüce Allah ona Mescid-i Haram'da, Mescid-i Nebevi'de namaz kılan kimse gibi sevap kazandırır.

    6.GECE: Yüce Allah ona Beyt-i Mamur'u tavaf edenin sevabını ihsan eder.

    7.GECE: Firavun'un gazasında Musa(as) ile beraber olmuş gibi ecir verilir.

    8.GECE: Yüce Allah İbrahim (as) 'a yaptığı ihsanı ona da yapar.

    9.GECE: Hz. Peygamber(sav)'in yaptığı ibadet gibi Yüce Allah'a ibadet etmiş olur.

    10.GECE: Yüce Allah ona dünya ve ahiretin hayrını nasip eder.

    11.GECE: Ölecek olursa dünyadan annesinden doğduğu gün gibi günahsız çıkar.

    12.GECE: Kıyamet günü yüzü ayın 14. günündeki gibi parlayarak gelir.

    13.GECE: Kıyamet gününe her türlü kötülüklerden emin olarak gelir.

    14.GECE: Allah ona Kadir Gecesini ihya etmiş sevabı verir.

    15.GECE: Melekler, Arş ve Kürsi taşıyanlar onun bağışlanması için salat okur.

    16.GECE: Yüce Allah o kimse için cehennem ateşinden kurtulduğuna ve cennete gireceğine dair beraat fermanı yazar.

    17.GECE: Kendisine peygamberlerin sevabına denk bir sevap verilir.

    18.GECE: Bir melek şöyle seslenir: "Ey Allah'ın kulu! Allah senden ve anne-babandan razı olsun."

    19.GECE: Hak Teala Hazretleri dünya ve ahirette ona yardım eder.

    20.GECE: Şehitlerin ve salih zatların sevabına denk sevap verilir.

    21.GECE: Allah (cc) onun için cennette nurdan bir ev kurar.

    22.GECE: Ümmet-i Muhammed'in yetimlerini ve dul hatunlarını doyurmuş sevabı alır.

    23.GECE: Yüce Allah cennette onun için şehir kurar.

    24.GECE: Onun için 24 tane makbul dua vardır ve bu dualar kabul olur.

    25.GECE:Yüce Allah ondan kabir azabını kaldırır.

    26.GECE: Yüce Allah onun için kırk yıllık amel sevabı verir.

    27.GECE: Onun için Sırat Köprüsünü, çakan şimşek gibi geçme ihsanı yapılır.

    28.GECE: Yüce Allah onun cennetteki derecesini bir kat daha arttırır.

    29.GECE: Ona bin makbul hac sevabı verilir.

    30.GECE: Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey kulum! Cennetin meyvelerinden ye, selsebil suyundan yıkan, kevser suyundan iç, ben senin Rabbinim, sen de benim kulumsun." der ve bir münadi nida eder:

    Her gece teravih kılan kullar cehennemden azad olmuş kullardır ki, izzetim ve celalim hakkı için bu kullarıma af ile muamele eyledim ve cehennemin ateşine vucudlarını haram kıldım.

    Ondan sonra Mevla Teala Hz. bu kullara bir beraat yazdırır. Erkek olsun kadın olsun cehennem azabından kurtulmağa ve sıratı kolay geçmesi için eline berayı verilir. Her kim ihlas ve inanç üzere Ramazan-ı Şerifte otuz gece teravih kılarsa Mevla Teala Hz.leri bu sevapları o kimseye ihsan eder şeksiz şüphesiz.

    Rabbim hepimizi hakiki kul olup inana ve itaat edenlerden eylesin...

    Kaynak: SABAH


older | 1 | .... | 365 | 366 | (Page 367) | 368 | 369 | .... | 375 | newer