Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 363 | 364 | (Page 365) | 366 | 367 | .... | 375 | newer

    0 0

    Yaşar Üniversitesi'nde müzik eğitimi gören Pınar İstemi ve Benan Dalkıran, İtalya'nın Barletta kentinde düzenlenen "Uluslararası Genç Müzisyen Yarışması"nda "Oda Müziği Duo" kategorisinde ikincilik ödülü kazandı.

    Yaşar Üniversitesi'nde müzik eğitimi gören Pınar İstemi ve Benan Dalkıran, İtalya'nın Barletta kentinde düzenlenen "Uluslararası Genç Müzisyen Yarışması"nda "Oda Müziği Duo" kategorisinde ikincilik ödülü kazandı.

    Yaşar Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, Müzik Bölümü Piyano Ana Sanat Dalı 3'üncü sınıf öğrencisi Pınar İstemi 7, aynı bölümde yüksek lisans öğrencisi Benan Dalkıran ise 8 yaşından itibaren piyano eğitimi aldı.

    Üniversitedeki takım çalışmaları esnasında bireysel yeteneklerinden fazlasını başardıklarını fark ederek bir araya gelme kararı alan genç piyanistler, ilk kez katıldıkları uluslararası müzik yarışmasından ödülle döndü.

    Müzik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Paolo Susanni'nin eğitmenliğinde İtalya'nın Barletta kentinde düzenlenen "26. Uluslararası Genç Müzisyen Yarışması"na katılan ikili, "Oda Müziği Duo" kategorisinde ikinciliğe ulaştı.


    0 0

    Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri'yi içine alan Kapadokya, doğası, tarihi ve farklı kültürel yapısıyla turistlerin ilgisini çekiyor.

    Kapadokya'da, Erciyes, Hasan ve Güllü dağlarının püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla oluşan peri bacaları, bölgede yaşayan insanlar için medeniyetler boyunca barınma, ibadet ve saklanma yeri oldu.

    Tarihin doğa ile bütünleştiği Kapadokya'da, binlerce yıllık medeniyetlerin izleri görülebiliyor.

    Turizm açısından büyük öneme sahip bölge, peri bacalarını görmeye gelen ziyaretçilerin yanı sıra doğa yürüyüşü, yoga ve fotoğraf tutkunlarınca tercih ediliyor.

    Ürgüp, Avanos, Göreme, Akvadi, Uçhisar Kalesi, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik, Ihlara ve Kızıl vadileri, Derinkuyu yeraltı şehri ve Açık Hava Müzesi ziyaretçilerin uğrak noktaları olurken, kayalara oyulmuş Kapadokya evleri yörenin kendine özgü halini de ortaya koyuyor.

    Gün doğumunda yapılan balon turlarıyla tarihin doğayla kesiştiği Kapadokya'nın muazzam görüntüsü keşfedilebiliyor. İlk kez 1988'de başlatılan balon turları, Kapadokya'ya gelen ziyaretçiler için ayrı bir görsel şölen sunuyor.

    Her yıl mayısta düzenlenen "Cappadox" festivali, Kapadokya'yı ziyaret etmek isteyenler için farklı etkinlikler sunuyor. Festival döneminde bölgeyi ziyaret edenler vadilerin içinde gezerken, müzik gruplarının mini konserlerini dinleyebiliyor, gün doğumunda yoga yapabiliyor.


    0 0

    Der Wisch dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Yavuz, "Çıkış noktamız, ırkçılık ve İslam düşmanlığı. Şu an ırkçılık ve İslam düşmanlığı Avrupa'da çok revaçta ve popüler bir şey oldu artık." dedi.

    Almanca olarak Avusturya'da yayınlanan Der Wisch dergisine ilişkin AA muhabirine bilgi veren Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yavuz, "Der Wisch" kelimelerinin Almanca'da müsvedde kağıt anlamına geldiğini belirterek, "Biraz iğneleyici söz, gereksiz bir söz manasında." diye konuştu.

    Ana alanlarının Avusturya, Almanya ve İsviçre'nin Almanca konuşulan bölgesi olduğunu dile getiren Yavuz, "Yaklaşık 100 milyon kişilik bir kitleden bahsediyoruz. Çıkış noktamız, ırkçılık ve İslam düşmanlığı. Şu an ırkçılık ve İslam düşmanlığı Avrupa'da çok revaçta ve popüler bir şey oldu artık. Toplumun tamamen ortasına doğru kaymış bir durumda. Buna karşı bir söylem geliştirmenin peşindeyiz." değerlendirmesini yaptı.

    "Amerika kıtasının Kristof Kolomb öncesinde Müslümanlar tarafından keşfedildiğini Almanca olarak bastık"

    Der Wisch'i her yıl özel bir sayı ile süslemek, bütünlemek istediklerinin altını çizen Yavuz, Frankfurt Üniversitesi profesörlerinden Fuat Sezgin ile özel bir sayı hazırladıklarına dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

    "Bizim Frankfurt'ta da bir yerimiz mevcut. Fuat hocanın nezaretinde de bu işleri kotarmaya çalışıyoruz. 'Amerika kıtasının Kolomb öncesi Müslümanlar tarafından keşfi' tezinin ilk defa Almanca olarak kitaplaştırma projemiz vardı hocayla. Özel bir sayı yaptık ve Amerika kıtasının Kristof Kolomb öncesinde Müslümanlar tarafından keşfedildiğini ilk defa özel sayımızda Almanca olarak bastık. Bundan sonra da bu tip yıllık yapmayı düşünüyoruz hocayla. Yani özel seçilmiş konular etrafında birkaç makalesini birleştirip, kitap olarak yayımlamak istiyoruz."

    Kara: "Biz ilk defa bir pencere açtık"

    Derginin Sanat Direktörü Ramazan Kara da dergiye gençlerin sahip çıktığına vurgu yaparak, "Der Wisch'in güzelliği, özelliği, Alman topluluğuna, orada yaşayan ve doğan Müslüman gençlerin sesi olmasıdır. Biz ilk defa bir pencere açtık. Bu pencereden de orada yaşayan Almanlara içeriye baktırıp, Müslümanların dünyasına yani zihin dünyamıza bakmalarına vesile oluyoruz. Özelliği bu." dedi.


    0 0

    Hollywood'un ünlü çiftlerinden Johnny Depp ile Amber Heard boşanıyor.

    Hollywood'un ünlü çiftlerinden Johnny Depp ile Amber Heard boşanıyor.

    Los Angeles'daki mahkemeye başvuran aktris Heard, şiddetli geçimsizlik nedeniyle 52 yaşındaki eşi aktör Depp'den boşanmak istediğini bildirdi.

    Depp ve Heard, 2011 yılında vizyona giren “Tutku Günlükleri (The Rum Diary)" filminin setinde tanışmışlardı. 15 ay önce dünya evine giren çiftin çocuğu bulunmuyor.

    Amerikalı oyuncu, senarist, yönetmen, yapımcı, müzisyen Depp, 2003 yılında "Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti", 2004 yılında "Düşler Ülkesi" ve 2007 yılında "Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytani Berberi" filmlerindeki performansı ile "En İyi Erkek Oyuncu" kategorisinde Akademi Ödülü'ne (Oscar) aday gösterilmişti.


    0 0

    Ahilik Haftası kapsamında Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi'nde ‘Anadolu'nun İslamlaşmasında Ahilerin Rolü' konferansı düzenlendi.

    Etkinlikte Anadolu'ya gelen göçebe Türkmenlerin yerleşik düzene geçmelerini ve İslam'ı daha derinden yaşamalarını sağladığı vurgusu yapıldı. Ahiliğin çevre ile gayrimüslimlere örnek olduğunun ve en küçük işlerinde bile İslam'ı gözettiklerinin anlatıldı. Ahilik Vakfı Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kala şunları söyledi: “Ahilik, Anadolu'da ticari hayatı uzun süre kontrol etti. Türk insanının sağlam dini bünyeye kavuşmasına yardımcı oldu. ‘Anadolu'nun ve Rumeli'nin Türkleşmesinin ve İslamlaşmasının Türk'ün üstün teşkilatçılık kabiliyeti ve zekâsının eşsiz şaheseri'dir. Moğol istilasından kaçanlar, Anadolu'da kurdukları zanaat ve esnaf birliği olan Ahilik örgütünün bulundukları yerlerdeki ticari hayatın denetimini elinde tuttu. Böylece şehre Türklere has, Türk düzeni hâkim oldu. Dolayısıyla şehrin Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük ölçüde başarılı oldular.”


    0 0

    Kırşehir'de düzenlenen ‘Kitap Günleri' etkinliğinin 2. gün konukları Reşat Macidov, Pervin Nuraliyeva ve Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar Rızaev oldu. Kırşehir Cacabey Meydanı'nda Azerbaycanlı edebiyatçıların katılmasıyla düzenlenen paneli, Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesi yazar İmdat Avşar yönetti.

    Edebiyatseverler ile buluşan Anar Rızaev, konuşmasında Azerbaycan ve Türkiye arasındaki edebi kişilikler ve edebi yayınlardan örnekler verdi. Kendisinden önceki kuşaklara da değinen Anar Rızaev, gazeteci Hasanbey Zerdabi tarafından çıkartılan, yeniliği, eğitimi ve kültürü yayan ‘Ekinci' gazetesinin Azerbaycan milli basınının gelişmesinde önemli rol oynadığını anlattı. Türk edebiyatında nesrin başlangıcı sayılan Azerbaycan nesrinin ilk örneklerinden Abbaskulu Ağa Bakihanov'un ‘Kitab-ı Esgeriyye'si ve yine Mirze Fetheli Ahundzâde'nin ‘Aldanmış Kevâkib' romanının Türk dünyasının ilk romanı olmasının önemli olduğunu söyledi.

    Hüseyin Bey Alizade ve ömrünün bir kısmını Türkiye'de bir kısmını Azerbaycan'da geçiren Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşı Ahmed Agayev'in Azerbaycan edebiyatı ve Türk dünyasında iki önemli yazar olduğunu belirten Anar Rızaev, Türk dünyası edebiyat alanında çağdaşlaşmak, İslamlaşmak ve Türk ulusu olmanın ilk temel taşlarının atıldığını ifade etti.

    Rızaev, “Mirze Celil Mehmedkuluzâde, Mirza Feth Ali Ahundzâde'nin açmış olduğu çığırda ilerleyerek sadece realist-demokratik-satirik edebiyat anlayışını geliştirmekle kalmamış, Molla Nasreddin'in çatısı altında bu derginin adıyla anılan ve Ömer Fâik Nûmanzâde, Mirza Alekber Sâbir, Neriman Nerimanov, gibi şahsiyetlerden oluşan realist-demokratik edebî; bir mektep kurmayı da başarmıştır. Azerbaycan milliyetçiliğinin oluşmasında onun ve arkadaşlarının büyük rolü vardır.” şeklinde konuştu.

    Cacabey Meydanı'nda düzenlenen ‘Azerbaycan Edebiyatında Ebedi Nesiller Arasında İlişkiler' panelinde konuşan Reşat Macidov ve Pervin Nuraliyeva da Kırşehir'de bulunmaktan dolayı memnuniyetlerini dile getirdiler. Reşat Macidov konuşmasının bir bölümünde, adının nasıl Reşat konulduğunun anısını anlattı. Reşat Nuri Güntekin'in eserlerinin Rusçaya çevrildiğini anne ve babasının Azerbaycan'da okuduğu romanlardan etkilenerek adının Reşat konulduğunu söyledi.


    0 0

    AA'nın global iletişim ortağı olduğu "16. Yüzyıl Dahisi Matrakçı Nasuh" sergisi, Avusturya'nın başkenti Viyana'da sanatseverlerle buluştu.

    Cumhurbaşkanlığının himayesinde gerçekleşen ve Anadolu Ajansı'nın (AA) global iletişim ortağı olduğu "16. Yüzyıl Dahisi Matrakçı Nasuh" sergisi, Avusturya'nın başkenti Viyana'da sanatseverlerle buluştu.

    İstanbul Kültürlerarası Sanat Diyalogları Derneği (İKASD) tarafından projelendirilen sergi, Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği ve Viyana Yunus Emre Enstitüsü'nün ev sahipliğinde, Viyana Sanat Tarihi Müzesi'nde düzenlenen törenle açıldı.

    Açılış töreninde mimar Sinan Genim, "Matrakçı Nasuh ve Haritaları" konulu kısa bir konferans verdi. Matrakçı Nasuh'un asıl isminin "Nasuh bin Karagöz bin Abdullah el-Bosnavi" olduğunu belirten Genim, Nasuh'un Enderun'da yetiştiğini ve Boşnak asıllı minyatürcü, hattat, tarihçi ve matematikçi olduğunu anlattı. Nasuh'un genç yaşta yazdığı matematik kitabı ile dikkat çektiğini vurgulayan Genim, Kanuni Sultan Süleyman'ın seferlerine katılarak gittiği yerlerde kale ve sarayların minyatürünü yaptığını ve 70 yaşında vefat ettiğini aktardı.

    Viyana Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Mevlüt Bulut ise 16. yüzyıl dahisi Matrakçı Nasuh'un eserlerinin Avrupa'nın kültür başkenti Viyana'da sergilemekten onur duyduğunu söyledi.

    Küratör Beste Gürsu ise Türkiye'nin kültür ve sanatını uluslararası platformlara taşıyacak kapsamlı bir proje gerçekleştirdiklerini ve bu projeyi 12 kadın sanatçının Nasuh'un eserlerinden esinlenerek hazırladıklarını ifade etti. Projenin ilk sergisini Nasuh'un doğduğu Bosna'da başlattıklarını kaydeden Gürsu, 2016 sonunda "Matrakçı Nasuh" belgeselinin vizyona gireceğini aktardı.

    Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Hasan Göğüş de Matrakçı Nasuh'un hem sanatçı hem de bilim adamı olduğunu belirterek, "Matrakçı Nasuh, Osmanlı döneminde yetişmiş ve çağdaş sanatçılara ilham kaynağı olmuş ve dünya kültür mirasına önemli katkılar sağlamıştır." dedi.


    0 0

    Şair, düşünür ve yazar Necip Fazıl Kısakürek'in vefatının 33. yılı dolayısıyla İETT tarafından "vefa durağı" oluşturuldu.

    Şair, düşünür ve yazar Necip Fazıl Kısakürek'in vefatının 33. yılı dolayısıyla İETT tarafından "vefa durağı" oluşturuldu.

    İETT'den yapılan açıklamaya göre, hayata geçirdiği uygulamayı sürdüren İETT, bu kez de Türk edebiyatı ve düşünce hayatında fikirleri ve eserleriyle izler bırakan Kısakürek'in anısına bir "vefa durağı" tasarladı.

    Eyüp İskele İETT durağı, vefatının 33. yılında Kısakürek anısına giydirildi. Hazırlanan durak, Kısakürek'in hayat hikayesi, şiirleri ve fotoğraflarının yer aldığı özel görsellerle süslendi.

    İETT, "vefa durağı" çalışmasına İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy ile başladı. Daha sonra Barış Manço, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Muhsin Yazıcıoğlu, Adnan Menderes, Kayahan, Turgut Özal, Zeki Alasya, Süleyman Demirel, Kemal Sunal, Osman Yağmurdereli ve dünya şampiyonu milli güreşçi Yaşar Yılmaz için aynı vefa örneğini gösteren İETT, bundan sonra da yeni isimler için vefa durakları yapmaya devam edecek.


    0 0

    Ediz Hun, Tevfik Fikret ve Namık Kemal'i canlandırmak istediğini, "ağır bir rol" olması durumunda yeniden kamera karşısına geçebileceğini söyledi.

    Oyunculuk kariyerinde 100'ü aşkın filmde rol alan 75 yaşındaki Ediz Hun, Tevfik Fikret ve Namık Kemal'i canlandırmak istediğini, "ağır bir rol" olması durumunda yeniden kamera karşısına geçebileceğini söyledi.

    Sinema sanatçısı Ediz Hun, bir programa katılmak için geldiği Sivas'ta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yeşilçam ile şimdiki Türk sinemasının karşılaştırmasını yaparak iki dönemin birbirinden çok farklı olduğunu belirtti.

    Teknolojinin geliştiğini ve modern makineler ortaya çıktığını aktaran Hun, kendi dönemlerinde bir sahnenin hazırlanması için saatlerce beklediklerini dile getirdi.

    Yeşilçam'da 100'den fazla filmde rol alan ünlü sanatçı Hun, Türkiye'de otobiyografik filmlerin çok az çekildiğine değinerek, "Sinemada otobiyografik filmler çok önemli. Mesela Tevfik Fikret ve Namık Kemal'in hayatını canlandırmak isterim. Yaşım müsait olur mu o ayrı bir konu. Otantik ve orijinal portreler canlandırmak isterim. Hep aynı konuları evirip çevirip işlemektense daha orijinal şeyler sunmak seyirciye faydalı olur." dedi.

    Son zamanlarda film ve dizi teklifi almadığını da anlatan Hun, "Hiçbir zaman bir dizi ya da filmde rol alsaydım diye bir arzu duymam, sadece takdir ederim. Böyle bir beklenti içerisinde de değilim. Profesyonel bir sanatçıyım, her zaman çalışabilirim. Yaşımla uygun bir rol olacak. Ama öyle baba, amca rolü de değil. Kuvveti, kudreti, ağırlığı olan rol olursa çalışırım, yoksa çalışmam. Meslekte titiz bir adamım." ifadelerini kullandı.


    0 0

    Türkiye'deki bütün ulu camiler fotoğraflanarak "Türkiye Ulu Camiler" adıyla yayımlandı.

    Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca (AKMB), Türkiye'deki bütün ulu camiler fotoğraflanarak "Türkiye Ulu Camiler" adıyla yayımlandı.

    Albüme ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan AKMB Başkan Yardımcısı Şaban Abak, 700 sayfalık albümün bugünkü Türkiye sınırları içinde bulunan 118 ulu camide çekilen 10 bin fotoğraftan seçilerek hazırlandığını anlattı.

    Abak, albümün fotoğraf çekimlerini sanat tarihi fotoğrafçısı Mustafa Cambaz'ın yaptığı bilgisini vererek, şunları söyledi:

    "Albümdeki fotoğraflar, 2015 yılında ulu cami bulunan bütün il ve ilçeler gezilerek çekildi. Albümün tanıtım toplantısını da özel seçilmiş 40 ulu caminin muhteşem fotoğraflarının yer aldığı 'Ulu Camiler Fotoğraf Sergisi'nin açılışıyla birlikte yapacağız."

    "Ulu Camiler Fotoğraf Sergisi", 5-11 Haziran'da Ankara Kızılay Metro Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak.

    Ulu cami nedir?

    Büyük Selçuklu Devleti döneminde cuma namazını topluca kılmak için "şehir" kabul edilen yerlerde, iç kalenin hemen yakınında inşa edilen ulu camiler, mimari estetiği, taş-ahşap işlemeciliği, minareleri, çinileri ve kitabeleriyle kültür tarihinde önemli eserler olarak öne çıkıyor.

    Bir caminin ulu cami olarak tanımlanması için ibadethane kısmı dışında, taç kapılı medrese, darüşşifa (hastane), bedesten, arasta, kapalı çarşı ve kervansaray gibi bölümlerinin de bulunması baz alınıyor.


    0 0

    “Dedim: yeni ay, yârin kaşları gibisin! / Dedi: Ne haddim olur? At nalına benzerim ben”Bu dizelerin sahibi, Hasankeyf mirinin kızı Selma'yı görene kadar sıradan bir din âlimi idi. Kim bilebilirdi ki bu diline pelesenk olmuş aşk, etkisi yüzyıllara yayılacak ilahi bir serenatın öncü sarsıntıları olacak ve Selma'nın gözlerinde zuhur etmiş ilahi sevda, bu sufinin kaleminden suret-i öz'e yaklaşacak.

    Sevgi ve güzelliğin şairi Şeyh Ahmed-i Nişani yahut bilinen adıyla Melaye Ceziri; kadim Mezopotamya topraklarının bereketinde yeşermiş yüzlerce tasavvuf ehlinden sadece biridir. Aşkın her halini işlemiştir Ceziri. Güzellik ise her daim yanı başında yer almıştır. Evren bir aynadır ona göre, Tanrının bütün sıfatlarının yer ile gök arasına yansıdığı sonsuz bir irfan deryası. Her varlığa aşk ile bakar, âşıktır bütün yaratılmışlara.

    Muhammedi hakikati aramakla geçmiştir Ceziri'nin hayatı. Mürşitlerin elinden bir kadeh içmek uğruna diyar diyar gezip durmuştur. Selma, onu öz'e ulaştıracak bir sebeptir sadece.

    Ruhunu terbiye etmeden ilahi güzelliğe varmak imkânsızdır der Ceziri. Âşık ve maşuk yektir onun için. Ruh bedenden ayrılırken, bütün saflığı ile ulaşmalıdır hakikat kapısına. Selma da diğer her şey gibi bir hiçtir aslında. Kelam ve tasavvuf vadisindeki tek gerçek O'dur. Her kelimesi, her hecesi, her nefesi asıl maksuduna ve matlubuna hizmet için çıkmıştır yola… Sarhoşluğu bundandır.

    Ne var ki bir tek Mela değildir bu mey ile sarhoş olan. Kırmızı Medrese'de hakikatin sırlı ummanlarında kaybolan bir derviş daha vardır. Ceziri'nin hazinesinden heybesini doldurmaya gelmiştir bu naçar. Kürtçenin Yunus'u diyenler de vardır onun için. Mahlası kuşların talebesi anlamına gelen Fakiye Teyran, Bahçesaray (Müküs) mirinin oğlu Muhammed'dir.

    Rivayet odur ki kuşlarla konuşur Faki. Bir tek bilenlerin anladığı bir dildir bu. Yeryüzünde hangi alfabe ile yazılırsa yazılsın, hangi lisan ile seslendirilirse seslendirilsin, bütün dillerin üstünde bir üst dildir. Bilgelerin ve hakikate ulaşmışların dilidir. Bilmeyenler için sükût, bilenler için ilahi kelamdır. “Ehline helal, naehle haram olan” bu irfan, Faki'de Kürtçe dile gelmiştir.

    Faki'nin mahbubuna seslenişi, tabiatın sırlarıyla mühürlenmiştir. Doğanın bahşettiği güzelliklerde, O'nun tecellisini aramıştır. Bahçesaray'ın eşsiz dağ ve ovalarında kuşlar ile konuşur Faki. Ağaç ile su ile.

    “Ey su, ey su; sen de mi âşıksın, dertlisin? / Dalgaları etrafa savurur; durmaksızın akar, mutsuz musun?” diye seslenirken Faki, sırrını sorar suya. Sahib'in cemaline ermektir maksadı. Su ile olan muhabbetini kalp gözü ile dinleyenler, aşk bahçesinin ermişlerinden olurlar.

    Kaş nedir, kirpik nedir? Ağız mesela, neyin yoludur? Yanağa sarkan zülüf müdür birliğe gölge düşüren? Dert etmemiştir Faki hikmetin dilini kim anlar diye.

    Bir emirin oğludur Faki. Reddeder dünyevi bütün şatafatı. Bir cübbesini alır bir de nefsini. Aşındırmadık yol bırakmaz Mezopotamya'nın uçsuz bucaksız dağlarında ve ovalarında.

    “Bir kuşa gönlünü kaptırmıştır. Her yaratılmışa o kuşu sorar. Derler ki, bir Süleyman Peygamber vâkıftır kuşların diline bir de Fakiye Teyran. Ermişlik mertebesinden sonra dengbej olur.

    Gösterişsiz bir kavalı kendisine layık bulur. Anka kuşunun sesidir kavalında yankılanan. Dinleyenler put kesilir, kımıldayamaz, adeta büyülenirler.” diye anlatır Yaşar Kemal…

    Fakiye Teyran, Melaye Ceziri'nin yanında yıllarca kalır. Sonra ayrılırlar ve her biri ayrı yer ve zamanlarda cemale yürürler. Seneler geçer aradan ve başka bir üstadın kalemine düşer izleri. Hakkâri'nin bir dağ köyünden çıkıp dünya edebiyatına ölümsüz eserler bırakmış Ahmed-i Hani, ikisini de hayır ile yâd eder. Aşkın en güzel anlatıcılarındandır Ahmed-i Hani. Kalemi, dokunaklı hikâyelerin nüvelerini atar edebiyatın karanlık dehlizlerine. Mürekkebinden dökülen izler, silinmez bir ukde bırakır okuyanların içinde. Mem ile Zin'in hikâyesi de; Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi efsaneleşmiştir üstadın kaleminde. Mem ile Zin'in destansı aşkları, Kırmızı Medrese'nin ayak bastığı topraklarda yeşermiş, oradan bütün dünyaya binlerce dize ile yayılmıştır.

    Cizre, 16. yy itibarıyla Kürt tasavvuf edebiyatının kaynağı gibi görünse de, esas itibarıyla Kürt coğrafyasının birçok yerinde, çok sayıda önemli tasavvuf âlimleri yetişmiş ve öğretileri günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.

    Nakşibendilik gövdesine Halidilik aşısı yapmış Halid bin Ahmed ya da bilinen adı ile Mevlânâ Halid-i Bağdadi de bunlardan biridir. İslam dünyasında, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'den sonra “Mevlânâ” lakabıyla anılan ve bu isimle ünlenen ikinci kişi olduğuna bakılırsa, etkinlik alanı anlaşılmış olur.

    Medreseler, tekkeler, dergâhlar; manevi doygunluğa ulaşmanın hasreti ile tutuşan nice gariplerin uğrak yeri olagelmiştir. Baba Tahir'den Molla Gürani'ye; Şeyh Abdulkadir Geylani'den Bediüzzaman Said Nursi'ye; Melaye Bate'den İbn-i Hallikan'a; sessiz birer çığlık gibi asırlar boyu yankılanmışlardır faniliğin ortasında.

    Mezopotamya coğrafyası, bu kadim kültürü diri tutan yüzlerce irfan yuvasına, günümüzde dahi ev sahipliği yapmaya devam etmektedir.

    Kürtçe tasavvuf dünyasının bu önemli âlimleri ve eserleri, TRT Kurdi ekranlarında farklı programlarla seyirciye ulaştırılıyor. Kanal bu konuda 4 başarılı programa imza atıyor.

    Seyda (Seyda)

    Medrese kültürü TRT Kurdî; ekranlarında tekrar canlanıyor. Bir kanaat önderi olarak Seydaların, günümüz problemlerine bakışlarının yer alacağı program “Seyda” Dr. Vecihi Sönmez'in sunumuyla, cuma günleri, saat 20.15'te izleyicilerle buluşuyor.

    Mêvanê Dilan (Gönüllerin Misafiri)

    Abdulvasi Yaz'ın sunumuyla, TRT Diyarbakır stüdyolarında cuma günleri saat 16.00'da ekranlara gelen Mêvanê Dilan (Gönüllerin Misafiri), dini meseleleri Kur'an-ı Kerim ve hadislerden referanslarla yorumlayıp izleyiciye aktarmaktadır.

    Qesî;devan (Kasidevan)

    Yüzyıllar süren serüvenlerinin ardından günümüze kadar ulaşmayı başarmış, müzik ve din kültürünün ahenkle harmanlandığı kasideler; Grup Tillo'nun eşsiz yorumları ile cumartesi akşamları saat 20.15'te TRT Kurdî; ekranlarında.

    Melayê Cezirî; Okumaları

    Kürt edebiyatının en önemli emektarlarından; şair, filozof, din âlimi Melayê Cezirî;'nin günümüze ulaşan eserleri, elyazması nüshaları ve edebiyata bakış açısı, Prof. Dr. Abdülbaki Turan'ın okumaları ile TRT Kurdî; ekranlarında yeniden gün yüzüne çıkıyor.


    0 0

    Afrikalı oyuncular irili ufaklı rollerle sık sık karşımıza çıkıyor. Bazen bir güvenlik görevlisi olarak, bazen bir göçmen, mahallenin manavı. Replikleri de yok, afişlerde isimleri de. Sayıları her geçen gün artan oyuncular sinemamıza farklı bir renk katıyor.

    Afrikalı oyuncular irili ufaklı rollerle sık sık karşımıza çıkıyor. Bazen bir güvenlik görevlisi olarak, bazen bir göçmen, mahallenin manavı. Replikleri de yok, afişlerde isimler, de. Sayıları her geçen gün artan oyuncular sinemamıza farklı bir renk katıyor.

    Sinemamız Anadolu coğrafyasında yaşayan kimlikleri, renkleri farklı farklı hikâyelerle beyazperdeye yansıttı. Sinemanın doğum süreci ve sonrasında büyük emekleri geçen azınlıklar; klişeler, karton tiplemeler üzerinden de olsa anlatıldı. Onlar gibi belirli kalıpların arasına sıkışmış, kalıplaşmış modellerin dışına çıkamayan bir öteki grup daha var: Afrikalı oyuncular.

    Yeşilçam'da birçok yapımda görmek mümkün onları: Süt Kardeşler'de evin dadısı, Keloğlan Aramızda'da mahallenin muhabbeti tatlı manavı, Yumurcak'ın minik çitlembiki-dadısı, Turist Ömer'in maceradan maceraya atıldığı Turist Ömer Yamyamlar Arasında'da Beyaz Panter'in adamları... Dadı gibi kimi zaman ailenin bir parçası oldular, kimi zaman manav gibi mahalle sakini, insanların derisini yüzen bir kabile üyesi, kötü adam. Ermeniler cimri, Yahudiler paragöz, Rumlar düşmandır gibi diğer azınlıklara yakıştırılan yaftalamalara maruz kalmadılar. Türkiye toplumunda sayıları az olduğu için sosyal hayatlarına dair ayrıntılar işlenmedi. Onlar gibi ana hikâyeyi destekler şekilde konumlandırıldılar, afişlerde isimlerine yer verilmedi. Rol aldığı yapımların ortak özelliği, hemen hepsinin komedi filmi olması. Halkın siyahilere olan sempatisinden faydalanılarak farklılıklar üzerinden bir mizah oluşturuldu. Diğer azınlıklarda olduğu gibi tiplere şekil verilirken geleneksel oyunlardan faydalanıldı. Mesela Kemal Sunal, Adile Naşit, Şener Şen'li bol yıldızlı kadrosuyla dikkat çeken Süt Kardeşler'de gördüğümüz dadı, ortaoyunundaki zennelere göz kulak olan, her türlü ihtiyaçlarına koşturan Kayarto tiplemesi.

    ‘Yeşilçam'da Afrikalı oyuncular' akademik çalışmaya müsait geniş bir konu. Oyunculuk geçmişleri, çalışma şartları vb. kaynaklara sahip olmadığımız için ancak ön plana çıkan filmler üzerinden okumalar yapabiliyoruz. Yakın zamanda beyazperdede boy gösteren Afrikalı oyuncular üzerinden yeni şeyler anlamak mümkün.

    Oyuncuların çoğu kaçak

    Son dönemde siyahi oyuncuların rol aldığı filmleri düşününce akla ilk gelen filmler: Nijeryalı bir göçmenin hikâyesine yer verilen Kırık Midyeler, insan kaçakçılığının acı yüzünü yansıtan 40… G.O.R.A.'da uzay mekiğindeki Afrikalılar gibi birçok filmde irili ufaklı rollerde görünüyorlar. Serisi çekilen Sağ Salim'in ikinci halkasının başrolünde üç Afrikalı, müzisyen Ragga Oktay'ın çektiği Mc Dandik'te 500 siyahi figüran rol aldı.

    Türkiye'de ajanslara kayıtlı kaç Afrikalı oyuncu olduğunu bilmiyoruz. Oyunculuk ajansları fotoğraflarını internet sitelerine koymazken, sayı ve isim vermekten itina ile kaçınıyorlar. Akla gelen ilk ve en mantıklı neden, Afrikalı oyuncuların kaçak yollarla çalıştırılması. Oturma izinleri olmadığı için risk almak istemiyorlar. Filmlerde boy gösteren oyuncular üzerinden tahmini bir rakam söylenebilir. Emre Şahin'in yönettiği 40 (2011) filminde ajanslardan 30 siyahi oyuncu rol bulabilmişti. Ragga Oktay beyazperdedeki ilk göz ağrısı Mc Dandik adlı filminde 500 figüran oynattı. Ancak 20'sinin oturma izni olmadığı gerekçesiyle o dönemde mahkemelik oldu, beraat etti. İki yılda oyuncu sayısının 30'dan 480'e çıkması mümkün olmadığına göre işin içinde bir iş var.

    Dizilerde veyahut sinema filmlerinde rol alan Afrikalı oyuncuların çoğu bir umutla Türkiye'nin yolunu tutmuş, işportacılık yaparak hayata tutunmaya çalışan isimler. Neredeyse hiçbirinin oyunculuk eğitimi yok. Hobi olarak yapıyorlar bu işi. Figüran olarak aldıkları ücret 75-150 TL arasında değişiyor. Çoğu güç bela Türkçe konuşuyor ama bu, filmde veya dizide rol almaları için bir sebep oluşturuyor. Zaten çoğuna diyalog bile yazılmıyor. Repliği olanlar ise ne kadar kırık Türkçe konuşurlarsa o kadar iyi. Bu şekilde daha samimi, eğlenceli görünüyorlar. Kimi yapımcılar sokaklarda karşılaştıkları Afrikalıları filmlerinde oynatırken, kimi yurtdışındaki ajanslardan profesyonel oyuncular getirtiyor. Tercihler hikâyedeki temsile göre değişiyor.


    0 0

    Emre Aydın‘ın senaryosunu yazıp yönettiği korku-gerilim türündeki sinema filmi 'Cinni:Uyanış', özel gösterimle davetlilerin beğenisine sunuldu.

    Sanatçı Emre Aydın'ın yazıp yönettiği korku-gerilim türündeki sinema filmi Cinni : Uyanış'ın özel gösterimi geçtiğimiz akşam akşam İstanbul City's Cinemaximum'da yapıldı. Filmin Başrollerini Eda Köksal, Merve Özçubukçuoğlu, Gökçen Gökçebağ, Birgül Kenarcı, Adem Köksal ve Yiğit Aydın'ın üstlendiği film, izleyenler tarafından çok beğenildi. Çekimleri Çatalca'da 1 ayda tamamlanan Cinni : Uyanış, gerçek bir olaydan esinlenilerek senaryolaştırılmış. 80'li yılların başında Antalya Kır Cami Mahallesi'nde cinlerin musallat olduğu söylenen, yıkılıp yerine bir apartman yapılan ve hala kimsenin boş bulunan evle ilgili hikayeyi anlatıyor. Filmdeki azı karakterlerin isimleri, yaşları ve cinsiyetleri yasal sorumluluk gereği değiştirilmiş.

    Rock müziğin efsane ismi Emre Aydın, yıllardır kurduğu hayalini gerçekleştirerek kendisinin yazıp yönettiği gerilim filmi Cinni : Uyanış 'ı bugün vizyona sokacak.


    0 0

    Yunanistan'da, düşünceleri Platon ile birlikte Batı uygarlığının temeli olarak kabul edilen iki büyük filozoftan biri olan Aristoteles'in mezarı Halkidiki Yarımadası'ndaki Stagira bölgesinde bulundu.

    Yunanistan'da, düşünceleri Platon (Eflatun) ile birlikte Batı uygarlığının temeli olarak kabul edilen iki büyük filozoftan biri olan Aristoteles'in mezarı Halkidiki Yarımadası'ndaki Stagira bölgesinde bulundu.

    Yunan arkeolog Kostas Sismanidis, 20 yıl süren araştırmaları sonucunda Helenistik dönemin ünlü filozofunun mezarının, doğum yeri olan Selanik'e 73 kilometre uzaklıktaki Stagira bölgesinde tespit edildiğini bildirdi.

    Sismanidis, Selanik'te düzenlenen "Aristoteles 2.400 Yıl" konulu konferansta yaptığı konuşmada, 20 yıl süren araştırmalar sonucunda elde ettiği bulguların, Aristoteles'in mezarının, Stagira bölgesindeki Liotopi Burnu'nda 5. asra ait tarihi kalıntılar arasında bulunduğunu gösterdiğini ifade etti.

    Konferansta, 1996'dan beri yaptığı kazıların sonuçlarını açıklayan Sismanidis, elde ettiği bulguların ve yazılı kaynakların Aristoteles'in mezarının Stagira'da bulunduğunu doğruladığını belirterek, “Aristoteles'in mezarının yeri konusunda elimizde kesin kanıt yok ama güçlü emareler var." dedi.

    Hayatının büyük bölümünü ünlü filozofun mezarını aramaya adayan ve araştırmalarını üç ciltlik bir eserde toplayan Sismanidis, Stagira'daki antik kentin batısında bulunan kemerli yapının Aristoteles'in mezarı olduğunu kaydetti.

    Sismanidis, yarın konferansa katılan 40 ülkeden 250 Aristotelis uzmanıyla bilikte Stagira bölgesini ziyaret ederek elde edilen bulgular ışığında incemelerde bulunacaklarını belirtti.


    0 0

    Türkiye'deki bütün ulu camiler fotoğraflanarak "Türkiye Ulu Camiler" adıyla yayımlandı.

    Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca (AKMB), Türkiye'deki bütün ulu camiler fotoğraflanarak "Türkiye Ulu Camiler" adıyla yayımlandı.

    Albüme ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan AKMB Başkan Yardımcısı Şaban Abak, 700 sayfalık albümün bugünkü Türkiye sınırları içinde bulunan 118 ulu camide çekilen 10 bin fotoğraftan seçilerek hazırlandığını anlattı.

    Abak, albümün fotoğraf çekimlerini sanat tarihi fotoğrafçısı Mustafa Cambaz'ın yaptığı bilgisini vererek, şunları söyledi:

    "Albümdeki fotoğraflar, 2015 yılında ulu cami bulunan bütün il ve ilçeler gezilerek çekildi. Albümün tanıtım toplantısını da özel seçilmiş 40 ulu caminin muhteşem fotoğraflarının yer aldığı 'Ulu Camiler Fotoğraf Sergisi'nin açılışıyla birlikte yapacağız."

    "Ulu Camiler Fotoğraf Sergisi", 5-11 Haziran'da Ankara Kızılay Metro Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak.

    Ulu cami nedir?

    Büyük Selçuklu Devleti döneminde cuma namazını topluca kılmak için "şehir" kabul edilen yerlerde, iç kalenin hemen yakınında inşa edilen ulu camiler, mimari estetiği, taş-ahşap işlemeciliği, minareleri, çinileri ve kitabeleriyle kültür tarihinde önemli eserler olarak öne çıkıyor.

    Bir caminin ulu cami olarak tanımlanması için ibadethane kısmı dışında, taç kapılı medrese, darüşşifa (hastane), bedesten, arasta, kapalı çarşı ve kervansaray gibi bölümlerinin de bulunması baz alınıyor.


    0 0

    Yaşar Üniversitesi'nde müzik eğitimi gören Pınar İstemi ve Benan Dalkıran, İtalya'nın Barletta kentinde düzenlenen "Uluslararası Genç Müzisyen Yarışması"nda "Oda Müziği Duo" kategorisinde ikincilik ödülü kazandı.

    Yaşar Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, Müzik Bölümü Piyano Ana Sanat Dalı 3'üncü sınıf öğrencisi Pınar İstemi 7, aynı bölümde yüksek lisans öğrencisi Benan Dalkıran ise 8 yaşından itibaren piyano eğitimi aldı.

    Üniversitedeki takım çalışmaları esnasında bireysel yeteneklerinden fazlasını başardıklarını fark ederek bir araya gelme kararı alan genç piyanistler, ilk kez katıldıkları uluslararası müzik yarışmasından ödülle döndü.

    Müzik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Paolo Susanni'nin eğitmenliğinde İtalya'nın Barletta kentinde düzenlenen "26. Uluslararası Genç Müzisyen Yarışması"na katılan ikili, "Oda Müziği Duo" kategorisinde ikinciliğe ulaştı.


    0 0

    Karadeniz Bölgesi'nde yüz yıllardır sarı, kırmızı, siyah ve beyaz ipliklerle üretilen keşan, bu ürünü dokumak için kullanılan makinelerin yaygınlaşmasına rağmen Trabzon'un Çarşıbaşı ilçesinde halen geleneksel tahta tezgahlarda dokunuyor.

    Karadeniz Bölgesi'nde yüz yıllardır sarı, kırmızı, siyah ve beyaz ipliklerle üretilen keşan, bu ürünü dokumak için kullanılan makinelerin yaygınlaşmasına rağmen Trabzon'un Çarşıbaşı ilçesinde halen geleneksel tahta tezgahlarda dokunuyor.

    Özellikle Rize, Giresun ve Trabzon'un bazı ilçelerinde kadınların örtünme amacıyla tercih ettiği keşan bezi, günümüzde ev mefruşatından kıyafete kadar birçok alanda kullanılıyor.

    Masa örtüsünden yeleğe, çantadan elbise ve şapkaya kadar tasarımcının hayal gücüne bağlı olarak yüzlerce ürünün hazırlanabildiği keşan, Trabzon'da sadece Çarşıbaşı ilçesine bağlı Kavaklı Mahallesi'nde üretiliyor.

    Geçmiş yıllara oranla mahalledeki tahta tezgah sayısının azalmasına rağmen yaklaşık 20 kişi, keşanı geleneksel yöntemle üreterek aile ekonomisine katkı sağlamaya çalışıyor.

    "Tahta tezgahlarda dokunan ipliğin kalitesi yüksek"

    Keşan dokumayı çocukluk döneminde anne ve babasından öğrendiğini belirten Fatma Saka (45), AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kavaklı'daki hemen hemen her çocuğun boyu tezgah koluna yetiştiği andan itibaren keşan dokumayı öğrenmeye başladığını söyledi.

    İki çocuk annesi Saka, keşanın, dolayısıyla da tahta tezgahın hayatında hep var olduğunu ifade ederek, "Kendimi bildim bileli evimizde tahta tezgahta keşan dokunuyor. Babam bizi, dokuduğu keşan bezini satarak geçindirdi. 8 kardeşiz, babam bizi bu şekilde okuttu ve baktı." dedi.

    Fatma Saka, geçmiş yıllarda keşan bezinin örtünme amacıyla kullanıldığını, ancak teknolojik gelişmelere bağlı olarak hemen hemen her türlü ürünün hazırlanabildiğini anlattı.

    Kendisinin de dokuduğu keşan bezini satarak geçimlerini sağladığını ifade eden Saka, "Bu işi yapmasam başka mesleğim yok. Keşan, makinede dokunmaya başlamadan önce beyimle beraber çalışırdık ve rahat geçinirdik. Şimdi ise parası kalmadı. 3,5 ay çalışıyorum elime geçen para yaklaşık bin 500 lira." diye konuştu.

    Fatma Saka, geçmiş yıllarda dokuduğu keşanı kendisinin sattığını, ancak artık yeterli gelir elde edemediği için anlaştığı bir iş yeri için üretim yaptığını söyledi.

    Günde ortalama 6-7 saat keşan dokuduğunu dile getiren Saka, günde yaklaşık 20 metre keşan bezi dokuyabildiğini belirtti.


    0 0

    Mardin'de lise öğrencisi Balay, kurşun kalem ucuna neşterle, Türk bayrağı, gemi, kule, tren, namaz kılan insan figürü, Galata, Eyfel ve Pisa kuleleri ile Rabia işareti işliyor.

    Mardin'de lise öğrencisi Ramazan Balay, kurşun kalem ucunu sanat eserine dönüştürüyor.

    Artuklu ilçesinde bulunan Kabala Şakir-Süreyya Nuhoğlu Çok Programlı Anadolu Lisesi öğrencisi Balay, kurşun kalem ucuna neşterle, Türk bayrağı, gemi, kule, tren, namaz kılan insan figürü, Galata, Eyfel ve Pisa kuleleri ile Rabia işareti işliyor.

    Yoğun ilgi gören bu sanatı geliştirmek isteyen Balay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tebeşirle oynarken şekil aldığını gördüğünü, bunun üzerine tebeşirle birçok çalışma yaptığını söyledi.

    Balay, daha sonra bu çalışmaları kurşun kalemle yapmaya çalıştığını ifade ederek, "Uzun uğraşlar sonucu kalemin ucuna günlük hayatta ilgi gören bazı eserler yapıyorum. Bazen imgesel çalışıyorum. Allah ve Muhammed lafzını işledim. Kalem ucuna ayrıca Türk bayrağı, gemi, kule, namaz kılan insan, tren, Galata, Eyfel ve Pisa kuleleri ile Rabia işareti figürü işledim." dedi.

    Kalem ucuna 29 harften oluşan alfabeyi sığdırdı

    Balay, önceleri figürleri kalem ucuna işlerken zorlandığını belirterek, daha sonra elinin alıştığını artık çok rahat şekilde kalem ucunu sanata dönüştürdüğünü aktardı.

    Figürlerin bazılarının 2 saat, bazılarının ise haftalar aldığını anlatan Balay, en çok zorlandığı ve hassasiyet gösterdiği figürün 29 harften oluşan alfabe olduğunu aktardı.

    "Hedefim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın resmini işlemektir"

    İnsan figürleri yapmayı arzu ettiğini dile getiren Balay, "Detaylı bir şekilde insan figürü yapmak isterdim. Hedefim kalem ucuna Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın resmini işlemektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önce yüz figürünü ve daha sonra komple heykelini yapmak istiyorum." ifadelerini kullandı.


    0 0
  • 05/29/16--14:00: Büyük beğeni topladı
  • Kazakistan'ın Almatı kentinde düzenlenen Türk Filmleri Haftası etkinliği çerçevesinde özel gösterimi yapılan “Müezza” belgeseli, mesajlarıyla büyük beğeni topladı.

    Kazakistan'ın Almatı kentinde düzenlenen Türk Filmleri Haftası etkinliği çerçevesinde özel gösterimi yapılan “Müezza” belgeseli, mesajlarıyla büyük beğeni topladı.

    Sinema ve dizi oyuncusu Özlem Balcı'nın hazırladığı, adını Hazreti Muhammed'in kedisi “Müezza”dan alan belgeselde, Müslümanların terörle yan yana getirilmek istendiği ve bunun dinin bir emriymiş gibi iddia edildiği günümüzde, ithamların aksine İslam'ın bütün canlılara karşı sevgi ve merhametle davranmayı emrettiği mesajı veriliyor.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatının (TÜRKSOY) desteğiyle Kazakistan'da gerçekleştirilen etkinlikte gösterilen Müezza'da görüşlerine yer verilen din adamları, Hz. Muhammed'in yaşamından kesitler ve hadisler aktararak, “İnsanlar gibi hayvanlara da karşı çok hassas davranılması ve onlara şefkatle yaklaşılması” gerektiğini anlatıyor.

    Türkiye ve Amerika'da çekilen belgeselde, İslam inanışına göre, hayvanlara merhamet eden kişilerin ödüllendirileceği örneklerle anlatılarak, Peygamberimizin kedi sevgisi dile getiriliyor.

    Belgesel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın okuduğu, Sezai Karakoç'un "Sürgün ülkeden başkentler başkentine" şiiriyle sona eriyor.


    0 0

    Bursa'nın İnegöl ilçesinde 3 oğlu ve bir yardımcısıyla birlikte çalıştığı atölyede ayda 800 çift el yapımı ayakkabı üreten usta, bunların bir bölümünü Makedonya'ya ihraç ediyor.

    Bursa'nın İnegöl ilçesinde 3 oğlu ve bir yardımcısıyla birlikte çalıştığı atölyede ayda 800 çift el yapımı ayakkabı üreten usta, bunların bir bölümünü Makedonya'ya ihraç ediyor.

    Ayakkabı ustası Celal İleri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 59 yaşında olduğunu ve yaklaşık yarım asırdır ayakkabıcılıkla uğraştığını söyledi.

    Atölyelerinde kendisi ve 3 oğlunun yanı sıra bir de yardımcı personelin çalıştığını belirten İleri, el yapımı ayakkabının fabrikasyon üretimden daha sağlıklı olduğunu ifade etti.

    Mesleğe başladığı çocukluk yıllarından bu yana el yapımı ayakkabı ürettiğini dile getiren İleri, mesleğinin titizlik istediğini ifade ederek, "Ayakkabı giyilene kadar her işini, bakarak yapıyoruz. Fabrikada öyle bir şey yok. El yapımı bir ayakkabı, giyilene kadar 120-130 defa elden yere bırakılır, yerden ele alınır." dedi.

    Dana ve keçi derisinden yapıyor

    Ayakkabıları dana ve keçi derisinden ürettiklerini aktaran İleri, derileri İstanbul, İzmir ve Bursa'dan bizzat seçerek temin ettiklerini söyledi.

    Ayda ortalama 800 çift ayakkabı yaptıklarını anlatan İleri,"Deri, atölyemize getirildiği gün kesilir ve makineci arkadaşımıza verilir. Bu arkadaşımız da bir günde en fazla 10-15 çifti dikmeye çalışır. Ertesi gün kalıbı germe işlemlerine başlarız. Kalıp germeden sonra ayakkabının en az 3 gün kalıpta kalması gerekir. 3 günden önce kalıptan çıkarttığın ayakkabı, çok çabuk deforme olur. Hızlı bir usta, iyi ayakkabı yapacaksa bir günde en fazla 7 çift ayakkabı yapabilir. 8 çift çok zordur. Bir modelin 30-40 çifti istendiğinde 10 gün civarında ama bir çift ayakkabı istendiğinde 3-5 günde teslim ederiz. Bir tek ayakkabı için 100-124 çivi çakılıyor. Her bir çivinin görevi vardır. Ayakkabıyı gerdikten sonra çiviyi doğru yere çakmak gerekiyor. Bu işte çok itinalı olunmalı."şeklinde konuştu.


older | 1 | .... | 363 | 364 | (Page 365) | 366 | 367 | .... | 375 | newer