Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 358 | 359 | (Page 360) | 361 | 362 | .... | 375 | newer

    0 0

    İnternet çağının "Evliya Çelebi"leri olarak da adlandırılan Gezginin Ayak İzleri blog yazarları, UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesindeki Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'ni gezdi.

    İnternet çağının "Evliya Çelebi"leri olarak da adlandırılan Gezginin Ayak İzleri blog yazarları, UNESCO Dünya Kültür Mirası geçici listesindeki Afşin Eshab-ı Kehf Külliyesi'ni gezdi.

    Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansının (DOĞAKA) Kahramanmaraş'a davet ettiği 13 seyahat blog yazarı, 4 gün boyunca Kahramanmaraş'taki tarihi yapıları ve doğal güzellikleriyle öne çıkan yerleri gezerek seyahatlerini kaleme alacak.

    "Modern çağın seyyahları" olarak adlandırılan yazarlar, gezi ve izlenimlerini paylaşmak üzere geldiği Eshab-ı Kehf Külliyesi'nde, bir grup Afşinli tarafından "Yedi Uyurlar" ve "Kıtmir" canlandırılarak karşılandı.

    Yazarlar, gezi sırasında bol bol fotoğraf çekip Afşin Belediyesi rehberinden "Yedi Uyurlar"ın hayatı ve Eshab-ı Kehf'in tarihi hakkında bilgi aldı.

    Grup adına açıklama yapan Cüneyt Durhan, DOĞAKA ve Gezginin Ayak İzleri Blogu ile işbirliği çerçevesinde düzenlenen blogger etkinliğinde, Kahramanmaraş ve çevresindeki kültürel, dini ve tarihi yerleri gezerek anlatmayı ve tanıtımına katkı sağlamayı hedeflediklerini söyledi.


    0 0

    Eskişehir'de, Osmangazi Kültür Dernekleri Federasyonu tarafından, Osmanlı döneminde giyilen bazı kıyafetlerin örneklerinin sergilendiği "nostalji defilesi" yapıldı.

    Eskişehir'de, Osmangazi Kültür Dernekleri Federasyonu tarafından, Osmanlı döneminde giyilen bazı kıyafetlerin örneklerinin sergilendiği "nostalji defilesi" yapıldı.

    Merkez Odunpazarı ilçesindeki Beylerbeyi Konağı Kültür Merkezi'nde düzenlenen etkinliğe, çok sayıda davetli katıldı.

    Beylerbeyi Konağı Kültür Merkezi'nde Osmanlı dönemine ait çok sayıda kıyafet, savaş aleti ve menkıbe bulunduğunu belirten Çapa, şöyle konuştu:

    "Bin yıllık tarihimizi altın sayfalara yazdıran o şanlı ecdadımızın, 3 kıta ve 7 denizde 623 yıl adaletle hükümranlık süren Osmanlı Devleti'nin torunlarıyız. Zaman zaman ecdadımızı bu binada çeşitli etkinlikler düzenleyerek anıyoruz. Bugün de çeşitli şehirlerden gelen misafirlerimize, Hayme Ana, Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süleyman'ın kıyafetleriyle çekimler yaparak geçmişin güzelliklerini geleceğe aktaran bir köprü olduk. Etkinliklerimiz yaz mevsimi boyunca devam edecek."

    Etkinlik sonrası ziyaretçilere ayran ve geleneksel Türk yemekleri ikram edildi.


    0 0

    İslam kahramanı Selahaddin Eyyübi'nin John Man tarafından kaleme alınmış biyografisi hem konuya iyi bir giriş kitabı niteliğinde hem de bu konuda yayınlanmış diğer kitapları tamamlıyor. Selahaddin Eyyübi kimdi? Neden önemli bir liderdi? Detayları bu kitapta yanıt buluyor.

    Selahaddin Eyyübi, 12. yüzyılda Ortadoğu'da Müslümanların birliğini sağlayarak Haçlıların ilerlemesini durduran ve İslam'a yönelik tehdidi savuşturan büyük bir askeri liderdir. Selahaddin, bu başarısından ötürü, bugün de benzer bir tehdit altında olan Arapların gönlünde bir umut simgesi olarak yaşamaktadır.

    Dosta düşmana hoşgörülü, cömert, ölçülü yaklaşan biriydi. İnancını savunmak için ne gerekiyorsa yaptı, fakat şiddeti daima en son çare olarak gördü. Bu özellikleri hem İslam'ın birliğini sağlamasında hem de Hıristiyanların gözünde saygınlık kazanmasında etkili oldu.

    Bugün Ortadoğu'da olup bitenleri daha iyi anlamak için 12. Yüzyılda başlayan Haçlı Seferlerini ve bu seferlerin sonuçlarını iyi anlamak gerekli. Batılıların İslam dünyasına bakışı bu dönemde şekillendi, siyasi ve ekonomik hedeflerinin temelleri atıldı. Müslümanlar, Batılıların karşında kenetlenme ihtiyacı hissetiler ve dönemin en büyük lideri Selahaddin Eyyübi'nin önderliğinde birlik oldular. Selahaddin Eyyübi Fatımi hanedanına son verip, Abbasi halifesinin desteğini sağladı. Türk beylerinin yönetimindeki şehirleri bir araya getirdi ve Abbasi şehirlerini Türklerin yönetimine verdi. İslam ordusunu toparlayıp en sonunda kutsal kent Kudüs'ü Haçlılardan geri aldı.

    Geçmişin ve Geleceğin Hükümdarı Selahaddin Eyyübi adlı kitabın yazarı, İslam dünyası ve Uzak Doğu uzmanı tarihçi John Man “İslam Dünyası'nın en büyük kahramanı kimdir?” sorusuna şu şekilde yanıt veriyor: “Bu soruyu Doğu Akdeniz'de kime sorarsanız sorun, yanıt değişmez: ‘Selahaddin Eyyübi.' Avrupa ve Amerika'da en ünlü Arap kahraman kim diye sorarsanız, alacağınız yanıt, kısa bir duraklamadan sonra, muhtemelen aynı olacaktır. Bir milyon kişiden biri çıkıp onun Arap değil Kürt olduğunu söyleyebilir. Önemli olan bu değildir. Araplar, Türkler, İranlılar, Kürtler, Kuzey Afrikalılar, Yahudiler, Avrupalılar ve Ortadoğu ile bağlantısı olan birçok Amerikalı Selahaddin'in başarıları ve erdemleri açısından döneminin en ünlü liderlerinden biri olduğuna inanır.”

    İslam kahramanı Selahaddin Eyyübi'nin John Man tarafından kaleme alınmış biyografisi hem konuya iyi bir giriş kitabı niteliğinde hem de bu konuda yayınlanmış diğer kitapları tamamlıyor. Kitap 280 sayfalık görece küçük hacmi ve akıcı anlatımıyla okurun konuya hızla nüfuz etmesini sağlamayı başarıyor. İnce sayılabilecek bir kitap olmakla birlikte yazarın Selahaddin ile verdiği ayrıntılı bilgiler Haçlı Seferlerini konu alan pek çok kitapta bulabileceğinizden çok daha fazla. Kahramanın çocukluğu, gençliği, ailesi, etkilendiği kişiler, yaşadığı şehirler, rakipleri, düşmanları, hükümdar olmasından önce ve olduktan sonra yaptığı belli başlı tüm icraatlar bir bir anlatılıyor. Yazar, kitap boyunca daima Selahaddin'e odaklanıyor, sadece Hıttin Savaşı ve Akka Kuşatması gibi büyük olayları aktarmak için merceği geçici olarak farklı kişi ve olaylar üzerine kaydırıyor. Cennetin Krallığı adlı filmi izleyip Hasan Mesud'un performansından etkilenenler bu kitabı çok daha kolay okuyacak, yazarın anlattığı bazı sahneleri gözlerinin önüne getirmekte hiç zorlanmayacaklar.

    Günümüzde de İslam alemi, güçlü ve istikrarlı bir medeniyet olmak, dünyaya her alanda yön vermek ve ışık tutmak istiyorsa, birlik halinde hareket etmek zorundadır. Bu birlik sadece askeri bir yapılanmanın ötesinde ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal her alanda geniş işbirliği içerisinde gerçekleşmeli ve karşılıklı hoşgörü temelinde oluşması gerekmektedir. Ayrılıkları bir yana bırakıp sevgi ve hasretle kucaklaşabilecek ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyaya hoşgörü mesajlarını verecek Selahaddin Eyyübi gibi adil bir lider önderliğinde olmalıdır.


    0 0

    Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığınca, Hoca Ahmet Yesevi'nin "Fakr-name" kitabı, UNESCO 2016 Hoca Ahmed Yesevi Yılı anısına yayımlandı.

    Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığınca, Hoca Ahmet Yesevi'nin "Fakr-name" kitabı, UNESCO 2016 Hoca Ahmed Yesevi Yılı anısına yayımlandı.

    Ahmet Yesevi Üniversitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Prof. Dr. Kemal Eraslan tarafından hazırlanan kitabın yayın danışmanlığını Prof. Dr. Necdet Tosun üstlendi.

    Çağatay Türkçesi ile yazılan Fakr-name'nin Taşkent, Duşanbe ve Almatı kütüphanelerinde bulunan nüshaları, Prof. Dr. Eraslan tarafından 1977'de yeni harflere çevrilerek basılmıştı.

    Eser, üniversitenin Mütevelli Heyet Başkanlığı tarafından desteklenerek, UNESCO 2016 Hoca Ahmed Yesevi Yılı anısına, 39 yıl sonra yeniden okuyucunun hizmetine sunuldu.


    0 0

    İngiliz müzisyen ve prodüktör Wilson, "Kitap okumayı da seven biri olarak, hikaye anlatma fikrini çok sevdim. Hızla, müzik aracılığıyla nasıl hikaye anlatabileceğime dair kafayı yordum." dedi.

    Müzik dünyasının önemli isimlerinden biri kabul edilen İngiliz müzisyen ve prodüktör Steven Wilson, "Daha şimdiden İstanbul'u çok sevdim. Deniz kenarına indim. Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı'nı ziyaret ettim. İnanılmazdı. Çok etkileyici." dedi.

    Kariyerine başlayışını ve müziğin hayatına katkılarını AA muhabirine değerlendiren Wilson, müzisyen bir aileden gelmediğini, ancak hem anne hem de babasının müziği çok sevdiklerini söyledi.

    Wilson, henüz 10-11 yaşlarındayken anne ve babasının bir birine plak hediye ettiklerine dikkati çekerek, "Babam anneme, Donna Summer'in Disco single plağını hediye etti. Annemden babama hediye edilen plak ise Pink Floyd'un "The Dark Side of the Moon" albümüydü ve evde bu albümleri arka arkaya sürekli dinliyorduk. Çok küçüktüm ve gerçekten de müzik hiç ilgimi çekmiyordu. Fakat bir şekilde bu kayıtları sürekli dinlemekten beynim yıkanmaya başladı ve yavaş yavaş çocuk beynine sahip biri olarak tabii ki bunu özümsemeye başladım. Şimdi geriye bakınca bu iki albüm, benim müzikal DNA'mın başlangıcı oldu diyebilirim. Çünkü her ikisi de birbirinden çok farklı görünse de müzikal bir gezintiye çıkartan ortak özelliğe sahipti. Film izler gibi ya da bir kitabı okur gibi başından sonuna kadar dinlenmek üzere tasarlanmış albümlerdi." diye konuştu.

    Dinlediği plakların kendisine bir hikaye anlattığını söyleyen 49 yaşındaki müzisyen, "Kitap okumayı da seven biri olarak, hikaye anlatma fikrini çok sevdim. Hızla, müzik aracılığıyla nasıl hikaye anlatabileceğime dair kafayı yordum. Müzisyen olmakla ilgilenmiyordum. Daha çok bir albümün yazarı ya da prodüktörü olmakla ilgileniyordum." açıklamasında bulundu.

    Yerebatan Sarnıcı'nda özçekim yapıp twitterda paylaştı

    Steven Wilson, mesleğinde en çok, seyahat etmesine fırsat yaratmasını sevdiğini kaydederek, şunları aktardı

    "Farklı ülkelerden insanlarla tanışmak, başka kültürleri tanımak. Profesyonel olarak o kadar çok farklı yerde bulundum ki. Muhtemelen hiç gitmeyeceğim yerler de var bunların içinde ve kesinlikle çok sevdim. Aşık oldum. Dün Türkiye'deki ilk günümdü. İstanbula geldim ve İstanbul'da turist gibiydim. Bunu çok seviyorum. Çünkü Türkiye belki de bu gösteri olmasa gelmeyi düşünmeyeceğim bir yerdi. Geçen yıllar içinde farkettim ki gereklilik olmasa gitmeyi istemeyeceğim ancak etkinlikler sayesinde gittiğim yerleri hep çok sevdim."

    İstanbul'a gelir gelmez, tarihi yarımadadaki Yerebatan Sarnıcı'nı gezerek, orada yaptığı özçekim fotoğrafını twitter hesabından paylaşan Wilson, "Daha şimdiden İstanbul'u çok sevdim. Deniz kenarına indim. Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı'nı ziyaret ettim. İnanılmazdı. Çok etkileyici. Günün sonunda sizi etkileyen, aşık olmanıza neden olan şey sadece o mekanlar değil. Çok sevmemin nedeni insanları, gece hayatını, kültürünü ve mekanı hissetmekle de ilgili. Dün şehrin Anadolu yakasına da gittim. Arkadaş oldum, bölge insanıyla. Günün sonunda böylece bir bağ kuruyorsunuz. Turist olabilirsiniz ama o zaman gerçek bir bağ ya da bağlantı kurmuş olmuyorsunuz." ifadelerini kullandı.

    Zorlu Performans Sanatları Merkezi'ndeki konseri yoğun ilgi gören Wilson, "Hand.Cannot.Erase" albüm turnesi kapsamında 5 Mayıs'ta Atina'da, 7 Mayıs'ta ise İsrail'de konser verecek.


    0 0

    Ünlü Türk Halk Müziği Sanatçısı Musa Eroğlu, "Bizim zamanımızda sanatçı olma çok zordu. Hocalarımız mesleğini bize öğretirken sanki antika paraymış gibi o notaları bizden saklardı" dedi.

    Musa Eroğlu Sevgi Parkı'nda, Mut Belediye Başkanı Nebi Yılmaz'ın da katılımıyla basın mensuplarıyla bir araya gelen sanatçı Eroğlu, “Mut ilçesinde milli duyguları yüksek olan bir toplum yaşıyor. O da kapalı bir toplum olmasından kaynaklanıyor.

    Yabancıya pek yer verilmiyor onun için fazla patırtı gürültü çıkmıyor. Benim Mut ilçesinin akordununun bozulacağına dair endişelerim vardı. Bunun sebebi ise Akkuyu'daki santral yapılmaya başlandığı zaman bizim buraların nüfusu ve kültürünün yüzü değişecektir. Bu anlatılan lokal kültürü, tanıma kültürü Mut'ta yok olacaktır. Ama şu anda böyle bir sıkıntı yok. Biz burada birbirimize çok iyi davranacağız. Bilgi paylaşımını her yere götüreceğiz. Hangi kaynaklardan bulaştırabiliyorsak oraya gideceğiz” dedi.

    Çarpık yapılaşmaya dikkat çeken Eroğlu, “Belki sizin dikkatinizi çekmiyor ama ilçede apartman yapılanmasının basın olarak üstüne gitmenizi istiyorum. Çok sıradan yapılaşma var. Temiz bir yerde oturmak herkesin hakkı. Bu yapılaşma bana rastgele gibi geliyor” diye konuştu.

    Fazla bir emek harcamadan memleketi Mut ilçesinde teknik hocalık bile yapabileceğini söyleyen Eroğlu, şöyle devam etti:

    “Öncelikle bu işleri yapabilmek için bir kültür evinin olması gerek. Çocuklarımız müzik öğrensinler ancak teknik olmalı mutlaka buda bir ekiple olur. Bana düşen göreve her zaman hazırım. Biz ilk mesleği öğrenirken hocalarımız sanki antika paraymış gibi o notaları bizden saklardı. Notaları kimseye vermezlerdi. Ama şimdi biz öğrencilerimizden hiçbir şey kıskanmayız. İşte biz bu imkanı öğrencilerimizden saklama yerine vermeyi tercih ediyoruz.”


    0 0

    Türkiye Diyanet Vakfı KAGEM tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen gençlik fuarı, 5-8 Mayıs'ta Ankara'da Kocatepe Camisi fuar alanında yapılacak.

    Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Kadın Aile ve Gençlik Merkezinin (KAGEM) ev sahipliğinde düzenlenen KocatepeGençlik Fuarı'nın üçüncüsü, 5-8 Mayıs'ta düzenlenecek.

    KAGEM'den yapılan açıklamaya göre, Kocatepe Camisi fuar alanındaki etkinliğin açılışına, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ile Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in katılması öngörülüyor.

    "Bilgi, eylem, ahlak"

    Merkez Müdürü Hicret Toprak, gençlik fuarının ilkini 13-18 Ekim 2014'te "cami ve gençlik", ikincisini ise 2-5 Mayıs 2015'te "kalem, kitap, hikmet" temalarıyla düzenlediklerini belirtti.

    Bu yılın temasının "bilgi, eylem, ahlak" olarak belirlendiğini anlatan Toprak, "Maalesef bilgi hiçbir toplumda tek başına yeterli gelmemiştir. KAGEM olarak bilgiyi eyleme dönüştürmeden bir sonuca ulaşılamayacağı ve bunu yaparken de ahlaki ilkelerin göz ardı edilmemesi gerektiği inancını taşıyoruz. Bu yılın temasını, bu düşünceyle belirledik." ifadelerini kullandı.

    Tanıtım, söyleşi ve sergi gibi etkinliklerin düzenleneceği fuar 5 ve 6 Mayıs'ta 17.00-21.00, 7 ve 8 Mayıs'ta ise 11.00-21.00 saatlerinde açık olacak.

    Fuar etkinlikleri, "www.kocatepegenclikfuari.net" adresi ve sosyal medya hesaplarından takip edilebilecek.


    0 0

    Türk müziği bestekarlarından 89 yaşındaki Gültekin Çeki, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

    Antalya'da yaşayan Eski Dostlar şarkısının bestekarı Gültekin Çeki, tedavi gördüğü hastanede bu sabah saatlerinde öldü. Türk Sanat Müziğine birçok eser kazandıran Çeki'nin cenazesi yarın ilk olarak Antalyaspor Tesislerine getirilerek dua edilecek ardından öğle vakti Muratpaşa Camisinde kılınacak cenaze namazının ardından Andızlı mezarlığında toprağa verilecek.

    GÜLTEKİN ÇEKİ KİMDİR?

    Şubat 1927'de Antalya'da doğdu. 1949'da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümünden mezun oldu. 1954 yılında Ankara Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne atandı. Özel Kalem Şefliği, Zat İşleri Müdürlüğü, Organizasyon Metot Müdürlüğü, Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu ile Kayak Federasyonu 2'nci Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 3 Mart 1977'de Gençlik ve Spor Bakanlığı Müşavirliğinden kendi isteğiyle emekli oldu.

    Antalya'ya yerleşen Çeki, Türkiye Olimpiyat Komitesi, Türkiye Futbol Adamları Derneği, Türk Spor Vakfının kurucu üyesi, Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi ile Olimpiyat Derneğinin kurucu üyeliğini yaptı.

    Antalya'da lise öğrencisiyken Halkevi korolarında görev alan Çeki, 24 Şubat 1949'da kaybettiği babası Mehmet Sermet Çeki'nin vasiyetiyle Türk müziğiyle ilgilenmeye başladı. 1954 yılında Esen Park Gazinosu tarafından düzenlenen ses yarışmasına katıldı ve Ses Kralı seçildi. Antalya'da 1980'de Antalya Türk Müziği Korosunun kurulmasını sağladı, sonra Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürelsan Konservatuvarının temelini oluşturan İsmail Baha Sürelsan Müzikevinin kurulmasını sağladı.


    0 0

    Erzurumlu tarihçi yazar Taşyürek,Türkiye'nin sosyojisinin kurucuları Erzurumlu olduğuna değinerek,''Tarihimizin birçok önemli insanının kıymetini bugünlerde daha yeni yeni anlıyoruz." dedi.

    Erzurumlu tarihçi yazar Muzaffer Taşyürek, Türkiye'nin sosyolojisinin kurucuları Erzurumlu. Nurettin Topçu'ya Türk üniversiteleri profesör unvanını layık görmemişlerdi. Geçenlerde burada yapılan bir sempozyum davetiyesinde YÖK Başkanı imzası vardı. Tarihimizin birçok önemli insanının kıymetini bugünlerde daha yeni yeni anlıyoruz." dedi.

    Tarihçi yazar Muzaffer Taşyürek, Erzurum'da çeşitli yayınlarda yazılar yazdığını, yayımlanmış 32 kitabı olduğunu, son olarak da Genelkurmay kaynakları ve dönemin hatıratlarından topladığı bilgilerle yazdığı "Tarihten Silinen Zafer-Kut'ül Amare" kitabının gelecek hafta Alioğlu Yayınları tarafından okuyucuya sunulacağını anlattı.

    Taşyürek, Kut'ül Amare'nin önemli bir zafer olduğunu ifade ederek,"Kut'ül Amare Zaferi'nin Erzurum'la önemli de bir bağlantısı var. Kut'ül Amare Zaferi'ni kazanan Halil Kut Paşa, o dönemde 3. Ordu bölgesinde yer alan, Erzurum'un da bir komutanı. Enver Paşa kendisini Kut'ül Amare'ye görevlendiriyor. Halil Kut Paşa, Erzurum'da Kumandan Yusuf Kamil Paşa ile vedalaşırken aralarında 'Halil, Bağdat'ı kurtarmaya gidiyorsun ama Erzurum'u kaybedeceğiz' diye bir konuşma geçiyor. Nisan 1916'da Bağdat'ı kurtarıp, Kut'ül Amare Zaferi'ni kazanırken Şubat ayında da Erzurum'a Ruslar girdi ve Erzurum iki sene Rusların esaretinde kaldı." şeklinde konuştu.

    Bilgiyi Halil Kut Paşa'nın hatıralarında bulduğunu aktaran Taşyürek, hatıratta "Yusuf Kamil Paşa ile sarılıp, ağlaşarak, Erzurum'u kaybedeceğiz üzüntüsü ile oradan ayrıldım" ifadesinin bulunduğunu söyledi.

    "Örtülü tarihin üstü açılıyor"

    Taşyürek, Kut'ül Amare Zaferi'nin uzun yıllar gündeme gelmediğine dikkati çekerek,"Gerçi gündemde olmayan sadece Kut'ül Amare değil. Bugün bir bilgi reformu yaşıyoruz, örtülü tarihin üstü açılıyor. Bundan 10 yıl önce de Sarıkamış'ın üstünü açtık. Sarıkamış tarihimizin büyük bir hüzün ve dram bölümü. Maalesef insanların tarihe bakışı şahsi olunca Kut'ül Amare Zaferi gibi birçok tarihi olay hiç konuşulmadı. Mesela tarihe uzun süre sadece 'Kemalizm' açısından baktılar, Enver Paşa açısından bakılmadı." dedi


    0 0

    İzmir'in Çeşme ilçesinin geçmişinin yattığı Bağlararası kazı alanında bulunan kül tabakasının, "tarihte izi yakalanabilen en büyük doğa olayı" olarak gösterilen "Santorini patlaması"nın en kuzeydeki kalıntısı olabileceği tahmin ediliyor.

    Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi (ANKÜSAM) çalışmaları bünyesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi adına yürütülen Bağlararası kazısının Başkanı Prof. Dr. Vasıf Şahoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2001'de Çeşme Arkeoloji Müzesi uzmanı Hüseyin Vural'ın evinin karşısındaki temel çukuruna bakması ve içinden çok sayıda seramik çıktığını fark etmesiyle başlayan kazıların bölgenin en eski yerleşim yerini ortaya çıkardığını anlattı.

    Kalıntıları MÖ 2600'e kadar tarihlenen alanın, MÖ 2000'de Anadolu'da etkili olan Minos (Girit) kültürüne ilişkin arkeolojik veriler sunan az sayıdaki merkezden biri olduğunu söyleyen Şahoğlu, şunları anlattı:

    "Bağlararası'nın diğerlerine göre farkı, arkeolojik kalıntıların çok iyi korunmuş olması. Günümüzden 3 bin 700 yıl önceki sokakta yürüyebiliyorsunuz, kapılarından evlere girebiliyorsunuz. MÖ 1660'lı yıllarda bölgede meydana gelen depremde duvarı içine yıkılmış bir ev bulduk. Bu şekilde günümüzden 3 bin 700 yıl önce mutfakta nelerin kullanıldığına ilişkin dahi envanterimiz var. Bu çok iyi korunmuşluk özelliği buraya çok büyük önem kazandırıyor."

    "Kül tabakası zaman dilimini belirliyor"

    Bölgenin Minos kültürüyle bağlantısından dolayı "tarihte izi yakalanabilen en büyük doğa olayı" olarak gösterilen Santorini patlamasına ilişkin izlere ulaşmayı umduklarını dile getiren Şahoğlu, şöyle devam etti:

    "Patlama sırasında gökyüzüne püsküren volkanik küller tüm bölgeye çöktü ve pek çok kazıda bu çıkmaya başladı. Nerede bulunursa bulunsun kül tabakası, spesifik zaman dilimini belirtiyor. Bu da arkeolojik açıdan çok önemli. Bunun dışında böyle bir çizgi yok, o külün altında ne varsa patlama öncesi, üstündekiler de patlama sonrası. Tarihleme ve karşılaştırma açısından son derece önemli bir nokta."

    Vasıf Şahoğlu, 2012'de kazılarda volkanik kaynaklı kül tabakasına ulaştıklarını belirterek, Viyana'daki Atom Enstitüsündeki incelemede, numunenin volkanik kül olduğunun kesinleştiğini ancak içinde Santorini'den gelmesi mümkün olmayan büyüklükteki cam parçaları bulunmasından dolayı Santorini'nin külü olup olmadığının belirlenemediğini aktardı.


    0 0

    Başkentte bu yıl "sevgi neydi" temasıyla düzenlenen "19. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali" yarın başlayacak.

    Başkentte bu yıl "sevgi neydi" temasıyla düzenlenen "19. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali" yarın başlayacak.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Başbakanlık Tanıtma Fonu başta olmak üzere çeşitli kuruluşlar ve medya organlarının destek verdiği festivalin açılışı, Kızılırmak Sineması'nda ''Bağlar'', ''Kuzey Bölgesi'' ve ''Vank'ın Çocukları'' filmlerinin gösterimiyle yapılacak.

    Diyarbakır'da Bağlar Belediyesi Basketbol Takımının oyuncuları, koçları, onların yaşadıkları kent, sokaklar, devlet ve bölgedeki siyasi gündemle ilişkilerine odaklanan, Berke Baş ve Melis Birder'in yazıp yönettiği "Bağlar" filmi, saat 16.30'da seyirciyle buluşacak. Gösterime katılacak filmin yönetmenleri, seyircilerle söyleşi gerçekleştirecek.

    "Uçan Süpürge"ye daha önce de katılan ünlü yönetmen Monika Treut'un bu yıl Berlinale'de ilk gösterimi yapılan "Kuzey Bölgesi (Zona Notre)", festivalin ikinci filmi olacak. Treut, filmi Kızılırmak Sineması'nda seyircilerle izledikten sonra, soruları yanıtlayacak. Filmin Türkiye'deki gösterimi, İşçi Filmleri Festivali ortaklığında saat 19.00'da yapılacak.

    Yönetmen Nezahat Gündoğan, "İki Tutam Saç" ve "Hay Way Zaman"dan sonra "Vank'ın Çocukları" ile yine Dersimli kayıp hikayelerinin izini sürüyor. Film saat 21.00'de gösterilecek.

    "Onur Ödülü" Selda Alkor'a

    Devlet Opera ve Balesi'nde 6 Mayıs'ta düzenlenecek açılış töreninde ise "Uçan Süpürge Onur Ödülü"nü sinemacı Selda Alkor alacak.

    "Bilge Olgaç Başarı Ödülü"nü, belgeselci Bingöl Elmas, görüntü yönetmeni Meryem Yavuz ve seslendirme sanatçısı Tülay Bursa paylaşacak.

    Festivalin bu yılki tema ödülü ise Diyarbakır patlamasında iki bacağını kaybeden genç yönetmen Lisan Çalan'a takdim edilecek.

    Festivalde, farklı kadın yönetmenlerden seçilen filmler, Kızılırmak Sineması'nda Ankaralı seyircilerle buluşacak. Kapanış töreni ile "Fıpreci Ödülü" alacak filmin gösterimi de 12 Mayıs'ta aynı yerde gerçekleştirilecek.

    Sinemaseverler filmleri 5 liraya izleyebilecek

    Bu yıl "sevgi neydi" temasıyla düzenlenen festivalde sinemaseverler, filmleri 5 liraya izleyebilecek.


    0 0

    Osmanlı'dan bugüne ustaların yılan ağacı, mamut, fil, balina dişi, koç boynuzu ve doğal taş gibi malzemeleri kullanarak yaptığı nadide tespihler, İstanbul'da düzenlenecek müzayedede satışa sunulacak.

    Pera Mezat Müzayedecilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Gacıroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sadece tespih üzerine yapılacak müzayedede 254 parçanın satışa sunulacağını söyledi.

    Gacıroğlu, müzayedede Abdullah Öner, Nakkaş Ahmet Geloğlu, Bedri Aslantaş, Eymen Gürtan, Feyzullah Kalaycı, Gürkan Sunay, Günay Ocakbaşı, Hüseyin Çelik, Lokman Karadağ, Mustafa Karabacak (Asker), Şevket Canpolat, Vural Acar, Volkan Acar, Zekai Şenyurt gibi ustaların kehribar, fil dişi, yılan ağacı, granadil ağacı, pelesenk, mors dişi, bağa, oltu taşı, azobe ağacı, balina dişi, koç boynuzu, su aygırı dişi, mamut dişi, bufalo boynuzu ve doğal taşlardan yaptıkları tespihlerin koleksiyonerlerin ilgisine sunulacağını anlattı.

    Fil dişi üzerine Esma-ül Hüsna'nın (Allah'ın 99 ismi) işlendiği tespih ile ünlü ustaların kemikler üzerine işledikleri tespihlerin müzayedenin en dikkat çeken ürünleri arasında yer aldığını vurgulayan Gacıroğlu, "Türkiye'de ilk defa sadece tespih üzerine bir müzayede düzenleniyoruz." dedi.

    Böcek fosilli tespih

    Tespih koleksiyonculuğunun tarihinin eskilere dayandığına değinen Gacıroğlu, "Osmanlı padişahlarından günümüze kadar birçok devlet büyüğü hem kullanmak hem de koleksiyon amaçlı tespihler toplamışlardır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın da iyi bir tespih koleksiyoneri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.


    0 0

    "33. Uluslararası Ankara Müzik Festivali"nde bu yıl gerçekleştirilen 11 etkinliği, yaklaşık 7 bin 500 kişi izledi.

    Sevda Cenap And Müzik Vakfından yapılan açıklamaya göre, festival, Ankaralılara müzik ve sanatla dolu bir ay yaşattı. Festivalin 33. yılında gerçekleştirilen 11 etkinlik, yaklaşık 7 bin 500 kişi tarafından takip edildi. 17 ülkeden 250 sanatçının katıldığı festival için yurt dışından 3 ton müzik malzemesi geldi.

    Festivalde, 3 senfoni orkestrası, 2 çağdaş müzik, 1 caz, 1 modern dans, 1 etnik müzik, 2 oda müziği olmak üzere 11 etkinlik yapıldı.

    Toplum Gönüllüleri Vakfı, Ankara Çankaya Kent Konseyinin destek verdiği festivalde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin burslu öğrencileri ve huzurevlerinde kalanlar, etkinliklere davetli olarak katıldı.

    Festival boyunca, üyesi bulunulan Avrupa Festivaller Birliği aracılığıyla 38 ülkedeki 98 festival, vakfın üyesi olduğu Dünya Gençlik Müzik Örgütü vasıtasıyla 41 örgüte bağlı 300 kentteki müzikseverlere de ayrıntılı bilgi iletildi.

    "Kaydı yapılan eserler 6 ülke radyosunda yayınlanmak üzere yurt dışındaki müzik dünyasına iletildi"

    Festivalde, geçen yıllarda olduğu gibi Avrupa Festivaller Birliğince ortaklaşa yapılan MusMA etkinliği başarıyla gerçekleştirildi ve 2015'te bestelenen 6 eser CSO Çello Quartet tarafından ilk kez seslendirildi. Kaydı yapılan eserler 6 ülke radyosunda yayınlanmak üzere yurt dışındaki müzik dünyasına iletildi.

    Festival açılışında, genç ve geniş kadrosuyla umut vadeden şef Orhun Orhon yönetimindeki Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası, sanatseverlerce ilgiyle ve beğeniyle izlendi. Konserin solisti piyanist Tolga Atalay Ün konçertoyu seyirciye sırtı dönük konumlandırılmış piyanoda aynı zamanda orkestrayı yöneterek seslendirdi. AGSO'nun kapanıştaki konserinin şef solistleri, SCA Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası sahipleri şef Gürer Aykal ve piyanist Gülsin Onay oldu.

    Festivalde yer alan farklı müzik dallarındaki birçok etkinlik, düzenlemenin repertuvar genişliğini gözler önüne serdi.


    0 0

    Uçan Süpürge Yönetim Kurulu Eş Başkanı Doğan," Kadınlar yaşamın her alanında var. İlhamını bazen edebiyattan bazen sanattan alıyor." dedi.

    Uçan Süpürge Yönetim Kurulu Eş Başkanı Selen Doğan, ''Günümüzde kadın filmleri dendiğinde akıllara sadece şiddet geliyor. Oysa kadınlar, komedi de savaş filmi de dram ve belgesel de çekiyorlar" dedi.

    Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bugün başlayan 19. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'nin 12 Mayıs'a kadar devam edeceğini hatırlattı.

    Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali'nin kadın yönetmenlerin sinemadaki üretimlerini Ankara'ya taşıyan bir değer olduğuna işaret eden Doğan, festivalin seyircilerin desteği sayesinde 19 yılı geride bıraktığına vurgu yaptı. Doğan, şöyle devam etti:

    ''Bu filmleri izlemek daha çok bir araya gelebilmemiz için birer bahanedir. Birbirini hiç tanımadığı halde aynı sorunlardan muzdarip, belki aynı olanaklara sahip aynı mağduriyetleri yaşayan hepimiz için bir şekilde hikayeler üzerinden, yeni tanışıklıklar ve yeni dayanışmalar üretebilmemizdir. Seyircilerimizi her zaman sahip çıktıkları festivallerimize bekliyoruz. Bu, zor bir yolculuk ama bunu gerçekleştiren kadınların daha çok görünür olması lazım.''

    "İlhamını bazen edebiyattan bazen sanattan alıyor"

    Doğan, filmlerde sadece kadınlara ilişkin sorunlara yer verildiği algısının yanlış olduğunu savunarak şunları söyledi:

    ''Biz, gösterdiğimiz filmlerle Hindistan'da çok uluslu şirketlerle mücadele eden bir kadın mücadele öyküsünü de izliyoruz, bir yeraltı şarkıcısının söylediği protest şarkının mücadelesini de. Kadınların başarıları, aşkları, mutsuzlukları, aile yaşantıları ve iş dünyaları da var. Tabii ki yaşadığı problemleri de var bu filmler içerisinde ama maalesef şiddet tek gündemimiz haline getirildi çünkü tüm dünyada en çok şiddet yaşayan kesim hiç şüphesiz kadınlar ve çocuklar oluyor. Kadınlar yaşamın her alanında var. İlhamını bazen edebiyattan bazen sanattan alıyor. Her türlü mağduriyet olduğu gibi her türlü başarı da bu konulara dahil oluyor.''


    0 0

    Antalya Antik Müzayede tarafından düzenlenecek tablo, hat, ferman, obje ve sanat eserleri müzayedesinde, 3. Selim ve 1. Abdülhamid'e ait 1,5 metre uzunluğundaki iki ferman 130'ar bin liradan satışa sunulacak.

    Antalya Antik Müzayede tarafından düzenlenecek tablo, hat, ferman, obje ve sanat eserleri müzayedesinde, 3. Selim ve 1. Abdülhamid'e ait 1,5 metre uzunluğundaki iki ferman 130'ar bin liradan satışa sunulacak.

    Antalya Antik Müzayede tarafından 15 Mayıs'ta organize edilen müzayedede, 429 eser açık artırmaya çıkacak.

    Ahmet Muhtar Kızıltan Kültür ve Sanat Merkezi yöneticisi Ahmet Muhtar Kızıltan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müzayedenin, antika meraklıları ve koleksiyonerlerin ilgisini çekeceğini söyledi. Kızıltan, açık artırmada, günümüze kadar müzayedelerde yer almayan ve sergilenmeyen eserlerin de bulunduğuna dikkati çekti.

    Müzayedenin en ilginç iki eserinden birinin 1786 tarihli 1. Abdülhamid'e ait 25 satırlık ferman olduğunu anlatan Kızıltan, fermanın Emtia Gümrüğü Sandık Emini Seyyit Mustafa'nın oğlu ve kızına aktarılan esham (faizsiz borç alınması) vergisiyle ilgili, 3. Selim'e ait 1804 yılında çıkarılan 15 satırdan oluşan fermanın da Bursa vilayetindeki gelirlerden bir miktarının Haremeyn-i Şerifeyn'e (İslam dinince kutsal sayılan Mekke ve Medine'ye verilen isim) hizmet eden bir kişiye aktarılmasıyla ilgili olduğunu belirtti.

    Kızıltan, her iki fermanın da 130'ar bin liradan açık artırmaya çıkacağını kaydetti.

    Atatürk'ün cenaze fotoğrafları

    Müzayedede Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün cenaze törenine ait Bulgaristan devletince hazırlanan ve 30 fotoğraftan oluşan albümün de dikkat çekici olduğuna değinen Kızıltan, "Büyük bir bölümü bugüne kadar yayınlanmamış fotoğraflardan oluşuyor. Araştırmalarımızda benzerlerini göremedik." dedi.

    Eserlerin 14 Mayıs'a kadar Konyaaltı ilçesindeki Ahmet Muhtar Kızıltan Kültür Merkezi'nde görülebileceğini ifade eden Kızıltan, müzayedenin, 15 Mayıs Pazar günü saat 14.00'te Sera Otel'de gerçekleştirileceğini sözlerine ekledi.


    0 0

    TRT TV Filmleri Projesi kapsamında bugüne kadar çekilen 33 film, TRT 1'de "TRT Ev Sineması" adında özel bir yayın kuşağında her perşembe ekranlara gelecek.

    TRT TV Filmleri Projesi kapsamında çekilen 33 film, her perşembe TRT 1'de izleyiciyle buluşacak.

    Projenin tanıtım toplantısı, Vera Yıldız Park'ta, TRT yetkilileri, projede yer alan yönetmen, yapımcı ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirildi.

    "Proje takdire şayan"

    Toplantıda konuşan TRT Genel Müdürü Şenol Göka, projenin takdire şayan olduğunu söyledi.

    Projenin asıl sahibinin izleyici olduğunu ve gençlerin önünü açmaya çalıştıklarını ifade eden Göka, "Arkadaşlarım çok güzel bir iş başardı ve hala başarmaya devam ediyor. Son zamanlarda TRT ekranlarıyla bir barışıklık sağlandı, TRT ekranlarına bir dönüş sağlandı." dedi.

    "Beklentim projenin sektörün geneline yayılması"

    TRT Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Eren ise projenin daha önce başlatılması gerektiğini dile getirdi.

    Türkiye'deki gençlere ve hikayelere çok inandığını vurgulayan Eren, şöyle konuştu:

    "Projeden iki beklentim var. Birincisi, bu projenin, sektörün geneline yayılması. Yani TRT projesi olarak kalmaması. İnşallah diğer tüm kanallara da yayılır ve sektörü canlandırır. İkincisi de projenin yapımcılarının, TRT yapımcısı olarak kalmaması ve uluslararası alanda projelere açılması. Dünyada en zor bulunan şey hikaye. Bizde ise hikaye sınırı yok."

    "Uzun ve meşakkatli bir yoldu"

    TRT TV Filmleri Direktörü Halid Şimşek de sektörün standartlarını geliştirme amacıyla yola çıktıklarını ve ekip olarak çok çalıştıklarını ifade etti.

    Projenin herkese açık olarak başlatıldığına dikkati çeken Şimşek, "Senaryo geliştirme atölyelerinde, senarist arkadaşlarımız, senaryo doktorlarıyla birlikte çalıştılar ve senaryoları tekrar tekrar yazdılar. Yapım geliştirme atölyelerinde yapımcılarımız, New York Film Akademisi'nin desteğiyle, New York'tan gelen önemli yapımcılarla, 15 gün boyunca çalışma şansı yakaladılar. Uzun ve meşakkatli bir yoldu." ifadesini kullandı.

    864 başvuru

    Türk sinemasına yeni hikayeler kazandırmak ve genç sinemacılara imkan sağlamak hedefiyle 2014 yılında başlatılan TRT TV Filmleri Projesine 864 senaryo başvurusu yapıldı.

    Bağımsız kurul tarafından incelemeye uygun bulunan 599 film arasından, 12 farklı türde 33 senaryo seçildi.

    Proje kapsamında bugün, Emre Konuk'un yönettiği, "Saruhan İhanet Yarası" filmi, izleyiciyle buluşacak.


    0 0

    Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 6'sı yerli 10 film vizyona girecek.

    Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 6'sı yerli 10 film vizyona girecek.

    Kemal Uzun'un yönettiği ve Gürkan Uygun, İpek Tuzcuoğlu, Münir Can Cindoruk ile Burçin Abdullah'ın oynadığı "Ankara Yazı: Veda Mektubu" izleyiciyle buluşacak. Film, 1978 Balgat Katliamı ve sonrasında meydana gelen olayları anlatıyor.

    "Adım Adım"

    Başrollerinde Haldun Dormen, Asuman Dabak ve Yüksel İnan'ın rol aldığı, yönetmenliğini Sinan Uzun yaptığı "Adım Adım", engelli bireylerin dans ve müzik sayesinde hayata tutunuşlarını konu alıyor.

    "Yarım"

    Çağıl Nurhak Aydoğdu'nun yönettiği "Yarım" adlı filmde Eca Tatay, Serhat Yiğit, Recep Yener ile Hülya Böceklioğlu gibi isimler rol aldı.

    Film, Doğu illerinden Batı'ya gelin olarak gelen bir kızın öyküsünü anlatıyor.

    "İfrit'in Diyeti: Cinnia"

    Özgür Özberk ile Şahin Yiğit'in yönettiği "İfrit'in Diyeti: Cinnia" filmde Özgür Özberk, Gülşah Çomoğlu, Fahri Öztezcan ile Kirkor Dinçkayıkçı oynuyor.

    İnsanların bedel ödemelerinin korkutucu halini gözler önüne sermeyi amaçlayan film, üç genç arkadaşın cin temalı bir korku filmi yapmaya karar vermelerinin ardından yaşadıkları korku dolu anları konu alıyor.

    "Başgan"

    Orhan Eskiköy'ün yazıp yönettiği ve Arif Salih Kırdağ ile Hülya Kırdağ'ın oyuncu olarak kamera karşısına geçtiği belgesel film "Başgan", Kıbrıs sorununa çözüm arayan bir adamın öyküsünü konu ediniyor.

    "5 Dakkada Değişir Bütün İşler"

    Başrollerinde Bülent Şakrak, Haki Biçici, Kaan Turgut, Emre Altuğ ve Ecem Özkaya Üstündağ'ın paylaştığı komedi filmi "5 Dakkada Değişir Bütün İşler"in yönetmenliğini senaryoya da katkıda bulunan Orçun Benli yaptı.

    Film, mahalleden arkadaş olan üç gencin bahisten para kazanınca bu durumu kutlamak için içkili bir ortama gitmeleri sonrasında başlarına gelen trajikomik olaylar etrafında dönüyor.

    "Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı"

    Anthony Russo ile Joe Russo'nun yönettiği "Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı" adlı filmde Chris Evans, Robert Downey Jr., Scarlett Johansson, Sebastian Stan, Anthony Mackie, Don Cheadle, Jeremy Renner, Chadwick Boseman, Paul Bettany, Elizabeth Olsen, Paul Rudd, Martin Freeman ve Daniel Brühl gibi isimler oynuyor.

    Marvel alemi için sivil savaş alarmı anlamına gelen "Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı", süper kahramanları öykü evreninin en önemli konusunda karşı karşıya getiriyor.

    "Çöl Kraliçesi"

    Werner Herzog'un yönettiği "Çöl Kraliçesi" filminin başrollerinde Nicole Kidman, Robert Pattinson, James Franco, Damian Lewis ve Mark Lewis Jones oynuyor.

    Filmde, gezgin, yazar, arkeolog ve yirminci yüzyılın başlarında İngiliz İmparatorluğu adına siyasi ataşe olarak görev alan Gertrude Bell'in hikayesi anlatılıyor.

    "İşkence Odası"

    Troian Bellisario, Bailey Noble, Kate Burton ve Caitlin Carmichael'in oynadığı "İşkence Odası" filminin yönetmenliğini Kevin Goetz ile Michael Goetz yaptı.

    2009 yılında aynı adla Fransa ve Kanada ortak yapımı çekilen korku ve gerilim türündeki film, bu kez Amerikan versiyonuyla izleyicinin karşısına çıkacak.

    "Sonsuzluk Teorisi"

    Matt Brown'un yönettiği ve oyuncu kadrosunda Dev Patel, Jeremy Irons, Toby Jones gibi isimlerin yer aldığı biyografi türündeki film, gerçekte yaşamış olan matematikçi Srinivasa Ramanujan Iyengar'ın hikayesini anlatıyor.


    0 0

    Meydanda bulunan mescidin metalden yapılma ve kötü görüntüye neden olan minaresinin değiştirilmesi için çalışma başlatıldı.

    Bununla ilgili olarak, Osmanlı mimarisine uygun olarak tasarlanan ahşap minare, yaklaşık 5 ayda tamamlandı.

    Ladin ağacından yapılan minarenin montajı, akşam saatlerinde, vinç yardımıyla yaklaşık 2 saatte yapıldı.


    0 0

    Hitchcock ve Truffaut'nun buluşmasını konu edinen "Hitchcock/Truffaut" belgeseli, 13 Mayıs'ta sinemaseverlerle buluşacak.

    Alfred Hitchcock ve François Truffaut'nun buluşmasını konu edinen "Hitchcock/Truffaut" belgeseli, 13 Mayıs'ta sinemaseverlerle buluşacak.

    Belgeselin basın gösterimi, Beyoğlu Sineması'nda gerçekleşti.

    Sinema yazarı Sadi Çilingir, filme ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, her iki yönetmeni de sevdiğini dile getirerek, "Bir kitap vesilesiyle bir araya gelmişler. Çok zevk aldık izlerken. Belgesel filmlerinin de önemini göstermiş oldular." dedi.

    Sinefesto Genel Yayın Yönetmeni Serkan Baştimar, belgeselin iki yönetmeni tanımak için büyük bir fırsat olduğuna dikkati çekerek, "Daha çok Hitchcock'un bakış açışından Hitchcock'un sinemasına odaklanan bir yapı. Truffaut'nun adeta yeniden keşfettiği bir yönetmen olarak nitelendiriliyor. Hitchcock'un aslında seyirciye değil, sanata olan aşkını insanlara anlatıyor ve bir nevi Hitchcock'u yüceltiyor." diye konuştu.

    Yönetmenliğini Kent Jones'un üstlendiği belgeselde, yönetmenlerin ortak özelliklerini yansıtan, filmlerinden özel seçilmiş sahneler de yer alıyor.


    0 0

    Nobel ödülünü Anıtkabir'e teslim için ikinci kez Türkiye'ye gelecek olan Prof. Dr. Aziz Sancar'ın büstü yapıldı.

    Nobel ödülünü Anıtkabir'e teslim için ikinci kez Türkiye'ye gelecek olan Prof. Dr. Aziz Sancar'ın büstü yapıldı. Büstün Hacettepe Üniversitesinde ziyarete açılması dolayısıyla 17 Mayıs'ta düzenlenecek törene Prof. Dr. Sancar da katılacak.

    Aziz Sancar'ın büstünü yapan Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mümtaz Demirkalp, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Rektör Prof. Dr. Haluk Özen'in kendisinden Sancar'ın büstünün yapılmasını istemesi üzerine nisan ayının başında çalışmalara başladığını anlattı.

    Nobel ödülünü kazanan bir Türk bilim insanıyla özdeşleşecek büstün gelecek yıllara taşınabilmesi için önemli bir görev üstlendiğini dile getiren Demirkalp, önemli bir bilim adamının heykel diliyle temsiliyetinin ayrı bir sorumluluk gerektirdiğini söyledi.

    "Büste başlamak bir serüvendi"

    Büste başlamasını "bir serüven" olarak niteleyen Demirkalp, bu süreçte Sancar'ın hayat hikayesini okuduğunu, fotoğraflardan ve görüntülerinden yararlanarak bir ön hazırlık yaptığını aktardı.

    Kil olarak büste ilk başladığında çok heyecanlandığını belirten Demirkalp, ardından dökümünün tamamlandığını ve Sancar'ın kendi büstüyle karşılaşacağı son aşamaya geldiklerini ifade etti.

    Demirkalp, "Detaylarda Sancar'ın üzüntüsü, sevinci, kızgınlığı, düşüncelerini yansıtmak benzerliğin ötesinde olan bir konu. Büstte bunların nereler olduğuna işaret edersem izleyici öyle görmek ister. Bu nedenle bu bir sır." diye konuştu.

    Demirkalp, Sancar'ın büstünün Hacettepe Üniversitesi Merkez Kampüsünde Tıp Fakültesi binasının iç mekanına yerleştirilmesinin planlandığını aktardı.


older | 1 | .... | 358 | 359 | (Page 360) | 361 | 362 | .... | 375 | newer