Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 352 | 353 | (Page 354) | 355 | 356 | .... | 375 | newer

    0 0

    Benim Tatlı Kanunum, Bahardaki Kırmızı Çiçek, Dağlı Nazlı Sevgili, İyi Kalpli Leylek, Bulutlardan Kayboldu Ay, Bukle Büklüm gibi Ermeni müziğinin klasikleri arasında yer alan eserler bir albümde toplandı.

    Güvercin Müzik tarafından yayınlanan Camport (Yolcu) albümünün düzenlemeleri Ari Aliciyan'a ait. Biri enstrümantal 11 parçanın yer aldığı albümdeki şarkıları, Ari Barutoğlu, Bartev Garyan, Baruyr Kuyumciyan, Esra Denizhan Telli, İstek Demir, Lerna Baloğlu Akbulut, Lida Köseoğlu, Maral Çapan Ataman, Maral Çağlı Çubukçu, Onur Aydemir, Tatyana Bostan seslendiriyor. Camport'ta keman, piyano, kontrbas üçlüsü hâkim. Eserlerin niteliğine göre kanun, klasik kemençe, akordeon, duduk, ud gibi enstrümanlar da unutulmamış. Seçilen repertuvarda ana duygunun hüzün olduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak bu hüzün, kendini yıkan, paralayan bir hüzün değil, ayakta kalmayı başaranların duruşuyla harmanlanmış bir hüzün.


    0 0

    Yönetmen ve senarist Ahu Öztürk'ün ilk uzun metrajlı filmi “Toz Bezi”nin prömiyeri önceki gün Berlin Film Festivali'nde yapıldı. Festivalin ikinci gününde Forum Bölümü'nde seyirciye sunulan filme, Berlinli sinemaseverler büyük ilgi gösterdi. Birçok seyirci sinema salonundan geri dönmek zorunda kaldı.

    “Toz Bezi”, İstanbul'da yaşayan gündelikçi iki Kürt kadının hayatını anlatıyor. Farklı karakterlere sahip iki kadının dostluğunu, hayata tutunma çabasını, temizliğe gittikleri evlerde işveren konumundaki kadınlar tarafından ezilmesini, hayallerini konu edinen filmde başrolleri Asiye Dinçsoy ile Nazan Kesal paylaşıyor. Diğer rollerde Serra Yılmaz, Didem İnselel, Mehmet Özgür, Gökçe Yanardağ yer alıyor. Serra Yılmaz dışında neredeyse tüm ekip Berlin'de bulunuyor.
    Bütün hayali Moda'da bir ev satın almak olan “Hatun”u canlandıran Nazan Kesal ile bir yandan kendisini terk eden kocasını bulmaya çalışan öte yandan maddi çaresizlik içinde kıvranan “Nesrin”i canlandıran Asiye Dinçsoy, Toz Bezi'nin bir dayanışma filmi olduğunu söyleyerek dünyadaki tüm kadınları birbirleriyle dayanışmaya çağırdılar.
    Filmin gösteriminden sonra Zaman'ın sorularını yanıtlayan Kesal, “Toz Bezi'nin Berlinale'de seyirciyle buluşması bizi gerçekten gönendirdi. İyi bir film yaptığımızı düşünüyoruz. Çok özel bir film, insanı duygulandırıyor. İnsanı gerçekten biraz acıtan bir film, biraz üzerine düşünmemizi gerektiren bir film, hayatın ve birbirimizin, ilişkilerimizin üzerine düşünmemiz gerektiğini anlatan bir film.” dedi.
    Filmdeki karakteri çok severek canlandırdığını belirten Asiye Dinçsoy ise, “Filmi her izlediğimde kendim oynadığım halde, senaryoyu bildiğim halde yine gözlerim doluyor ve Nesrin ile Hatun'un hallerine içim acıyor. Sinema, sanat... hayatın kendisini yansıtıyor.” diye konuştu.

    ‘Teyzemden Esinlendim'

    Filmin gösterimi yeni bitti. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
    Ahu Öztürk (Yönetmen):Çok heyecanlıyım, çok! Çok kalabalık bir grup tarafından izlendi, alkışlandı film. Bu onur verdi bana. Hikâyem benim için özeldi. İlk film. İlk kambur. Onları atmış oldum. Sanki yaram sağaldı
    Senaryoyu yazarken, filmi çekerken yolun Berlin'e uzanacağını düşünmüş müydünüz?
    Hiç düşünmedim. Benim derdim üstümdeki yükü atmaktı, kendi kabuklarımı soymaktı. O yüzden festival gibi şeyler önceliğim değildi. Ayrıca festivali düşünüp yazdığınızda başka kaygılarınız olur, farklı yazarsınız.
    Türkiye'de yazılacak o kadar çok kadın hikâyesi var ki, neden gündelikçileri seçtiniz?
    Teyzem gündelikçiydi. Ona selam çakmak istedim. Teyzemin ve teyzem gibi kadınların sorunlarını bir nebze görünür kılmak istedim.
    Hem yazarken, hem çekerken seyirciye vermek istediğiniz ana fikir neydi?
    Kadınlar arasındaki iktidarın gene de kadınlar tarafından dayanışılarak kırılacağını düşünüyorum. Filmden çıkarılacak bir sürü cümle var ama başat cümle benim için şu anda bu.


    0 0

    Kim Var Orada-Muhsin Bey'in Son Hamlet'i, bir yüzleşme oyunu. Cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosunun Ermeni sahne emekçilerini görmezden gelmesiyle yüzleşmenin, kadın oyunculara yaşatılan sıkıntılarla yüzleşmenin ve son tahlilde Muhsin Ertuğrul'un kendi hataları ile yüzleşmesinin oyunu…

    Boğaziçi Üniversitesi'nin tarihi tiyatro salonu 8 aylık bir aradan sonra kapılarını yeniden seyirciye açtı. Aranın sebebi geçmişi 100 yıla yakın bir süreye dayanan binada yapılan restorasyon çalışması idi. Haldun Dormen'den Genco Erkal'a, Nevra Serezli'den Ezel Akay'a kadar birçok önemli ismin yolunun geçtiği Demir Demirgil Tiyatro Salonu'nun geçmişi neredeyse Darülbedayi'nin (İstanbul Şehir Tiyatroları) açılışı ile aynı tarihlere denk geliyor.
    Darülbedayi ve Türk tiyatrosu denince akla gelen ilk isim ise Muhsin Ertuğrul. İşte Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu da (BGST) tarihi salonun yeniden açılışını, merkezine Muhsin Ertuğrul'u alan ‘Kim Var Orada-Muhsin Bey'in Son Hamlet'i adlı oyunla yaptı.
    Oyun, Ertuğrul'u merkeze alsa da aslında Türk tiyatrosunun konuşmaktan, yüzleşmekten çekindiği bir konuya odaklanıyor: Unutulan ya da çok büyük ihtimalle unutturulan Ermeni oyuncu, yönetmen, oyun yazarı kısacası sahne emekçilerine. Tiyatromuzun kurumsallaşmasına büyük katkıları olduğu halde Cumhuriyet'in ilanının ardından görmezden gelinen Ermeni sanatçılar, oyunda, Muhsin Ertuğrul'un ‘ilk hocam ve dostum' dediği Vahram Papazyan ile temsil ediliyor.
    Kim Var Orada-Muhsin Bey'in Son Hamlet'i, Muhsin Ertuğrul'un bir gece vakti masasının başında oturmuş anılarını kaleme almasıyla başlıyor. Onun anıları demek tiyatro tarihimiz demek. Ertuğrul'un zihninde, Papazyan ve adı sanı bilinmeyen bir kadın tiyatrocunun hayaleti belirince geçmişle hesaplaşma başlıyor. Hem kişisel, hem tiyatro tarihimizle hesaplaşma.
    BGST bir süredir bu hesaplaşmanın peşine düşmüştü zaten. Sarkis Tütüncüyan'a ait ‘Türkiye Ermeni Sahnesi ve Çalışanları' ile Fırat Güllü'nün kaleme aldığı ‘Vartovyan Kumpanyası ve Yeni Osmanlılar' adlı kitaplar BGST yayınlarından çıkmıştı. Bu hesaplaşmayı sahneye taşıyan BGST, duru, sade hatta tertemiz bir metinle ve doğal oyunculuklarla iyi bir iş çıkarmış. Oyun, tiyatromuzun kurumsallaşmasında mühim katkıları olan Ermeni tiyatrocuların hasır altı edilmesinde Muhsin Ertuğrul'un da bizzat payı olduğunu söylüyor. Fakat bu yapılırken o kadar naif bir üslup kullanılıyor ki Muhsin Bey, adeta kendisine bir hesaplaşma fırsatı sunulması karşısında hüzünle karışık bir huzur duyuyor.
    Muhsin Ertuğrul'un maziden gelen iki dostunun ‘son bir kez daha Hamlet oynayalım' teklifi de oldukça yerinde. Hamlet bir hayaletin peşine düşüp nasıl saraydaki ayak oyunlarının, bozuklukların farkına varıyorsa Muhsin Ertuğrul da benzer bir farkındalığa eski dostlarının hayaletlerinin peşinden giderek ulaşıyor.
    Tiyatro tarihimizde hesaplaşmamız gereken başka konular da var. Son yıllarda İstanbul Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları bazı adımlar attı. Muhsin Ertuğrul'un ambargo koyduğu Necip Fazıl Kısakürek'in oyunları, sahnelenmeye başladı. Fakat ortaya çıkan oyunlar; özellikle ‘Para' (İBBŞT) çok başarısızdı. Zorla, dayatmayla, psikolojik baskıyla yaptırılan oyun, ancak ‘o kadar' oluyor. BGST'li oyuncuların yaptığı gibi bu yüzleşmenin de samimi, içten olması şart. Fakat Türkiye'nin şu anki ortamında bu mümkün değil. Uzun bir süre de mümkün olacak gibi görünmüyor. (www.bgst.org)


    0 0

    Seyyah ressamların İstanbul resimlerini dijital olarak sunacak ‘Pitoresk İstanbul' sergisi 12 Mart'ta İstanbul Deniz Müzesi'nde açılacak.

    Sergide, 18. yy. ressam seyyahlarından Melling, Schranz, Allom, Bartlett, Lewis ve ressam Ayvazovski'nin İstanbul'u anlatan tabloları, “dijital seyahatnameler” olarak dev boyutlu perdelere yansıtılacak. Genel yönetmenliğini Bülent Özükan'ın, müzik yönetmenliğini Anjelika Akbar'ın, sanat yönetmenliğini ise Murat Öneş'in yaptığı sergi için Boyut Yayın Grubu'nun dijital restoratör ve animatörlerinden oluşan geniş bir ekip bir yılı aşkın zamandır hazırlanıyor. İngilizce ve Arapça altyazılarla desteklenen sergi, 22 Mayıs'a kadar açık kalacak. (www.pitoreskistanbul.com)


    0 0

    Ressam Abidin Dino ve kardeşi Arif Dino'nun eserlerinin yer aldığı sergi, yarın Corinne Art&Boutique Otel'in içindeki Corinne Art Gallery'de açılıyor.

    Arif Dino'nun “Yüzler” ile Abidin Dino'nun “Son İzler” dizilerinin öne çıktığı sergi, sanatçı bir ailenin fertleri olan Dino kardeşlerin birbirlerinin sanatına olan etkileşimlerini gözler önüne seriyor. Dino ailesinde kişiliği ile öne çıkan Abidin'in, resim yapmayı ondan öğrendiğini belirttiği Arif için yazdığı bir metinde şu vefalı sözler öne çıkıyor: “Bence Arif Dino'nun çizgisi Türk sanatının eksik kalmış bir halkası. Artık bugün yerini bulsun derim.” Sergi 17 Mart'a kadar görülebilir. (0212 293 94 94)


    0 0
  • 02/15/16--13:00: Faust'un gençlik özlemi
  • Alman yazar J. W. Goethe'nin aynı adlı eserinden Fransız besteci Charles Gounod'nun bestelediği “Faust” operası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleniyor.

    Prömiyeri cumartesi akşam Kadıköy Süreya Operası'nda yapılan Faust'un librettosu, Gounod'nun her zaman birlikte çalıştığı Jules Paul Barbier ile Michel Florentin Carré'ye ait.

    Goethe'nin edebiyat, politika ve doğa bilimleri üzerine yazdığı tüm eserlerinin bir hülasası olarak kabul edilen operada, ihtiyar doktor Faust'un hikâyesi anlatılıyor: Faust, kasvetli, karanlık odasında gençliğinin özlemini duymaktadır. Dua da etse derdine çare bulacağından emin değildir. Bu nedenle şeytanı çağırmaya karar verir...

    İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Faust'u ilk kez 1992-93 sezonunda Atatürk Kültür Merkezi'nde Gülçin Çeliktaş'ın yönetmenliğinde sahneye taşımıştı. İkinci ve baştan sona değişen ikinci yorumun yönetmeni Recep Ayyıldız. Orkestra şefliğini Roberto Gianola'nın yaptığı eserin korusunu Marco Morrone hazırladı. Koreografi Beyhan Murphy'ye, dekor tasarımı Efter Tunç'a, kostüm Gizem Betil'e, ışık tasarımı Yakup Çartık'a ait.

    Eserde Faust rolünü Erdem Erdoğan ve Hüseyin Likos, Méphistophélès rolünü Zafer Erdaş, Tuncay Kurtoğlu ve Gökhan Ürben, Marguerite rolünü Ayten Telek, Gülbin Günay, Valentin rolünü Caner Akgün, Alper Göçeri, Siébel rolünü Özge Belen ve Deniz Erdoğan Likos, Wagner rolünü Utku Bayburt ve Bahadır Noyan Coşgun ve Marthe rolünü Neslişah Pekin, Nursel Dinler dönüşümlü olarak üstleniyor.

    Faust 16, 18 Şubat ve 25, 29 Mart tarihlerinde Süreya Operası'nda sahnelenecek. Sezonun son dört temsilinin başlama saati 20.00.


    0 0

    İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) Ödülleri'nde ipi Diriliş / The Revenant göğüsledi. Film, yönetmen, erkek oyuncu, görüntü yönetimi ve ses dallarında ödüle uzanan Diriliş, Oscar öncesi ‘burun' farkıyla öne geçmiş görünüyor.

    Türk basınında ocak-şubat aylarının iki değişmezi vardır. Birincisi zam haberleri, ikincisi de ‘Oscar'ın habercisi' haberleri. En az beş farklı ödül ‘Oscar'ın habercisi' tamlamasıyla haber yapılır. Gelenek yine bozulmadı elbette. Söz konusu ‘haberciler' içinde en kayda değeri İngilizlerin verdiği BAFTA Ödülleri'dir. Önceki akşam 69. kez verilen İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) Ödülleri'nde ipi Diriliş / The Revenant göğüsledi. Film, yönetmen, erkek oyuncu, görüntü yönetimi ve ses dallarında ödüle uzanan Diriliş, Oscar öncesi ‘burun' farkıyla öne geçmiş görünüyor.

    OSCAR'IN BÜTÜN HABERCİLERİ!

    BAFTA, son 10 yılda 7 kez Oscar ile aynı filme ödül verdi. Geçtiğimiz yıl Boyhood'u tercih ederek, Birdman'i ödüllendiren Oscar'dan ayrılan BAFTA, bu yıl Alejandro G. Inarritu'yu seçti. Diriliş, yarışta öne geçmiş görünse de Oscar habercilerinin verdiği işaretler biraz karışık.

    Aslında her şey, Toronto Film Festivali'nde başlıyor. Oscar'lık projeler, eylül ayında Toronto'da sezonu açıyor. Burada ödül alan filmler Oscar yarışına önde başlıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Toronto izleyicisinden en iyi film ödülü alan Gizli Dünya / Room, beklendiği gibi, en iyi film dâhil dört dalda Oscar'a aday gösterildi.

    BAFTA'dan sonra en çok gözde ‘haberci' Altın Küre. Bu yıl Altın Küre'de en iyi film ödülü Diriliş'e gitti. Fakat zannedildiğinin aksine Altın Küre, sık sık Oscar ile ters düşüyor. Son 10 yılda Altın Küre'de En İyi Film seçilen sadece 3 yapım Oscar'a ulaştı. Yani, Altın Küre biraz ‘yalan haberci'!

    Oscar'ın en güçlü habercisi, hiç şüphesiz PGA (Yapımcılar Birliği Ödülleri). Son dokuz yıldır Hollywood ‘patronları'nın ödüllendirdiği yapımlar Oscar'ı da alıyor. Yapımcılar, bu yıl 2008 ekonomik krizini tane tane anlatan Büyük Açık'ı seçerek şaşırtıcı bir hamle yaptı. Eleştirmenler Birliği ise yapımcılardan önce davranıp Spotlight'ı Oscar yarışında iddialı hale getirdi. Yönetmenler Birliği, tercihini Diriliş'ten, yani Inarritu'dan yana kullanırken; senaristler ibreyi yeniden Spotlight'a çevirdi. Senaristler Birliği Ödülleri'nde (WGA) özgün senaryo dalında Spotlight, uyarlama senaryoda ise Büyük Açık ödüle ulaştı.

    ‘Haberciler' bu kadarla da bitmiyor. Oscar ödüllerini belirleyen Akademi'nin 6 bini aşkın üyelerinin çoğu oyunculardan oluşuyor. Oyuncular Birliği (SAG), her ne kadar Diriliş'teki performansıyla Leonardo DiCaprio'yu ödüllendirse de Toplu Performans dalında Spotlight'ı seçti.

    Oscar habercilerinden gelen sinyaller, yarışın Diriliş, Spotlight ve Büyük Açık arasında geçeceğini gösteriyor. Son tahlilde, Oscar tarihi, en iyi film seçiminde hikâyenin filmin sinemasal ve estetik değerinden önemli olduğunu gösteriyor. Akademi üyelerinin teamülü 28 Şubat akşamı da tekrar ederse en iyi film ödülü Diriliş'e değil; Spotlight'a ya da Büyük Açık'a gidecektir.

    69. BAFTA Ödülleri

    Film: Diriliş 


    Yönetmen: Alejandro G. Inarritu (Diriliş)


    Erkek Oyuncu: Leonardo DiCaprio (Diriliş)


    Kadın Oyuncu: Brie Larson (Gizli Dünya)


    Yardımcı Erkek Oyuncu: Mark Rylance (Casuslar Köprüsü) 


    Yardımcı Kadın Oyuncu: Kate Winslet (Steve Jobs)


    Orijinal Senaryo: Tom McCarthy, Josh Singer (Spotlight)

    Görüntü Yönetimi: Emmanuel Lubezki (Diriliş)

    Belgesel: Amy

    İngiliz Filmi: Brooklyn

    Uyarlama Senaryo: Adam McKay, Charles Randolph (Büyük Açık)

    Animasyon Filmi: Ters Yüz

    Yabancı Dilde En İyi Film: Asabiyim Ben / Relatos Salvajes

    Yapım Tasarımı: Colin Gibson, Lisa Thompson (Mad Max: Fury Road)


    Görsel Efekt: Chris Corbould, Roger Guyett, Paul Kavanagh, Neal Scanlan (Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor) 


    Makyaj ve Saç: Lesley Vanderwalt, Damian Martin (Mad Max: Fury Road)


    Kostüm Tasarımı: Jenny Beavan (Mad Max: Fury Road)


    Ses: Lon Bender, Chris Duesterdiek, Martín Hern·ndez, Frank A. Montaño, Jon Taylor, Randy Thom (Diriliş) 


    Müzik: Ennio Morricone (The Hateful Eight)


    0 0

    Sezonun en çok konuşulan eseriydi, 'Ali Baba ve 40 Haramiler' operası. Bu denli gündemde kalması, 17-25 yolsuzluklarının ardından girilen süreçle ilgiliydi. Fırtına, “Ali Baba ve 40” adıyla sahnelenince koptu. Yetkili ağızlar, “haramiler” ifadesinin siyasi baskılar sonucu atıldığı yönündeki iddiaları defalarca yalanlamak zorunda kaldı. Eser, sürpriz bir şekilde geçen hafta perde kapattı.

    Oysa, seyirci ile üç kere daha buluşacaktı. Tartışma kaldığı yerden alevlendi. Bestede, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Vekili Selman Ada'nın imzası vardı. ‘Fazla telif alıyor' eleştirilerinin önünü kesmek için Ada'nın eserlerinin temsil sayısının azaltıldığı gerekçesiyle izah edildi bu durum.

    Tartışma revaçtayken son temsili kaçırmamak en iyisiydi. Bilet bulmak kolay olmadı. Duyan da hücum etmişti. Balkon bölümünün en arkasındaki koltuğa oturduğumuzda, Ankara Opera Binası sanatseverlerle çoktan dolmuştu.

    Librettosunu (metin) Tarık Günersel'in yazdığı eser, malum '1001 Gece Masalları'ndan alınmıştı. Günümüz toplumuna, gelişmelerine göndermelerle de güncellenmiş; mizahi öğelerle süslenmişti. Harami düzenin metne ince ince yedirilmiş izleri, sahnede akıyordu. Ali Baba'nın mağaradan aldığı altın keselerini eşine gösterirken "Çalmadım aldım. Çorbayı bırak torbaya bak" demesi; kardeş Kasım'ın servet hırsının kellesine mal olması; haramilerin servetlerinin bulunduğu mağaranın sırrını öğrenenlerin kellesi peşinde koşması. Oluşturduğu çağrışımlarıyla her şey oldukça yerli sayılırdı. Para-servet hırsı, mala tamah etmeme, sahtekârlık, hırsızlık, soygun, zulüm, kanunsuzluk, tuzak, şiddet, acımasızlık, kıskançlık...

    Final sahnesi ise nefes kesti. Allah'tan etrafta savcı, sulh ceza hakimi filan yoktu. Adrese teslim her saniye, eserin neden bu denli tartışıldığını seyirciye gösteriyordu. Haramiler yakalanmış, elleri bağlı. Mahkeme kurulmuş, hesap soruluyor. Halk meydanda. Haramibaşı, 'Vatandaşlarım!' seslenişiyle sahne alıyor. "Bana harami diyorlar, harami değilim, hamiyim. Ey ahali! Sizi kurtarmaya geldim. Sefaletten. Bütün servetim/petrolüm sizin olsun. Ama önce sizinki benim olsun ki size verebileyim. Hem benim dokunulmazlığım var. Hiçbir mahkeme beni yargılayamaz. Çünkü beni yargılayan hür teşebbüsü, özgürlüğümü yargılamış olur..." sözleri dökülüyor ağzından. "Servetim mağarada…" dediğinde bir harami giriyor araya: "Artık İsviçre mağaralarında, bankalarında…" Tatlı sözler etkiliyor ahaliyi; masalın aksine oyunda serbest kalıyor haramiler. Ne de olsa, 'masal öyle, hayat böyle'ydi.

    Seyirci, anlatılanı almıştı. Ayakta, alkış tufanı koptu birden. Oyuncular defalarca salonu selamladı. Sayıca az, ayağa kalkmadığı gibi alkışlara eşlik etmeyenler de vardı. Belli ki, 'açıl susam açıl' ile çıkan mesajları hoş gelmemişti onlara. Oysa bütün mesele, yaşadıklarımızın opera eserine uymasıydı.


    0 0

    Arjantinli öykü ve deneme yazarı Jorge Louis Borges tarafından hazırlanan Babil Kitaplığı, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yeniden okura sunuluyor.

    İkisi Borges'in olmak üzere toplamda 30 kitaplık seri için çeviriler yeniden gözden geçirildi ve kapak tasarımları yenilendi. Gerçeküstü edebiyatın bu önemli serisi yeni mecrasındaki macerasına, Borges'in “25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler”i ile Fransız yazar Leon Bloy'un “Sevimsiz Öyküler”i ile başladı.


    0 0

    Nâzım Hikmet adına, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından düzenlenen “Nâzım Hikmet Konuşmaları” dizisi yarın Caddebostan Kültür Merkezi'nde başlıyor.

    Cevat Çapan, küçük İskender ve Güven Turan'ın konuşmacı olarak katılacağı ilk söyleşinin konusu Nazım Hikmet Şiirleri. ‘Nâzım Hikmet'in Şiirinde Evreler' adlı programın başlama saati 19.00. (0216 467 36 00)


    0 0

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, kültür-sanat alanındaki sansür, yasaklama, kitap toplatma ve soruşturmalarla ilgili, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yanıtlaması istemi ile soru önergesi verdi.

    Son iki yılda 225 sansür ve yasaklamanın gerçekleştiğini ifade eden Altıok, 7 soru sordu: 1) Kaç kitap sakıncalı görülüp toplatılmıştır, basımı gerçekleşmeden toplatılan kaç kitap vardır? 2) Sahnelenmesi engellenen, sahnelendikten sonra kaldırılan kaç eser vardır? 3) Kaç belgesel ve film gösterimden kaldırılmıştır? 4) Soruşturma açılan sanatçılarımız kimlerdir? 5) Hangi sanatçımızın, hangi eserleri icra etmesi, Kültür Bakanlığı tarafından hangi gerekçelerle engellenmiştir? 6) Kaç eser sakıncalı bulunarak MEB ders kitaplarından, okuma listelerinden çıkarılmış ve sansürlenmiştir? 7) Barış için bildiri yayınlayan akademisyenlere destek veren edebiyatçıların, kitaplarının derslerde okutulmaması ve okullara davet edilmemesi yönünde MEB tarafından yazılı ya da sözlü bir talimat verilmiş midir?


    0 0

    Geçtiğimiz yıl 28 Şubat'ta aramızdan ayrılan edebiyatımızın usta kalemi Yaşar Kemal, ölümünün birinci yıldönümünde bir sempozyumla anılacak.

    Galatasaray Üniversitesi'nin Fransız Kültür Merkezi ve Fransız Büyükelçiliği ile birlikte düzenleyeceği sempozyum 29 Şubat Pazartesi günü üniversitenin Ortaköy'deki kampüsünde gerçekleştirilecek.

    “Yaşar Kemal: İnsanı, Toplumu, Dünyayı Kucaklamak” konulu sempozyuma alanında uzman yerli ve yabancı akademisyenler, yazar ve şairler katılacak.

    Galatasaray Üniversitesi Rektörü E. Ertuğrul Karsak ile Jean-Jacques Paul'ün açılış konuşması ile 09.30'da başlayacak sempozyum, saat 17.00'ye kadar devam edecek. Sempozyum öncesi Fransız yazar, eleştirmen ve diplomat Daniel Rondeau ‘Yaşar Kemal: İyiliksever Bir Dost' başlıklı konferans verecek.

    Üç oturumda gerçekleşecek sempozyumun ‘Toplumsal Sorumluluk ve Edebiyat' başlıklı ilk oturumunda Murathan Mungan, Erol Köroğlu ve Aydın Uygur söz alacak. Gazetecilik ve Edebiyat konulu ikinci oturumun konuşmacıları Kenan Mortan, Marc Semo, Kayıhan Güven ve Timour Muhidine. ‘Doğa, Kadın ve Kültürel Haklar' başlıklı son oturuma Doğan Hızlan başkanlık edecek. Muhsine Yavuz Helimoğlu, Ufuk Özdağ, S. Seza Yılancıoğlu ve Sadık Karamustafa oturumun konuşmacıları. Etkinlik, Zülfü Livaneli, Ragıp Duran, Levent Yılmaz, Güven Turan ve Gencay Gürsoy'un katılacağı ‘Yaşar Kemal'in Dostları: İzler, İzlenimler, Anılar' başlıklı panel ile sona erecek.

    Türkçe-Frasızca anında çeviri ile yapılacak sempozyuma katılım için 25 Şubat Perşembe günü saat 16.00'ya kadar yasarkemal.etkinlik@gmail.com adresine e-posta göndererek kayıt yaptırmak gerekiyor.


    0 0

    Berlin Film Festivali'nde Kristal Ayı Ödülü için Türkiye adına yarışan üç filmden biri olan ‘Rauf' filminin senaristi ve yönetmeni Soner Caner, “Köyüme vefa borcumu ödedim.” diyor. Film Güneydoğu Anadolu'daki bir köyü, bir tabut ustasının 11 yaşındaki çırağı Rauf'un gözünden anlatıyor.

    66. Uluslararası Berlin Film Festivali'nde Kristal Ayı için yarışan filmlerden ‘Rauf', geçtiğimiz pazar günü seyircisiyle buluştu. Generation Kplus adlı çocuk ve gençlik filmlerinin yer aldığı bölümde gösterilen ‘Rauf' hem sinemayı dolduran çocuklarla gençlerden hem de onlara refakat eden yetişkinlerden tam not aldı. Seyirciyi ilk dakikalardan itibaren içine çeken film, Kars'ın bir köyünde yaşayan Rauf'un hayatını konu ediniyor.
    Filmin senaryosunu Soner Caner yazmış, yönetmenliğini ise Barış Kaya birlikte yapmışlar. Filmin başkahramanı Rauf'u, hayatında ilk kez kamera karşısına geçtiği halde profesyonel bir performans sergileyen 11 yaşındaki Alen Hüseyin Gürsoy canlandırıyor. Rauf'un âşık olduğu ve uğruna pembe rengi bulmaya çalıştığı Zana'yı Şeyda Sözüer, yanında marangozluk mesleğini öğrendiği tabutçuyu Yavuz Gürbüz, arkadaşlarını ise Veli Ubiç ile Muhammed Ubic oynuyorlar.
    SAVAŞI, KAN VE SİLAH GÖSTERMEDEN ANLATIYOR
    Gösterim sonrası sahneye çıkan film ekibiyle sohbet eden seyirciler arasından 13-14 yaşlarındaki Alman bir çocuğun da belirttiği gibi ‘Rauf' 1990'lı yılların sonlarına doğru Güneydoğu Anadolu'daki savaşı, kan ve silah göstermeden anlatan bir film. Zaman zaman masalsı öğeleriyle dikkat çeken film, Rauf'un dünyasını seyirciye geçirmeyi başarıyor. Gösterimden sonra sorularımızı cevaplayan senarist-yönetmen Soner Caner, “Filmin yüzde 40'ı benim çocukluk anılarımdan oluşuyor. Senaryoyu yazarken yaşadıklarımı çocuk olarak algıda kaldığı gibi yazdım, büyütmedim, eklemedim. Hatırlayabildiğim neyse o kadar. O yüzden bazı soruların cevabı yok filmde. Hayatta da böyledir ya, bazı soruların cevabını bilemeyiz, aynen filmdeki gibi.” diyerek, bu filmi çekmekle köyüne olan vefa borcunu ödediğini söyledi.
    Film Alen Hüseyin Gürsoy gibi 11 yaşında olan Rauf'un çıraklık yaptığı ustasının yetişkin kızı Zana'ya âşık olmasını, savaşın etkisini derinden hisseden köyde yaşama sevincinin kaybolmasına, tüm renklerin griye dönüşmesine rağmen masumiyetini, umudunu, iç huzurunu koruyabilmesini yalın bir sinema diliyle aktarıyor. Yapımcılığını Aslan Film ile Peri Film'in ortaklaşa üstlendiği ‘Rauf' 52. Antalya Film Festivali'nde Work in Progres dalında ödüle layık görülmüştü.
    Berlin Film Festivali'nin yan bölümlerinden olan Generation Kplus'ta çocuk ve gençleri konu alan kısa ve uzun metrajlı filmler ayrı ayrı yarışıyor. Her iki alanın birinci seçilen filmlerine Kristal Ayı Ödülü veriliyor. Kristal Ayı ödülleri 20 Şubat'ta, Dünya Kültürleri Evi'nde düzenlenecek bir törenle sahiplerini bulacak. ‘Rauf' ile aynı ödül için yarışacak filmler arasında Türkiye'den ‘Mavi Bisiklet' ile ‘Genç Pehlivanlar' adlı filmler de bulunuyor.

    ‘Kenan İmirzalıoğlu'nu örnek alıyorum'

    Filmin başkahramanı Rauf'u canlandıran Alen Hüseyin Gürsoy 6. sınıf öğrencisi ve oyunculuğu çok seviyor. Film çekimlerinde ilk başta çok heyecanlandığını ancak oyuncu koçunun yardımıyla heyecanını yendiğini anlatıyor. “Ne dedilerse onu yaptım.” diyor ve kendinden emin bir şekilde, “Ödüle doğru yürüyoruz.” cümlesini kuruyor. Bunun üzerine “Kristal Ayı'yı kazanırsanız bu senin için ne ifade eder?” diye soruyorum. “Benim iyi oynadığımı ifade eder, yönetmenlerin ve ekip olarak hepimizin iyi olduğunu ifade eder.” yanıtını veriyor. Alen, İstanbul'da yaşayan Sivaslı bir aileden, bebek bakıcısı bir anne ile fabrikada çalışan bir babanın iki oğlundan biri. Alen'e, örnek aldığı bir oyuncu olup olmadığını da sorduğumda, önce bir yetişkin edasıyla, “Ben kendi oyunculuğumu geliştirmek istiyorum.” diyor sonra ekliyor: “Evet, aslında biri var. Kenan İmirzalıoğlu!”


    0 0

    Türk edebiyatının özgün şairlerinden Birhan Keskin'in yeni şiir kitabı Fakir Kene (Metis Yayınları) 26 Şubat'ta çıkıyor.

    Şair en son 2010'da, yine aynı yayınevinden Soğuk Kazı'yı yayınlamıştı. Birhan Keskin, 1963'te Kırklareli'nde doğdu. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı. Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. Şairin 1991 ile 2002 arasına ait beş şiir kitabını, Metis Yayınları, “Kim Bağışlayacak Beni” ile tek ciltte topladı. 2005'te ayrıca yayımlanan Ba adlı şiir kitabı, 2006 Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazandı. Gülten Akın'ın ardından bu ödülü kazanan ikinci şair oldu. 2011'de ise Soğuk Kazı kitabıyla Metin Altıok Şiir Ödülü'ne değer görüldü.

    Kitapları:

    Delilirikler (İskenderiye Kütüphanesi Yayınları, 1991)

    Bakarsın Üzgün Dönerim (Era Yayıncılık, 1994)

    Cinayet Kışı + İki Mektup (Göçebe Şiir Kitapları, 1996)

    Yirmi Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu (YKY, 1999)

    Yeryüzü Halleri (YKY, 2002)

    Kim Bağışlayacak Beni, (Metis Yayınları 2005)

    Ba, (Metis Yayınları 2005)

    Y'ol, (Metis Yayınları 2006)

    Soğuk Kazı, (Metis Yayınları 2010)


    0 0
  • 02/17/16--13:00: Genç cazcılar aranıyor
  • Bu yıl 23. kez düzenlenecek İstanbul Caz Festivali, genç caz müzisyenlerini festivalde sahne almaya davet ediyor.

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Garanti Bankası sponsorluğunda temmuz ayında gerçekleştirilecek festival kapsamında bu yıl 14. kez düzenlenen Genç Caz konserleri için başvurular başladı. Genç Caz'a katılmak isteyen müzisyenler ve topluluklar, başvurularını iksv.org/genccaz adresinde yer alan online başvuru formunu doldurarak yapabiliyor.


    0 0

    27. Ankara Uluslararası Film Festivali'nin ‘Dünyada Çürümüş Bir Şeyler Var!' adlı bölümünde Yugoslavya, Almanya, Finlandiya, Fransa ve İngiltere'den farklı dönemlerde beyazperdeye uyarlanan Hamlet filmleri gösterilecek.

    28 Nisan-8 Mayıs arasında gerçekleşecek festivalin Hamlet seçkisinde Laurence Olivier'ın 1948 yapımı Hamlet'i, Claude Chabrol'ün 1963 yapımı Ophélia'sı, Yugoslav Kara Dalga akımından Krsto Papi'nin 1973 yapımı Mrduši Donjoj Köyü Hamlet Sahneliyor'u, Aki Kaurismäki'nin Hamlet İş Başında'sı ve Peter Kern imzalı 2001 yapımı Hamlet – Bu Senin Ailen filmleri gösterilecek.


    0 0

    Orhan Pamuk'un yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın, yayımlanmasından iki hafta sonra 2. baskısını yaptı.

    Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan kitabın 250 bin adet yapılan ilk baskısı tükendi. Pamuk'un geçen sene basılan romanı Kafamda Bir Tuhaflık ise bu hafta Almanya'da yayımlanır yayımlanmaz Almanya ve Avrupa'nın önde gelen haber dergilerinden Der Spiegel'in çok satanlar listesine girdi. Bu hafta Almanya'ya gidecek olan Orhan Pamuk, Münih, Köln ve Stuttgart gibi şehirlerde okumalar yapacak. Kırmızı Saçlı Kadın, okurlarını otuz yıl öncesinin Gebze'sinde bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.


    0 0

    ‘Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği' filminin müzikleri, senfoni orkestrası eşliğinde 2-3 Nisan'da Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde icra edilecek.

    Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği filmi arkada, Türkçe altyazı ile akarken, 100 kişilik dev bir koro ve 86 kişilik bir senfoni orkestrası filmin müziklerini canlı çalacak. Tüm dünyayı etkileyen filmde, J.R.R Tolkien'in (John Ronald Reuel Tolkien) edebi hayal gücüne, Oscar, Grammy ve Altın Küre gibi pek çok ödülün sahibi olan müziğiyle hayat veren besteci Howard Shore eşlik ediyor. Yönetmen Peter Jackson'ın filmini, senfonik esere dönüştüren bu bestelerin, dünyanın dört bir yanından hayranları var. (www.zorlucenterpsm.com)


    0 0

    Bugün başlayan 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, daha önce kısaları ya da uzun projeleriyle yolu !f'ten geçen yönetmenleri bir araya getirdi.

    !f Insider dergisinin ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmaya Can Evrenol, Ceylan Özçelik, Emre Akay, Gürcan Keltek, Nesimi Yetik, Tolga Karaçelik ve Zeynep Dadak katıldı.

    15 yıl boyunca pek çok yönetmenin kısa filmine ve Sundance projelerine destek olmuş, günümüz Türkiye sinemasının genç yeteneklerinin keşif festivaline dönüşmüş !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, yolu !f'ten geçmiş 7 yeteneği bir araya getirdi. Sanat, kültür, yaşam ve edebiyat portalı Artful Living'in !f İstanbul'a özel hazırladığı !f Insider dergisinin ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşmaya Türkiye sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden Can Evrenol, Ceylan Özçelik, Emre Akay, Gürcan Keltek, Nesimi Yetik, Tolga Karaçelik ve Zeynep Dadak katıldı.

    ‘Sandık' (2008), ‘My Grandmother' (2009) ve ‘Anneme ve Babama' (2011) adlı kısalarıyla !f'e katılan, ilk uzun metraj filmi Baskın ile Toronto Film Festivali'ne katılan Can Evrenol, “İlk kısa filmimi yaparken, bir gün !f'in kitapçığında bir kısa filmim yer alsın da ben de bu sinema dünyasının bir parçası olayım diye naif bir dileğim vardı. Gerçekleştiğinde çok mutlu olmuştum!” diyor. Kaygı adlı ilk uzun metraj filminin çekimlerini geçtiğimiz ay bitiren Ceylan Özçelik (‘Adil Ya Da Değil' (2011) adlı kısa filmi ile !f'e katılmıştı) !f'in seçkisiyle kendisini heyecanlandırdığını söyledi: “Keşifse keşif, cesaretse cesaret, gece yarısı ise gece yarısı. !f'te her şey yolunda!”

    Kısalarının yanı sıra 2004'te ‘Bir Tuğra Kaftancıoğlu' adlı uzun metrajıyla !f'e katılan Emre Akay, “!f'in yeri benim için apayrı. Kimsenin radarında değilken elimizden tutan ve bize destek olan ilk yerdi.” ifadelerini kullandı.

    Sarmaşık filmiyle Altın Portakal'da en iyi film dâhil dört ödül alan Tolga Karaçelik de yolu !f'ten geçenlerden. ‘Us'lu Durmak' (2007) ve ‘Ya Çıkarsa (2007) adlı kısalarıyla !f'e katılan yönetmen, “!f benim için can insanların düzenlediği, yönetmenlerini önemseyen gerçek bir festival.” sözleriyle festivalin gönlündeki yerini açıklıyor. Mavi Dalga ile Altın Portakal'dan ödülle dönen Zeynep Dadak ise “!f bana güven ve ilham veriyor.” dedi.

    !f Insider dergisi, festival boyunca !f İstanbul sinemalarında ücretsiz olarak edinilebilir. (www.ifistanbul.com)


    0 0

    ZERO'nun kurucularından Heinz Mack, 85. yaşını ve sanatta 60 yılını SSM'de bugün açılan “Mack: Sadece Işık ve Renk” sergisiyle kutluyor. Sanatçı, kendine hep şu soruyu sormuş: “Doğu sanatı, bütün dünyada Batı sanatı kadar ne zaman tanınacak?”

    Sakıp Sabancı Müzesi'nde, Eylül 2015'te açılan “ZERO: Geleceğe Geri Sayım” sergisinin devamı diyebileceğimiz “Mack: Sadece Işık ve Renk” sergisi bugün aynı mekanda açılıyor. Alman modernizminin öncülerinden Heinz Mack'ın 1950'lerden 2015'e kadar yaptığı resim, heykel ve kinetik eserlerinden 120 seçki, beş ay boyunca SSM'de görülebilecek.

    Sergi, ZERO'nun devamı, çünkü Mack, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ‘bir umut' diye ortaya çıkan ve etkisi on yıl devam eden bu sanat akımının, Otto Piene ve Günther Uecker ile birlikte kurucusu. Mack, geçen yıl müzenin terasına yerleştirilen altın renkli 9 sütundan oluşan “Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü-The Sky Over Nine Columns” eseriyle aklımızda yer etmişti. Land art (arazi sanatı) alanında, 1960'tan beri ürettiği bu ve benzeri eserler, yeni serginin merkezinde yer alıyor. Müzenin ortasına çöl kumlarıyla yapılan iki yerleştirme, Mack'ın Sahra Çölü'ne diktiği heykellerin bir uzantısı. Farklı malzemelerden yaptığı anıtsal heykeller, ışık objeleri, rotorlar, rölyefler ve “Kromatik Takımyıldızlar” adını verdiği büyük boyutlu tablolar da diğer çalışmaları.

    İSLAM SANATLARINI YAKINDAN TAKİP EDİYOR

    Heinz Mack, İslam sanatlarını yakından takip ediyor. 1960'larda Sahra Çölü'ne, Kuzey Kutbu'na keşif gezileri yapmış. Mezar taşlarımızı hatırlatan taş heykelleri, kubbe formlu mermerleri ve Avrupa'da son yıllarda ilgi gösterilen ‘İslam sanatlarının geometrisi'ni anımsatan çalışmaları var. S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer de sanatçının Düsseldorf'taki atölyesine bir ay önce yaptıkları ziyareti anlatırken bu konuya dikkat çekiyor: “Mack, sanat yaşamında Doğu ve Batı kültürlerinin peşinde koştu. Aralarındaki ilişkiyi, birbirlerinden nasıl beslendiklerini eserlerinde dile getirdi. Öğrencilik yıllarında yaptığı eserlerde bile; özellikle eski Doğu kültürünün Batı sanatına etkilerine rastladık. Sergimizde onlara yer verdik. Terasımızdaki 9 sütunu Doğu ve Batı kültürlerinin buluştuğu yerlerde sergileyebilmek için yaptığını söylemişti bana. 2014'te Venedik Bienali'nde sergilendi, şimdi bizde.”

    Türkiye, ZERO ile birkaç ay önce tanıştı. Heinz Mack sergisiyle biraz daha yakınlaştı. Çünkü karşımızda, kendisine hep “Doğu sanatı, bütün dünyada Batı sanatı kadar ne zaman tanınacak?' diye soran bir sanatçı var.

    Heinz Mack:

    “ZERO akımı, sanat dünyasında yeniden gündeme geldi. New York'taki ZERO sergisini 200 binden fazla kişi gezdi. Hollanda'daki sergiyi 282 bin ziyaretçi etti. Berlin'deki sergiyi ise 60 bin kişi gördü. Bütün dünyadaki ZERO sergilerini aşağı yukarı 700 bin kişinin gördüğünü söyleyebilirim. Berlin'deki sergiye Doğu ile Batı arasındaki geçiş adını verdim ben. Bütün sanat anlayışım bu sergide dile getirilmiştir. Dünya sanatının Doğu kısmını bu sergide belgelemek istemiştim. SSM'deki sergi, bu açıdan harika bir yanıt oldu. Kendime hep şu soruyu sordum: Doğu sanatı, bütün dünyada acaba Batı sanatı kadar ne zaman tanınacak? İki kültürün birbiriyle karşılaşması çok önemli ama ne yazık ki, -büyük bir terbiyesizlik olduğunun da altını çizerek söylüyorum- politik nedenler, coğrafi sınırlar bu sanatları birbirinden ayırıyor. Ben hiçbir zaman coğrafi sınırlarla ilgilenmedim. Eserlerimi, olağanüstü kültüre sahip bu ülkede göstermekten dolayı gurur duyuyorum.”


older | 1 | .... | 352 | 353 | (Page 354) | 355 | 356 | .... | 375 | newer