Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 345 | 346 | (Page 347) | 348 | 349 | .... | 375 | newer

    0 0

    Sakıp Sabancı Müzesi Atlı Köşk'ün ev sahipliğinde düzenlenecek 'Koleksiyon Buluşmaları' bugün başıyor.

    Koleksiyon yöneticilerinin katılımıyla düzenlenecek toplantı üç farklı konuda gerçekleşecek. Ayrıca müzenin konservasyon uzmanları eşliğinde kültürel mirası koruma uygulamaları konuşulacak ve katılımcılara koleksiyonları yakından inceleme fırsatı sunulacak. “Koleksiyon Buluşmaları”nın ilki bugün saat 15.00'te Sakıp Sabancı Müzesi'nde düzenlenecek.


    0 0

    Türkiye'deki resim sanatının köklerini ve temellerini kabul edilen sanatçıların eserlerinden oluşan 'Türk Sanatında Kökler ve Temeller' isimli resim, seramik, heykel ve fotoğraf sergisi 30 Ocak'ta Galeri Eksen'de açılıyor.

    Erol Akyavaş, Özdemir Altan, Bedri Baykam, İbrahim Çallı, Nejat Melih Devrim, Şükriye Dikmen, Gürdal Duyar, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Mıgırdiç Givanian, Ara Güler, Nuri İyem, Zeki Faik İzer, Füreyya Koral, Fikret Mualla, Zekai Ormancı, İbrahim Safi, Nusret Suman, Bedia Taran, Burhan Uygur, Adnan Varınca'nın eserlerinin sergileneceği sergi, 25 Şubat'a kadar görülebilir.


    0 0

    Yazar, müzisyen, ressam ve yönetmen Mehmet Güreli'nin ‘Film Noir' adlı sergisi 11 Şubat'ta The Marmara Pera'da açılıyor.

    Sade Kolektif'in düzenlediği üçüncü sergi olan Film Noir sanat tarihine, İstanbul'un 1930'lu yıllarındaki görüntüsüne ve sinema tarihine ismini yazdırmış filmlere göndermeler yapıyor. Film Noir üretimlerinin kendisini heyecanlandırdığını dile getiren Güreli, “Karşına bir resim koyduğunda resim hangi dönemi yansıtıyorsa sen de o çağa ait oluyorsun.” diyor. Sanatçının uzun süredir gerçekleştirdiği en kapsamlı sergisi olan Film Noir, 11 Mart'a kadar devam edecek.


    0 0

    Gıda markası Pınar tarafından 35. yıldır düzenlenen Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması'na başvurular başladı.

    Öğrencilere resim sanatını sevdirmeyi amaçlayan yarışmanın bu yılki teması ‘Gelecek için Hayallerim'. 6-14 yaş arasındaki çocukların 15 Nisan'a kadar başvurabileceği yarışmaya, Türkiye ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yanı sıra Almanya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Umman ülkeleri de katılabiliyor.

    Değerlendirme sonucu Türkiye'nin her bölgesinden seçilecek üç çocuk ile diğer ülkelerden birer çocuk 20-24 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenecek Pınar Sanat Haftası'nda ünlü ressam Prof. Ergin İnan ve ekibi yönetiminde İstanbul'da sanat eğitimi almaya hak kazanacak. Yarışmada dereceye giren 29 öğrenciye profesyonel resim malzemelerinden oluşan bir resim çantası ve tablet de hediye edilecek. Ergin İnan tarafından Sanat Haftası performansında yapılacak değerlendirme sonrasında da 3 öğrenciye Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı aracılığıyla bir yıl süreyle burs verilecek.


    0 0

    15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden dünyca ünlü İngiliz sanatçı David Bowie için özel bir bölüm hazırladı.

    Bowie'nin ilk filmi olan ve gezegenindeki su sıkıntısına çözüm bulmak için Dünya'ya gelen bir uzaylının yaşadıklarını konu alan 'The Man Who Fell to Earth/Dünyaya Düşen Adam' ile Tony Scott'ın yönettiği vampir filmi 'The Hunger/Açlık' yenilenmiş kopyalarıyla gösterilecek. Sinemadan müziğe pek çok alanda eser veren sanatçının anısına hazırlanan bölüm “David Bowie …” adıyla sunulacak. 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 18-28 Şubat 2016 tarihlerinde İstanbul'da, 3-6 Mart 2016 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir'de gerçekleştirilecek. Biletler 5-7 Şubat tarihlerinde İstanbul için, 19 - 21 Şubat tarihlerinde de Ankara ve İzmir için Biletix'te yüzde 10 indirimle ön satışa çıkacak.

    The Hunger

    The Hunger

    The Man Who Fell to Earth

    The Man Who Fell to Earth


    0 0

    İnternet fenomeni bir karakter iken beyazperdenin yolunu tutan Şevkat Yerimdar, iki yıl önce 60 bin seyircide kalan ilk filminden sonra şaşırtıcı bir şekilde yeniden salonlara geliyor.

    Düğün arefesinde olan Şevkat, düğün masraflarını karşılamak için dedesinden kalan evini satmak üzere Ankara'ya gider. Niyeti evi satıp hemen dönmektir fakat talihsiz aşık Sarper arabasının önüne atlayınca Şevkat'in planları altüst olur.


    0 0
  • 01/21/16--13:00: Köstebekgiller yollarda
  • 400 bin seyirciye ulaşan ilk filmden bir yıl sonra Köstebekgiller ikinci filmiyle salonlarda.

    Gerçek ve animasyon karakterlerin bir arada olduğu filmde, Köstebekgiller'den Köstan Amca, bir ağaca dönüşen Gölge'yi, iyi bir insan olması sözü karşılığında kurtarır. Fakat Gölge, sözünü tutmaz ve çalışmakta olduğu müzayede salonundan, Kraliçe Sora'nın tılsımlı elbisesini çalar. Elbiseye dokunur dokunmaz da, içindeki kötülükle birlikte, Köstan Amca'nın önceden yaptığı ağaç tılsımı harekete geçer.




    0 0
  • 01/21/16--13:00: Dedemle güldür güldür
  • Televizyon dizilerinin komedisizlikten kırıldığı şu günlerde, değişik platformlarda ‘Yılın en iyi komedi dizisi' ödülü alan Güldür Güldür ekibi, hikâyesi Yılmaz Erdoğan'a ait bir senaryo ile beyazperdede.

    Malatyalı Çirci Ailesi'nin hikâyesini konu alan filmde, beyin ölümü gerçekleşmiş aile reisi Salih Çirci'nin fişinin çekilmesine karar vermek üzere tüm aile üyeleri toplanır. Saflıkla kurnazlık arasında sıkışmış vicdanlara sahip Çirciler'in miras kavgası, daha dedelerinin fişi çekilmeden başlar...


    0 0
  • 01/21/16--13:00: Gençliğim eyvah!
  • 80'li yaşlarında iki ihtiyarın hayat muhasebesini konu alan bir filmin adı neden Gençlik olur? İki yıl önce, Muhteşem Güzellik/La Grande Bellezza filmiyle Yabancı Dilde En İyi Film Oscar'ı kazanan İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino'nun, son demlerini yaşayan iki ihtiyarı anlattığı yeni filmine sırf bir kelime oyunu olsun diye Gençlik/Youth ismini verdiğini söylemek yanlış olur.

    Nur risalelerine aşina biri, filmi izlerken sık sık İhtiyarlar Risalesi'ni (26. Lem'a) hatırlayacaktır. Bediüzzaman'ın âdeta ihtiyarlığa özendirdiği bu risale, Hz. Zekeriya'nın “Rabb'inin rahmetini zikir” ettiği, Meryem Suresi'nden bir ayetle başlar. Hz. Zekeriya (as), yaşlılığını Allah'a arz ve takdim eder, bu durumu bir rahmet bilir.
    Gençlik'in iki ihtiyarı Fred (Michael Caine) ve Mick (Harvey Keitel), yaşlılık hallerini birbirlerine arz ediyor. İsviçre Alpleri'nde lüks bir otelde inzivaya çekilen 30 yıllık iki dost, her gün yaşlılık hallerini, geçmişi, anıları, pişmanlıkları, hayatlarını... hayatı konuşuyor. Öyle derin, felsefi de değil. İki yakın dostun konuşacağı sıradanlıkta dertleşiyorlar: “Prostatın bugün nasıl? Sabah yürüyüşe çıktın mı? Filanca zaman şöyle yapmıştık, ne günlerdi! Yan masadaki kadının derdi ne acaba? Senin kızın nesi var? Bizim oğlan yine şöyle bir şey yapmış?”
    Geride bıraktıkları yılları yeniden yaşama arzusu o kadar baskın ki, bir ümit, bir çıkış yolu arıyorlar. Yönetmen olan Mick, ‘vasiyetim' dediği bir ‘veda filmi'nin senaryosu üzerinde uğraşır ama vaktinin geçtiğini kabul etmemekte ısrarcıdır. Yüzleşmekten kaçındığı bu gerçek, yüzüne vurulunca son ümidi de elden gider. Müzisyen Fred ise İngiltere Kraliçesi'nin ısrarlı davetini geri çevirecek kadar münzevi bir hayat peşindedir. İki ihtiyar, etrafından bir enerji, ümit; bir ışık devşirmeye çalışsa da geçmiş onları avucunun içine almıştır artık.
    Şiirsel bir atmosferi var Gençlik'in. Fakat birkaç sahnedeki görsel tercihler sebebiyle İhtiyarlar Risalesi okurlarına tavsiye edemeyeceğim Gençlik, Sorrentino için Muhteşem Güzellik'ten sonra söylenen ‘Günümüzün Fellini'si' nitelemesini perçinleyen bir yapım.


    0 0

    Edebiyatın usta kalemlerinden Tahsin Yücel, hayatını kaybetti. Öykü, roman, deneme, eleştiri dallarında eser veren, çevirileriyle de ün kazanan Yücel 83 yaşındaydı.

    Tahsin Yücel, 17 Şubat 1933 Kahramanmaraş Elbistan'da kunduracı Ahmet Yücel'le Nuriye Münevver Hanım'ın oğlu olarak doğdu. İlköğrenimini Elbistan Gazi Paşa İlkokulu'nda tamamladıktan sonra 1945'te İstanbul'a geldi. 1953'te Galatasaray Lisesi'ni, 1960'da da İÜEF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Fakülteyi bitirdikten sonra, orda kalmayı tercih etti ve 1969'da doktorluk, 1972'de doçentlik, 1978'de de profesörlük unvanlarını aldı. 2000 yılına kadar üniversitede kaldıktan sonra emekliliğe ayrıldı.

    Yurtiçi ve yurtdışında ses getiren yazınsal incelemelerinin yanı sıra, hatırı sayılır çevirileri de bulunan Tahsin Yücel, Stefan Zweig, Steinbeck, Andre Gide, Flaubert, G. de Maupassant, C. Baudelaire, Balzac, M. Proust, A. Camu, A. Dumas, H. C. Andersen, J. P. Sartre, M. Aymé başta olmak üzere pek çok yazarın eserlerini Türkçeye kazandırdı.

    Yücel, 1956'da Haney Yaşamalı kitabıyla Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, 1959'da TDK Öykü Ödülü (Düşlerin Ölümü), 1984, Azra Erhat Çeviri Üstün Hizmet Ödülü (Yaban Düşünce), 1993, Orhan Kemal Roman Armağanı (Peygamberin Son Beş Günü), 1999, Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (Söylemlerin İçinden), 1999, Dünya Kitap Yılın Kitabı Ödülü (Komşular), 2003, Yunus Nadi Roman Ödülü (Yalan), 2002, Ömer Asım Aksoy Ödülü (Yalan), 2007, Balkanika ödülü (Gökdelen), 2008, Mersin Kenti Edebiyat Ödülü'nü aldı.

    Öyküleri: Uçan Daireler (1954), Haney Yaşamalı (1955), Düşlerin Ölümü (1958), Yaşadıktan Sonra (1969), Ben ve Öteki (1983), Aykırı Öyküler (1989), Komşular (1999), Golyan Devrimi (2008)

    Romanları: Mutfak Çıkmazı (1960), Peygamberin Son Beş Günü (1992), Bıyık Söylencesi (1995), Vatandaş (1996), Yalan (2002), Kumru ile Kumru (2005), Gökdelen (Roman), (2006), Sonuncu (2010)

    Deneme-eleştiri: Yazın ve Yaşam (1976), Yazının Sınırları (1982), Tartışmalar (1993), Yazın, Gene Yazın (1995), Alıntılar (1997), Söylemlerin İçinden (1998), Salaklık Üstüne Deneme (2000), Yüz ve Söz (2003), Göstergeler (2006).


    0 0

    Geçen yıl Birdman ile dört Oscar kazanan yönetmen Alejandro Gonz·lez Iñ·rritu'nun merakla beklenen filmi Diriliş (The Revenant), hayatta kalma hikâyesiyle iç içe geçen bir intikam öyküsü.

    12 dalda Oscar'a aday gösterilen Diriliş / The Revenant, hayatta kalma hikâyesiyle (survival story) iç içe geçen bir intikam öyküsü. Dolayısıyla, sinema tarihi içinde bir yere konumlandırılacağı zaman Cast Away, 127 Saat, Gravity ya da Marslı'dan ziyade Death Wish, Batı'da Kan Var, Apokalipto ve Kill Bill'in yanı başına iliştirilmeli.

    Diriliş'in çıkış noktası, 1823 yılında, İç Savaş'ın öncesindeki ‘taze' devlet ABD'de yaşanmış ‘mucizevi' bir hayatta kalma öyküsü. Hugh Glass (Leonardo DiCaprio) adlı iz sürücü, özel bir şirket için geyik postu toplarken boz ayı saldırısına uğrar ve ölümcül bir şekilde yaralanır. Hayatta kalması imkânsız görünen Glass, ekibi tarafından ölüme terk edilir. Şirket yetkilisi yüzbaşı Andrew Henry (Domhnall Gleeson), yaralı adamın düzgün bir şekilde defnedilmesi için ekipten Bridger (Will Poulter), John Fitzgerald (Tom Hardy) ve Glass'in oğlu Hawk'ı (Forrest Goodluck) görevlendirir. Bölgedeki yerlilerin kendilerini bulmasından endişe eden Fitzgerald, bir an önce Glass'tan kurtulup yola düşmek ister. Bu konuda anlaşmazlık yaşadığı Hawk'ı Glass'ın gözü önünde öldüren Fitzgerald, Bridger'ı da ikna ederek oradan ayrılır. Oğlunu kaybeden Glass, Fransız kolonicileri ile yerlilerin saldırısından kaçmaya çalışırken soğuk kış şartlarıyla da mücadele eder. Ancak Glass'i hayatta tutan tek şey, intikam duygusudur.

    VAHŞİ DOĞADA VAROLUŞSAL SIKINTILAR

    Michael Punke'nin 2002 tarihli The Revenant: A Noval of Revenge (Hortlak: Bir İntikam Romanı) adlı kitabından uyarlanan Diriliş, 19. yüzyıldan bir hikâyeyi konu alsa da tarih öncesi dönemlerde, ilkel kabileler arasında yaşanan bir intikam öyküsü anlatır gibi. Apokalipto'dan (2006) 350 yıl sonra Yeni Kıta'da pek bir şeyin değişmediğini gösteriyor. Geçen yıl Birdman ile dört Oscar kazanan yönetmen Alejandro González Iñárritu, Diriliş'te olabildiğince ilkel, vahşi ve sert doğa koşullarında gerçekleşen bu intikam öyküsünü, insan kötücüllüğüne dair karanlık bir varoluşsal damarın içinden anlatıyor. Amerika'nın genellikle yerliler-kovboylar, Fransız-İngiliz kolonileri arasındaki mücadeleler şeklinde özet geçilen dönemine dair vahşi bir öykü... Medeniyetin simgesi ateş, her sahnede karakterlere eşlik ederken, giderek daha da vahşileşen atmosfer, uygarlığın ateş kadar kan üzerinde yükseldiğini vurguluyor.

    Hikâyenin ağırlık noktası intikam duygusunda olsa da esas gücü Hugh Glass'in hayatta kalma azminden geliyor. Büyük bir sürpriz olmazsa Leonardo DiCaprio'nun performansıyla Oscar'a ulaşacağı film, Fitzgerald ile Glass arasında baştan itibaren kurulan gerilimden besleniyor. İntikam skalasının iki ucundaki gerilime sert doğa koşulları üçüncü karakter olarak dâhil oluyor. Iñárritu, nefes, bulut akımı ve pipo dumanını art arda kurguladığı kusursuz eşleşme (perfect match) ile bu üç karakteri bir sahnede vurguluyor.

    ‘MEKSİKA ÇETESİ' İŞBAŞINDA

    Hikâye gücünü hayatta kalma azmi ve intikam geriliminden alsa da, Diriliş'in ağırlık noktasında yönetmen var. Iñárritu, -Av Mevsimi'nin girişini hatırlatan- açılış sahnesindeki perspektif yanılsamasından başlayarak, en kritik anlarda ‘numaralarını' gösteriyor. İlk kamp baskını sahnesindeki, karakterden karaktere kesintisiz hareket eden baş döndürücü kamera kullanımı, atlı düşüş sahnesindeki nefes kesici takipte zirveye çıkıyor. Meksikalı Iñárritu, filmin yerlileri üzerinden Amerikan sistemine olmasa da, Amerikan tarihine karşı salvolarını esirgemiyor.

    Her ne kadar filmin yönetmeni Iñárritu olsa da vatandaşı görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki yine mükemmel iş çıkarmış. Şimdiye kadar Terrence Malick, Tim Burton ve Alfonso Cuaron ile çalışan Lubezki, Yerçekimi ve Birdman'den sonra üçüncü Oscar'ına çok yakın görünüyor. Cuaron ve Iñárritu, 70'lerde Amerikan sinemasının akış yönünü değiştiren ‘sakallılar çetesi'nin (Scorsese, Coppola, De Palma ve Spielberg) yaptığını günümüz Hollywood'una yapar mı bilinmez. Fakat, Guillermo del Toro ve Emmanuel Lubezki'yi de katarsak, ‘Meksika çetesi'nin, Hollywood'un ihtiyacı olan yeni hikâye anlatım yolları ve yönetmen kumaşına taze bir soluk getirdiğini söyleyebiliriz.


    0 0

    Ünlü yazar ve çevirmen Tahsin Yücel (83), hayatını kaybetti. Yücel'in öykü, roman, deneme, inceleme ve derleme alanında pek çok eseri bulunuyor.

    Tahsin Yücel, ilköğrenimini Elbistan Gazi Paşa İlkokulu'nda tamamladıktan sonra 1945'te İstanbul'a geldi. Yücel, 1953'te Galatasaray Lisesi'ni, 1960'da da İÜEF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Fakülteyi bitirdikten sonra 1969'da doktorluk, 1972'de doçentlik, 1978'de de profesörlük ünvanlarını aldı. 2000 yılına kadar burda kaldıktan sonra emekliliğe ayrıldı.

    (CİHAN)


    0 0

    34. Beyaz Müzayede'de 16 Ocak Cumartesi günü düzenlediği müzayedesinde en yükse fiyat Neşet Günal'ın ‘Yaşantı II' adlı tablosuna verildi.

    Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun en bilinen ve önemli yapıtlarından 1975 tarihli “Kırmızı Kahve”, 350 bin TL'ye satılarak müzayedenin ikinci en yüksek fiyata satılan eseri oldu. Müzayedede 300 bin TL'lik satış rakamlarıyla, en yüksek fiyatlı üçüncü eser ise 2010 yılında kaybettiğimiz Türk çağdaş sanatının önemli ustalarından Ömer Uluç'un koleksiyonerler tarafından en tercih edilen dönemi olan 1980'li yıllara ait, 1988 tarihli, “Nü ve Kedi” isimli eseri ile Fahrelnissa Zeid'in ‘Pastoral Senfoni' isimli eseri oldu. Komet'in 2 senede tamamladığı, bugüne kadar yapmış olduğu en büyük iki eserden biri olan “Gülü Ver; Bindik Bir Alamete” isimli eseri ise 275 bin TL'ye alıcı bulurken, Cevat Dereli'nin başyapıtlarından olan “Balıkçı, Kedi ve Martı” 225 bin TL'ye satıldı.

    Bedri Rahmi Eyüboğlu-Kırmızı Kahve


    0 0

    Dünyanın en eski arkeolojik keşfi olarak kabul edilen, 12 bin yıllık geçmişe sahip Urfa'daki Göbeklitepe'ye, Ferit F. Şahenk'in kurduğu Şahenk İnisiyatifi, 15 milyon Dolar yatırım yapacak.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Şahenk İnisiyatifi tarafından hayata geçirilen 20 yıllık yatırım programı kapsamında, insanlığın ilk yaşamlarına dair bugüne kadar bilinenleri kökünden değiştiren erken Neolitik dönemden kalan çalışmaların yürütülmesi planlanıyor. Şahenk İnisiyatifi'nin ana sponsor olacağı proje için şirket kazıları destekleyecek, ziyaretçiler için dünya standartlarında bir deneyim merkezi inşa edecek ve dünya çapında yürüteceği iletişim çalışmaları ile henüz yeterince keşfedilmemiş bu ikonik yeri ziyarete teşvik edecek.


    0 0
  • 01/22/16--13:00: Osmanlı kültüründe kahve
  • Kahvenin kültürlerarası serüveninin fotoğraflar, videolar ve hikâyelerle anlatıldığı ‘Üç Şehir Bir Kahve: Kahire, İstanbul, Viyana' sergisi kapsamındaki ‘Kahve Bahane, Sohbet Şahane' sohbetleri Prof. Dr. Zeynep Tarım ile devam ediyor.

    Bugün 14.30'da Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde gerçekleşecek sohbetin konusu; ‘Osmanlı Sarayı'nda ve Devlet Adamları Arasında Kahve İkramı'. Herkesin katılımına açık sohbette 17. yüzyıl başından itibaren Osmanlı dönemindeki devlet adamlarının birbirlerini ziyaretlerindeki kahve ikram törenleri anlatılacak. (www.millireasuranssanatgalerisi.com)


    0 0

    Yönetmen Aslı Özge'nin Almanca çektiği yeni filmi ‘Ansızın / Auf Einmal' dünya galasını 66. Berlin Film Festivali'nde yapacak.

    Film, 11-21 Şubat arasında düzenlenecek festivalin Panaroma Special bölümünde gösterilecek. İlk filmi Köprüdekiler ile İstanbul, Adana ve Ankara Film Festivalleri'nde en iyi film ödülleri alan Özge'nin ikinci filmi Hayatboyu da dünya galasını Berlin Film Festivali'nde yapmıştı. Almanya, Fransa ve Hollanda ortak yapımı ‘Ansızın'ın senaryosu da Aslı Özge'ye ait. Filmin başrollerini ise Haneke'nin Beyaz Bant ve Tarantino'nun Eşkıya Çetesi filmlerinde rol alan Sebastian Hülk, Sophie Scholl filmiyle gümüş ayı ödülü kazanan Julia Jentsch ve Spielberg'in Münih filmindeki rolüyle hatırladığımız Hans Zischler paylaşıyor. ‘Ansızın', şiddeti önceden kestirilemeyen bir olayın insanı kendi zayıflıkları ve korkularıyla karşı karşıya bırakması sonucunda hayatını ve içinde bulunduğu çevreyi sorgulamasını konu alıyor.


    0 0

    Hollandalı ünlü ressam Vincent van Gogh'un, kardeşi Theo'ya yazdığı 265 mektup, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.

    ‘Dostlukla' kitabı, Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nin ve Lahey'deki Huygens ING'nin (Hollanda Kraliyet Sanat ve Bilim Akademisi'nin bir bölümü) desteğiyle yürütülen Van Gogh Mektupları Projesi'nin bir parçası. Aslında bu mektuplar, sanatçının elinden çıkanların üçte biri. Toplam 820 mektup ve bazı mektuplara çizdiği eskizler www.vangoghletters.org'da yayınlanıyor.

    İntihar ederek hayatına son veren Vincent van Gogh'un (1853-1890) trajik bir hayatı oldu. 27 yaşında resim yapmaya başladı ve ünlü eserlerini 10 yıla sığdırdı. Sanatçı olma yönünde aldığı geç karara da kardeşi Theo teşvik etti. Bu yüzden aralarında daha sıcak bir kardeş ilişkisi gelişmişti. Sanat çevresinin içine girmek için Lahey'den Londra'ya yerleşen Vincent ile Theo, bu sırada epeyce mektuplaşıyorlar. Maddi-manevi abisine destekleyen Theo Lahey'de bir galeri sahibi, resme ve şiire meraklı bir kişilik.

    Kitapta yer alan mektupların seçiminde Van Gogh'un yazgısını bulmak için giriştiği sonu gelmez arayışa, kardeşi Theo'yla yakın bağına, babasıyla rahatsız edici ilişkisine, kabul görme yönündeki doğuştan arzusuna, sanat ve edebiyat tutkusuna ağırlık veriliyor. Yazışmalar Paris'teki avangard sanat akımını da gözler önüne seriyor.

    Van Gogh, kardeşine yazdığı mektupların önemli bir kısmını ‘Dostum, bahtın açık olsun' diye bitiriyor. Theo, abisinin şöhretine yetişemeyen biri olarak pek bahtı açık değildi. Bu son cümle, bu güzel dua, nihayetinde dönüp dolaşıp Van Gogh'a etki etti.


    0 0
  • 01/22/16--13:00: Edebiyat, hocasını yitirdi
  • Tahsin Yücel denince iki kimlik öne çıkıyor: Cumhuriyet dönemi edebiyatında yarım yüzyılı aşkın süre kurmaca eserler vermiş bir yazar ve Türkiye'de göstergebilimin, yapısalcılığın tanınmasına öncülük etmiş bir bilim adamı.

    Tahsin Yücel 1933'te Kahramanmaraş'ta doğdu. Galatasaray'daki öğrenciliğinin ardından İstanbul Üniversitesi'nde Fransız dili ve edebiyatı eğitimi aldı. 1961'den emekli olacağı 2000 yılına kadar aynı üniversitede çalıştı.
    Henüz 23 yaşındayken Haney Yaşamalı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nın sahibi olmuştu. Düşlerin Ölümü ile Türk Dil Kurumu (1959), Peygamber'in Son Beş Günü ile Orhan Kemal (1993), Söylemlerin İçinden ile Sedat Simavi (1999) ve Yalan ile Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy (2003) ödüllerine değer görüldü. Edebiyatımızın çalışkan çevirmenlerinden olan Yücel, Azra Erhat Çeviri Üstün Hizmet Ödülü sahibiydi. (Çevirmen ile yazarın kesişen kaderi: Dilimize kazandırdığı Michel Tournier de bu hafta hayata veda etti.)
    ARI DİLİ YAYGIN HALE GETİRDİ
    Tahsin Yücel'in ilk öykü kitabı Uçan Daireler 1954 tarihlidir. 20'li yaşlardaki şaşırtıcı verimliliğini öykü kitapları ve bir romanın yanı sıra çevirilerle beslemişti. Anadolu Masalları'nı derlediğinde yaşı daha 24'tü. Edebiyata erken ve hızlı başlangıcı, onu sanki bir önceki kuşaktan biri yapmıştı. Aynı zamanda 1953-1960 arası Varlık Dergisi'nde Yaşar Nabi Nayır'ın yardımcısıydı. “O bize yaşlı kuşaktan bir yazar gibi gelirdi.” demişti bir keresinde Hilmi Yavuz. Bu, onun katıksız bir cumhuriyet savunucusu olmasıyla da ilgiliydi. Tahsin Yücel için salt cumhuriyet değerleriyle yetişmiş yazar kuşağının öncüsü demek yanlış olmaz. Bu dünya görüşü kendini en çok ödünsüz dil devrimi savunuculuğunda gösterdi.
    Tahsin Yücel arı dili kurmaca yapıtlarıyla yaygın hale getirmiş, bilimsel incelemeleriyle dil tutumunun kuramsal dayanağını ortaya koymuştu. Tahsin Yücel'in yapıtlarında ‘eksik' olan şey de galiba o kuşağın yitirdiği şeydi. Örneğin, o ünlü “Haney Yaşamalı” öyküsünde cami hocasına “vaiz” verdirir: “Ama vaiz de, namaz da her şey gibi biter...” Öyküyü ilk okuyuşumda Tahsin Yücel gibi titiz bir yazarın “vaiz” ile “vaaz”ı karıştırmasına çok şaşırmıştım. Öztürkçe rüzgârının hızlı estiği dönemde “kendi kültürüne yabancılaşma” pek dert edilmiyordu.
    ELEŞTİRİYE BİLİMSEL BOYUT KATTI
    Tahsin Yücel'in deneme yazmaktan vazgeçmemiş olması kayda değer. Hiçbir zaman Ataç kadar etkili olamadı (kim olabildi ki?) ama Tahsin Yücel'in eleştiriye bilimsel bir boyut kazandırdığı yadsınamaz. Hem kuramsal metinleriyle hem çevirileriyle dilbilime katkısı büyük oldu: “Söylen”, “söylem”, “söylence” kavramlarını onun yazılarıyla tanıdık. Varlık'ta 90'ların sonunda yayımladığı denemeler, edebiyat adamının güncelin sığlığı karşısında nasıl tavır belirlemesi gerektiğine dair ders niteliğinde metinlerdi. Bir edebiyatçının gündeme dair söz söyleyebildiğini ve bunu herkesten daha zekice yapabildiğini ilk kez Tahsin Yücel'de gördüm diyebilirim. İğneleyici denemeleri, özellikle mizaha başvurduğunda, zihin açıcıydı. Salaklık Üstüne Deneme kitabı, ne yazık ki ülkemizde hep güncel, bir başyapıttır.
    Tahsin Yücel denemelerindeki iğneli üslubu sık sık romanlarına da taşıdı ama bana kalırsa kurmacada daha başarılı olduğu tür öyküydü. 2005'te yayımlanan Kumru ile Kumru romanı üzerine söyleştiğimizde (tam 11 yıl önce bugünlerde yapmışız o söyleşiyi) bu düşüncemi Tahsin Bey'e de söylemiştim. Toplumdaki yozlaşmayı, tüketim çılgınlığını, bilinçsizleşmeyi öngören o romana bugünden bakınca, yazarının usta bir gözlemci olduğu daha iyi anlaşılıyor.
    Tahsin Yücel'in dilimizde dolaşıma soktuğu “yazın” sözcüğünü benimseyemedim (“edebiyat”taki ihtişamı vermiyor) ama hep sevimli buldum. Ardından yine o sözcük: Hayat kısa ama “yazının sınırları çok geniş”.

    ‘Tanıdığım en alçakgönüllü insan'

    Enis Batur (Yazar): "Tahsin Bey benim hem yakın bir dostumdu hem üstün değer verdiğim bir yazar ve aydındı. Türkiye ölümlerini eşit biçimde karşılayamıyor. Anısını ne kadar canlı tutacağımızı bilemiyorum ama en azından bıraktığı eserlerin kalıcı olduğu konusunda en ufak bir tereddüt duymuyorum. Hayatımda karşılaştığım en alçakgönüllü insan oydu. Müthiş bir zekâsı ve dışarıdan bakıldığında gözükmeyen bir mizah anlayışı vardı. Büyük kayıp..."

    'Onu özlemle anacağız'

    Can Öz (Yayıncısı): "Tahsin Yücel, çok küçüklüğümden, yayınevine gidip gelmeye başladığım on yaşımdan beridir tanıdığım bir aile dostuydu. Ama esas Yalan'ı okuyunca tutuldum Tahsin Hoca'ya, daha sonra Kumru ile Kumru, Göstergeler kitabının yayınlandığı tam o arada babamı kaybettik. Ondan sonra bol bol vakit geçirdik, kitapları üstüne çalıştık. Dolayısıyla Can Yayınları'nın ve Erdal Öz'ün ayrılmaz bir parçası olarak onu özlemle anacağız. Hepimiz için büyük bir kayıp."

    ‘Edebiyatın soylu temsilcisiydi'

    Turgay Fişekçi (Şair): "Çağdaş edebiyatımızın artık soyları neredeyse tükenen, yalnızca edebiyat değerlerini kendine kılavuz edinen soylu temsilcilerinden biriydi. Yaşar Nabi'nin kıyısında dirsek çürütülerek başlanmış bir edebiyat yolculuğunda uluslararası başarılara dek yalnızca alçakgönüllüğün kanatlarıyla ulaştı. Edebiyatımız dünden ve yarından daha yoksul artık."


    0 0

    Geçtiğimiz gün hayatını kaybeden yazar ve çevirmen Tahsin Yücel'i, son yolculuğuna dostları ile siyaset ve sanat dünyasından isimler uğurladı.

    Dün Şişli Camii'nde düzenlenen cenaze törenine şair Cevat Çapan, şair Özdemir İnce ve Tahsin Yücel'in arkadaşları katıldı. Tahsin Yücel'in cenazesi, öğle namazı sonrası kılınan cenaze namazının ardından Yeni Ayazağa Mezarlığı'na defnedildi.

    Cenaze töreninde konuşan Özdemir İnce, Tahsin Yücel'in Demir Özlü, Ferit Edgü gibi isimlerle birlikte Cumhuriyet kuşağının en önemli isimlerinden biri olduğunun altını çizdi. Şu anda bütün edebiyatçılar onların kurduğu dilden yararlanıyorlar. Tahsin Yücel, bu isimlerin en önemlisidir.” dedi. Tahsin Yücel'in eserlerinin dilden dile çevrilip uluslararası boyuta ulaştığını belirten şair yazar Cevat Çapan ise Tahsin Yücel'in hep özgün şeyler kaleme aldığını söyledi.


    0 0

    Irkçılık ve ayrımcılık tartışmalarının hedefindeki Oscar Ödülleri'nde kurallar değişiyor. Ödüllerin düzenleyicisi Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi'nin başkanı Cheryl Boone Isaacs, üyelerin oy haklarına sınırlama getirileceğini, kadın ve azınlığa mensup üye sayısının 2020'ye kadar mevcudun iki katına çıkarılacağını açıkladı.

    Irkçılık ve ayrımcılık tartışmalarıyla gündeme gelen Oscar ödüllerinin yapısında değişikliğe gidiliyor. Ödüllerin düzenleyicisi Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, bir dizi yapısal değişiklik kararı aldı. 14 Ocak'ta açıklanan 88. Oscar Ödülleri'nin aday listesindeki bütün oyuncu adaylıklarının -tıpkı geçen yıl olduğu gibi- beyaz isimlerden oluşması ‘Oscar Hâlâ Çok Beyaz' (OscarStillSoWhite) etiketiyle sosyal medyada tepkilere neden olmuştu. Hatta Spike Lee, Jada-Pinkett Smith ve Will Smith, sinema dünyasını ödül törenini boykot etmeye çağırdı. Tartışmanın büyümesi üzerine Akademi'nin siyahi Başkanı Cheryl Boone Isaacs, 19 Ocak'ta yazılı bir açıklama yaptı. Değişim için zamana ihtiyaçları olduğunu söyleyen Isaacs, üyelerin oryantasyonu konusunda çalıştıklarını belirterek sinemacılardan ‘anlayış' beklemişti.

    ÖMÜR BOYU OY HAKKI SONA ERİYOR

    Oscar töreninin boykot edilme tehlikesi üzerine Akademi somut adımlar attı. Özel bir toplantı yapan Akademi Komitesi, oylama sisteminden üyelik sürecine kadar bir dizi değişiklik kararı aldı. Buna göre, Akedemi'nin 6 bini aşan üyelerinin oylama statüsü gözden geçirilecek. Yani, Akademi'ye üye olan her sinemacı ömür boyu oy veremeyecek; gerekirse oy verme statüsü değiştirilecek. Sadece ödül veya adaylık almış isimler ile 30 yıl boyunca oy kullanmış sinemacılar süresiz oy hakkına sahip olacak. Onlar haricindeki üyelere son 10 yılda akfif olarak sinema sektöründe yer alıp almadıklarına bakılarak oy hakkı verilecek. Akademi'nin yönetim kurulu da ‘çeşitlenecek'. Akademi'nin karar komitesi olan 51 kişilik Governorlar Kurulu'na üç yeni üye alınırken, başkan tarafından belirlenecek üyeler, yönetim kurulu tarafından onaylanacak.

    Gelinen noktada Akademi, 28 Şubat'taki ödül töreninin boykot edilmesi ve son yıllarda izlenme oranları düşen Oscar ödüllerinin itibarının tehlikeye girme ihtimali karşısında bir hamle yaptı. İki yıl üst üste bütün oyuncu adaylarının beyaz olması konusunda “Bunu aşmamız gerek.” diyen Isaacs, dün AP'ye yaptığı açıklamada, kadın üyeler ile azınlığa mensup üyelerin sayısının 2020'ye kadar mevcudun iki katına çıkarılacağının sözünü verdi. Hedef, halihazırda % 23 olan kadın üye oranını % 48'e, % 6'larda olan ‘renk' oranını % 14'lere çıkarmak. Mevcut durumda, yaş ortalaması 63 olan Akademi üyelerinin % 94'ü beyaz, % 77'si erkek.

    CHARLOTTE RAMPLING'DEN İLGİNÇ ÇIKIŞ

    Bütün bu tartışmalar içinde en ilginç açıklama İngiliz oyuncu Charlotte Rampling'den geldi. Sonradan ‘yanlış anlaşıldığını dile getirse de Rampling, Fransız Europe 1 radyosuna verdiği demeçte Oscar boykotunu “beyazlara karşı ırkçılık” olarak değerlendirdi. 45 Yıl filmiyle En İyi Kadın Oyuncu dalında yarışacak Rampling, “Belki de siyahi oyuncular Oscar'a aday olacak kadar iyi değildir.” sözleriyle tepki çekti.

    Akademi'nin kararı genel olarak olumlu karşılansa da siyahi sinemacılar açıklamaya temkinli yaklaşıyor. Hotel Rwanda (2004) filmiyle Oscar'a aday olan Don Cheadle, bu ‘deneme'nin güzel olduğunu, ancak esas sorunun ıskalandığını düşünüyor: “Oscar adaylıkları bir belirti; hastalığın kökünü kurutmak gerekir. Sektörde çalışan siyahilerin, kadınların ve azınlıkların sayısına, onların hangi kademelerde ne kadar görev alabildiklerine bakmak önemli.” Selma'nın yönetmeni Ava DuVernay ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Akademi'nin hamlesini “uzun bir yol için iyi bir adım.” sözleriyle değerlendirdi. DuVernay, “Kadınlar ve siyahiler için zorlu bir yolculuk.” yorumunu yaptı.


older | 1 | .... | 345 | 346 | (Page 347) | 348 | 349 | .... | 375 | newer