Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 344 | 345 | (Page 346) | 347 | 348 | .... | 375 | newer

    0 0
  • 01/17/16--13:00: Oscar hâlâ çok beyaz!
  • Oscar ödüllerinin aday listesi bir kez daha ırkçılık tartışmalarıyla gündemde. Geçtiğimiz yıl adayların açıklanmasının ardından ABD'de başlayan ‘Oscar Çok Beyaz' (Oscar So White) tartışmaları, bu yıl 88. Oscar Ödülleri adaylarının duyurulmasıyla birlikte ‘OscarHalaÇokBeyaz' (OscarStillSoWhite) etiketiyle yeniden alevlendi.

    Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar ödülleri, özellikle son birkaç yıldır ırkçılık ve ayrımcılık tartışmalarının odağında. Üyelerinin çoğunluğunun beyaz ve yaşlı olması nedeniyle Oscar tercihlerinin de bu yönde şekillendiği iddiaları var. Akademi'nin siyahi başkanı Cheryl Boone Isaacs, geçtiğimiz yıl bu iddiaları yarım ağızla doğrulamış ve bunu düzeltmek için bir dizi ‘gençleştirme ve çeşitlendirme' operasyonu yapmıştı. Dünyanın değişik ülkelerinden ve farklı ırklardan, çoğunluğu 40 yaş altında 322 sinemacıyı Akademi üyeliğine davet eden Isaacs, yine de ayrımcılık ve ırkçılık eleştirilerinden yakasını kurtaramadı.

    SİYAHİ ‘CREED' DEĞİL, BEYAZ ‘ROCKY' ADAY

    Gizli Dünya / Room, Brooklyn ve Büyük Açık / The Big Short gibi nispeten ‘vasat' yapımların en iyi film dalında aday gösterildiği listeye Creed ve Beast of No Nation filmlerinin alınmaması eleştiri konularından biri.

    Creed filminin sadece bir adaylıkta kalması tartışmalı bir karar olarak yorumlanıyor. Sylvester Stallone'a Rocky rolünde 40 yıl sonra Oscar adaylığı getiren Creed'de siyahi başrol oyuncusu Michael B. Jordan'ın ve filmin siyahi yönetmeni Ryan Coogler'ın aday gösterilmemesi ‘beyaz tercihler'e bir örnek sayılabilir. Geçtiğimiz yılki aday listesinden sonra Akademi'yi sert bir şekilde eleştiren siyahi yönetmen Spike Lee'nin olumlu eleştiriler alan filmi Chi-Raq da hiçbir dalda aday gösterilmedi.

    OYUNCU ADAYLARIN TAMAMI BEYAZ

    Siyahi oyuncuların rol aldığı filmler ile oyuncu performanslarının görmezden gelinmesi Akademi üyelerinin tercihleri soru işaretlerine neden oluyor.

    Toplamda 20 oyuncunun aday gösterildiği erkek, kadın, yardımcı erkek ve yardımcı kadın dallarındaki bütün oyuncuların –tıpkı geçen yılki gibi– beyaz olması tartışmaları alevlendiren bir başka sebep. Creed'de Michael B. Jordan'ın yanı sıra, Beast of No Nation'daki rolüyle Idris Elba'nın, Concussion'daki performansıyla Will Smith'in ve Straight Outta Compton filminin genç oyuncularının aday listesinde yer alması bekleniyordu. Bu durumda, geçen yıl oyuncu adaylıklarında görülen ‘bembeyaz' tablo bu yıl aynen tekrarlanmış oldu. Üstelik konu sadece siyah-beyaz ile sınırlı değil. Adaylar arasında Hispanik ya da Asya kökenli bir ismin olmaması da ayrı bir konu. Bu kadarla da bitmiyor. En iyi film dalında aday 8 filmin 23 yapımcısı arasında sadece 8 kadın var. Özgün ve Uyarlama Senaryo dalında aday gösterilen 17 senarist arasında ise sadece dört kadın var; azınlığa mensup hiçbir isim yok.

    Başkanlığını siyahi bir kadının yaptığı dönemde Akademi'nin düzenlediği Oscar Ödülleri'nin son iki yıldır ırkçılık, ayrımcılık ve kadın-erkek ücret eşitsizliği ile gündeme gelmesi ironik bir durum. Neyse ki bir teselli var; 28 Şubat'ta Los Angeles'taki Dolby Tiyatrosu'nda düzenlenecek 88. Oscar Ödülleri'nin sunuculuğunu da siyahi oyuncu ve komedyen Chris Rock yapacak!


    0 0

    Endülüslü filozof İbn Tufeyl'in bin yıl önce yazdığı felsefî; eseri Hayy bin Yakzan, çocuklar için tiyatroya uyarlandı. Zalim bir yöneticinin zulmünden kaçarken küçük bir sandalla kıyıya vuran ve akıl ve irade ile hakikati bulan Hayy'ın öyküsü, kıyıya vuran tüm çocuklara ithaf ediliyor.

    Endülüslü filozof İbn-i Tufeyl, 12. yüzyılda sandal içinde kıyıya vuran Hayy adlı bir çocuğun hikâyesini konu alan bir eser kaleme alır. Hayy henüz bebekken zalim bir yöneticiden kaçırılarak sandalla denize bırakılır. Eser, Hayy'ın hayvanlar arasında yaşarken dünyayı anlamlandırma çabasına, gerçeği bulma serüvenine odaklanır. Aradan neredeyse bin yıl geçer ve bugün dünya hâlâ kıyıya vuran çocukları konuşmaktadır. Hayy onlardan şanslıdır. Çünkü büyümesine fırsat verilmiştir.
    Bahsi geçen eser, birçok dile çevrilen hatta Robinson Crusoe'ya ilham verdiği iddia edilen Hayy bin Yakzan. Meridyen Derneği'nin ‘Meraklı Çocuk Hayy' adıyla tiyatroya uyarladığı eser, kıyıya vuran tüm çocuklara ithaf ediliyor. Yaklaşık bir aydır da ağzına kadar dolu salonlarda çocuklarla buluşuyor. Galası, geçtiğimiz hafta Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde yapılan oyun şubat sonuna kadar sahnelenecek.
    Hayy'ın ormandaki serüveni onu yavrusu sanan ceylanla karşılaşması ile başlar. Ceylan iki sene Hayy'ı emzirir, büyütür. Hayy anne ceylanı taklit eder, onun gibi sesler çıkarır. Ormanın diğer sakinlerinden farklı olduğunu anlamaya başlaması ise uçmak, hızlı koşmak gibi hayvansal yetenekleri olmadığını fark etmesi ile olur. Ceylanın dünyaya getirdiği diğer yavrusunun kendisine hiç mi hiç benzemediğini görmesi ile de artık emindir. Hayy, güneşin her gün aynı yönden doğup aynı yönden battığını fark ederken ormanın diğer sakinleri böyle şeylerle hiç ilgilenmemektedir. Bu durum Hayy'ın diğer hayvanlardan farkının sadece görüntüden ibaret olmadığını anlamasına da yol açar. Hayy, aklı ve bir süre sonra da vicdanı keşfedecek, mutlak gerçeğe ulaşacaktır.
    Eserin ağırlığını hafifleten uyarlama…
    Hayy bin Yakzan aslında sembollerle örülü felsefi bir eser. İnsanın doğuştan sahip olduğu akıl ve irade ile kendi başına kalsa dahi yaratıcıyı bulacağını göstermeye çalışan müthiş bir roman. 1708'de İngilizceye çevrilen kitap, daha sonra birçok dile daha kazandırılmış ve dünya edebiyatını en çok etkileyen İslam kaynaklı edebi eserlerden biri olmuş.
    ‘Hikâyenin ana karakterinin çocuk olması, çocuk oyununa uyarlanması için yeterli mi?' sorusu zihni epeyce meşgul ediyor. Hatta salona girer girmez okulöncesi çocukların sayısının yüksek olduğunu fark etmek, küçük çaplı bir endişeye sebep olabilir. Bu, eserin konusuna bakıp çocukların oyun sırasında sıkılıp çıkmak isteyeceklerine dair önyargıdan kaynaklı bir endişe. Ancak oyunculuk da uyarlama da hiç fena değil. Müzikler ise bir harika. Kostümler ‘keşke daha özenli olsaydı' dedirten türden. Kısacası endişeye mahal yok, çocuklarınızı gönül rahatlığıyla götürebilirsiniz. 4 yaş altı çocuklar içinse garanti vermek güç.
    Oyun konu itibarıyla yetişkinlerin de izleyeceği bir eser gibi görünse de çocuklardan oyuna odaklanmaya sıra gelmiyor. Ama ‘çocuğu için tiyatroya giden ebeveynin aşırı acıklı öyküsü' diye bir gerçek varsa Meraklı Çocuk Hayy, her türlü ‘ehven-i şer' bir durum arz ediyor. (www.hayymeraklicocuk.com)


    Gösterimler ücretsiz

    Mehmet Emin İnci'nin yönettiği Meraklı Çocuk Hayy, 30 ve 31 Ocak'ta Üsküdar Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde, 23-24 Ocak ile 4-5-6-7 Şubat'ta Fatih Zübeyde Hanım Kültür Merkezi'nde, 28-29 Ocak'ta Bağcılar Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Kültür Merkezi'nde izlenebilir. Saat 12.00'de başlayacak tüm gösterimler ücretsiz.


    0 0

    Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü Rengim Gökmen, görevine geri döndü.

    24 Temmuz 2014'te dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik tarafından görevinden alınan Gökmen, yeni bakan Mahir Ünal'ın göreve iade yazısıyla yeniden genel müdür olarak atandı. Görevden alındıktan sonra bunun “hukuka aykırı olduğu” gerekçesiyle bakanlığa karşı açtığı tüm davaları kazanan Gökmen, ikinci kez DOB'un başına geçti. Rengim Gökmen, Türkiye Sanat Kurumu Yasa Tasarısı'na (TÜSAK) karşı çıkmış ve “TÜSAK yasası gelirse, opera bale tamamen biter.” demişti.


    0 0
  • 01/18/16--13:00: Gonca Dergisi 14 yaşında
  • Çocukların merak ve keşif duygularını besleyen, eğlenceli, bilgilendirici Gonca Dergisi 14. yaşına girdi.

    Ocak sayısı, ‘Hoş Geldin Yeni Kardeş' projesi ile okuru selamlıyor. Akşehir'de eğitim veren Özel Reyhan İlkokulu'nun geliştirdiği projede, yeni kardeşi olan öğrencilerin evleri sınıfça ziyaret ediliyor. Çocukların ellerinden düşürmediği teknolojik aletlerin göz sağlığını olumsuz etkilediğine değinen ‘göz sağlığı için pratikler' bölümü, sağlıklı olmak için neler yapılması gerektiğine yer veriyor.

    E. Oğultekin tarafından çizilen ‘Nasreddin Hoca' hikâyesi, çocukların mizahi gelişimine destek olmaya devam ediyor. Ergün Altaş'ın kaleme aldığı, ‘Tarhana Çorbası İçen Kardan Adam' hikâyesi ile soğuk kış günlerinde içimizi ısıtıyor. ‘Zeynep'in Günlüğü'nde Zeynep, okul hayatını gün gün okurla paylaşıyor. ‘Zeynep'in mutfağı' bölümünde ise kalan yiyeceklerin nasıl değerlendirileceğini anlatıyor. Musa Güner'in ‘Ağaca Yürü' hikâyesi, Nuh Özdin'in ‘İsraf Avcısı' yazısı da okurunu bekliyor. (www.goncadergisi.com)


    0 0

    Fotoğraf sanatçısı Cengiz Akduman, 19. kişisel sergisini açmaya hazırlanıyor.

    22 Ocak Cuma günü İstiklal Caddesi'ndeki Yunanistan Konsolosluğu Şişmanoğlu Kültür Merkezi'nde açılacak serginin adı ‘İnsan-sız'. 1 ay boyunca ziyarete açık olacak sergide, bugüne kadar hep insan ve yaşam fotoğrafları ile tanıdığımız Akduman'ın, bu kez içinde hiç insan barındırmayan fotoğrafları yer alıyor. ‘İnsansız' fotoğraflarının da insanı anlattığını söyleyen Akduman, “Bu sergi, içinden bir çift gözün size bakmadığı, bir suretin sizi ifadesiyle yargılamadığı fotoğraflardan oluşuyor. İçinde insanı fizyolojik olarak barındırmayan ama insana dair ipuçları veren bir sergi yapmaya çalıştım.” diyor. İnsana dair sevdasının bitmediğini söyleyen sanatçı, sergiye konu olan fotoğrafları şöyle açıklıyor: “Son zamanlarda yaşadığım hayal kırıklıkları bu serginin ‘İnsan-sız' olmasına sebep oldu mu? Olduysa bile bundan sonra yine insanlı yine insan için fotoğraf çekeceğim. Çünkü insana dair sevdam bitecek gibi değil. Sevda biterse, hayat da biter…” ‘İnsan-sız' sergisine şair Yelda Karataş'ın her fotoğraf için ayrı ayrı yazdığı kısa şiirler eşlik ediyor.


    0 0

    ‘Barış İçin Akademisyenler' inisiyatifine bir destek de Orhan Pamuk'tan geldi.

    Nobel ödüllü yazar, güneydoğudaki operasyonların son bulmasını talep eden akademisyenlerin tehdit edilmesinin ve bazılarının gözaltına alınmasının “Türkiye'nin zaten sınırlı demokrasisine ağır zarar verdiğini” söyledi. İtalya'da yayımlanan La Repubblica gazetesine konuşan Orhan Pamuk, bildiri yayımlamanın her demokrasinin temel eylemlerinden biri olduğunu ifade etti. Pamuk, “Kürtlerle barış için bildiri imzalayan akademisyenlerin gözaltına alınması, Türkiye'de zaten sınırlı olan demokrasiye ağır zarar vermektedir.” dedi.

    Akademisyenlerin görüşlerini ifade etmesine izin verilmeyen bir demokrasi düşünemediğini vurgulayan Nobel'li yazar, “Hükümetin mutabık olmadığı bir bildiriye imza koydukları için onları gidip evlerinden almak, gözaltında tutmak ya da tutuklamak, bunlar kabul edilemez şeyler.” diye tepkisini ortaya koydu. Pamuk, Türkiye'nin geldiği noktanın sebeplerini ise şöyle yorumluyor: “Türkiye'de sadece bir seçim demokrasisine sahibiz, ancak ifade özgürlüğüne, kuvvetler ayrılığına ve üniversitelerin özerkliğine saygı gösteren kurumsal bir demokrasimiz yok. Hükümetin kararlarının, akademisyenlere zorla kabul ettirildiği bir ülkede, özgür seçimler olsa bile tam bir demokrasiden söz edilemez.”

    ‘AYDINLAR DİLEKÇESİ'Ni İMZAlAMIŞTI

    Orhan Pamuk, 12 Eylül darbesine tepki gösteren 1984'teki Aydınlar Dilekçesi'nin imzalayan 1383 kişiden biriydi. Birçok imzacı askeri mahkemede yargılanınca pek çok kişi imzalarını metinden çekmişti. Ancak Orhan Pamuk'un da aralarında bulduğu bazı isimler söylediklerinin arkasında durduklarını açıklamıştı.


    0 0

    Mehmet Nermi Haskan'ın 1995'te yayına hazırladığı eseri ‘Eyüplü Hattatlar', 20 yıl sonra Doç. Dr. Süleyman Berk tarafından baştan sona yenilenerek yayımlandı. 212 hattatı yakından tanıtmayı amaçlayan kitapta, hattatların eserlerine, mezarları ve mezar taşı kitâbelerine, evlerinin şimdiki durumuna ait fotoğraflara yer veriliyor.

    Osmanlı'dan bugüne ne kadar hattat yetişmiş, hangi dönemlerde yaşamış, ne kadar eser vermiş gibi sorulara eksiksiz cevap vermek bugün mümkün değil ama Eyüp'te yaşayan hattatlara dair kaynak bir eser elimizde var. Merhum Mehmet Nermi Haskan'ın 1995'te yayına hazırladığı ‘Eyüplü Hattatlar' kitabını Eyüp Belediyesi 20 yıl önce yayımlamıştı. Hattat Doç. Dr. Süleyman Berk, eseri gözden geçirerek yeniden yayına hazırladı. Yine belediye tarafından basılan ve geçen hafta çıkan eser, baştan sona değişmiş. Berk, kitaptaki resimlerin tamamına yakınını değiştirmiş, çok sayıda fotoğraf ve biyografiye de birkaç hattat daha eklemiş. Hattat-ressam Turan Sevgili tarafından resimleri yapılan 6 hattat; Filibeli Bakkal Ahmed Ârif Efendi, İsmail Zühdi Efendi, Mahmud Celaleddin Efendi, Çarşambalı Mehmed Ârif Bey, Aziz Efendi ve Sultan Reşad Türbesi'nin hatlarını yazan Ömer Vasfi Efendi'nin portreleri de kitaba renk katmış. Sevgili'nin, 70 hattatın portresini yaptığı bir koleksiyon da var.

    ‘Eyüplü Hattatlar' kitabı aslında, daha önce dört cilt yayımlanan ‘Eyüplü Meşhurlar' kitabının birinci cildiydi. Mehmet Nermi Haskan, kitabı hazırlarken Eyüp'te yaşayan, Eyüp'te medfun bulunan ya da bir şekilde Eyüp'le bağlantısı olan herkesi araştırıyor. Yeni baskıda 2 cilde indirilen ve büyük boy kuşe kağıda basılan eserin ilk cildinde yine hattatlar ve musikişinaslara, ikincisinde ise dini şahsiyetlere yer veriliyor.

    212 hattatı yakından tanıtmayı amaçlayan eserde, hattatların eserlerine, mezarları ve mezar taşı kitâbelerine, evlerinin şimdiki durumuna ait fotoğraflar var. Eyüp, eskiden kültür-sanat ve dini hayatın yoğunlaştığı ve Eyüp Sultan'dan dolayı herkesin onun gölgesine gömülmek istediği bir yerdi. Bu yüzden Piyer Loti'ye çıkarken geçtiğimiz mezarlıkta hattatların kabirlerine sık rastlıyoruz. Elbette kitapta yer alan hattatları Eyüp'le bağını koparamayız ama tam da Eyüplü diyemeyiz.

    Kitabın ikinci bölümü olan ‘Eyüplü Musikişinaslar'ı, Mehmet Güntekin yayına hazırlamış. Bu bölümde herhangi bir değişiklik yok, fakat Güntekin, 1995'te yayımlanan ilk kitap için üç sene çalışıldığını, Haskan'ın yıllarca süren çalışmalarının ürünü olan müsveddelerini eline alan ilk kişi olduğunu belirtiyor. İrfan Çalışan'ın yayın yönetmenliğinde hazırlanan eser, önemli bir boşluğu dolduruyor.


    0 0
  • 01/18/16--13:00: Fransız yazar veda etti
  • Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki en önemli yazarlardan biri olarak gösterilen 1924 doğumlu Michel Tournier 1957'den bu yana yaşadığı, Paris'e yaklaşık bir saat uzaklıkta Choisel'deki evinde 91 yaşında hayata veda etti. Fransız yazar bu küçücük köyde bir tür inzivada yaşıyordu.


    0 0

    İngiltere'nin en köklü sanat kurumlarından Victoria ve Albert Müzesi ile Art Jameel Haziran ayında İstanbul'da sergi açacak.

    Pera Müzesi işbirliğiyle düzenlenecek 4. Jameel Ödülü sergisi 8 Haziran – 14 Ağustos arasında Pera Müzesi'nde gerçekleştirilecek. 4. Jameel Ödülü kapsamında seçilen 11 sanatçı arasında David Chalmers Alesworth, Rasheed Araeen, Lara Assouad, Canan, Cevdet Erek, Sahand Hesamiyan, Lucia Koch, Ghulam Mohammad, Shahpour Pouyan, Wael Shawky ve Bahia Shehab yer alıyor. Afganistan, Mali, Porto Riko ve Tayland gibi pek çok farklı ülkeden 280'in üzerinde başvuru alan Jameel Ödülü'nün 11 sanatçısı, Victoria ve Albert Müzesi Direktörü Martin Roth'un başkanlığındaki jüri tarafından belirlendi. Türkiye'den Canan ve Cevdet Erek'in de yer aldığı sergide kolajlardan, video yerleştirmelerine, seramik, kaligrafiden, heykele ve sanatçı kitaplarına kadar birçok farklı mecrada ürettikleri yapıtları yer alacak. Art Jameel tarafından desteklenen ve iki yılda bir düzenlenen Jameel Ödülü 25 bin £ değerinde. Victoria ve Albert Müzesi'nin ilk kez İngiltere dışında İstanbul'da Pera Müzesi'nde düzenleyeceği ödül töreniyle kazanan sanatçı açıklanacak.


    0 0

    Popüler tarih kitapları, Türkiye'de olduğu gibi, Avrupa ve Amerika'da da ilgi gören bir tür. Çok satan listelerinde kendilerine yer edinen bu kitaplar, kolay okunmaları sebebiyle okur için cazip duruyor. Amerika'da geçtiğimiz hafta yayımlanan araştırma, popüler tarih kitaplarının yüzde 75'ini erkeklerin yazdığını gösteriyor. Ayrıca, bu kitapların editörlüğü ve kitaplar üzerine yapılan eleştiriler de erkekler tarafından yapılıyor.

    ‘Tarihi sevdiren kitaplar' olarak değerlendirilen popüler tarih kurmacaları, yayınevlerinin ve okurların ilgi gösterdiği bir tür. Kullandıkları dil ile kolay okunan bu kitaplar, çok satan listelerinde de yer buluyor. Online dergi Slate'te yayımlanan bir araştırma, popüler tarih kitaplarının yüzde 75'inin erkekler tarafından yazıldığını gösteriyor. Amerika'da geçtiğimiz yıl yayımlanan 614 kitabın yüzde 75,8'ini erkek yazarlar kaleme almış. Bu kitapların yüzde 21'ini oluşturan biyografilerin ise yüzde 71'inin kahramanı, yüzde 87'sinin ise yazarı erkek.

    Slate, araştırmanın sonuçlarını yazarlar, editörler ve yayıncılar ile paylaşarak onların da fikirlerine yer vermiş. Britanya Tarihçi Yazarlar Birliği Başkanı Imogen Robertson kadın, tarihçilerin bir sorumluluk fikriyle, hemcinsleri olan politik figürlerin daha çok tanınması için kitaplar ürettiğine dikkat çekerken, bu tutumun kadın yazarların erkekler üzerine yazmak istemediği veya yayıncıların bunları basmayı reddettikleri şeklinde okumanın yanlış olacağını düşünüyor. Robertson'un genç kadın tarihçilere önerisi ise savaştan öte unutulmuş bir kadın figür üzerine yoğunlaşmaları, zira bu ilgi kadın tarihçilere ‘kendilerine karşı oluşan yargıyı kırmaya vesile olacaktır'.

    50 tarih romanından 4'ü kadın yazarlara ait

    İngiliz tarihçi Alex von Tunzelmann, ciddi tarih kitaplarının erkekler tarafından yazıldığı kanısının yaygın olduğunu dile getirirken, tarihçi Ann M. Little, bu kitapların modern bir öznellik anlayışının göstergesi olmakla birlikte, tarihi kendi istedikleri gibi eğip bükme olarak da algılanabileceğini aktarıyor. Britanya'da tarihçi yazarların ajanlığını yapan Clare Alexander, kurmaca olmayan tarih kitaplarının büyük çoğunlukla erkekler tarafından yazıldığını ve yayımlanan kitapların editörlüğünün ve eleştirisinin de yine erkek yazarlar tarafından yapıldığını belirtiyor. Alexander, tarihi kurmacada İngiliz yazar Hillary Mantel'in bir rönesans habercisi olduğunu söylüyor. Türkçede de bir okur kitlesi olan Mantel dışında, Doris Kearns Goodwin, Stacy Schiff, Drew Gilpin Faust, Karen Armstrong, ve Pauline Maier gibi popüler tarih yazarlığı yapan ünlü kadın yazarların varlığından da söz etmek lazım. Geçtiğimiz yıl Britanya'da en çok satan elli tarih kitabı arasında sadece dört kadın yazar yer alıyordu: Mary Beard, Caroline Moorehead, Julie Summers ve Selina Todd.

    YAZARIN KADINI-ERKEĞİ OLMAZ

    Savaş ve politika kitaplarınının erkeklerin egemenliğinde yoluna devam ettiği yayıncılık dünyasında hakim olan bir anlayış. Popüler tarihin içinde barındırdığı merak, kimi zaman resmî; tarihin pek de alakadar olmadığı detayları aktarmada yardımcı olur. Tarih romancısında belge kaygısı olmadığı için dilindeki esneklik ve takındığı subjektif bakış metnini cazip kılar. Fakat her ne kadar kurmacanın sınırları içerisinde ilerlese de tarihsel gerçeklikle bağını koparmayan kitaplar daha değerli kabul ediliyor. Devlet başkanları ve güçlü politik isimlerin halkın gözünde büyük bir yer edindiğini bilen yazarlar bu kişilerin üzerine yoğunlaşarak okurun ilgisini çekmeyi amaçlıyor.

    Türkiye'deki tablo Amerika ve İngiltere'dekinden farklı değil. Ülkemizde akademik dünyanın biraz burun kıvırdığı tarihî; romanlar Batı'da ünlü tarihçi akademisyenlerin eliyle yürüyor. İlber Ortaylı'nın deyişiyle popüler tarih halkla daha kolay temas kurabiliyor, fakat hem dünyada hem de Türkiye'de bu tür yayıncılığın sadece erkek egemenliğinde sürmesi ve kadın yazarların gölgede kalması çok da arzu edilen bir durum olmasa gerek. Daha ötesinde Tomris Uyar'ın dediği gibi “Yazarın kadını-erkeği yoktur (…) Yazarın tek kimliği vardır: O da yazarlıktır.”


    0 0

    “Yazarın görevi, mitleri ölümden kurtarmaktır.” demişti Michel Tournier. Bütün yazarlık yaşamını bu göreve adadığı söylenebilir.

    Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki en önemli yazarlardan biri olarak gösterilen 1924 doğumlu Tournier, 1957'den bu yana yaşadığı, Paris'e yaklaşık bir saat uzaklıktaki Choisel'de 91 yaşında hayata veda etti. Fransız yazar, bu küçücük köyde bir tür inzivada yaşıyordu.

    HER KİTABI ÇOK TARITŞILDI

    Eserleri yirmiden fazla dile çevrilen Tournier, önce psikoloji, ardından felsefe eğitimi almıştı. Sartre'ı manevi babası olarak görüyordu. Gaston Bachelard'ın felsefi yapıtlarından ilham aldı. Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'sunu yeniden yazdığı Cuma ya da Pasifik Arafı ona Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü'nü kazandırdı. Düşünce tarihine atıflarla ilerleyen ve oldukça sürükleyici olan bu roman, Crusoe'yu bir sömürgeci olarak resmeder ve girişimci birey kültünü temsil eden Robinson Crusoe mitosunu parçalamaya çalışır.

    Yazarın İkinci Dünya Savaşı sırasında askeri kamplara erkek çocuk toplayarak Nazilere yardım eden bir Fransız mahkûmu anlattığı, adını Goethe'nin ünlü baladından alan ikinci romanı Kızılağaçlar Kralı da en az Cuma kadar tartışıldı. Tıpkı, ikizlik halini anlatan Meteorlar romanı gibi.

    Tarihsel ve kutsal metinler üzerinden ilerleyen romanı Gilles ile Jeanne'ın, ustalıklı deneme yazılarını içeren Anahtarlar ve Kilitler'in, yazarın yazma süreci hakkında okurlarına fikir veren Kutsal Ruh'un yanı sıra Veda Yemeği, Kaynak ve Çalı ya da Eleazar, Altın Damla, Çalı Horozu ve Müneccim Krallar, onun Türkçedeki diğer kitapları. Tournier'nin dilimizdeki kitaplarını Ayrıntı Yayınları yayımlıyordu.

    Michel Tournier, sadece roman yazmamış, varoluşçuluk üzerine radyo programları, gazetecilik ve Almancadan çeviriler de yapmıştı. Ayrıca çocuk kitapları kaleme aldı. Fotoğraf sanatıyla yakından ilgiliydi. Académie Goncourt üyesi olan romancı, Goncourt Ödülü'ne oybirliğiyle değer görülen tek isimdi. Tournier, son yıllarda Nobel adayları arasında anılıyordu.

    FRANSA EN ÖNEMLİ YAZARINI YİTİRDİ

    Kırk yılı aşan yazarlık yaşamında modern bireyin dünyasını, burjuva ahlakını her kitabıyla parçalamaya koyulmuş Tournier'nin eserlerinin çok tartışıldığını, yer yer “yıkıcı” bulunduğunu da belirtmek gerek. Provokatif romanların yazarı Michel Tournier, yazı hayatındaki başarı kriterini Altın Damla romanı hakkındaki bir söyleşide şöyle özetlemişti: “Bu romanı on bir yaşında bir çocuk okuduğunda anlayabiliyor, bu benim için bir başarı ölçütüdür. Yazmaya bir filozof olarak başladığımdan, bu benim için çok önemli bir ölçüt; bu yalın ve açık aynı zamanda somut yazabildiğim anlamına geliyor.”

    Fransız gazeteci ve Académie Goncourt'un başkanı Bernard Pivot'ya göre Michel Tournier'nin ölümüyle Fransa “yaşayan en önemli yazarını” kaybetti. Tournier, vasiyeti üzerine 550 nüfuslu Choisel köyünde bir ağacın altına gömülecek.


    0 0

    İtalyan ve dünya sinema tarihinin en önemli isimlerinden senarist ve yönetmen Ettore Scola dün 84 yaşında hayatını kaybetti.

    www.bbc.com'danÖvgü Pınar'ın haberine göre, Scola faşizm ve İkinci Dünya Savaşı dönemi İtalya'sını anlatan filmleriyle ve İtalyan usulü komedileriyle tanınan Scola, "İtalyan sinemasının son büyük ustası" olarak anılıyordu. Scola, geçen pazar gününden bu yana Roma Polikliniği'nde komada bulunuyordu. 10 Mayıs 1931'de Trevico'da doğan Scola, kısa süre sonra ailesiyle birlikte Roma'ya taşındı.

    Hukuk eğitimi aldıktan sonra kariyerine, mizah dergisi Marc'Aurelio'da çizimler yaparak başladı ve aynı dergide çalışan İtalyan sinemasının bir diğer dev ismi Federico Fellini ile de bu dönemde dostluk kurdu.

    Sinema dünyasına senarist olarak giriş yapan Scola, ilk yönetmenlik tecrübesini ise 1964'te "Se permettete parliamo delle donne" (Müsaadenizle kadınlardan söz edelim) filmiyle yaşamıştı. Scola'nın yönetmenlik kariyerindeki 41 film arasında, "Una giornata particolare" (Özel bir gün), "C'eravamo tanti amati" (Birbirimizi öyle çok sevmiştik ki), "La Famiglia" (Aile), "La Terrazza" (Teras) gibi İtalyan sinemasının başyapıtları da bulunuyor.

    Scola'nın yönettiği oyuncular arasında da Marcello Mastroianni, Sofia Loren, Vittorio Gassman, Massimo Troisi, Alberto Sordi, Nino Manfredi, Stefania Sandrelli gibi isimler yer alıyor.

    İtalyan sinemasının "siyasi sesi"

    Scola son olarak Federico Fellini'yi ve Fellini ile dostluğunu anlattığı "Che strano chiamarsi Federico" (Scola Fellini'yi anlatıyor) filmini çekmişti.

    İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalyan sinemasında "siyasi bir ses" olarak tanınan Scola, İtalyan Komünist Partisi'nin eski üyelerindendi ve 1989'da partinin kurduğu gölge kabinede Kültür Bakanlığı görevini yürütmüştü.

    Ettore Scola, Cannes, Moskova ve Venedik gibi uluslararası film festivallerinden ödüller almış, Oscar'a da 4 kez aday gösterilmişti.

    Scola'nın ölümü, İtalyan basınında "Sinemanın son ustası Ettore Scola öldü" (Ansa), "İtalya'yı anlatmayı (ve kırbaçlamayı) bilen sinema ustası öldü" (Il Giornale), "İtalyan sinemasının ustasına veda" (La Repubblica) gibi başlıklarla yer aldı.

    İtalya Başbakanı Matteo Renzi de Twitter'a yazdığı mesajda, "İtalya'yı ve onun değişimlerini okuma konusunda inanılmaz yetenekli olan usta Ettore Scola, İtalyan kültür hayatında büyük bir boşluk bıraktı" ifadelerini kullandı.

    "Muhteşem Güzellik" filmiyle 2014'te Oscar alan İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino da "Ettore Scola'nın ölümüyle İtalyan sineması daha yalnız kaldı" dedi.


    0 0

    Türkiye'de satışı yapılan İhya, Mesnevi, Gülistan, Kuşeyri Risalesi ile Mektubat-ı Rabbani gibi eserlerin büyük bölümü Arapça ve Farsça klasiklerin dilimize tercümelerinden oluşuyor.

    Türkiye Yazarlar Birliği ve Haşimi Yayınevi, yıllar öncesine dayanan Türkçe ile Arapça arasındaki bağların yeniden oluşturulması amacıyla Türkiye'de ilk defa Arapça Kitap Fuarı düzenliyor. 12-21 Şubat tarihleri arasında Cağaloğlu'ndaki Kızlarağası Medresesi'nde yapılacak fuara Türkiye, Suriye, Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün, Fas ve Kuveyt gibi ülkelerden yayınevlerinin katılacak.


    0 0

    Dünya Kitap dergisinin 23 yıldır verdiği “Yılın En İyileri Ödülleri”nin 2015 yılı ödülleri önceki gün sahiplerine takdim edildi.

    Başar Başarır, Faruk Şüyün, Doğan Hızlan, İlknur Özdemir, Selim İleri, Yekta Kopan ve Dünya Temsilcisi'nden oluşan seçici kurul, “Yılın Telif Kitabı” ödülüne Ahmet Büke'nin “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi: İnsan Kendine de İyi Gelir” (on8 Yayınları) kitabını layık gördü. Büke, ödülünü Doğan Hızlan'ın elinden aldı. “Yılın Çeviri Kitabı” ödülü Aleksandros Papadiamantis'in “Hadula: Bir Ada Öyküsü” (Jaguar Kitap) kitabının çevirmeni Yasemin Aydın'a verildi. “Yılın Yayınevi” ödülünü Alakarga Sanat Yayınları adına yazar Cem Kalender aldı. Altın Sayfa Yılın Polisiye Kitabı Ödülü Gülce Başer'in ilk polisiye romanı “Bir Ceset Bir Söz”e (Remzi Kitap) verildi. 7 Ekim 2015'te kaybettiğimiz şair Sennur Sezer'e de “Saygı Ödülü” verildi.


    0 0

    Bu yıl 15.si düzenlenecek !f İstanbul Filmler Festivali'nin uluslararası yarışması Keş!f'te yarışacak filmler belli oldu.

    İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı Keş!f Uluslararası Yarışma'sında 11 ülkeden gelen 9 film var. ABD, Almanya, Belçika, Çin, Etiyopya, Fransa, Finlandiya, İngiltere, İran, İspanya ve Türkiye'den katılan filmler 10 bin dolar para ödülü için Mert Fırat, Desiree Akhavan, Joshua Siegel ve Dounia Sichov'dan oluşan jürinin karşısına çıkacak. Jüri 2016'nın en ilham veren yönetmenini seçecek. Pete Middleton ve James Spinney'nin imza attıkları “Notes on Blindness/Körlük Üzerine Notlar”, İngiliz aktör Steve Oram'ın sürreal komedi korku filmi “Aaaaaaaah!”, Celia Rowlson Hall'un ilk kurmaca filmi “MA”, Çinli yönetmen Bi Gan'ın “Kaili Blues” ve Miguel Llansó'nun Etiyopya'nın ilk bilimkurgusu da sayılan “Crumbs/Kırıntılar” yarışacak filmler arasında yer alıyor. Yarışmada Türkiye'yi Ali Kemal Çınar'ın “Hidden/Gizli” adlı filmi temsil edecek.


    0 0

    Türk şiirinin ustalarından Behçet Necatigil'in anısını yaşatmak amacıyla 1980'den bu yana ailesi tarafından düzenlenen Behçet Necatigil Şiir Ödülü, bu yıl şairin doğumunun 100. yılına özel, “Behçet Necatigil 100. Yıl Şiir Emek Ödülü” adıyla verilecek.

    Yarışmanın seçici kurulunda Eray Canberk, Cevat Çapan, Refik Durbaş, Turgay Fişekçi ve Doğan Hızlan yer alıyor. Katılım koşulu olmaksızın ve seçici kurulun önerileriyle belirlenen ödülü kazanan isim, nisan ayında açıklanacak. 4 bin TL değerindeki ödül, Necatigil'in doğumunun 100. yılı anısına gerçekleştirilecek etkinlikte sahibine takdim edilecek.


    0 0

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 7-17 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek 35. İstanbul Film Festivali'nin Sinema Onur Ödülleri sahipleri açıklandı.

    Her yıl sinemaya emek verenlere takdim edilen ödüller bu yıl beş isme verilecek: 200'e yakın filme imza atan yönetmen Ülkü Erakalın, yapımcı Şeref Gür, sinema ve tiyatroda 50 yılı geride bırakan oyuncu Perran Kutman, Yeşilçam'ın kötü kadını olarak tanınan Suzan Avcı ile Türkan Şoray, Filiz Akın ve Fatma Girik gibi Yeşilçam'ın en sevilen yıldızlarının sesi olarak hafızalarda yer eden seslendirme sanatçısı Jeyan Ayral Tözüm. İstanbul Film Festivali'nin Sinema Onur Ödülleri, 6 Nisan'da yapılacak 35. İstanbul Film Festivali Açılış Töreni'nde sahiplerine takdim edilecek.


    0 0

    Beyazperdenin usta isimlerinden İtalyan yönetmen ve senarist Ettore Scola, 84 yaşında yaşamını yitirdi.

    İtalyan basınında yayımlanan haberlere göre, pazar günü durumu ağırlaştığı için başkent Roma'da bir hastaneye kaldırılan Scola, dün akşam saatlerinde hayatını kaybetti. 2011 yılında yaptığı bir açıklamada, “Kendimi yavaş yavaş piyasanın kurallarına uymak zorunda hissettim ve özgürlüğümü kaybetmeye başladım.” diyerek, sinemayı bırakan Ettore Scola, İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalyan toplumunun resmini çizdiği, 1974 yapımı “Nous nous sommes tant aimés” (Birbirimizi Öyle Çok Sevmiştik ki) filmiyle uluslararası alanda büyük bir başarı kazandı. Scola, 1977 yılında ise Sophia Loren ve Marcello Mastroianni'nin rol aldığı “Une Journée Particuliére” (Özel Bir Gün) filmini yönetti. Film, ‘En İyi Erkek Oyuncu' ve ‘En İyi Yabancı Film' dallarında Oscar'a aday oldu. Usta yönetmen, 1980 yılında “La Terrasse” (Teras) adlı filmiyle Cannes Film Festivali'nde ‘En İyi Senaryo' ödülünü, 1995 yılında “Le Roman d'un Jeune Homme Pauvre” filmiyle Venedik'te ‘Altın Aslan' ödülünü aldı. 1983 yılında çektiği “Balo” filmiyle tekrar Oscar'a aday gösterildi. “Balo”, kimi sinema eleştirmenlerine göre Scola'nın kariyerindeki zirve noktalardandı.


    0 0

    Piyanist ve müzik eleştirmeni Prof. Dr. Filiz Ali, her yıl yayın dünyasına bir kitap kazandırıyor. Ali, babasına ait elindeki tüm belgeleri geçen yıl yayınlayarak tamamlamıştı, bu yıl Müzisyen Portreleri'ni yazdı. Yıllarca akademisyenlik yapan Filiz Ali, hem kitabını anlattı, hem son tartışmaları değerlendirdi.

    ‘Dünyadan ve Türkiye'den Müzisyen Portreleri'ni (Cem Yayınevi, 1995) yayımlamıştınız. Müzisyen Portreleri'nin (YKY) ondan farkı ne?

    O kitabın baskısı yıllardır yoktu. Hem o yazılardan sonra ben kaç sene daha müzik eleştirilerine devam ettim. Yazılar arasından bir seçki hazırladım. Eski portrelere bazı ilaveler yapıldı. O kitap 20. yüzyıl kitabıydı. Dolayısıyla genç sanatçılara yer verememiştim. Bu kitapta Zeynep Gedizlioğlu gibi benim öğrencim olan genç bir besteci de var. Bir de eski portrelerin yeniden okunmasını istiyordum. Çünkü kültürel hayatımızın en önemli eksikliği, çok değerli insanlarımızın ölümünden kısa bir süre sonra unutulmaları, ihmal edilmeleri. Hayatları boyunca yeterince kayıt da yapmamışlarsa çok yazık oluyor onlara. Çok değerli kayıtlar da kayboldu. Müzisyenler diğer sanatçılardan şanssızdır.

    Yazılarınızı okuyunca Türkiye'de müzik eleştirmenliğinin ne durumda olduğunu merak ettim?

    Liberalizmle birlikte sanatta da tanıtım çok büyük önem kazandı. Eleştiri, tanıtıma döndü. Eleştiri nedir? Bir sanat eserini, bir konseri, ele aldığınız vakit, onun teknik, yorum ve stil inceliklerini yetkin ve uzman bir dilin okura anlaşılır bir şekilde anlatabilmesidir. Bu kolay bir iş değil. Hem üslubunuz okuru sıkmayacak, hem kullandığınız teknik jargon yabancı olmayacak. Aynı zamanda sanatçıyı da yönlendirecek, belki. Eleştiri derken olumsuz bir şeyden bahsetmiyorum. Eleştiri, incelemedir esasında. Sanatçıyı mikroskobun altına koyup incelemek. Bu tür yazılar, yayın organları tarafından istenmemeye başladı.

    Neden istemediler?

    Gazeteler, dergiler, daha ziyade tanıtım yazısı istediler. Mesela bir festival var. Pek çok sanatçı Türkiye'ye gelecek ve konser verecek. O sanatçılar hakkında yazıların önceden yazılmasını istediler. Tamam yazdık, sanatçıyı tanıttık, gayet güzel. Ama konser değerlendirmeleri gitgide azaldı.

    Brahms, bir konserin orta yerinde salonu terk edince, “Niye çıkıyorsunuz, daha konser bitmedi ki” diyorlar. Ünlü bestecinin cevabı, “Benim için bitti.” oluyor. Sizin de salonu terk ettiğiniz oldu mu?

    Çoook… Müzisyenlerin deformasyon dediğimiz kusurları oluyor, bende de var. Bir yerden sonra yorum, istediğiniz gibi değilse ya da yeterince yetkin değilse sıkılıyorsunuz. Arada bir oluyor böyle şeyler. Ama çıkmak doğru değil. Yorumcuya ayıp olur, haksızlık olur. Sahnede sanatını icra etmek için emek veren insana saygı göstermemiz lazım.

    Son yıllarda ünlü klasik müzik sanatçıları geliyor Türkiye'ye. Andre Rieu, Farid Farjad gibi sanatçılar birkaç kez gelip konser verdiler, salonlar doldu. Bu konserlere ne diyorsunuz?

    Her ikisi de klasik müziği popülerleştiren sanatçılar. Klasik müzik eskisi gibi konser salonuna tıkılıp kalmadı, dışarı taştı, taşması gerekiyordu. Çünkü 21. yüzyıl insanın sabrı yok. Her şey bir an önce olsun bitsin, eğlenelim, gözümüze güzel görünsün, etraf da hoş olsun derken açık hava konserleri düzenlenir oldu. Avrupa'da, Amerika'da o kadar çok açık hava konserleri yapılıyor ki. Benim bildiğim Amerika'da iki yer vardı yıllar önce. Hollywood'da ve Boston'da. Şimdi öyle değil, Berlin'de, Londra'da parkta binlerce kişi klasik müzik dinliyor. Klasik müziğin belirli bir kesime hitap ettiği önyargısı kırıldı.

    Müzik ilgimiz ve bilgimiz Mozart ve Beethoven'ın ötesine neden gidemiyor peki?

    Bir kere en çok onlar icra ediliyor. Her yerde duyabilirsiniz. Bizde de artık kullanılıyor. Mesela geçenlerde bir TV dizisinde fon müziği olarak Chopin çalıyorlardı. Şaşırdım. Kış Uykusu'nda baştan sona Schubert'in sonatından bir bölümü dinlersiniz. 19. yüzyılın sonuna kadar yaratılan eserler, insanlara çok daha yakın geliyor, hâlâ. Koskoca bir yirminci yüzyılın müziğini kabul etmedi büyük bir kesim. Çünkü o yüzyıl, sadece müzik açısından değil, insanlık açısından da büyük değişikliklere, felaketlere, korkunç olaylara sahne oldu. İki büyük dünya savaşı, katliamlar, ihtilaller, iç savaşlar bitmek bilmedi. Onun müziğinin Mozart, Beethoven gibi yumuşacık olması mümkün değil.

    Akademisyenlere söz söylemeye hakkımız yok

    1128 akademisyenin imzaladığı ‘Barış İçin Akademisyenler Bildirisi'ne edebiyat ve sanat camiasından çok destek geldi. Siz de imzacılar arasında mıydınız?

    Ben hayatımda o kadar az imza attım ki… İmza atmamam desteklemediğim anlamına gelmiyor. Akademisyenlere söz söylemeye hiç hakkımız yok. Akademisyen olabilen kişiyi öpüp başımıza koymamız lazım. Üniversitelerde hoca kalmadı. Üniversiteye hoca lazım ki, bu çocuklara bir-iki bir şey öğretsin. Çocuklar üniversiteye zaten bomboş geliyor. Kendi tarihini, Osmanlı tarihini, dünya tarihini bilmiyor, coğrafya bilgisi yok. Bırak Mısır'ı İstanbul'da Taksim'i bilmeyen öğrencim vardı. AKM'yi hayatında hiç duymamış. Topkapı Sarayı'na hiç gitmemiş, Ayasofya nedir bilmiyor. Gelmiş 21 yaşına. Ama gündelik olayları takip ediyorlar, onlar da bir kulaktan girip bir kulaktan çıkıyor.

    Yıllarca akademisyenlik yaptınız, bu bildiri ve sonrasında gelişen olaylar size ne hissettirdi?

    Sadece akademisyenler değil, aklı fikri düşüncesi olan insanların içinde bulunduğumuz bu durumlara üzülmeleri ve barış istemelerinden daha doğal ne olabilir? Bu bildiriyi imzalayan akademisyenlerin, bir kere düşüncelerini seslendirme hakları var. Herhangi bir şekilde haklarında kovuşturma yapılması haksızca geliyor. Kınanabilir, eleştirebilirsin de ama suç olarak görmek hangi rejimde var.

    Bildiri, ‘PKK'nın eylemlerine bir şey söylemiyor, tek taraflı' diye eleştirildi. Bu eleştiriler haklı mı?

    PKK bir terör örgütüdür. Terör örgütü ile terör örgütünün karşısında devlet var. Devletin sorumluluğu vatandaşını korumaktır. Ölümlerin olmaması için gayret göstermesi gerekir. Eleştiri doğru ama bildirinin yayınlanması suç değil.

    Babamın yazdığı mektupları yıllardır bekliyorum

    Babanızın yayımlanmayan bir yazısı, mektubu kaldı mı?

    Kalmadı. Ama babamın başkalarına yazdığı mektuplar ortada yok. Senelerdir bir yerlerden çıksın diye bekliyorum.

    Sahaf festivallerinin, fuarların en çok sorulan iki yazarı var: Sabahattin Ali ve Oğuz Atay. Sizce hangi yönden günümüz insanını etkiliyorlar?

    Oğuz Atay çok farklı bir yazar, Sabahattin Ali çok farklı. Ama ikisi de çok samimi ve hissiyatları yüksek. ‘Ah, aynen benim gibi düşünmüş' diyor okuyanlar. Oğuz Atay'ı şahsen hiç tanımadım, bilmiyorum. Ama babam söz konusu olduğunda şunu söyleyebilirim: Kimselere benzemeyen tipler vardır hayatta ama çok azdır sayıları, babam da öyleydi. Mozart da kimseye benzemiyordu.

    Babanızın eşyalarının son durumu ne?

    Artık bu kadar zaman geçti aradan, ailem istediği vakit vermemişler, borcu var diye. Satıp para mı kazanacaklar gömlekten! Bir yerde olduğunu da sanmıyorum, dağılmıştır. Artık peşini bıraktım bu işlerin. 2002'den bu yana mecliste Sabahattin Ali hakkında CHP milletvekilleri Kemal Anadol ve Mustafa Gazalcı tarafından verilen bütün soru önergeleri AKP tarafından reddedildi. Ümidim yok devletten artık. Vaktiyle Kırklareli Adliyesi'ndeki dosyaları istemiştik. Su bastı filan dediler. Ya su basıyor, ya da yangın çıkıyor, o dosyalar bulunmuyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Kimin başına geldiyse böyle bir olay, o isyan ediyor sadece. Yanındaki etmiyor.


    0 0

    Şair, yazar Murathan Mungan 23 Ocak Cumartesi günü Kadıköy Belediyesi'nin konuğu olacak.

    Caddebostan Kültür Merkezi'nde saat 14.00'te gerçekleştirilecek "Yazdıklarımın Etrafında" konulu söyleşide şair, son kitabı "Harita Metod Defteri"ni ilk kez anlatacak. Yazarın çocukluk anılarını anlattığı kitap “Niyet, Tren, Beni Büyüten Kelimeler” gibi çocukluğa dair iz bırakan anılardan oluşuyor. Mungan kitabıyla ilgili şöyle diyor: “‘Geçmişi yalnızca ondan bir şey inşa edecekseniz anmalısınız.' demiş eski ustalardan biri. Ben kendi payıma geçmişimden bunu yapmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Ömrünün yıllarla ölçülen süresi ‘kaç ortalı' olursa olsun, yaşamı boyunca kendine çizdiği yol haritasını izleyerek bıkmadan usanmadan ders çalışan, elinden kolundan, kucağından defter, kitap, kalem eksik olmayan ‘bir çocuğun' anılarını yazdığı kitaba Harita Metod Defteri adının yakışacağını düşündüm. Umarım okunması, yaşanmasından daha güzel bir hayatın kitabı olmuştur.”


older | 1 | .... | 344 | 345 | (Page 346) | 347 | 348 | .... | 375 | newer