Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 343 | 344 | (Page 345) | 346 | 347 | .... | 375 | newer

    0 0

    Şair Nazım Hikmet'in 114. doğum günü Şişli'de açılacak yeni bir kültür merkeziyle kutlanıyor.

    Şişli Belediyesi'nin, yapımına 2013'te başladığı Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nin açılışı, şairin doğum günü olan yarın saat 18.00'de gerçekleştirilecek. Piyanist ve besteci Timur Selçuk'un küçük bir konser vereceği açılışa şairin sevgilisi Vera Tulyakova'nın kızı Anna Stepanova ve ailesi de konuk olacak. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi'nde usta şaire ait özel eşyaların bulunduğu anı salonunun yanı sıra 150 ve 300 kişilik iki ayrı çok amaçlı salon, sergi alanı, Nazım Hikmet Kütüphanesi, 3 adet kulis ve reji odası da yer alıyor.


    0 0

    Bu yıl 15.si düzenlenecek !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali açılışını animasyon türündeki ‘Anomalisa' filmi ile yapıyor.

    Being John Malkovich, Adaptation, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi klasik yapımların yazarı Charlie Kaufman ile televizyon animasyon dizisi ‘Mary Shelley's Frankenhole'un fikir babası Duke Johnson'ın birlikte yönettiği film stop-motion tekniğiyle çekildi. Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali'nde gerçekleştiren ve Jüri Özel Ödülü'ne layık görülen film Türkiye'de ilk kez !f İstanbul'da seyirciyle buluşacak. Çekimleri 3 yılda tamamlanan Anomalia, Austin Fantastic Fest'te En İyi Yönetmen, San Diego, San Francisco, Indiana gibi pek çok eleştirmenler birliği tarafından da ‘Yılın Animasyonu' seçildi. İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 18-28 Şubat 2016 tarihlerinde İstanbul'da, 3-6 Mart 2016 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir'de gerçekleştirilecek.


    0 0
  • 01/13/16--13:00: Selim İleri'nin ideal okuru
  • Aylık kitap tahlili ve eleştiri dergisi Ayraç, ocak sayısında yazar Selim İleri'yi kapağına taşıdı.

    İleri, dergiye verdiği söyleşide ‘nitelikli okur'u tarif ediyor. Çok okumanın ideal okurluk için tek başına kriter olmayacağını söyleyen İleri, “Nitelikli okur, çok okuyan biri değil bence, okuduğunun neyi anlattığına, neyi nitelediğine kafasını yoran okurdur.” ifadesiyle zihnindeki ideal okur profilini tanımlıyor. Dergide ayrıca Ömer Faruk K. son zamanlarda popüler kültürün tüketim malzemesi haline getirilen Oğuz Atay ve edebiyatını ‘Oğuz Atay Arabeski' yazısında incelerken Gökhan Özcan, “Parçalanmış Bir Bilincin Hikâyesi: Öteki” yazısında Dostoyevski'nin ‘Öteki' romanının psikolojik tahlilini yapıyor.


    0 0

    Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri'nin adayları belli oldu. SİYAD üyelerinin yaptığı seçimde 2015 yılında Türkiye'de sinemalarda vizyona giren uzun metraj yerli yapım filmler içinden En İyi Film başta olmak üzere 11 dalda beşer aday belirlendi.

    48. SİYAD Ödülleri, bu adaylar arasından SİYAD üyelerinin yapacağı 2. tur oylamanın ardından 2 Mart'ta Şişli Kent Kültür Merkezi'nde düzenlenecek, sinema-TV oyuncusu/tiyatro sanatçısı Tuğrul Tülek'in sunuculuğunu üstleneceği törenle sahiplerine verilecek.

    SİYAD adayları içinde 10 adaylıkla Emin Alper'in yönettiği Abluka filmi öne çıkıyor. Abluka'yı dokuzar adaylıkla Rüzgârın Hatıraları ve Sarmaşık, yedi adaylıkla Nefesim Kesilene Kadar, beş adaylıkla Bulantı, dört adaylıkla Çekmeceler, üçer adaylıkla Çekmeköy Underground ve Toz Ruhu, iki adaylıkla Kuzu ve birer adaylıkla Guruldayan Kalpler, Limonata ile Nadide Hayat filmleri izledi.

    Ayrıca, SİYAD belgesel kurulu da belgesel kategorisinde altı aday belirledi. Kısa metraj dalındaki adaylar ise daha sonra açıklanacak.

    48. SİYAD Ödülleri Adayları

    EN İYİ FİLM

    Abluka

    Bulantı

    Nefesim Kesilene Kadar

    Rüzgârın Hatıraları

    Sarmaşık

    EN İYİ YÖNETİM

    Emin Alper (Abluka)

    Özcan Alper (Rüzgârın Hatıraları)

    Emine Emel Balcı (Nefesim Kesilene Kadar)

    Zeki Demirkubuz (Bulantı)

    Tolga Karaçelik (Sarmaşık)

    EN İYİ SENARYO

    Emin Alper (Abluka)

    Özcan Alper, Ahmet Büke (Rüzgârın Hatıraları)

    Emine Emel Balcı (Nefesim Kesilene Kadar)

    Zeki Demirkubuz (Bulantı)

    Tolga Karaçelik (Sarmaşık)

    EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI

    Demet Akbağ (Nadide Hayat)

    Nesrin Cavadzade (Kuzu)

    Ece Dizdar (Çekmeceler)

    Algı Eke (Guruldayan Kalpler)

    Esme Madra (Nefesim Kesilene Kadar)

    EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

    Tansu Biçer (Toz Ruhu)

    Mehmet Özgür (Abluka)

    Ertan Saban (Limonata)

    Nadir Sarıbacak (Sarmaşık)

    Onur Saylak (Rüzgârın Hatıraları)

    EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI

    Şebnem Hassanisoughi (Bulantı)

    Nursel Köse (Kuzu)

    Tülin Özen (Abluka)

    Tilbe Saran (Çekmeceler)

    Ece Yüksel (Nefesim Kesilene Kadar)

    EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI

    Berkay Ateş (Abluka)

    Kadir Çermik (Sarmaşık)

    Çağlar Çorumlu (Bulantı)

    Mustafa Uğurlu (Rüzgârın Hatıraları)

    Özgür Emre Yıldırım (Sarmaşık)

    EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ

    Adam Jandrup (Abluka)

    Norayr Kasper (Çekmeceler)

    Vedat Özdemir (Çekmeköy Underground)

    Andreas Sinanos (Rüzgârın Hatıraları)

    Gökhan Tiryaki (Sarmaşık)

    EN İYİ MÜZİK

    Ahmet Kenan Bilgiç (Sarmaşık)

    François Couturier (Rüzgârın Hatıraları)

    Cevdet Erek (Abluka)

    Betül Esener, Ezgi Baltaş (Toz Ruhu)

    Acarkan Özkan, Uran Apak, Erhan Seyran (Çekmeköy Underground)

    EN İYİ KURGU

    Özcan Alper, Baptiste Gacoin (Rüzgârın Hatıraları)

    Osman Bayraktaroğlu (Abluka)

    Ayhan Ergürsel (Çekmeköy Underground)

    Evren Luş (Sarmaşık)

    Dora Vajda, Emine Emel Balcı (Nefesim Kesilene Kadar)

    EN İYİ SANAT YÖNETİMİ

    Hüseyin Binay, Aslıhan Tiryaki (Çekmeceler)

    İsmail Durmaz (Abluka)

    Gamze Kuş (Rüzgârın Hatıraları)

    Osman Özcan (Toz Ruhu)

    Meral Efe Yurtseven, Yunus Emre Yurtseven (Nefesim Kesilene Kadar)

    EN İYİ BELGESEL

    Bakur

    Gavur Mahallesi

    Hasret

    Haziran Yangını

    Koloni

    Soluk


    0 0

    Yazar Sinan Sülün, 2011 yılında yayımlanan ses getiren ilk öykü kitabı Karahindiba'dan sonra geçtiğimiz ay Kırlangıç Dönümü isimli romanıyla yeniden okurla buluştu. “Dünyayı kurtarma fikrinden vazgeçtikten sonra yazar olmaya karar verdim. Dünyayı kurtarmak istiyorsan önce bu fikirden vazgeçmelisin.” diyen Sülün ile romanı konuştuk.

    Öyküyle başladınız, şimdi bir romanla okur karşısındasınız. Öykünün imkânları yeterli gelmedi mi?

    Bizde öykücü olan, öykücü kalsın gibi bir beklenti var galiba. Bir biçim öngörülerek yazılamayacağını düşünüyorum. Bir derdim vardı, yazdım, yayınevine götürdüm; bu öykü dediler, peki dedim. Bir derdim vardı, yazdım, götürdüm yayınevine; bu roman dediler, yine peki dedim. Yani ben bir dertten mustarip yazıyorum. Biçimi hiç düşünmüyorum.

    Öykücülerin roman, romancıların öykü yazması genelde o kadar iyi karşılanmaz. Bunun için ne dersiniz peki?

    Bence yazar kalbinin söylediği şeyi yapmalı, içinden geleni dinlemeli. Aşk gibi... Bunun çok planlanan, hesaplanan bir şey olmadığını düşünüyorum. Aşk da kalbimizin çok ücra bir yerinden geliyor. İster kişiye duyulan aşk olsun, ister ilahi, ister dosta duyulan. Yazmak da oradan geliyor, ikisinin kaynağı aynı yer olunca bu çok hesaplanamaz bir şey. Eleştirilerin yersiz değil ama öğrenilmiş bir şey olduğunu düşünüyorum. Zamanı lineer ve neden-sonuç ilişkisiyle kabul ederseniz, bu soru haklı. Ama ben zamanın lineer ve neden-sonuç ilişkisiyle işlemediğini, hatta her şeyin sonuçtan nedene gittiğini düşünüyorum. Neden öyküden sonra roman, bilmiyorum...

    Romana gelelim, iyinin çok iyi olduğu, kötünün de kötü olduğu karakterler var. İyiliğin ve kötülüğün iç içe geçtiği karakterler yazmayı neden tercih etmediniz?

    Ali'nin bir yerde babaannesinden aktardığı bir şey var, “Her insan içinde iyiyi ve kötüyü taşır, önemli olan kötüyü bertaraf edip iyi olabilmektir, kıymetli olansa iyiyi de bertaraf edip hiç olabilmektir.” Aslında düşüncem ve kitabın felsefesi bunu anlatıyor. Bir tarafıyla şu da var; dediğin doğru, tırnak içinde bir ‘klişe', zengin kız fakir oğlan, ya da devrimci solcu çocuk burjuva bir aileden gelen kız... Ama klişeler iyidir. Bir derdi ve meramı anlatmak için, herkese ulaşabilmek için ve görünürün altındaki görünmeyeni anlatmak için klişelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İyilerin tamamen iyi, kötülerin tamamen kötü olduğu... Hasbelkader böyle bir şey var, ama bir tarafıyla da yok aslında. Ali çok iyi, Nergis ve Hüseyin de öyle. Ali bizdeki, hepimizdeki iyiliğin vücut bulmuş hali. Ama Ali gibi insanlar var mı dersen, ben bu iyi insanları tanıdım.

    Bu bir yandan da romantize, idealize edilmiş bir solcu romanı. Bu tür romanların, hatta belki güzellemelerin günü geçmedi mi?

    Solcu güzellemesi nerede var? Bence hiçbir yerde yok. Arkadaşları solcu evet ama Ali belli bir kalıba girmiyor. Ali siyasetüstü bir yerden, sadece merhametle bakıyor. Merhametli olmak solculara özgü bir şey değil, ama ne yazık ki bu ülkede solcular bunu üzerine aldı. İşte burası benim tehlikeli bulduğum bir yer. Ali bir şey değil. Ali iyi olmaktan, hiç olmaktan bahsediyor. Bunun için solcu olmaya gerek yok. Merhametli olmak yeterli. Evet solcular var romanda ama Hikmet Hoca, “Benim tanıdığım en devrimci insan bir köylüydü.” der. Çocukları sabah evden alıp okula götüren... Bence bir güzelleme yok, varsa da merhametli insanlara var.

    Rüya sahneleri kitabın en sert bölümleri. Bu kâbuslar nasıl bir boyut kazandırdı size göre?

    Ali görünürde bir âşık, merhametli ve iyi bir adam. Ama bu adamın bir de geçmişi var. Bu geçmişi iki türlü anlatabilirdim, ya o döneme gidip çok realist bir şekilde, ya da rüyalar yoluyla. Rüyaları yazarken psikologlarla, araştırmacılarla çalıştım. Ali gibi bir adam nasıl bir rüya görecek ve neler olacak? Ali on senesini hapiste geçiriyor. Hapishanelerde Hayata Dönüş Operasyonu gibi birçok olay oluyor. Sanrılar görüyor, işkenceye maruz kalıyor, zaten hapse de suçsuz yere girmiş... Bunların yansımalarını gerçekçi bir şekilde versem çok sert olacaktı. Vermesem, Ali'de bir şey eksik kalacaktı. Rüyalar o derinliği sağlayabilmek için gerekli bölümlerdi.

    Son bölümlerde Ali'nin yakın arkadaşı Deniz'in bir tiradı var. “En yakınımızdaki insanı bile kurtaramazken dünyayı nasıl kurtaracaktık.” diyor. Neden böyle düşünüyor?

    Deniz'deki durum şu: İnsanlar dünyayı kurtarmayı düşünür. Ben de üniversitedeyken dünyayı kurtarabileceğimi düşünüyordum. Çok sonra anladım, kendimi kurtaramazken dünyayı nasıl kurtarayım. Dünyayı kurtarma fikrinden vazgeçtikten sonra yazar olmaya karar verdim. Dünyayı kurtarmak istiyorsan önce bu fikirden vazgeçmelisin. İyi bir dünyanın siyaseten yapılamayacağına inanıyorum. John Holloway'in dediği gibi, “Sistemde çatlaklar yaratmak gerekiyor.” Ataşehir'de, penceresinde sardunya yetiştiren insan da devrimcidir, işe gitmeyip o gün parkta kitap okuyan ve kapitalizmi protesto eden kız da. Hepsini bir arada düşünmemiz lazım.


    0 0

    ‘Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin, ‘Barış Çağrısı'nın ardından akademisyenlerin hedef gösterilmesine ve başlatılan linç kampanyasına karşı edebiyatçılar da birleşti.

    ‘Barış İçin Edebiyatçılar İnisiyatifi' adı altında bir araya gelen yazar ve şairler, ilk adım olarak kısa bir açıklama metni hazırladı ve imza kampanyası başlattı: “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifinin, 11 Ocak 2016 tarihinde hükümete yaptığı barış ve müzakare çağrısına, kalbimiz ve kalemimizle katılıyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğünün engellenmesini reddediyoruz. Eşitlik ve barışın yanındayız. Yaşam hakkının yanındayız. Özgür düşüncenin yanındayız. Ama'sız fakat'sız eğer'siz: Bu suça ortak olmayacağız! Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin, yanındayız.” denilen açıklamayı aralarında Ahmet Büke, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Asuman Susam, Ayfer Tunç, Ayşe Sarısayın, Ercan Yılmaz, Esra Yalazan, Karin Karakaşlı, Kemal Varol, Latife Tekin, Metin Celal, Murathan Mungan, Murat Uyurkulak, Müge İplikçi, Necmiye Alpay, Orhan Alkaya, Sema Kaygusuz, Şebnem İşigüzel, Vedat Türkali'nin aralarında bulunduğu pek çok isim imzaladı.

    İmzacıların tam listesi: //barisicinyazarlar.wordpress.com/

    İnisiyatifle ilgili bilgi, iletişim ve takip için:

    https://barisicinyazarlar.wordpress.com/

    barisicinyazarlar@gmail.com

    Https://twitter.com/barisicin1cumle


    0 0
  • 01/14/16--13:00: Bir dinozorun anıları
  • Haftanın animasyon filmi İyi Bir Dinozor, usta işi animasyonların şirketi Pixar'ın elinden çıkma.

    Ancak şirketin Disney çatısı altına girmesinden sonraki bazı yapımlarda görülen olumsuz ‘Disney dokunuşu' İyi Bir Dinozor'da da karşımıza çıkıyor. Hikâye, şu soru üzerinden ilerliyor: Dünyadaki hayatı değiştiren göktaşı dünyaya çarpmasaydı ve dev dinozorların nesli tükenmeseydi ne olurdu? Arlo adında, Apatosarius türü bir dinozor ile küçük bir insanın dostlukları eğlenceli oldukları kadar epik bir yolculuk için başlangıç olacaktır....


    0 0

    İlk filmi Pardon'dan (2004) sonra sessizliğe bürünen genç yönetmen Mert Baykal, Kardeşim Benim ile döndü.

    Son dönemin iki popüler yüzü, Murat Boz ile Burak Özçivit'i buluşturan filmde Aslı Enver de acemi magazin muhabiri rolünde. 30 yaşındaki alternatif müzik sanatçısı Hakan, pop şarkıcısı kardeşi Ozan ile uzun süredir küstür. Hakan, magazin dünyasından uzak durmaya çalışsa da kardeşiyle küslükleri gazetelerin vazgeçilmez konularından biridir. Ozan ile Hakan'ın ilişkisi babalarının vasiyeti her şeyi değişecektir.


    0 0
  • 01/14/16--13:00: Başka bir dünya mümkün
  • Sarah Gavron imzalı film, geçtiğimiz yüzyılın başlarında İngiltere'de kadınların oy verme hakkı için mücadele eden Suffragette (Süfrajet) hareketini konu alıyor.

    Başroldeki Carey Mulligan'ın performansıyla öne çıktığı film, senaryo ve anlatımda ise bildik şablonların dışına çıkamıyor. Maud, 7 yaşından beri çalıştığı çamaşırhanede bir gün, paketi teslimatı için gittiği adreste eylem yapan kadınlar arasında kalır. Aynı çamaşırhanede çalışan Violet, eylemcilerden biridir ve Maud'dan kadınların oy hakkına destek vermesini ister.


    0 0
  • 01/14/16--13:00: Tövbekârlar kulübü
  • İzlemesi zor, çetin ceviz bir film Kulüp / El Club. Katolik Kilisesi'nin genellikle örtbas ettiği çocuk istismarı gibi bıçak sırtı bir konuda lafını sakınmadan ve muhatabının gözlerinin içine bakarak söyleyen bir yapım.

    Kurmaca olmasına rağmen, tahmin edilebileceği gibi, gerçek olayların toplamından oluşuyor.
    Kulüp, geçmişte işledikleri suçlar nedeniyle Kilise tarafından küçük bir sahil kasabasına sürülen ve gözlerden uzak bir evde zorunlu inzivaya çekilen dört rahibin hikâyesini anlatıyor. Rahiplerin inziva evindeki hayatı, çok katı kurallarla düzenlenir. Fakat beşinci bir rahibin eve gelmesiyle bu hassas düzen bozulur. Rahiplerin geride kaldığını sandıkları geçmiş günahları yüzlerine vurulurken, sırları açığa çıkmaya başlar...
    PINOCHET'DEN SONRA HEDEF KİLİSE
    Sinemaseverler, Şilili yönetmen Pablo Larraín'i ‘Pinochet Üçlemesi'nden hatırlayacaktır. İstanbul Film Festivali'nde Altın Lale kazanan Tony Manero (2008), Post Mortem (2010) ve No (2012) filmlerinden oluşan üçleme, Şili'nin Pinochet'li yıllarını insan hikâyeleri ve bir seçim kampanyası üzerinden ele alır. İlk iki film ne kadar sarsıcı ve karanlık ise üçlemenin son halkası No o kadar anaakım çizgisindeydi. Diğerlerinin değil de No'nun Oscar'a aday olması belki de bu yüzden.
    Pablo Larraín, festivallerde boy gösterip yıldızlaşmasına rağmen merkezin dışında kalmayı sürdüren yönetmenlerden. No'dan sonra onun da Alfonso Cuaron, Guillermo del Toro, Alejandro G. Iñárritu gibi Güney Amerikalı meslektaşlarının yolundan gidip Hollywood'a transfer olma ihtimali ufukta belirmişti. Ancak Şilili yönetmen, kendi tavizsiz dünyasında kalmayı tercih etti; en azından şimdilik...
    Kulüp'ün çıkış noktası, Katolik Kilisesi'nin yıllarca sürdürdüğü bir uygulamaya dayanıyor. Kilise'nin rahipleri, cinsel istismar suçu işlediğinde bulundukları ülkelerin kanunları ile değil, Katolik Kilisesi'nin kanunları ile yargılanıyor. Kilise'nin cezası ise bu rahipleri ‘cemaat'in gözünden uzak tutup pişmanlık içinde yaşamaları için sürgüne göndermek. Yakın tarihe kadar Güney Amerika'da Kilise'nin bu tür komün evleri uygulaması çok yaygın. Fakat yeni dönemde bu evler bir bir kapatılır.
    SOĞUK VE VAKUR BİR GERÇEKLİK
    Kendisi de bir Katolik okulunda okuyan yönetmen Pablo Larraín, bildiği bir dünyayı anlatıyor. Arafta sürgün hayatı yaşayan rahiplerin dünyasını anlatmak için doğal ışığı tercih ediyor yönetmen. Gündoğumu ve günbatımındaki tonlar, evin içinde de aynı şekilde devam ediyor. Puslu, griye çalan bir mavinin tonunda geçiyor bütün film. İncil'deki ifadenin aksine, ‘ışıkla karanlığın ayrılmadığını', her daim birlikte olduğunun altını çiziyor. Rahiplerin geçmişindeki çocuk istismarı, yıllar sonra onların karşısına geçen bir mağdurun ağzından en çirkin ayrıntılarına kadar sözel olarak yüzlerine vuruluyor. Yönetmen, hikâyenin sertliğini ironi ile değil, soğuk bir kara mizahla dengeleme yoluna gittiği için filmin her bünyeye gitmeyeceği söylenebilir.
    Kulüp'ün Oscar ödüllerinin Yabancı Dilde En İyi Film dalında ilk dokuza kalması bile şaşırtıcı. Üstelik, ana dallarda Spotlight gibi benzer bir konuyu ele alan film varken... Pablo Larraín, Amerikalıların sevmeyeceği türden soğuk ve vakur bir gerçeklikle anlatıyor hikâyesini. Türkiye'de, Diyanet'in skandal fetvasıyla aynı dönemde gösterime girdiği için muhtemelen ‘bizim' de hoşlanmayacağımız bir gerçeklik. Fakat şunu da söylemek gerek; bir başka yönetmenin elinde ‘sakıncalı', müstehcen ve sansasyonel sahneler ile kotarılmış kitsch bir yapım olabilecek hikâye, Larraín'in dokunuşuyla acımasız bir eleştiriye dönüşüyor. Bir sahnesi hariç, hikâyesindeki çirkin detayları sözel olarak ifade etmeyi tercih ediyor yönetmen.
    Kulüp, yıllar sonrasına kalacak bir klasik olsa da, herkese ve her bünyeye tavsiye edilecek bir yapım değil.


    0 0

    Deniz Gamze Ergüven'in yönettiği Mustang, 88. Oscar Ödülleri'nin Yabancı Dilde En İyi Film dalında yarışacak. 12 dalda listeye adını yazdıran Alejandro G. Iñ·rritu imzalı Diriliş, Oscar'ın en güçlü adayı oldu.

    Deniz Gamze Ergüven'in yönettiği Mustang filmi Oscar ödül heykelciğine bir adım daha yaklaştı. 88. Oscar Ödülleri'ne Fransa'nın adayı olarak katılan film, Yabancı Dilde En İyi Film dalında ilk beşe kalarak tarihi bir başarıya imza attı. Ergüven'in ilk uzun metraj filmi, Oscar aday listesine giren ilk Türk filmi olurken, yapım kriterlerinden dolayı Fransa adına yarışmaya katılmıştı.

    TÜRKİYE İSTEMEDİ, FRANSA ALDI

    Anadolu'nun bir sahil kasabasında, beş yetim kız kardeşin yaşadığı çevre ve toplum baskısını konu alan Mustang, geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali'nde gösterilmiş ve özellikle yabancı eleştirmenler tarafından çok beğenilmişti. Mustang'in Oscar yarışındaki en güçlü rakibi, bir Yahudi soykırımı öyküsü anlatan Macaristan yapımı Saul'un Oğlu. Dün Los Angeles'ta açıklanan Oscar adaylarını yönetmenler Guillermo del Toro, Ang Lee, oyuncu John Krasinski ve Akademi Başkanı Cheryl Boone Isaacs duyurdu. Listede Diriliş / The Revenant filmi 12 dalda aday oldu. Geçen yıl Birdman ile en iyi film ve yönetmen dâhil dört Oscar kazanan Meksikalı yönetmen Alejandro Gonz·lez Iñ·rritu, bu yıl da Diriliş ile ödül gecesinin en güçlü adayı. Film, Türkiye'de 22 Ocak'ta gösterime girecek.

    George Miller'ın yönettiği Mad Max: Fury Road filminin 10 dalda aday olduğu listede, Ridley Scott imzalı Marslı yedi, Spotlight ile Carol filmleri ise altışar adaylık aldı.

    TARANTINO'YA ADAYLIK YOK

    24 dalda verilen 88. Oscar Ödülleri'nin aday listesinde sürprizler de vardı. Yılın güçlü filmlerinden Carol, en iyi film ve yönetmen dalında aday gösterilmedi. En iyi film adaylarından Marslı'nın yönetmeni Ridley Scott, yönetmen dalında aday gösterilmezken, Quentin Tarantino ise Akademi üyeleri tarafından görmezden gelindi. Şimdiye kadar Ucuz Roman ve Zincirsiz filmleriyle senaryo dalında iki kez Oscar alan Tarantino'nun son filmi The Hateful Eight, dün açıklanan aday listesinde sadece üç dalda yer bulabildi. Müzik, görüntü yönetimi ve yardımcı kadın oyuncu dallarında aday gösterilen yapım; aday gösterilmesi beklenen en iyi film, yönetmen, senaryo ve yardımcı erkek oyuncu dallarında listeye giremedi.

    STALLONE YILLAR SONRA LİSTEDE

    ‘Yılın aksiyon filmi' kabul edilen Mad Max: Fury Road'un en iyi film dâhil 10 dalda aday gösterilmesi, Charlotte Rampling'in kadın oyuncu dalında listeye girmesi ve animasyon filmi Ters Yüz'ün kendi dalı dışında en iyi senaryo ödülüne de aday olması listenin ‘hoş' sürprizlerinden. Creed'deki performansıyla Sylvester Stallone, Rocky'den (1976) sonra ilk kez Oscar'a aday oldu. Gişe rekortmeni Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor da hepsi teknik dallar olmak üzere beş adaylık kazandı. 88. Oscar Ödülleri, 28 Şubat 2016'da Los Angeles'ta yapılacak törenle sahiplerini bulacak.

    ‘DİRİLİŞ' 12 DALDA ADAY

    Film:

    Diriliş / The Revenant

    Büyük Açık / The Big Short

    Casuslar Köprüsü / Bridge of Spies

    Brooklyn

    Mad Max: Fury Road

    Marslı / The Martian

    Gizli Dünya / Room

    Spotlight

    Yönetmen:

    Alejandro G.Iñ·rritu (Diriliş)

    George Miller (Mad Max: Fury Road)

    Adam Mckay (Büyük Açık)

    Lenny Abrahamson (Gizli Dünya)

    Tom McCarthy (Spotlight)

    Orijinal Senaryo:

    Matt Charman, Joel Coen, Ethan Coen (Casuslar Köprüsü)

    Alex Garland (Ex Machina)

    Josh Cooley, Pete Docter, Meg LeFauve (Ters Yüz)

    Tom McCarthy, Josh Singer (Spotlight)

    Jonathan Herman, Andrea Berloff, S. Leigh Savage (Straight Outta Compton)

    Uyarlama Senaryo:

    Drew Goddard (Marslı)

    Adam McKay, Charles Randolph (Büyük Açık)

    Nick Hornby (Brooklyn)

    Phyllis Nagy (Carol)

    Emma Donoghue (Gizli Dünya)

    Erkek Oyuncu:

    Leonardo DiCaprio (Diriliş)

    Eddie Redmayne (Danimarkalı Kız)

    Bryan Cranston (Trumbo)

    Matt Damon (Marslı)

    Michael Fassbender (Steve Jobs)

    Kadın Oyuncu:

    Charlotte Rampling (45 Yıl)

    Cate Blanchett (Carol)

    Jennifer Lawrence (Joy)

    Brie Larson (Gizli Dünya)

    Saoirse Ronan (Brooklyn)

    Yardımcı Erkek Oyuncu:

    Christian Bale (Büyük Açık)

    Tom Hardy (Diriliş)

    Mark Ruffalo (Spotlight)

    Mark Rylance (Casuslar Köprüsü)

    Sylvester Stallone (Creed)

    Yardımcı Kadın Oyuncu:

    Jennifer Jason Leigh (The Hateful Eight)

    Rooney Mara (Carol)

    Rachel McAdams (Spotlight)

    Alicia Vikander (Danimarkalı Kız)

    Kate Winslet (Steve Jobs)

    Görüntü Yönetmeni:

    Edward Lachman (Carol)

    Robert Richardson (The Hateful Eight)

    John Seale (Mad Max: Fury Road)

    Emmanuel Lubezki (The Revenant)

    Roger Deakins (Sicario)

    Yabancı Dilde En İyi Film:

    Mustang (Fransa)

    Saul'un Oğlu (Macaristan)

    Embrace of the Serpant (Kolombiya)

    Theeb (Ürdün)

    A War (Danimarka)

    Animasyon:

    Ters Yüz

    Anomalisa

    Kuzular Firarda

    Boy and the Wild

    Marnie Oradayken


    0 0

    Bu yıl 8.'si gerçekleşecek Montreal Türk Filmleri Festivali'ne (8-14 Mayıs 2016) başvurular başladı.

    Film sahipleri festivale başvurmak için filmleriyle birlikte 31 Mart 2016 tarihine kadar başvuru belgesini doldurup festival@festivaldufilmturc.org adresine göndermeleri gerekiyor. Detaylı bilgi için Montreal Türk Filmleri Festivali'nin http://festivaldufilmturc.org/ sayfası ya da info@festivaldufilmturc.org adresi de ziyaret edilebilir.


    0 0
  • 01/15/16--13:00: Zero'yu 80 bin kişi gezdi
  • S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi'nde (SSM), 2 Eylül 2015 tarihinde ziyarete açılan “ZERO. Geleceğe Geri Sayım” sergisi sona erdi.

    Sergiyi ziyarete açıldığı tarihten itibaren 80 bin kişi ziyaret etti. II. Dünya Savaşı sonrası dünyaya hakim olan durağan ve olumsuz atmosfere bir cevap olarak doğan ve adını bir roketin kalkmasından önceki geri sayımdan alan ZERO akımına odaklanan sergi kapsamında konferanslar, hafta sonu ücretsiz rehberli turları, belgesel gösterimleri, sinema günleri, Komşu Günü ve konser gibi özel etkinlikler gerçekleştirildi. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    Ara Güler'in hayatını ve eserlerini anlatan “The Eye of Istanbul” (İstanbul'un Gözü) belgeseli Washington DC Independent Film Festivali'nin resmi seçkisine girdi.

    Yapımcılığını Ümran Safter, yönetmenliğini Fatih Kaymak ve Binnur Karaevli, senaristliğini Ahsen Diner'in yaptığı belgeselin prömiyeri 4-13 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalde yapılacak. 60 dakikalık belgesel filmde Ara Güler'in yeni bir sergi hazırlığı çerçevesinde fotoğrafçılık serüveni, İstanbul ve Beyoğlu sevgisi, hayata bakışı anlatılıyor. Filmde Ara Güler İstanbul'un farklı yerlerinde görüntülenmiş ve röportajlar yapılmış. Yakın dostları ve dünyaca ünlü meslektaşlarıyla Ara Güler konuşulmuş. Belgeselin müzikleri Derya Türkan'a ait. Klasik kemençe sanatçısı Türkan, ‘The Eye of Istanbul' için Beyoğlu ve Ara Güler'i anlatan özel müzikler bestelemiş. (www.eyeofistanbul.com)


    0 0

    “Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi”nin bildirisi sonrasında kopan fırtına dün akademisyenler hakkında soruşturma açılması ve gözaltına almalara kadar giderken, bir yandan da peş peşe destek açıklamaları geliyor.

    İlk destek, aralarında çok sayıda ünlü ismin de bulunduğu edebiyatçılardan gelmişti. Önceki gün sinemacılar, dün ise tiyatrocular desteklerini açıkladı. 138 tiyatrocunun imzasıyla yapılan açıklamada, “..Bizler tiyatro ve sahne-gösteri sanatları alanında çalışan sanatçılar olarak barış için çağrıda bulunan akademisyenlerin bu onurlu buluşmasının yanında duruyor, ifade özgürlüğünün, eşitliğin, yaşam hakkının ve koşulsuz barışın yanında olduğumuzu beyan ediyoruz. Vicdanımız ve tüm kalbimizle akademisyenlerin müzakere ve barış çağrısına sesimizi katıyoruz.” denildi.

    Aralarında Deniz Türkali, Atilla Özdemiroğlu, Nadir Sarıbacak, Özcan Alper, Serra Yılmaz, Onur Ünlü, Yeşim Ustaoğlu, Pelin Esmer, Tolga Karaçelik'in de bulunduğu 400'den fazla sinemacı ise “Özgür düşüncenin ve sanatın yanındayız. Ama'sız fakat'sız eğer'siz: “Bu suça ortak olmayacağız!” Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin, yanındayız” diyerek akademisyenlere destek olmuştu. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) de bir açıklama yaparak “Linç kampanyasının hedefi haline getirilen akademisyenlerin yanındayız.” dedi.

    Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi, 11 Ocak'ta Ankara ve İstanbul'da düzenledikleri eşzamanlı açıklamalar ile hükümete barış ve müzakere çağrısında bulunmuş, “Bizler bu suça ortak olmuyoruz” başlıklı bir bildiri yayınlamıştı. Metne 89 üniversitedeki 1128 akademisyenin yanı sıra kuramları ve kitapları ile dünya çapında üne sahip Noam Chomsky, David Harvey, Immanuel Wallerstein, Judith Butler, Etienne Balibar gibi düşünürler de imza atmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ise akademisyenlerin bildirisini ‘teröre destek' şeklinde nitelendirerek sert bir biçimde eleştirmiş, Erdoğan ‘gereğini yapması için' kurumları göreve çağırmıştı. Bu çağrı sonrasında bazı üniversiteler akademisyenlerin işine son verirken, savcılık resen soruşturma başlatmıştı. Dün ise çok sayıda akademisyen gözaltına alındı.


    0 0

    Mete Gümürhan'ın ikinci belgeseli ‘Genç Pehlivanlar', 66. Berlin Film Festivali'nin (11-21 Şubat), ‘Generation Lplus' bölümüne seçilen ilk Türk belgeseli oldu. Aslen Edirneli olan ama Hollanda'da yapım şirketi bulunan Gümürhan, çekimlerini 2014'ün yazında tamamladığı belgeseli neden ve nasıl çektiğini anlattı.

    Güreş dalında dünya şampiyonu olmayı hedefleyen Amasyalı altı yatılı okul öğrencisinin hikâyesini anlatan ‘Genç Pehlivanlar' belgeseli, Berlin Film Festivali'nin ‘Generation Kplus' bölümünde yarışacak. Bu bölüme seçilen Türk yapımı ilk belgesel olan Genç Pehlivanlar, Kristal Ayı ödülünün adaylarından biri.
    Doğma büyüme Hollandalı olsa da aslen Edirneli bir yönetmen Mete Gümürhan. Çocukken yaz tatillerinde geldiği Türkiye'de dedesinden yağlı güreş hikâyeleri dinlemiş ve müsabakaları izlemiş. “Türkiye'de sadece politik sorunlar yok. Anadolu'da daha başka neler yaşandığını dünyaya anlatmak istedim. Örneğin, ata sporlarımızdan güreş ne yazık ki pek bilinmiyor.” düşüncesiyle 6 yönetmenle bir araya gelip bir belgesel projesi hazırlamak ister.
    Bu proje sonuçsuz kalır, ancak bir gün uçakta okuduğu dergi haberi Gümürhan'a başka bir projenin kapısını açar.
    ‘Şeker fabrikasında konakladık'
    10-11 yaşındaki güreşçi iki küçük kardeşten bahseden yazının izini süren Mete Gümürhan, ailenin yaşadığı Samsun'a gider. Çocukların babası belgesel için çekim yapılmasına izin vermez. Gümürhan bu zorluğu nasıl aştığını şöyle anlatıyor: “Tüm gün boyunca ne yapabilirim diye düşündüm. Çünkü Kültür Bakanlığı'ndan destek geri çekilebilirdi. Baba görüşmede çocukların gideceği Amasya'daki bir yatılı okuldan bahsediyordu. Aklıma oraya gitmek geldi. Ben iki çocuk ararken okulda güreşle ilgilenen 26 çocukla karşılaştım. Bir haftada çekim hazırlıklarına başladık ve izinleri bitirdik. Kalacak yerimiz bile yoktu. Şeker fabrikasının yatakhanesinde konakladık.”
    Çekimleri 3 haftada tamamlanan belgeselin yönetmene çıkardığı en büyük zorluk dil olmuş. Yabancı görüntü yönetmeni ve sesçinin çalıştığı sette üç farklı dilin konuşulduğunu söyleyen Gümürhan, “Ben çekerken ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Onlar da Türkçe bilmiyordu.” diyor.
    Genç Pehlivanlar, 26 çocuk güreşçiden altısının hikâyesine odaklanıyor. Dedesi tarafından büyütülen ve kilo sorunu yaşayan Baran, kolunu kırdığı için antrenmanlara katılamayan Harun, hırslı ama sağlık sorunları olan Beytullah, okulun sevimli çocuğu Ümit, en küçük şampiyon Ahmet ve grubu bir arada tutan Muhammed... Mete Gümürhan, çocuklarla çalışmasını şöyle anlatıyor: “Onları tamamen doğal bıraktım. Sadece Muhammed'i her yerde kullanmaya çalıştım. İlk bir buçuk hafta antrenmanlarda çekim yaptım. İsteğim çocukların kamera yokmuş gibi davranmalarıydı. Neyse ki çabuk alıştılar.”

    Berlin'e seçilmek sürpriz oldu

    Genç Pehlivanlar'ın Berlin Film Festivali'ne seçilmesini beklemediğini söyleyen Mete Gümürhan, “Hazırlığımız vardı ama Berlin'e seçilmemiz sürpriz oldu. Genç Pehlivanlar bir spor belgeseli değil, çocukların mücadelelerini anlatıp hayatlarından kesitler aktaran bir yapım. Ailevi sorunları olan çocukların kimlik bulma çabaları ve sorunlarıyla baş edebilme hikâyelerini ön plana çıkarmak istedim.” diyor.


    0 0

    Sezen Aksu, 40 yıllık sahne hayatına dün akşam ağlayarak veda etti.

    Sezen Aksu, bu yaz dinleyicilerinin karşısına Sezenli Yıllar adını taşıyan ve dört konser olarak planlanan sahne şovuyla çıkmıştı. İlk iki konser, geçtiğimiz temmuz ayında Harbiye Açıkhava Sahnesi'nde gerçekleştirildi. Son iki konser ise ekimde yapılacaktı fakat şehitler nedeniyle ertelenmişti.

    ‘Sezenli Yıllar'ın son iki konserinin ilki, dün akşam Maslak'taki Volkswagen Arena'da gerçekleştirildi. İkincisi bu akşam 20.30'da aynı mekanda yapılacak. Minik Serçe, dün akşamki konserinde, sahneye son kez çıktığını söyledi ve sevenlerine gözyaşlarıyla veda etti.

    Minik Serçe'nin sahneye adımını attığı andan itibaren durgundu, keyfi pek yok gibiydi. Meşhur esprilerini çok az yaptı. Sahnede yavaş hareket ediyordu, temkinliydi. Evde elini incittiğini söyledi ama annesinin rahatsızlığı, ülkesinin durumu, son zamanlarda çok fazla yıpratılması onu yorduğu belliydi. Her zamanki gibi izleyicisi ona destek verdi. “Yeter ki kalbiniz kırılmasın” diye tribünden ses yükselince, derin bir ah çekti ve “Benim kalbim kırılmış ne ki, ülke ortadan ikiye yarıldı!” dedi. Sahneye çıkmadan önce herkesin kendisini tembihlediğini ve çenesini tutacağını anlattı ama yine yapamadı, yapmadı.

    Yaklaşık üç buçuk saat sahnede kalan sanatçı, son parçasından sonra “Her bitiş yeni bir başlangıçtır. Yarın İstanbul'daki son konserimi vereceğim, üretmeye devam fakat söz verdiğim birkaç konseri de yaptıktan sonra sahneye veda ediyorum. Bugün 40 yılın anısına ortak paylaşımda bulunduğunuz için şükranla doluyum. Benim oyuncak bebeğim olmadı, kendimi bildim bileli şarkı söyledim, alkışı sevdim. Kadınları, erkekleri, romanları, özellikle de başkaldıranları daha çok sevdim. Hayat sana teşekkür ederim. Müziği aşkla yapan buradaki insanlarla veda güzel oldu.” dedi. İtiraz istemedi. Şakayla karışık beni sinirlendirmeyin, uyarısı yaptı. Döndürüp döndürüp şarkıları dinleyin, yeter 40 yıldır buralardayım, diyerek herkesi güldürdü.

    Minik serçenin vedası herkesi çok üzdü. Sanatçı, son anda gözyaşlarını tutamadı, ağladı, ağlattı. Zaten paramparça olmuş , umuda en çok ihtiyaç olduğu anda ülkesini Sezen'siz bıraktı. Ama hepimiz biliyoruz ki, sanatçılar sahneden uzun süre ayrı kalamaz. Dönüşü heyecanla beklenecek…


    0 0
  • 01/16/16--13:00: !f İstanbul 33 şehirde
  • 18 Şubat'ta yola çıkacak 15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali bu yıl alternatif dağıtım projesi !f² ile Türkiye'de 27 şehrin yanı sıra Girne, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah'ın da yer aldığı 50 farklı noktaya ulaşacak.

    Festivalin son üç günü, 26-27-28 Şubat'ta İstanbul'da gösterilecek 5 film, 33 şehirde 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. Ayrıca, Gaziantep'te 7, Şanlıurfa'da 2 Suriyeli mültecilere özel gösterim yapılacak.


    0 0

    Dünyanın en ünlü bakır üflemeli çalgılar grubu Canadian Brass, İstanbul konseri için gün sayıyor. 40 yılı geçen kariyerlerinde üyeleri değişse de klasik müziğin en önemli temsilcilerinden biri olmayı sürdüren grup, 20 Ocak Çarşamba akşamı İstanbul'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda müzikseverlerle buluşacak.

    Yeni albüm ve projeler ile yoluna devam eden Canadian Brass grubunun kurucularından Chuck Daellenbach, ekibin ‘büyüğü' olarak sahnede onlara eşlik etmeyi sürdürüyor. Chuck Daellenbach (tuba), Christopher Coletti ve Caleb Hudson (trompet), Achilles Liarmakopoulos (trombon) ve Bernhard Scully (korno) bugüne kadar sayıları 130'u aşan albüm yayınlayan ve 2 milyondan fazla satan bir ‘bakır üflemeliler topluluğu'nun müzisyenleri olarak sahneyi paylaşıyor.

    Performanslarına biraz eğlence katmayı da ihmal etmeyen ekip, barok tınılarından caz parçalara, Latin müziklerinden pop şarkılarına uzanan bir müzik şöleni sunuyor. Grubun korno yıldızı Bernhard Scully ile müziklerini, kariyerlerini, yenilikçi yaklaşımlarını ve İstanbul konserlerini konuştuk.

    Canadian Brass bir bakır üflemeliler topluluğu olarak alanında cesur bir yaklaşımla yeni bir dinleyici profiline kendi türünün müzik beğenisini kazandırdı. Yenilikçi denemelerinizi hâlâ sürdürüyor musunuz?

    Bakır üflemeliler repertuvarını zenginleştirmek için elimizden gelenin en iyisini yapmaya her zaman gayret ediyoruz. Henüz yeni bir albüm, daha yayınladık ve albümde yeni düzenlemeler ve besteler var. Sürekli yeni eserler, yeni projeler, yeni düzenlemeler ve eski eserlere farklı yenilikler katmanın peşindeyiz.

    BAROK MÜZİKLERİ SEVİYORUM

    Eleştirmenler sizi ‘dünyanın en ünlü bakır üflemeliler topluluğu' olarak tanımlıyor. Size, klasik müziğin pop star grubu diyebilir miyiz?

    Klasik müzik alanında adını en çok duyuran gruplardan birinin Canadian Brass olduğunu düşünürsek böyle bir tanımlama çok yerinde olur. Kendi adıma korno çalmayı ve müziğini mümkün olduğu kadar çok dinleyici ile paylaşmayı seven biriyim ve eğer bu beni pop star yapıyorsa; kabul ediyorum.

    Performanslarınız ayrıca farklı türlerde barok tınılarından yeni bestelere ve hatta pop şarkılara kadar zengin bir çeşitlilik sunuyor. Gösterilerinizde size en çok heyecan verenler hangi tür eserler?

    Çaldığımız her eseri çok seviyorum. Eserlerin hangilerini daha çok sevdiğimi söylemek çok zor… Barok ve Rönesans müzikleri bana en çok hitap edenler diyebilirim, dolayısıyla o eserlerden çok keyif alıyorum. Ayrıca çıkardığımız caz işlerine de bayılıyorum.

    Canadian Brass'ın yeni projelerinizden bahseder misiniz biraz?

    En son albümümüz, ‘Perfect Landing' (Kusursuz İniş) henüz piyasaya çıktı ama şimdiden bir sonraki proje için yeni fikirler üzerinde tartışmaya başladık bile. Bir sonraki proje için harekete geçer geçmez, sosyal medya üzerinden ipuçları vermeye başlayacağız.

    ASYA'NIN MÜZİKSEVERLERİ BİR BAŞKA

    Canadian Brass, değişen üyeleriyle 40 yıllık kariyeri geride bırakmış bir topluluk. Bugüne kadar konser izleyicileri arasında en şaşırtıcı ilgiyle nerede karşılaştınız?

    Çaldığım her yerde büyük keyif aldım. Ancak özellikle Asya izleyicisi ilgisi beni çok etkiledi. Hemen her zaman izleyiciden büyük ilgi görüyoruz, fakat bahsettiğim, hiç deneyimlemediğim kadar büyük bir ilgiydi. İzleyiciler konserden sonra albümlerimizi almak için bloklar halinde kuyruklar oluşturdu.

    Çin'de sahneye çıkan ilk Batılı ‘bakır üflemeliler topluluğu'sunuz. Sahneye çıkmayı çok istediğiniz başka ülke kaldı mı?

    Açıkçası benim için listede Türkiye var. İstanbul'da çalacağımız için ayrıca çok heyecanlıyım. Aslında Hindistan'da da sahneye çıkabilmeyi çok isterim. Hiç gitmediğim ve müzik kültürlerine hayran olduğum ülkelerden biri.

    Herkesi konsere bekliyoruz

    İstanbul konserinize nasıl bir repertuvar getiriyorsunuz?

    Latin, Caz, Büyük Orkestra, Broadway müzikleri ve hatta pop şarkıları... Hepsini çalacağız. Bahsettiğiniz tüm türler ve Barok, Rönesans, Klasik ve Romantik dönem eserleri ve çok daha fazlası olacak. Yeni albümümüz ‘Perfect Landing' repertuvarından da çalacağız; dinleyici arzu ederse konserden önce albümü dinleyip biraz fikir sahibi olabilir. İstanbul'a konser vermek üzere gelebildiğimiz için çok heyecanlıyız ve herkesi konserde görebilmeyi dört gözle bekliyoruz.


    0 0

    Üç ayda bir yayınlanan edebiyat dergisi ‘Roman Kahramanları' 25. sayısında, ‘Edebiyat ve Taşra', ‘Gotik Roman Kahramanları', Ankara Roman Kahramanları', Nazan Bekiroğlu'nun Roman Kahramanları', ‘Okurun Roman Kahramanları' başlıklı dört dosyaya yer veriyor.

    ‘Nazan Bekiroğlu'nun Roman Kahramanları'nı Ahu Akkaya (İsimle Ateş Arasında romanı, Numan karakteri), Gökçe Yazıcı (Nun Masalları, Hattat), Müge Kökdamar Sandıkçıoğlu (Nar Ağacı, Zehra), Tuba Emircan (Yusuf ile Züleyha, Züleyha karakteri), Safiye Doğan (Nar Ağacı, Setterhan) inceliyor. Edebiyat ve Taşra dosyasında ise şair şair Asuman Susam'ın İçimizdeki Taşra yazısı dikkat çekiyor. (www.romankahramanlari.com)


older | 1 | .... | 343 | 344 | (Page 345) | 346 | 347 | .... | 375 | newer