Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 339 | 340 | (Page 341) | 342 | 343 | .... | 375 | newer

    0 0

    Bu yıl üçüncü kez verilecek Necati Cumalı Edebiyat Ödülü'nün sahibi belli oldu.

    İzmir Urla Belediyesi ve Cumalı-Seferis Gökyüzü Kültür ve Sanat Derneği'nin işbirliğiyle düzenlenen ödül, ‘Köpekler İçin Gece Müziği' adlı romanıyla Faruk Duman'a verilecek. Üçüncü yılında ‘Roman' dalında verilmesi kararlaştırılan 10 bin TL'lik ödüle 54 yazar başvuru yaptı. Feyza Hepçilingirler, Nilüfer Kuyaş, Ömer Türkeş, Hayri K. Yetik ve İsmail Mert Başat'tan oluşan seçici kurul, Faruk Duman'ı ödüle layık gördü. Ödül töreni 12 Ocak 2016'da Urla'da yapılacak.


    0 0

    İngiliz heavy metal grubu Motörhead'in kurucusu, bas gitarist, solist ve besteci Lemmy Kilmister 70 yaşında hayatını kaybetti.

    Motörhead grubu adına açıklama yapan temsilci Andrew Goodfriend, Kilmister'ın ABD'nin Los Angeles kentinde, kanser nedeniyle kaldırıldığı hastanede dün hayatını kaybettiğini duyurdu. Gerçek adı Ian Fraser Kilmister olan ‘Lemmy', Kilmister, 1970'lerde Hawkwind grubuyla başladığı müzik serüvenine 1975'te kurduğu ünlü Motörhead grubuyla devam etti; ‘Ace of Spades' gibi klasikleşen eserlere imza attı. Sıra dışı tarzı ile heavy metal müziğin gelişmesine katkı sağlayan Kilmister, Motörhead grubu ile 24 albüm çıkardı. Sanatçının hayatı 2010 yapımı ‘Lemmy' adlı belgesele de konu oldu.


    0 0

    Amerika'daki Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar Ödülleri'nin nihai aday listesi henüz şekillenmedi.

    Ancak ‘Yabancı Dilde En İyi Film' dalında ilk dokuz filmlik ‘kısa liste' geçtiğimiz günlerde açıklanmıştı. İstanbul Modern Sinema, Oscar heyecanı yaklaşırken 7-17 Ocak tarihleri arasında ‘Yabancı Dilde En İyi Film' kategorisine aday 18 filmlik ‘Oscar'ın Yabancıları' başlıklı bir program sunuyor.

    Önümüzdeki günlerde sonuçları açıklanacak bu çekişmeli yarışta adı öne çıkan filmlerden oluşan seçki, sadece Oscar adayı olan yapımları değil, Hollywood kulvarının dışında, dünya festivallerinde başarılı olmuş filmleri de kapsıyor. 28 Şubat'ta açıklanacak 88. Oscar Ödülleri'nden önce İstanbul Modern'de sunulan programda, geçtiğimiz günlerde açıklanan ‘Yabancı Dilde En İyi Film' kategorisine aday 9 filmden beşi gösterilecek.

    Fransa'nın adayı olarak hem Altın Küre hem de Oscar'da yarışan Deniz Gamze Ergüven'in yönettiği ‘Mustang'; Nazi toplama kampından bir öykü anlatan Macar yönetmen Laszlo Nemes imzalı ‘Saul'un Oğlu' ve II. Dünya Savaşı'nın ardından pek gün ışığına çıkmamış Auschwitz davalarını konu alan ‘Yalan Labirenti', Belçika'nın Oscar adayı Jaco Van Dormael imzalı Yeni Ahit, Osmanlı'nın son döneminde Arap yarımadasında küçük bir çocuğun öyküsünü konu alan Ürdün yapımı Theeb seyirciyle buluşacak.

    Programda ayrıca, dünya festivallerinde öne çıkan Ölümcül Oyun (Avusturya), Kuzu (Etiyopya), The Club (Şili) İnatçılar (İzlanda), Güneş Tepedeyken (Hırvatistan), Sivas (Türkiye), Annemle Geçen Yaz (Brezilya), Ixcanul (Guatemala), Babam (Kosova), Huysuzluğu Bırak (İtalya), Ağaç (Slovenya), Kum Parası (Dominik), Güneş Çarpması (Rusya) filmleri de gösterilecek. (0212 334 73 00)


    0 0

    Tüm dünyada Star Wars ‘çılgınlığının' yaşandığı şu günlerde sinemaseverleri heyecanlandıran bir haber geldi.

    Her filmi merakla beklenen yönetmen Christopher Nolan'ın üzerinde çalıştığı yeni projesine dair detaylar belli oldu. Batman üçlemesi ile 2000'li yılların başında seriyi yeniden canlandıran Nolan, son filmi Yıldızlararası'nda (2014) bilim-kurgu türünde bir yapımla seyirci karşısına çıkmıştı. İngiliz yönetmen, yeni filminde 2. Dünya Savaşı'nda geçen bir öykü anlatacak. Sihirbaz'dan sonra ikinci defa bir dönem filmi çekecek Nolan'ın 2. Dünya Savaşı dramasının adı ‘Dunkirk' olacak.

    Film, Fransa'nın kuzeyindeki Dunkirk (Fransızca: Dunkerque) kasabasında 2. Dünya Savaşı'nda yaşanan bir kurtarma operasyonunu konu alıyor. Gerçek bir olaya dayanan öyküde savaşın henüz başlarında 1940 yılında 300 bini aşkın İngiliz askeri Dunkirk kasabası civarında Alman askerleri tarafından kuşatılır. İngiliz askerleri, Nazi işgali başlamadan önce 8 gün boyunca küçük botlarla denizden tahliye edilir.

    Dunkirk'ün oyuncu kadrosu son halini almasa da Nolan'ın gözde oyuncularından Tom Hardy filmde oynayacak isimlerden biri. Steven Spielberg imzalı Casuslar Köprüsü'ndeki performansıyla Altın Küre'ye aday gösterilen Mark Rylance ve edebiyat uyarlamalarıyla tanınan İngiliz oyuncu ve yönetmen Kenneth Branagh da filmde yer alacak oyuncular. Warner Bros. yapımcılığındaki film, IMAX teknolojisiyle ve 65 mm olarak çekilecek. Hatırlanacağı gibi Quentin Tarantino da son filmi The Hateful Eight'i 70 mm kamera ile çekmişti. Çekimleri 2016'da Fransa'da yapılacak ‘Dunkirk'ün 21 Temmuz 2017'de gösterime girmesi planlanıyor.


    0 0

    Geçtiğimiz günlerde istifasını veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, önceki akşam ‘Son(suz) Öykü' oyununun galasında veda etti.

    Oyunun sonunda sahneye çıkan Yazıcıoğlu, “Çok güzel bir oyun izledik ama bu 48 yıllık sahne hayatımın son konuşması.” diyerek sözlerine başladı. Yazıcıoğlu, “48 yıllık sahne hayatımın son buluşması. Şehir Tiyatroları'na veda ediyorum. Ne yazık ki beni bu hale getirdiler. Canımı verdim, hayatımı verdim ama ne yazık ki bazı arkadaşlarıma yaranamadığım gibi yönetime hiç yaranamadım. Belki de onlara çok ters gelen biriydim. Bundan sonra yoğurdu üfleyerek yiyecekler. Ama siz Kadıköylüler benim hayatımda her zaman yer alacaksınız. Çünkü siz karanlığa yar olmaya aday ülkemin aydınlık insanlarısınız.” sözleriyle sahnelere veda etti.

    18 Temmuz 2014 tarihinden itibaren ŞT Genel Sanat Yönetmenliği görevini üstlenen Erhan Yazıcıoğlu, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde iki saat süren oyundan sonra sahneye çıkarak seyircilere seslenen usta oyuncu, “Tiyatro her halükârda var olacak. Bütün karanlık güçlere rağmen bu tiyatro ayakta kalacak. 102 yıldır Atatürk'ün ve Muhsin Ertuğrul'un gücüyle yıkılmadıysa ben de ölene kadar bu tiyatroda var olmaya devam edeceğim. Ne yazık ki istifamı verdim ve görevden ayrıldım. Bu benim son görevim. Çok yıpratıldım, çok harcanmaya çalışıldım ama ben sadece işimi yaptım ve işimi de doğru yaptığıma inanıyorum. ” dedi.

    Yazıcıoğlu, geçtiğimiz kasım ayında, belediye yönetimine, yönetmelikten çıkarılan ‘Tiyatroyu tiyatrocular yönetir' ilkesini tekrar kabul ettiremediği gerekçesiyle aralık sonunda ekibiyle birlikte istifa edeceğini duyurmuştu.


    0 0

    2015, edebiyat, sinema, medya ve müzik dünyasında büyük kayıpların yaşandığı bir yıl oldu. Kaybettiğimiz isimlerle adeta bir dönem kapandı. İşte 2015 yılında hayata veda eden sanat, edebiyat ve basın dünyasının ünlü isimleri:

    Yaşar Kemal (28 Şubat 2015), Gülten Akın (4 Kasım 2015), Tarık Dursun K. (12 Ağustos 2015), Sennur Sezer (7 Ekim 2015), Zeki Alasya (8 Mayıs 2015), Kayahan (3 Nisan 2015), Erol Büyükburç (12 Mart 2015), Müzeyyen Senar (8 Şubat 2015), söz yazarı Fikret Şenes (16 Şubat 2015), karikatürist Bedri Koraman (30 Mayıs 2015), yönetmen Başar Sabuncu (17 Haziran 2015), halk müziği sanatçısı Muzaffer Akgün (1 Ağustos 2015) sanatçı Fikret Otyam (9 Ağustos 2015), tiyatrocu Tomris İncer (5 Ekim 2015), Levent Kırca (12 Ekim 2015), Memduh Ün (16 Ekim 2015), Oktay Akbal (28 Ağustos 2015), Çetin Altan (22 Ekim 2015), Sümer Tilmaç (12 Haziran 2015), Ahmet Hatipoğlu (23 Ağustos 2015), Yılmaz Köksal (22 Ekim 2015), tiyatro eleştirmeni Üstün Akmen (30 Ekim 2015), Atilla Arcan (16 Kasım 2015), Hasan Pulur (29 Kasım 2015), Türk sanat müziği sanatçısı Behiye Aksoy (31 Mayıs 2015).


    0 0

    Geçtiğimiz sezon verdikleri yeni yıl konseriyle bir klasik müzik konserinde izleyenleri kahkahalara boğan Rainer Hersch yönetimindeki Johann Strauss Orkestrası, 2016'nın ilk günlerinde yeniden İş Sanat Sahnesi'nde olacak.

    Orkestra, İngiliz soprano Samantha Hay'in yorumlayacağı valsler ve polkalar ile renkli kostümler ve danslar eşliğinde 5 Ocak Salı akşamı mizahla müziği müzikseverlerle buluşturacak. Saat 20.30'da başlayacak konserin biletleri 20 TL ile 175 TL arasında değişiyor. (0212 316 10 83)


    0 0
  • 12/30/15--13:00: Kafka(lar) İstanbul'da
  • Çek Cumhuriyeti'nin tanınmış ressamlarından Jiří Slíva, eserlerini İstanbul'da, Schneidertempel Sanat Merkezi'nde sergileyecek.

    Slíva'nın 6 Ocak 2016 akşamı saat 18.00'de açılacak ‘Kafka(lar) İstanbul'da' adlı sergisi litografi ve gravür olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Sanatçı eserlerinde kafeleri, caz müziğini, aşkı ve elbette Franz Kafka'yı işliyor. 31 Ocak 2016 tarihine kadar sürecek Kafka(lar) İstanbul'da (Multiple Kafka in Istanbul) sergisiyle sanatçı, usta yazar Franz Kafka'nın ölümsüz eseri Dönüşüm'e (Die Verwandlung) de göndermede bulunuyor. Karikatürleri Die Welt, Die Zeit, Stern, The Wall Street Journal, The New York Times gibi gazete ve dergilerde yayımlanan Jiří Slíva, daha önce Berlin, Paris, Roma, Viyana, Tokyo ve New York gibi kentlerde kişisel sergiler açtı. Çek sanatçının eserleri, Karaköy Bankalar Caddesi'ndeki Schneidertempel Sanat Merkezi'nde açılacak Kafka(lar) İstanbul'da sergisi ile Türkiye'de ilk defa görücüye çıkacak. (0212 249 01 50)


    0 0

    “Yılın en'leri” listeleri ortalığa iyice saçılmışken ‘alternatif'leri de göz ardı etmemek gerek.

    Kadıköy Belediyesi Kültür Merkezleri, yeni yılı gözden kaçan, pek de izleme imkânı bulamayacağınız filmlerin gösterimiyle karşılıyor. Yeldeğirmeni Sanat'ta yapılacak gösterimlerde Alman sinemasının son dönemde öne çıkan filmleri izleyiciyle buluşacak. Goethe-Institut işbirliğinde gerçekleşecek gösterimler 4 Ocak'ta Hans-Christian Schmid'in yönettiği 2009 yapımı Fırtına (Sturm) filmiyle başlayacak. Ocak ayı boyunca her pazartesi 19.30'da yapılacak gösterim programında 11 Ocak'ta Gudrun F. Widlok ile Rouven Rech'in birlikte yönettiği 2011 yapımı belgesel Afrikalı Ailem (Adopted), 18 Ocak'ta Leander Haussmann imzalı Hotel Lux (2011), 25 Ocak'ta ise Frauke Finsterwalder'ın Karanlık Dünya (Finsterworld / 2013) filmleri gösterilecek.


    0 0

    İstanbul sahaflarından İ. Lütfi Seymen'in yayımladığı Müteferrika dergisi, 48. sayısında Kerim Sadi'nin (1894-1977) biyografisine katkı oluşturacak ve eserlerinin topluca tanınmasına imkân sağlayacak özel bir bölüm ayırdı.

    Bu bölümde Zafer Toprak, Bülent Erdem, İsmail Kara, Erden Akbulut, Mustafa Baydar, Selâhattin Hilav ve İlhami Bekir'in birer yazısı yer alıyor. Üniversite çevreleri, akademisyenler, araştırmacılar ve meraklı okurlar için büyük bir kaynak oluşturan yazıların başlıkları şöyle sıralanıyor: ‘Aydınlık'tan Katkı'ya Kerim Sadi'nin Türkiye'de Marksist Düşünceye Katkısı', ‘Çok Bilinen ama Hiç Bilinmeyen!!! Bir Çalışma: İnsaniyet Kütüphanesi', ‘Başlık Büyük Fakat... Kerim Sadi ve İslâmiyet'le Sosyalizm Arasında Kurulan İlişkilere Dair Birkaç Not', ‘Komintern Belgelerinde TKP'li Kerim Sadi', ‘Yazı Hayatının 50. Yılında Kerim Sadi', ‘Kerim Sadi'nin Bazı İnceleme ve Eleştirmeleri', ‘40 Yıl Önce Keri Sadi'. Ayrıca, dergide yer alan Erol Üyepazarcı'nın “Meraklı Tarihi Romanların Yazarı, Bütün Ömrünü Bir Ansiklopediye Adamış Devrişmeşrep ve Anlaşılmamış Bir Tarihçi: Reşat Ekrem Koçu”, İbrahim Öztürkçü'nün “Babanzâde Ahmed Naim Hakkında Muallim Vahyi'nin Uzun Bir Manzumesi”, Mustafa Duman'ın “Fasiküller Halinde Yayımlanan Ermenice Nasreddin Hoca Kitabı” ve Bülent Ağaoğlu'nun “Kâtip Çelebi İçin Neler Yapılmalı - Öneriler” isimli makaleleri dikkatle okunacak birer kaynak eser niteliği taşıyor.


    0 0

    İstanbul ve kentteki sanatçı topluluklarına odaklanarak hareketlilik ve sürgün dönemlerinde sanat üretimini araştıran fanzin ve sergi projesi Şam'da Kayısı, 23 Aralık'ta SALT Galata'da açıldı.

    Dilek Winchester ve Atıf Akın tarafından kurgulanan fanzin ve sergi projesi Şam'da Kayısı, André Breton'un “İnsan yoldaş bulmak için yayın yapar!” sözüne göndermeyle, sanatçı yayınları ve fanzinler aracılığıyla çok dilli bir üretimi hedefliyor. Projenin katılımcıları, fanzin formatını kullanarak gerek kendi deneyimleri temelinde gerekse Cumhuriyet tarihi boyunca İstanbul'u merkeze alan göç dalgalarının etkileri üzerine öneriler sunuyor. Sergi, sanatçı, yazar ve entelektüeller tarafından Arapça, İngilizce ve Türkçe dillerinde yayıma hazırlanan, aynı adlı bir dizi fanzin ile bunlara eşlik eden çeşitli eser ve belgelerden oluşuyor. 15 sayılık fanzin, kamusal mekânlarda da dağıtılacak.

    Şam'da Kayısı'nın katılımcıları Atıf Akın, Nadia Al Nissa, Marwa Arsanios, Khaled Barakeh, Sezgin Boynik, Hera Büyüktaşçıyan, Ergin Çavuşoğlu, Angela Harutyunyan, Minna Henriksson, Armine Hovhannisyan, Marianna Hovhannisyan, Güven İncirlioğlu (The Pope), Banu Karaca, Pınar Öğrenci, Zeynep Öz, Aras Özgün, Dilek Winchester ve Fehras Publishing Practices.

    Sergiye paralel olarak 6 Ocak 2016'da, SALT Galata'da projenin düzenleyicileri ve fanzinin editörleriyle bir sunum yapılacak. New York'taki Apexart galerisi işbirliğiyle gerçekleştirilen sergi, 21 Şubat 2016'ya kadar ziyaret edilebilir. (0212 334 22 00)


    0 0

    2015, edebiyat, sinema, medya ve müzik dünyasında büyük kayıpların yaşandığı bir yıl oldu. Kaybettiğimiz isimlerle adeta bir dönem kapandı. İşte 2015 yılında hayata veda eden sanat, edebiyat ve basın dünyasının ünlü isimleri:

    Yaşar Kemal (28 Şubat 2015), Gülten Akın (4 Kasım 2015), Tarık Dursun K. (12 Ağustos 2015), Sennur Sezer (7 Ekim 2015), Zeki Alasya (8 Mayıs 2015), Kayahan (3 Nisan 2015), Erol Büyükburç (12 Mart 2015), Müzeyyen Senar (8 Şubat 2015), söz yazarı Fikret Şenes (16 Şubat 2015), karikatürist Bedri Koraman (30 Mayıs 2015), yönetmen Başar Sabuncu (17 Haziran 2015), halk müziği sanatçısı Muzaffer Akgün (1 Ağustos 2015) sanatçı Fikret Otyam (9 Ağustos 2015), tiyatrocu Tomris İncer (5 Ekim 2015), Levent Kırca (12 Ekim 2015), Memduh Ün (16 Ekim 2015), Oktay Akbal (28 Ağustos 2015), Çetin Altan (22 Ekim 2015), Sümer Tilmaç (12 Haziran 2015), Ahmet Hatipoğlu (23 Ağustos 2015), Yılmaz Köksal (22 Ekim 2015), tiyatro eleştirmeni Üstün Akmen (30 Ekim 2015), Atilla Arcan (16 Kasım 2015), Hasan Pulur (29 Kasım 2015), Türk sanat müziği sanatçısı Behiye Aksoy (31 Mayıs 2015).

    Gülten Akın

    Tarık Dursun K.

    Sennur Sezer

    Zeki Alasya

    Kayahan

    Erol Büyükburç

    Müzeyyen Senar

    Söz yazarı Fikret Şenes

    Ressam Fikret Otyam

    Oyuncu Tomris İncer

    Levent Kırca

    Memduh Ün

    Oktay Akbal

    Çetin Altan

    Hasan Pulur

    Sümer Tilmaç


    0 0

    30 Aralık 2015, Türkiye'de yaşayan birkaç önemli minyatür sanatçısı var. Cahide Keskiner ve Ülker Erke bu isimlerin başında geliyor.

    İkisi de artık 80'li yaşlarını sürüyor; evlerinden, atölyelerinden pek çıkmıyorlar. 9 Ekim'de Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezi'nde öğrencileri ile ‘Kültürel Semboller' sergisine katılan Keskiner, uzun bir aradan sonra talebelerini kırmayıp sergi yolunu tutmuştu. Geçtiğimiz cumartesi günü Küçükçekmece Belediyesi Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde başlayan “Sufi Işığı' sergisine, 20 özel Mevlana portresiyle katılan Ülker Erke ise açılışa bile gelemedi. Hatta 10 yıldır, hiçbir sergisine gitmediğini, gidemediğini söylüyor. En son 2004'te Yıldız Sarayı içindeki Çit Kasrı'nda gerçekleşen “Minyatürlerle Mevlivî;hâneler” sergisine gidebilmiş. Ülker Erke, kış aylarını genellikle evinde, çalışma odasında geçiriyor. 1980 yılından beri ev işlerine yardım eden Kıymet Hanım'la oldukça mutlu mesutlar. Bazen doktor için, bazen de çocuklarıyla akşam yemeği için dışarı çıkıyor. Yazları ise Akçay'da babasından kalan yazlığında geçiriyor.

    Tezhip ve minyatürü Ord. Prof. A. Süheyl Ünver'den öğrenen Erke, 60'tan fazla yıldır minyatürle iç içe. Bugüne kadar Karacaoğlan ve Nedim'in şiirlerini, masal ve efsaneleri, gemileri, kuşları, Anadolu folklorunu, Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki şifahaneleri, Atatürk evlerini, baba ocağı Edremit'i ve zeytinini seri halinde minyatürleştirdi. Ama kendisinin en önemli serisi Mevlevilik ve Hz. Mevlânâ üzerine yaptığı çalışmalar. Erke, sanat hayatının erken dönemlerinden bu yana Mevlânâ minyatürlerini araştırıyor. Sayılarını hatırlamasa da bugüne kadar pek çok Hz. Mevlânâ portresi çizdi.

    MEVLANA'NIN GENÇLİK PORTRELERİ

    Minyatürlerine kaynaklık eden en önemli eser ise 1957 yılında Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından yayımlanan Şahabettin Uzluk'un ‘Mevlevilikte Resim-Resimde Mevlanalar' adlı kitap. Eserin, bugün baskısını bulmak zor. TTK'nın arşivinde bile sadece 2 adet görünüyor. Kitapta, Mevlânâ'nın sağlığında 20 portresini yapan Rumi nakkaş Aynüddevle'nin hikâyesinin yanı sıra Mısır'da, İran'da yapılmış Mevlânâ portreleri yer alıyor. Selçuklu Sultanı 2. Keyhüsrev'in kızı Gürcü Sultan tarafından Mevlânâ portreleri çizmek için görevlendirilen Aynüddevle'nin çizimleri daha sonra kayboluyor ve Erke'nin ifade ettiği gibi, sonraki yüzyıllarda ‘herkes kendi Mevlânâ'sını çiziyor. Kimi çekik gözlü, kimi elinde yelpazesiyle, kimi saçı sakalı karışmış halde…

    Ülker Erke, bizim çok aşina olduğumuz ‘kırmızı ve tombul yanaklı' Mevlânâ portrelerini doğru bulmadığını daha önce ifade etmişti. Sufi Işığı sergisinde, hem bilgi ve belgeler ışığında kendisinin tasavvur ettiği, hem de söz konusu eserden hareketle çizdiği 20 portre yer alıyor. Yirmi, Aynüddevle'ye ithafen belirlediği bir sayı. Aslında bu eserler, yıllar içinde peyderpey sergilendi. Erke, 20'den fazla kişisel sergi açtı. 60'ın üzerinde karma sergiye katıldı. Sufi Işığı için seçtiği portreleri yine görmekte fayda var çünkü kafamızdaki Mevlânâ portresi hâlâ aynı. Oysa sergide farklı çizimlerle karşılaşacaksınız, özellikle genç Mevlânâ'yı ve sanatçının Hollandalı ünlü ressam Rembrandt'ın Mevlana resminden esinlendiği minyatürü görmek şaşırtıcı olabilir.

    Sergide, Erke'nin genç Mevlana portreleri (üstteki dört kare) ile Holllandalı ünlü ressam Rembrandt'ın Mevlana resminden esinlendiği minyatürü de yer alıyor (alttaki iki kare).

    'SERİYİ BOZMAMAK İÇİN SATMADIM'

    Ülker Erke, hiçbir eserini bugüne kadar satmamış, hepsini evinde saklıyor. Zaman zaman sergi için istediklerinde, muntazam bir istifle dizdiği arşiv odasından çıkarıyor. ‘Peki neden satmadınız?' diye soruyoruz. “Serileri bozmak istemedim, arşiv değeri taşıyor. Bakın, gençler hâlâ onu tanımıyor. Birini satarsam hepsini birden sergilemek mümkün olmayacak. Doğrusu, seri halinde satın almak isteyen de olmadı.” diyor.

    Sergideki ilginç Mevlana portrelerinden biri daha.

    26 Ocak 2016'da sona erecek Sufi Işığı, Hz. Mevlânâ'nın doğum yeri olan Belh'ten çıkıp Konya'da son bulan yaşamını analtmayı hedefliyor. Sergide Erke'nin eserlerinden başka koleksiyonlardan toplanan tekke objeleri, tekke objeleri, görsel ve yazılı belgeler de yer alıyor. Mevlânâ Türbesi'nin ilk hali olduğu rivayet edilen bir fotoğraf bunlar arasında. 18. yüzyıla tarihlenen fotoğraf, ressam Şahin Paksoy koleksiyonundan alınmış (altta).

    Mevlana Türbesi

    Ülker Erke, hiçbir eserini bugüne kadar satmamış, hepsini evinde saklıyor. Zaman zaman sergi için istediklerinde, muntazam bir istifle dizdiği arşiv odasından çıkarıyor.


    0 0

    Erhan Yazıcıoğlu'ndan boşalan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'ne Süha Uygur atandı.

    Usta oyuncu Nejat Uygur'un oğlu Süha Uygur, 1980-1992 yılları arasında Necla-Nejat Uygur Tiyatrosu Müdürlüğü görevini yaptı. 2009'da Uygur Çocuk Tiyatrosu'nu kurdu. “Bu Dünya Hepimizin”, “Küçük Kız ve Yıldızlar”, “Güneşe Yolculuk”, “İyilik Ağacı”, “Kırmızı Pabuçlar”, “Mıknatıs Çocuk”, “Çocuk Ülkesi” ve “Pamuk Prenses Mikroplar Ülkesinde” oyunlarının genel sanat yönetmenliğini yaptı.


    0 0

    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni anayasa için muhalefet partilerinin kapısını çalmaya başladı.

    İlk görüşme CHP lideri Kemal Kılıçdaoğlu ile gerçekleşti. Beklenenden uzun süren toplantıdan sonra iki tarafın açıklamaları olumluydu. Ancak 40 güne yakın süren ‘istikşafi' koalisyon görüşmeleri de son ana kadar olumlu açıklamalarla gitti. Yani iyimser olmak için yeterli veriye sahip değiliz. Eskiden bu tür sonuçsuz görüşmelere ‘nafile tur' ismi verilirdi. İstikşafi onun yerini aldı. 40 günde gerçekten bir keşif bile yapılabilirdi, bizimkiler koalisyon dahi kuramadı. CHP yeniden bir oyalama taktiğinin nesnesi haline gelmemenin yolunu bulmalı.

    367 krizi ve Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçtirmeme müdahalesi ile gidilen 2007 seçimleri sonrasında anayasa değişikliği motivasyonu çok yüksekti. Prof. Dr. Ergun Özbudun öncülüğünde saygın akademik kadronun hazırladığı taslak kamuoyunda önemli destek bulmuştu. AK Parti'yi kapatma davası, başka bahara erteleme zarureti doğurdu. 2011 seçimlerinin baskın teması demokratik ve sivil anayasaydı. Halkın yüzde 50'ye varan onayına rağmen AK Parti ipe un sermeyi tercih etti. Meclis'te yüzde yüz mutabakat şartıyla kurulan komisyonun ölü doğum olduğu çok açıktı. Nitekim tahmin edildiği üzere ‘nafile' çaba koleksiyonunun nadide parçalarından biri olarak arşivde yerini aldı.

    Başbakan Davutoğlu'nun şimdiki denemesinin toplumda heyecan uyandırdığını söylemek zor. Siyaseti zorlayacak görünür toplumsal talep yok. Tam tersi gündelik hayatı olumsuz etkileyen ve düzelmesi için anayasaya ihtiyaç duyulmayan konuların öncelikle ele alınması beklentisi var. Ekonomik göstergeler ürkütücü sinyaller zaten veriyordu. Üstüne en önemli pazarlarımızdan Rusya'yla yaşanan uçak düşürme krizi eklendi. ABD'nin faiz artırma kararı sermaye kaçışını hızlandıracak. Asgari ücret, artışıyla birlikte Diyanet'in belirlediği fıtır sadakasından daha düşük; fakat bunu bile ekonomiyi zora sokmadan uygulamanın zorlukları konuşuluyor.

    Sadece ekonomiyle sınırlı da değil. Yeni anayasanın terör sorununu çözeceğine dair bir beklenti ifade edildiğini duydunuz mu? Duymadınız zira öyle bir şey yok. Anayasanın zembille inercesine gündeme sokulduğu ve başka bir talibin arzusunu yansıttığı ortada. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık hayalleri dışında bu gündemi zorlayan saik bulunmuyor. 7 Haziran seçimlerinde başkanlık vaadiyle seçmenin karşısına çıkan AK Parti hezimet yaşadı. 1 Kasım'a gidilirken o konu neredeyse hiç gündeme getirilmedi. Sonuç ortada. Zamanlaması yanında milli iradenin yönelimlerine uygun bir tercih olmadığı eleştirileri doğru tespitler.

    Asıl eleştiri ise anayasal demokrasi mantığındaki zedelenme üzerinden geliyor. Bütün hata ve eksiklerine rağmen yürürlükte bir anayasamız var. Ve normal hukuk düzeni yenisi gelinceye kadar mevcudun hükümferma olmasını zorunlu kılıyor. Anayasanın ihlal hatta neredeyse ilga edildiğine dair ciddi eleştiriler yapılıyor. Hiçbir anayasa hukukunda yeri olmayan ‘fiilen değişti' cümlesinin rahatlıkla kurulduğu günler yaşıyoruz. Bu mantaliteyle yazılacak anayasadan ve kurulacak yeni devlet düzeninden endişe duymakta haklıyız.

    Anayasa, devletin daha da daraltılmış anlamıyla icranın yetkileri ve şeklini belirlemek üzere yazılmaz. Önemli olan temel insan hak ve hürriyetlerini garanti eden bir metin üzerinden anlaşmak. Parlamenter sistem de pekâlâ bunu sağlayabilir, başkanlık şekilleri de. Suyu tersinden akıtmaya çalışıyorlar, insan ve toplumdan değil devletten başlıyorlar. Yürütme erkini tanımlamada öncelikli hareket ediyorlar. Bunu da Erdoğan'ın arzuları şekillendiriyor. Anayasa değil baba yasa yazılıyor. Bir kurucu babanın kişiliği etrafında devlet ve toplum şekillensin istiyorlar. Yüz yıl önce anayasalar böyle yapılıyordu. Biz de yaptık. Ama bu çağ bu kafayı taşımaz.


    0 0

    Oscar'lı yönetmen Ron Howard, yeni filminde Herman Melville'in klasik romanı Moby Dick'e (Beyaz Balina) ilham veren öyküyü anlatıyor.

    Teknik başarısını hikâye anlatımı ve karakter tasarımına yansıtamayan film 1820 kışında, New England balina gemisi Essex'in yaşadıklarını perdeye getiriyor. Essex, kimsenin inanamayacağı bir şeyin saldırısına uğradı: Neredeyse insanlara özgü bir intikam dürtüsüne sahip, dev cüsseli bir balina. 30 yıl sonra ise Herman Melville, olayın hayatta kalan tek tanığı Tom Nickerson'a tüm detayları anlatması için para öder.


    0 0
  • 12/31/15--13:00: Ava giden avcılar
  • Can Evrenol'un aynı adlı 2013 yapımı kısa filminin uzun versiyonu Baskın: Karabasan, dünya sineması için küçük olsa da Türk sineması için büyük bir adım. İlk gösterimini Toronto Film Festivali'nde yapan film, ABD'de sinema salonlarında da gösterime girecek.

    Baskın: Karabasan, beş polisin ihbar üzerine gittiği terk edilmiş tarihi bir karakolda başlarına gelenleri konu ediniyor. Polisler, gece devriyesi sırasında gelen acil yardım çağrısı üzerine gittikleri karakolda hiç ummadıkları türden mistik bir topluluk ile karşılaşır...

    Cinler ve periler dünyasına hapsolan yerli korku sinemamıza farklı bir soluk getiren film, çocukluk kâbuslarını geride bırakamamış genç polis Arda'nın öyküsü. Büyümenin en önemli alameti çocukluk kâbuslarıyla vedalaşmadır. Baskın: Karabasan'ın Arda'sı (Görkem Kasal), çaylak bir polis olsa da çocukluğunun son demlerinde bir yetişkin. Aynı zamanda, yönetmen Can Evrenol'un filmdeki izdüşümü. Kıdemli ağabeyleriyle gece vardiyasında yemek masasında otururken Arda'nın kâbuslarının ve geçmişinin araya girmesi bu yüzden. Benzer bir şekilde film, Can Evrenol'un çocukluk kâbusları da dâhil, beslenme kaynaklarının, izlediği tür filmlerinin ve sevdiği yönetmenlerin bazı sahnelerinin yansıması.

    Polislerin erkeklik halleri ve her sıkıştıklarında silaha sarılıp rozetlerini göstermesi iktidar erkine işaret ediyor. Gizemli topluluğa ev sahipliği yapan vahşet mekânının Osmanlı döneminden kalma terk edilmiş bir karakol olması da tarihsel zemin için müsait bir seçim. Fakat yönetmen, elindeki bu iki silahı ateşlemiyor. Politik ve tarihsel bir zemin üzerinde ilerleyen hikâye, bunları unuturcasına yönetmenin B sınıfı tür filmleri sevdasına yöneliyor. Evrenol'un amacı, çocukluk kâbuslarını ortaya dökmek, -olumlu anlamda- sevdiği yönetmenlere öykünmek ve mümkün olduğunca cinlerden, perilerden uzak, özgün bir atmosfer oluşturmak. Bu dünya çok tanıdık gelse de Evrenol hakkını veriyor.

    Ne var ki, kaçırdığı fırsat, oluşturduğu atmosferden daha değerli. Yine de bir teselli var; Baskın: Karabasan bir ilk film. 2000 sonrası korku sinemamızın içine düştüğü İslami motifli Anglosakson/Katolik döngünün ve ‘ecinnili' bunalımın dışında bir üretim.


    0 0
  • 12/31/15--13:00: Yeminini bozan mülteci
  • -“...aradığım denizler bulduğum denizler karşısında yoruldu.”

    Sosyal bilimlerin başvurduğu kavramsallaştırma (conceptualization), bir olguyu somutlaştırmak için yapılan bir soyutlama işlemidir esasen. Çözümlemek için çıkılan bu ‘iyi niyetli' yol, sağlam prensipler üzerine oturtulmadığında sınıflandırma, kalıplaştırma, indirgeme ve nihayet tecride kadar gidebilir. ‘Mülteci krizi' kavramı iyi bir örnek. Ortada bir kriz var, onun merkezinde ise ‘mülteci' denilen kimseler. Dikkat ederseniz, ‘mültecilik krizi' değil. Krize dönüşen bu sorunun temelinde mülteci olma hali, buna neden olan şartlar, olaylar, devletler, politikalar vs. yoktur; mülteci vardır. Bu kavramsallaştırma, mültecilerin kopup geldiği ülkelerin yaşanmaz hale gelmesinde doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan kişileri de krizin sorumlusu değil, çözüm mercii haline getirir.

    Fransız yönetmen Jacques Audiard'ın Dheepan filmi, ‘mülteci krizi' üzerine düşündürücü bir yapım. Film, Coen Kardeşler'in eşbaşkanlığında aldığı Altın Palmiye ile Cannes Film Festivali'nde tartışmaların odağına yerleşmişti. Doğrusu, Dheepan, “Cannes'ın tarihinde Altın Palmiye almaya en uzak film hangisidir?” sorusunun cevabı olabilecek nitelikte. Fakat Paris'teki kanlı terör saldırılarından sonra izlendiğinde Audiard'ın filmi, kendisi dışında kazandığı başka anlamlara da ulaşıyor.

    BİR ‘CEHENNEM'DEN DİĞERİNE

    Dheepan, karakterinin adını alan bir film. Sri Lanka'da sona eren iç savaştan kaçmaya çalışan Dheepan (Jesuthasan Antonythasan), hiç tanımadığı Yalini (Kalieaswari Srinivasan) ve ebeveynlerini kaybetmiş kız çocuğu Illayaal (Claudine Vinasithamby) ile bir aile gibi davranıp mülteci olarak Fransa'ya gider. Banliyödeki toplu konuta yerleştirilen üçlü, bir yandan kültür çatışmasını aşmaya çalışırken ‘ailevi' meselelerle de uğraşır. Toplu konutun uyuşturucu çetesinin kontrolünde olduğunu fark etmeleri uzun sürmez. Eski bir Tamil Kaplanları üyesi olan Dheepan, uzunca bir süre ‘entegrasyon' için çabalasa da yaşadığı yer, geride bıraktığı ülkesine dönüşmeye başlayınca geçmişindeki ‘Tamil Kaplanı'nı daha fazla saklayamaz.

    Yeraltı Peygamberi (2009) ile Pas ve Kemik (2012) gibi iki filmden sonra Dheepan, yönetmen Jacques Audiard'ın filmografisinde ilk bakışta ayrıksı görünüyor. Ancak, bir şekilde dâhil olduğu yeni dünyada kendine yer açmaya çalışan ve bunu da kendi bildiği ya da ‘öğrendiği' yöntemlerle yapan karakter çizgisinde Dheepan, Audiard için tutarlı bir yerde duruyor. Dheepan rolündeki Jesuthasan Antonythasan'ın küçüklüğünde Tamil Kaplanları'nda çocuk askerlik yapmış, 15 yıldır Fransa'da yaşayan Srilankalı bir aktivist ve yazar olması da filmi ilgi çekici kılan unsurlardan. Sri Lanka'daki savaştan kaçıp Fransa'da başka bir ‘savaş'ın içine düşen karakterlerin çıkışsızlığı da anlamlı. Ne var ki, filmin olay örgüsü ve hikâye akışı içinde hayli fantastik, hatta sürreal bir finalle karşılaşıyoruz. Yönetmenin önceki filmlerine nazaran karakter çizgisi tutarlı olsa da Dheepan'ın kendi içindeki karakter ve olay akışı için aynı şeyi söylemek zor.

    TÜRLER ARASI GEZİNTİ

    Yönetmenin Altyazı'ya verdiği röportajda belirttiği gibi, “Bir savaş filmi olarak başlayan Dheepan, sırasıyla mülteciler üzerine bir belgesele, bir banliyö filmine, bir aşk filmine ve sonunda bir tür filmine dönüşüyor.” Maç içinde sürekli taktik değiştiren teknik direktör gibi Audiard; filmin başından sonuna dört-beş türe keskin geçişler yapıyor. ‘Mutlu son'a evrilen sürreal final ise baştan beri kurmaya çalıştığı bütün gerçekçiliği, gözlemciliği ve acımasızlığı yerle bir ediyor. Finale kadar ‘politik doğrucu' tavrını koruyan yönetmen, son tümsekte hepsini reddediyor.

    Sinemasal gediklerine rağmen film, Paris terör saldırılarından sonra farklı bir anlam kazandı. O meş'um saldırılar, Audiard'ın ‘şiddete meyyal göçmen' temasını teyit etti ne yazık ki. Zaten filmde Dheepan'ın savaştığı uyuşturucu çetesi de Fransa'da büyümüş ikinci, üçüncü kuşak göçmenlerden başkası değil. Altın Palmiye'li Dheepan, sorunlu bir kavramsallaştırmayla ‘mülteci krizi' kavramını ‘şiddete eğilimli göçmen'e dönüştürerek sınıfta kalıyor.


    0 0

    2015 yılı kültür-sanat açısından da oldukça hareketli geçti. Ödüller, sansürler, 100. yaş kutlamaları, 10. yılını dolduran müzeler, ses getiren konserler, sergiler, filmler, kitaplar... İşte 2015'te öne çıkan sanat olayları...

    100 yaşına girdiler

    1) 2015, 100. yaş kutlamalarının yoğun olduğu bir yıldı. Melih Cevdet Anday, Tevfik Fikret, Aziz Nesin, Haldun Taner, ressam Nuri İyem'in 100. yaşı çeşitli etkinlik ve sergilerle kutlandı. Çanakkale Zaferi'nin 100. yılı da görkemli sergilerle anıldı. İş Bankası Müzesi'nin açtığı 'Derinlerden Siperlere: Çanakkale 1915' sergisi en kapsamlı olandı.

    Sanatta 10. yıl kutlamaları

    2) Türkiye'nin en önemli müzeleri arasındaki üç müze 10. yılını doldurdu: Beyoğlu'ndaki Pera Müzesi, Tophane'deki İstanbul Modern ve ressam Hüsamettin Koçan'ın köyünde kurduğu Bayburt Baksı Müzesi. Türkiye'nin ilk çağdaş sanat fuarı Contemporary İstanbul da bu yıl 10. yaşını kutladı.

    Restorasyon hataları

    3) 2015'in en çok gündeme gelen konularından biri restorasyon hatalarıydı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Türkiye'nin her yerinde yürüttüğü restorasyon çalışmaları yıllardır takdirle izleniyor. Fakat yapılan hatalar da gözden kaçmıyor. Mayıs 2051'te Hatay Arkeoloji Müzesi'ndeki mozaiklerin, yeni müzeye taşınma sırasında yanlış restore edilmesi ile Aspendos Antik Tiyatrosu'nun yenilenen fakat ‘mutfak mermeri gibi' benzetmesine maruz kalan merdivenleri günlerce konuşuldu.

    Hobbit'in Selda Bağcan hayranlığına hayret ettik

    4) Bu yılın en gülümseten haberlerinden biri, Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerini sevimli kahramanı Frodo'nun (Elijah Wood) sıkı bir Selda Bağcan hayranı olduğunun ortaya çıkmasıydı. Ünlü oyuncu, Haziran 2015'te Sarıyer Life Park'ta düzenlenen Ekşi Fest'15 kapsamında Selda Bağcan ile aynı sahneyi paylaştı. Ona albümünü imzalattı. Elijah Wood, Selda Bağcan'a hayranlığını şu sözlerle dile getirdi: "Seni seviyorum, sana tapıyorum Selda"

    Joan Beaz'dan Grup Yorum'a destek

    5)- ABD'li ünlü sanatçı Joan Beaz, Haziran 2015'te Grup Yorum'a destek için Bakırköy'deydi. Grup Yorum'un 30'ncu yıl konserlerinden 3'ncüsü Adana ve İzmir'den sonra İstanbul'da gerçekleştirildi. İstanbul Valiliği tarafından 12 Nisan ve 28 Haziran'da iki kez yasaklanan konser, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nin yasak kararını kaldırmasının ardından Bakırköy Halk Pazarı Meydanı'nda gerçekleştirildi. İstanbul Caz Festivali kapsamında aynı tarihlerde İstanbul'a gelen Joan Beaz, Türkiye'de konser yasaklandığını duyunca Grup Yorum'a destek için konserden önce onların sahnesine çıktı ve kısa bir konuşma yaptı.

    6) Balat'ta tahrip edilen duvar resmi

    Fransız fotoğrafçı ve sokak sanatçısı JR, bu yıl Türkiye'de en çok gündeme gelen isimlerden biriydi. Wrinkles of the city projesinin kapsamında, Los Angeles, Şangay, Havana ve Berlin gibi şehirlerde, harabe halindeki binalara çizdiği tasarımlarla, dünyanın en ilgi gören sanatçılarından olan JR'in Türkiye'deki durağı İstanbul olmuştu. Haziran 2015'te Balat'ta pek çok metruk binayı eserleri süsleyen JR'ın eserlerinden beyaz saçlı yaşlı bir adamın portresi, zabıta ekipleri tarafından badanayla boyandı. Fatih Belediyesi, boyamayı kendilerinin yapmadığını açıklasa da ilçe sınırları içinde meydana gelen bu olay hafızalara kazındı.

    Ara Güler'in Erdoğan fotoğrafları

    7) Yılın ses getiren son olayı hiç kuşkusuz fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın makamında, ailesiyle ve torunlarıyla fotoğrafını çekmesiydi. Herkesin/ her kesimden insanın çok sevdiği Güler'in Erdoğan'ı fotoğraflaması bile ülkeyi ikiye böldü. Neden çekti diye eleştirenler ve kareleri beğenip elinize sağlık diyenler…

    8)- İstanbul Bienali ve çağdaş sanat fuarlarını 600 bin kişi gezdi

    Bu yıl çağdaş sanat alanında iki büyük fuar ve bir bienal gerçekleşti. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın düzenlediği İstanbul Bienali'ni 545 bin, Artinternational'ı 30 bin, Contemporary İstanbul'u 84 bin kişi gezdi. Üç etkinliği toplamda yaklaşık 600 bin kişi gezerek yılın en ilgi gören etkinlikleri olarak 2015'in kültür sanat tarihine geçti.

    Hevsel Bahçeleri Dünya Kültür Mirası listesinde

    9)- Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi tüm Türkiye'yi sevindiren olaydı.

    Hugh Jackman'ı Boğaz çarptı

    10)- Hollywood yıldızı Hugh Jackman, Mart 2015'te tek kişilik gösterisi için İstanbul'a geldi. Basın ordusunun karşıladığı ünlü oyuncu, ilk gösterisinden önce Boğaz'da tekne turuna çıkıp poz verdi. Ertesi günkü performansında ses tellerinde kanama meydana gelince apar topar geri döndü. Jackman, kalan üç gösterisi için Mayıs 2015'te tekrar Zorlu Center PSM sahnesindeydi.

    Nuri Bilge Ceylan Venedik jürisindeydi

    11)- Alfonso Cuaron'ın başkanlığını yaptığı 72. Uluslararası Venedik Film Festivali'nin ana yarışmanın jüri üyeleri arasında bu yıl Nuri Bilge Ceylan da yer aldı. Festivalde Altın Aslan için yarışan Emin Alper'in yönettiği 'Abluka' filmi jüri özel ödülünü kazandı. Abluka, Adana Altın Koza Film Festivali'nin de ‘en iyisi' oldu.

    Ödülleri ‘Sarmaşık'ı sardı

    12)- Tolga Karaçelik'in ikinci uzun metraj filmi “Sarmaşık” bu yıl Türkiye'nin gururu oldu. Film ilk önce bağımsız filmlerin ‘kalesi' kabul edilen 29. Sundance Film Festivali'nde katılmaya hak kazandı. 12.700 film başvurusu içinden seçilerek 12 film arasına giren film, ‘En İyi Uluslararası Film' kategorisinde yarıştı. Sarmaşık böylece bugüne kadar festivale kabul edilen ikinci Türk filmiydi. Sarmaşık'ın asıl başarısı bu yıl 52. düzenlenen Antalya Film Festivali'nde geldi. En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo ve en iyi erkek oyuncu olmak üzere 4 dalda ödül aldı.

    Fransa'nın yabancı Oscar adayı bir Türk filmi

    13)- Bu yıl yurt dışı festivallerinde önce çıkan Türk filmi Mustang oldu. Deniz Gamze Ergüven'n ilk uzun metrajlı filmi olan Mustang önce Cannes Film Festivali'nde “Label Europas Cinema” ödülünü aldı, sonra Saraybosna Film Festivali'nde en iyi film ve filmin beş oyuncusuna verilen en iyi kadın ödülünü kazandı. Film, Odessa Film Festivali'nde yine Büyük Ödüle (Grand Prix) değer görüldü. Batum'da beş oyuncusu tekrar ödüllendirildi. Türkiye'de pek beğenilmeyen Mustang, hem 2016 Altın Küre'nin, hem de Fransa'nın ‘en iyi yabancı film' dalında Oscar adayı. Son iki büyük ödül, sırayla ocakta ve şubatta açıklanacak.

    İstanbul Film Festivali'nde ‘Bakur' krizi

    14)- Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu'nun yönettiği, PKK'lıların dağlardaki yaşamını anlatan 'Bakur' adlı belgeseli Kültür ve Turizm Bakanlığı eser işletme belgesi olmadığı gerekçesiyle 34. İstanbul Film Festivali'ndeki gösterimini iptal etti. Bunun üzerine tepki gösteren sinemacılar ortak bir bildiri yayımlayarak 22 filmin festivalden çekildiğini duyurdu. Ardından festivalde yarışmalar ve kapanış töreni iptal edildi.

    Ekranda sansür, yayınevine kayyım

    15)-Yılın son aylarında yaşanan iki olay, Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçti. 52. Antalya Film Festivali'nin ödül törenini canlı yayınlayan ahaber, ödül alan sinemacıların konuşmalarını eğer muhalif bir içeriğe sahipse kesti ve kamerasını Antalya sokaklarına çevirdi. Silivri'de tutuklu bulunan Can Dündar ve Erdem Gül'e selam gönderen Sarmaşık'ın yönetmeni Tolga Karaçelik ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan Nadir Sarıbacak festivalin sansürlenen sinemacıları oldu.

    Türkiye'nin en büyük dini yayın grubu olan Kaynak Kültür Yayın Grubu ve Ufuk Yayınları'na kayyım atandı. Işık Yayınları, Nil Yayınları, Şahdamar Yayınları, Kaynak Yayınları, Yitik Hazine Yayınları, Define Yayınları, Muştu Yayınları ve Kuşak Yayınları'nı bünyesinde barındıran Kaynak Yayın Grubu, Kur'an, Hadis, Tefsir, Risale-i Nur gibi dini kaynaklı kitaplar yayınlıyor.


    0 0

    Eylül ayında SALT Beyoğlu ve SALT Galata'da eş zamanlı açılan ‘Nerden Geldik Buraya' sergisi, 29 Kasım'da sona ermişti.

    Türkiye'nin son 35 yılındaki sosyo-kültürel değişimleri dönemin yayın organları, filmleri, gazeteleri, dergileri ve materyalleriyle ortaya koyan sergi 7 Ocak'tan itibaren Ankara'ya taşınıyor. SALT Ulus için yeniden kurgulanan sergi, Türkiye'de 1980 sonrası gelişen serbest piyasa ekonomisine geçişin yaşandığı döneme odaklanıyor. Bu süreci reklam filmi, fotoğraf, video gibi arşiv materyalleri ve sinemadan örneklerle değerlendiren sergide Aslı Çavuşoğlu, Barış Doğrusöz ve Esra Ersen'in işleri 12 Mart 2016'ya kadar Ankara'daki SALT Ulus galerisinde görülebilir. (0312 324 30 24)


older | 1 | .... | 339 | 340 | (Page 341) | 342 | 343 | .... | 375 | newer