Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 329 | 330 | (Page 331) | 332 | 333 | .... | 375 | newer

    0 0

    Sinema yazarlığına ömürlerini vermiş iki isim, Agâh Özgüç ve Atilla Dorsay, bugün TÜYAP Kitap Fuarı'nda birlikte imza günü yapacak.

    İki yazar, Horizon Yayınevi'nin 10. salondaki standında 14.00-16.00 saatleri arasında okurlarıyla buluşacak. Özgüç yayınevinden çıkan 5 kitabını, Dorsay ise Yeşilçam'dan 100 Portre adlı son kitabını imzalayacak.


    0 0

    29 Kasım-6 Aralık arasında düzenlenecek 52. Uluslararası Antalya Film Festivali Ulusal Yarışma bölümünde yer alacak 12 film belli oldu.

    Altın Portakal için yarışacak filmler arasında, festivalin uluslararası bölümünde yarışacak Rüzgârın Hatıraları ile Kalandar Soğuğu da var. Toplamda 14 dalda sahiplerini bulacak Altın Portakal ödülleri için yarışacak filmler şöyle: Arama Motoru (Atalay Taşdiken), Artık Hayallerim Var (Nefin Dinç), Çırak (Emre Konuk), Kalandar Soğuğu (Mustafa Kara), Kümes (Ufuk Bayraktar), Misafir (Mehmet Eryılmaz), Muna (Serdar Gözelekli), Pia (Erdal Rahmi Hanay), Rüzgârın Hatıraları (Özcan Alper), Saklı (Selim Evci), Sarmaşık (Tolga Karaçelik), Takım: Mahalle Aşkına (Emre Şahin).


    0 0

    Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Stefan Zweig'ın eserleri üstündeki telif hakları 2013'te kalktı.

    Büyük küçük çok sayıda yayınevinin, tıpkı bu yılın başında Antoine de Saint-Exupery'nin Küçük Prens kitabında yaşadığımız gibi, Zweig eserlerini ardı ardına yayımlaması uzun sürmedi. Halen kitapları satışta olan 28 ve kitaplarının baskısı çoktan tükenmiş 18 yayınevi daha… Bu demek oluyor ki, okur tezgâhlarda, vitrinlerde şimdiye kadar (yanılma payını da ekleyerek) 46 farklı yayınevinden Zweig kitabı okudu, okuyor.

    Peki, Türkiye'de Zweig'a bu kadar yoğun ilgi gösterilmesinin sebepleri neler, çok sayıda yayınevi neden Zweig kitabı yayımlıyor? Alfa Yayın Grubu edebiyat editörü Mehmet Said Aydın, yayınevlerinin bu ilgisi için şunları söylüyor: “Çok zor bir zamanın, çok mühim bir dehası Zweig. Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada teveccüh görüyor. Türkiye'de çok basılmasının ilk sebebi bu elbette. Ama ikinci bir neden daha var: Zweig'ın kitapları telifsiz basılabiliyor. Dolayısıyla irili ufaklı birçok yayınevi, iyi olduğuna inandığı çevirilerle, sırtını “güvenilir” birine dayamayı tercih ediyor haliyle. Bütün çevirilerin iyi olduğunu söylemek de güç ne yazık ki.”

    ZWEİG ÇEVİRİLERİ NE KADAR YETKİN?

    Zweig yayınlarının çokluğu bir yana, asıl mesele çeviri kalitesi. 57 farklı çevirmenin dışında, çevirmen bilgisi bulunmayan 14 kitap daha var. Son iki yılda üç büyük yayınevinin 39 Zweig eseri için 25 farklı çevirmenle çalıştığını da ekleyelim. Çevirmen sayısının çokluğu ister istemez Zweig çevirilerinin yetkin olmayan kişiler tarafından yapıldığı ve bunun Zweig edebiyatına zarar verdiği yönünde endişe ve eleştirileri de beraberinde getiriyor. Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Sırma Köksal, bu konunun Zweig'a özgü bir durum olmadığını söylüyor: “Ülkemizde birçok yazar ve yapıt yetkin olmayan çevirilerle yayımlanıyor. Klasikler söz konusu olunca sorun iyice çetrefilleşiyor. Çünkü bu yapıtlar, herkesin, istediği gibi yayımlayabildiği yapıtlar ve birçok yayınevi bu kitaplarda sadece kapak fiyatı üzerinden rekabet ediyor. Bu da yetkin olmayan çevirmenlere yaptırılan az telif ödenmiş acele basılmış kitapların okunamaz metinleri olarak okura dönüyor.”

    Şimdiye dek yazarın 21 eserini yayımlayan İş Bankası Kültür Yayınları, Stefan Zweig kitapları editörü Gamze Varım, çevirideki ölçütlerini şöyle açıklıyor: “Yazarın üslubunu korumaya, anlam kaymalarını önlemeye, çeviride herhangi bir şeyin kaybolmamasına, yazarın kurmuş olduğu dünyanın Türkçede mümkün olduğunca bire bir yaratılmasına çaba harcıyoruz.”

    “YAZARIN KENDİNE ÖZGÜ ANLATIMI KAYBOLUYOR”

    Stefan Zweig denince akla gelen ilk çevirmenler Burhan Arpad ve oğlu Ahmet Arpad. Salzburg Üniversitesi Stefan Zweig Merkezi ile Stefan Zweig Cemiyeti'ne de üye, 13 eserde imzası olan Ahmet Arpad, “Piyasaya çok Zweig çıkması bir yandan güzel, öte yandan ise altmışa yakın Zweig çevirisinin 57 çevirmeni olması kabul edilemez bir durum. Bu yöntemle eser kesinlikle kalite yitiriyor. En önemli sıkıntı, Stefan Zweig'a özgü anlatımı Türkiye'de piyasaya çıkan altmışa yakın eserde çoğu deneyimsiz 57 çevirmenin yakalamasının tabii ki mümkün olmaması. Okur hangisinin Zweig'ın anlatımı olduğunu nasıl ayırt edecek? Ünlü yazara saygısızlık yapıldığı gibi, okurun da kafası karıştırılıyor. Yayıncıların bunu nasıl göze alabildiğine şaşırmamak, hatta öfkelenmemek mümkün değil!” şeklinde değerlendiriyor.

    Zweig edebiyatı para kazanmanın gerisinde mi kaldı?

    Hildemar Holl (Salzburg Üniversitesi, Uluslararası Stefan Zweig Cemiyeti yöneticisi): “Burhan Arpad ve Ahmet Arpad, yaşamları boyunca toplamda Stefan Zweig'ın 22 eserini tercüme etti. Bu, Zweig'ın eserlerine, diline, fikir dünyasına ve biyografisine dair çok yoğun bir bilgiye hâkim olmayı getiren olağanüstü bir performans. İki çevirmen de yazarın yaşadığı döneme ve kültüre oldukça vâkıf. Eserlerinin telif hakları kalktığından beri 57 çevirmen, Zweig'ın eserlerini Türkçeye çevirmiş. Bunlar arasında Ahmet Arpad ve Ahmet Cemal gibi uzmanların bulunup bulunmadığı konusunda şüpheliyim. Çevirilerin içeriği ve çevirmenlerin sayısı bende Zweig edebiyatının Zweig'dan para kazanmanın gerisinde kaldığı izlenimini bıraktı.”

    “Zweig, kitaplarının en iyi şekilde çevrilmesini isterdi”

    Klemens Renoldner (Salzburg Üniversitesi, Stefan Zweig Merkezi yöneticisi): “Türkçe okuyamadığım ve Türkiye'deki edebiyat ortamını bilmediğim için Zweig çevirileriyle ilgili bir şeyler söylemem zor. Fakat Stefan Zweig çevirilerinde 57 farklı çevirmenin olmasını düşünemiyorum. Ahmet Arpad uzun yıllardır Zweig çevirileri yapıyor ve Salzburg'daki konferansları ve dersleri takip ediyor, bu yüzden Zweig kitaplarını en iyi aktarabilecek çevirmenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Elbette Zweig'ın Türkiye'de iyi tanınmasından dolayı mutluyum. Ama bilmelisiniz ki Zweig çevirmenleriyle çok yakındı ve kitaplarının en iyi şekilde çevrilmesini isterdi. Çevirmenlerine mektuplar yazar ve onlarla iletişimde olmak için bu konuyla çok meşgul olurdu. Halkın iyi çeviriyi kötü çeviriden ayıracağını ve yıllar içinde iyi çevirinin başarısının görüneceği kanaatindeyim.”

    En büyük hümanistlerden biri

    Avusturyalı gazeteci, romancı, oyun ve biyografi yazarı Stefan Zweig, 1881 yılında Viyana'da doğdu. Viyana ve Berlin'de eğitim aldı. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca öğrendi. Yirmi yılını Salzburg'da geçirdi. Bütün hayatını yazıya adadı. Hümanist bir dünya görüşüne sahipti, Avrupa kültürüne inanmıştı. 1933 yılında, Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında Yahudi kökenli Zweig'ın eserleri de yer alıyordu. Bir yıl sonra Gestapo'nun evini basıp silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Farklı türlerde 60'a yakın eser yayımlayan Zweig, İngiltere ve ardından ABD'ye gitti. Daha sonra Brezilya'ya geçerek oraya yerleşti. Avrupa'nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve hayal kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti. Türkiye'de en çok okunan yabancı yazarlardan biri olan Zweig'ın, Dünün Dünyası, Amok Koşucusu, Satranç, Rotterdamlı Erasmus, Joseph Fouche, Sabırsız Yürek, Balzac gibi çok sayıda eseri dilimize çevrildi.


    0 0

    Beşiktaş Belediyesi tarafından 11 senedir düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri 16 Kasım Pazartesi gecesi Talât Sait Halman için gerçekleştirilecek. Faruk Şüyün tarafından hazırlanan etkinlik, Akatlar Kültür Merkezi'nde saat 20.00'dan itibaren izlenebilecek.

    Geçtiğimiz yıl 5 Aralık'ta geçirdiği kalp krizi sonucu yitirdiğimiz Halman, ömrü boyunca kültür ve sanat hayatımızın gelişmesi ve yurtdışında bilinirliğinin artması için gönüllü bir uğraş vermişti. Seksen üç yıllık ömründe şair, yazar, çevirmen, akademisyen, diplomat ve ülkemizin ilk kültür bakanı unvanlarının her birini daima kültürden yana bir tutum takınarak taşıyan Talât Sait Halman için hazırlanan etkinlik, kültür şövalyesinin dostlarını, sevenlerini, sanatçıları ve öğrencilerini bir araya getirecek.

    Halman'ın yaşamından görüntüler ile başlayacak geceyi ustanın tiyatro sanatçısı kızı Defne Halman sunacak. Etkinlikte Buket Uzuner, Bülent Eczacıbaşı, Deniz Banoğlu, Doğan Hızlan, Haldun Dormen, Hilmi Yavuz, Mehmet Güleryüz, Meriç Sümen, Mustafa Balbay, Oya Başak, Ragıp Ertuğrul, Yıldız Kenter, Zeynep Oral, Zülfü Livaneli dostları Halman'ı anlatacaklar…

    Engin Hepileri, Gülriz Sururi, Kadriye Kenter, Nesrin Kazankaya, Selçuk Yöntem ve Zafer Ergin'in de aralarında bulunduğu tiyatro sanatçılarının Halman'ın şiirlerini ve çevirilerini seslendirecekleri gecenin müzik bölümü, ustanın çevirdiği Shakespeare sonelerinden oluşacak.

    İngilizce bir edebiyat eserinin Türkçe bir edebiyat eseri haline dönüşmesini sağlayan Halman çevirileri, Selim Atakan'ın besteleri Deniz Sujana ve Begüm Günceler'in yorumlarıyla bir kez daha hayat bulacak.

    İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanmış on ikisi şiir olmak üzere yetmişin üzerinde kitabı, üç bini aşkın gazete yazısı, bilimsel makalesi, ansiklopedi maddesi, eleştiri yazıları ve beş binden fazla şiir çevirisi bulunan Talât Sait Halman aralarında Shakespeare ve Faulkner'ın eserlerinin de olduğu dünya klasiklerini Türkçeleştirmişti. Halman, Mevlânâ, Orhan Veli, Yunus Emre, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi ustaları da İngilizceye kazandırmıştı. (0212) 351 93 82


    0 0

    Nefesim Kesilene Kadar'ın başrol oyuncusu Esme Madra, bu sene 6.sı düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali Ulusal Uzun Film Yarışması'nda Kristal Kayısı En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazandı.

    Ödülü iki isim arasında paylaştıran jüri, Nefesim Kesilene Kadar filmindeki rolü ile Esme Madra ve Çekmeceler filmindeki rolü ile Ece Dizdar'ı ödüle layık gördüler. Madra ve Dizdar ödüllerini festivalin jüri üyesi oyuncu Cansel Elçin'in elinden aldılar. Festivalde ayrıca Nefesim Kesilene Kadar da NETPAC (Asya Filmleri Teşvik Ağı) Ödülü'nün sahibi oldu.

    Son olarak Nefesim Kesilene Kadar'daki oyunculuğuyla, Almanya'da 15. Frankfurt Türk Filmleri Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ve Güney Kore'de düzenlenen ve Asya'nın en prestijli film festivalleri arasında yer alan 16. Jeonju Film Festivali'nde ‘Özel Mansiyon' ödülü alan Madra, ödüllerine böylece bir yenisini daha ekledi.

    Çok küçük yaşta Barış Pirhasan'ın O da Beni Seviyor filmi ile oyunculuk yapmaya başlayan Esme Madra'nın filmografisinde Seren Yüce'nin Çoğunluk ile Caner Alper ve Mehmet Binay'ın Zenne filmi gibi ödüllü projeler yer alıyor. Çoğunluk filmindeki rolüyle dikkatleri üzerine çeken oyuncu bu filmdeki rolüyle de Yeşilçam Ödülleri'nde Genç Yetenek Ödülü ve Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nde Genç Cadı Ödülü'nü kazanmıştı. Kendisini televizyonda ise son olarak Koyu Kırmızı dizisinde izlemiştik.


    0 0
  • 11/14/15--13:00: Fransız besteciler Fulya'da
  • Semiha Berksoy Opera Vakfı'nın düzenlediği Fransız Besteciler Konseri, bugün saat 20.00'de Fulya Sanat Merkezi'nde gerçekleştirilecek.

    Konser romantik dönem Fransız bestecilerinden G. Faure'nin 170. doğum, Saint-Saëns'in 180. doğum ve G. Bizet'nin 140. ölüm yıldönümüne ithafen hazırlandı. Konserde Faure, Massenet, Saint-Saëns ve Bizet'nin vocal eserleri Mezzosoprano Lerna Baloğlu Akbulut tarafından seslendirilecektir. Konserde ayrıca C. Debussy'nin ve C. Franc'ın piyano eserleri piyanist Işıl Giray tarafından seslendirilecektir. Konserin biletleri Biletix ve Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nden temin edilebilir. (0212 215 60 29) KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    Bu yıl 34.sü düzenlenen TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı dün alışılmış izdihamlarından birine sahne oldu.

    Ziyaretçiler, Beylikdüzü TÜYAP metrobüs durağından fuar alanına geçişi sağlayan üst geçitte adım atamaz hale geldi. Özel araçlarıyla fuara ulaşmak isteyenlerse trafikte iki saati aşkın mahsur kaldı. Yoğunluk ve trafik, imza etkinliği olan yazarları da zor durumda bıraktı. Bazı yazarlar imza etkinliğine geç kaldı. Ahmet Mümtaz Taylan, sosyal medya hesabından “2,5 saattir yoldayım, hâlâ bekleyen varsa affetsin...” mesajını paylaştı. Murathan Mungan ise 15.30'daki söyleşisi için 13.00'te yola çıktığı halde vaktinde TÜYAP'a ulaşamadı. “Arkadaşlar, dakikliğimle bilinirim. Saat 13'te Elmadağ'daki evimden yola çıktık. Neptün, Plüton'u geçtik. Beylikdüzü'ne ancak yaklaşmaktayız.” diyerek yaşadıklarını anlattı. Fuara vaktinde ulaşabilen talihli yazarlardan Nazan Bekiroğlu ise Timaş standında yaklaşık dört saat yeni romanı Mücella'yı imzaladı. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    Yemek kültürü araştırmacısı Sevim Gökyıldız, ressamların ve yazarların sofralarını yazdı. Balzac, Alexander Dumas, Marcel Proust, Agatha Christie ile Reonir, Cezanne, Monet, Picasso'nun sofralarından yemek tariflerinin de derlendiği “Sanatçıların Sofraları' (Oğlak Yayınları) adlı kitap, mideyi değil, sanatçı ruhları besleyen bir çalışma.

    Balzac, boğazına çok düşkün bir yazarmış, sofrasında her zaman kaliteli, özel ürünlerden yapılmış yemekler olurmuş. Karaciğer patesi, beyaz kuşkonmaz, kızarmış keklik, Mersin balığı filetosu, ananas kızartmasını mutfağından eksik etmezmiş. Alexander Dumas için ‘mutfaktaki kont' diyorlar. Fransız mutfak kültürünün en önemli eserlerinden ‘Büyük Mutfak Sözlüğü'nü (Le Grand Dictionnaire de Cuisine) onun yazması tesadüf değil. “Benim için yeni bir yemek keşfetmek, uzayda yeni bir yıldız keşfetmek kadar heyecan verici.” diyen bir yazardan başka ne beklenebilir ki… Ölümünden birkaç hafta önce, 1870'te bitirebildiği sözlük tam 1152 sayfa. ‘Mutluluğun ressamı' olarak bilinen 20. yüzyılın büyük sanatçılarından Pierre Auguste Renoir'in Güney Fransa'daki evinde hazırladığı renkli ve zengin sofraları oldukça ünlüymüş. Mutfağıyla onu etkileyen kadınları da resmetmiş sanatçı. Pansiyonunda konakladığı Mère Anthony gibi. Renoir, o yıllarda resim yapmak için sabahın erken saatlerinde kırlara çıkar, yanında da şövalesi ve boyalarının dışında Mere'nin hazırladığı yemek sepeti olurmuş. Kocaman bir ekmek, içinde tavuk budu ve vazgeçemediği peyniri Brie gibi basit ve sıradan tatlar…

    ‘İstanbul'da 40 Yıllık 40 Lezzet Durağı', ‘İstanbul'un Esnaf Lokantaları', ‘99 Sayfada Mutfak Sırları' gibi yemek kültürü üzerine hazırladığı kitaplarıyla tanınan Sevim Gökyıldız, yeni çalışmasında yazarların ve ressamların mutfaklarını yazdı. Eğitimi dolayısıyla Fransız kültürünü yakından tanıyan ve Fransız sanatçıların sofralarını araştıran Gökyıldız, önceki eserlerinde mideye hitap ediyordu, ‘Sanatçıların Sofraları', ruhu besleyen bir çalışma. Mesela Balzac'ın mutfağından seçtiği Pampadour usulü kuşkonmaz, Val de loire kurabiyesi, Chinon usulü kuzu kapama ve keçi peynirli tart tarifleri mutfağa girme isteği uyandırmıyor ama yazarın mutfak düşkünlüğü yönünü ortaya koyan eseri İnsanlık Komedyası'nı listenize ekliyorsunuz.

    Pablo Picasso'nun Ekmekli Natürmortu'na da kitabı okuduktan sonra farklı bir gözle bakacağınız kesin. Gökyıldız, Pablo Picasso, Agatha Christie, Marcel Proust, Claude Monet, Cezanne'ın mutfaklarına giriyor, sofralarını didik didik ediyor, köşede bucakta kalmış ayrıntıları buluyor. Mesela Picasso'nun 25 Ekim 1957'deki yaş günü için verdiği davetin menüsü artık kayıt altında: Tavuklu soğuk pelte, portakallı alabalık, kremalı tavuk, tereyağında bezelye, elmalar, yöresel peynirler ve ressamın tablolarından esinlenerek yapılmış şekerden karakterlerle süslü dev bir pasta. Agatha Christie'nin oburluğu ve beş çayı tutkusu, asla ekmek yemeyen Marcel Proust'un annesinin sık sık pişirdiği Madlen bisküvisi, atölyesi dışında mutfağında mutlu ressam Monet'nin mutfak tasarımı, resimleri gibi sofrası da kırlar ve bahçeler senfonisi gibi olan Cezanne'ın mutfağı not tuttuğumuz ayrıntılar… Sevim Gökyıldız, artık yemek kültürüne daha çok eğileceğini söylüyor, çünkü herkes tarif uzmanı zaten.

    Sevim Gökyıldız, ressamların ve yazarların sofralarını didik didik ederken mutfaklarından tarifler de derlemiş. Meraklıları için bazıları...

    Alexander Dumas'nın mutfağında fırında dana ciğeri, savoy bisküvisi, bütün lahana dolması, bal kabağı çorbası,

    Paul Cezanne'ın mutfağında mantarlı omlet, ballı armut tatlısı, zeytinyağında patates,

    Marcel Proust'un mutfağında, elmalı turta, jöleli sığır eti, Proust'un annesinin ünlü kurabiyesi, Madlen bisküvisi,

    Claude Monet'nin mutfağında ballı kurabiyeler, Bordo usulü mantar,

    Pablo Picasso'nun mutfağında Eşkabeş usulü sardalya, Berthe'in maydanozlu pirzolası,

    Agatha Christie'nin mutfağında somonlu börek, tatlı ekmek, İtalyan usulü enginar kızartması var.


    0 0
  • 11/15/15--13:00: Fikret Otyam Vakfı kuruldu
  • Geçtiğimiz ağustos ayında hayatını kaybeden ressam Fikret Otyam adına İstanbul'da Fikret Otyam Kültür, Sanat ve Eğitim Vakfı kuruldu.

    Resmi Gazete'de yayımlanan ilana göre, vakıf Ali Kılıç, Filiz Otyam, Elvan Naciye Zeynep Baransel, İrep Meliha Bilgiç, Özgen Acar, Rıza Küçükoğlu, Elif Ayşe Sipahioğlu, Gönül Genç tarafından kuruldu. Mal varlığı 55 bin 700 TL olan vakfın amacı şöyle: “Sanatla ilgili alanlar ile gazetecilik ve fotoğrafçılık öncelikli olmak üzere; iyi eğitilmiş ve yüksek düzeyde beceriye sahip, küresel çapta nitelikli ve aktif insan gücünü yetiştirmek; bu amaçla her düzeyde eğitim, öğretim, müzecilik eğitimi yanında; meslek edindirici, rehabilte edici, yaşlılık sorunlarını giderici önlemler ve eğitimler için önemli işlevler üstlenmek ve vakıf senedinde belirtilen diğer amaçları gerçekleştirmek.” Vakfın yönetim kurulunda ise Ali Kılıç, Elvan Naciye Zeynep Baransel, Rıza Küçükoğlu, Elif Ayşe Sipahioğlu ve Gönül Genç yer alıyor.


    0 0

    Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Sessiz Sinema Günleri, 3-6 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

    Kino İstanbul tarafından organize edilen, İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Fransız Kültür Merkezi'nin ev sahipliğinde gerçekleşen festival, ilk filmin çekildiği 1895 yılından 1930'a kadar olan döneme damgasını vuran sessiz filmleri bir araya getiriyor.

    İtalya'nın ünlü sinemateği Cineteca di Bologna ve Hollanda'nın sinema müzesi Eye Filmmuseum'un kurumsal ortağı olduğu festivalin bu yılki teması, ‘Modern Kadının Doğuşu'. Bu tema çerçevesinde yapılacak gösterimler arasında Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk kadın yönetmeni olarak anılan Lois Weber'in ‘Shoes /Ayakkabılar'ı, sürrealist sinemanın kurucularından Germaine Dulac'ın ‘La Coquille Et Le Clergyman / Denizkabuğu ve Papaz' ve mutsuz bir evliliğe tanıklık eden ‘La souriante Madame Beudet / Gülen Kadın Beudet'i var. ‘Diva Filmleri' de yine bu kapsamda yer alıyor. Sessiz sinemada diva deyince akla gelen ilk isimlerden Lyda Borelli'nin ‘Rapsodia Satanica / Şeytani Rapsodi', Louis Brooks'un sinema tarihinde çığır açan ‘Prix de Beauté / Güzellik Yarışması' filmi izlenebilecek.

    Festivalde sessiz sinemada çığır açan iki isim için özel bir bölüm hazırlandı. ‘Sinemanın Öncülerine Saygı' adlı bu bölümde Charlie Chaplin ve Buster Keaton anılacak. Charlie Chaplin'in ‘Şarlo' karakterinin 100. yılı anısına hazırlanan ve geçen yılki programda da yer alan seçkiden gösterimler, bu yıl farklı filmlerle sürüyor. Buster Keaton'ın ‘One Week / Bir Hafta'sı da bu bölümde izlenebilecek.

    Festival bu yıl ayrıca dünyanın ilk film şirketi Gaumont'un 120. yıldönümünü ve Buster Keaton'un doğumunun 120. yılını, özel gösterimlerle gündeme getiriyor. Gaumont'un 120. ve filmin ise yüzüncü yılı şerefine bu yıl restore edilen ‘Vampirler', Fransız Kültür Merkezi'nin katkılarıyla, Türkiye'de ilk kez on bölümünün tamamıyla seyirci karşısına çıkıyor. (www.sessizsinemagunleri.com)


    0 0

    Bernard-Marie Koltes'in, gerçek bir katilin hayatından yola çıkarak yazdığı ‘Roberto Zucco' oyunu, Moda Sahnesi'nde sahnelenmeye devam ediyor. Oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan, karakterin ‘kaybeden' tarafına odaklansa da vicdanını kaybeden tek kişinin seri katil Zucco olmadığı fikri seyirciye geçmeyi başarıyor.

    Roberto Zucco adlı seri katilin hikayesini ilginç kılan tek şey, öldürdüğü insanlar arasında anne-babası olması değildi. 24 yaşına kadar Sorbonne'da okuması ve hapisteyken okulunu bitirmesi de katillere ya da ‘kötü' olarak bildiğimiz kişilere dair yüzeysel yargılarımızı altüst ediyordu. Çağdaş Fransız edebiyatının önemli yazarlarından Bernard-Marie Koltes'in ilgisini çekmesi de muhtemelen bu sebepleydi. Metroda gördüğü bir ‘aranıyor' ilanı üzerine katili araştıran ve ardından bir oyun kaleme alan Koltes, hikaye tamamlandıktan kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Yıllar sonra Türkiye'deki ilk Roberto Zucco temsilini sahneye koyan Işıl Kasapoğlu kendisiyle yapılan bir şöyleşide şunları söyleyecekti: “Neredeyse bir vasiyetname. Koltes, ‘aman dikkatli olun' diyor galiba. ‘Ne olur bireyler olarak dünyayı sadece iyiler ve kötüler ya da ezenler ve ezilenler diye ayırmayalım. Suçta hepimizin bir parça payı olduğunun farkında olmazsak, üzerinde yürüdüğümüz ince telin bir sağına bir soluna çok kolay düşebiliriz.' diyor.”

    Bir seri katilin anatomisi

    Roberto Zucco, Kasapoğlu'nun da ima ettiği üzere bir anti-kahraman. Ve böyle bir karakteri ‘ya siyahtır ya beyaz' klişesine düşmeden sahneye taşımak kolay bir iş değil. Moda Sahnesi'nin bu yıl da sahnelemeye devam ettiği oyun sanıyoruz Türkiye'de bu zamana kadar sahnelenen dördüncü Roberto Zucco temsili. Kemal Aydoğan rejisi ile izlediğimiz oyunun skalada beyaz uca biraz daha yaklaşması dikkat çekiyor. Aydoğan karakterin ‘looser' tarafına odaklanan bir tablo çizmeyi tercih etmiş. Roberto Zucco'yi canlandıran Ulaş İnan Torun'un dışındaki oyuncuların birden fazla karakteri oynamasına rağmen temponun bir an bile düşmemesi ise oyunun başarı hanesine birkaç puan birden yazdırıyor. Küfürlü diyalogların çokluğu izleyicilerin bir kısmını rahatsız edebileceğini söylemekte fayda var. En Kısa Gecenin Rüyası'nda onca başarılı ve popüler ismin arasında dikkat çekmeyi başaran Ezgi Coşkun Roberto Zucco'de de benzer hatta bence bir tık daha başarılı bir performans sergiliyor.

    2001 yılında Fransız yönetmen Cedric Kahn tarafından sinemaya da uyarlanan eser; vicdanını kaybetmiş bir adamın ahlak kuralları olmayan dünyasında gayesiz bir şekilde salınmasını konu ediniyor. İntiharla biten bu yolculukta kendisine ahlak kuralları varmış gibi davranan, vicdanlıymış gibi hareket eden ‘masum' sandığımız insanlar eşlik ediyor. Koltes'in Yunan tragedyasını andırdığını söylediği Roberto Zucco, 2 Aralık Çarşamba günü Moda Sahnesi'nde izlenebilir.


    0 0

    Sanat kurumlarının en büyük gelir kaynaklarından biri sponsorluklar.

    Kurumu çoğu zaman ayakta tutan bu destek, hayati bir önemi taşıyor. Devletten destek alamayan sanat kurumları ya kapanmayı göze alacak ya da sponsorlarla işbirliğine girerek faaliyetlerini sürdürecek. Fakat müzelere sponsor olan kurumlar kimi zaman izleyiciler ve aktivistler tarafından eleştirilebiliyor. Geçtiğimiz yıl, Britanya petrol devi BP'nin sanat kurumlarına ve kültürel etkinliklere sponsorluk yapması büyük bir eylemle protesto edilmişti. Eylemciler “Küresel ısınmaya katkı sağlayan bir yapının, sanatın üzerinden ellerini çekmesi lazım” sloganlarıyla bu işbirliğinin sona ermesi çağrısında bulunmuştu. Çevreciler, bu işbirliğinden epey rahatsız olsa da BP, İngiltere'nin başkenti Londra'daki Tate Modern ve Royal Opera House gibi önemli sanat kurumlarına her yıl 2 milyon sterlin destekte bulunuyor.

    ABD'li petrol devlerinden Shell de aynı eylemlere konu olmuş ve sanattan elini çekmesi için protesto edilmişti. Mayıs ayında Londra'daki Science Museum ile Shell arasında yaşanan sponsorluk ilişkisi epey tartışılmış ve petrol devinin müzenin iklim değişikliği ile yürüttüğü programlara müdahale etmek istediği ortaya çıkmıştı. Eylül ayında ise Britanya'da aralarında sanatçı, kültür yöneticisi ve sanat kurumu temsilcilerinin de olduğu yaklaşık 200 kişi bir bildiri hazırlayarak petrol, kömür veya gaz şirketlerinden herhangi bir sponsorluğu kabul etmeyeceklerini duyurmuştu.

    Devletin desteğini çektiği müzeler

    Petrol şirketlerinin sanata olan bu desteğinin ardında büyük bir PR ve imaj kaygısı olduğu kabul edilen bir gerçek iken, müzeleri zora sokan bu eylemler, sponsor konusunda yeni bir strateji belirleme ihtiyacı doğurdu. Tartışma, İngiltere'deki Müzeler Birliği'nin geçtiğimiz hafta yayımladığı “Müzeler İçin Etik Kurallar” adlı bildiriyle yeni bir boyut kazandı. Bildirinin özü şuydu: “Müzeler etik değerlerini paylaşan kurumlarla sponsorluğa girişmeli.” Bu bildiriyle, herhangi bir sektörü hedef almayan Müzeler Birliği, sanat kurumlarının işbirliği süresince hassas davranması gerektiğini dile getiriyor. Bildiride, müzelerde açılan serginin içeriği ile ona sponsor olan kurum arasında bir ilişki olmasının sanatseverler için rahatsız edici olduğuna değiniliyor. Sanatseverlerin bu konuda kendilerini eleştirme hakkı olduğuna dikkati çeken Müzeler Birliği, devletin sanata ayırdığı bütçe miktarı düştükçe, sanat kurumları için sponsor sorununun daha da önem kazanacağını dile getiriyor.

    Etik kurallar müzeler için rehber

    Müzelerin işbirliğine girdiği sponsor firmaların kendi kurumsal değerleriyle özdeşlemesi hem kendileri hem de sanatseverler için önem taşıyor. Müzeler Birliği'nin hazırladığı “Müzeler İçin Etik Kurallar” sanat kurumları için önemli bir rehber işlevi görüyor. Müzenin sahip olduğu kimliğe zarar verebilecek bu anlaşmalara karşı, sponsor firmanın beklentilerinin iyi değerlendirilmesi gerektiği fikri ağır basıyor. Şirketlerin sanat sponsorluğu konusunda hevesli oldukları kesin, fakat bu çizgiyi biraz aşan talepler kurumların bağımsızlığına gölge düşürürken, sanatseverleri de huzursuz ediyor.

    Hem Amerika'da olduğu gibi tamamen özel sektöre ve hayırsever sanat tutkunlarına emanet olan müzeler hem de Avrupa'daki gibi devlet desteğine muhtaç olan kurumlar daha çok sanatsevere ulaşma çabasında. Hükümetlerin sanata ayırdığı bütçe azaldıkça zora düşen sanat kurumlarının yakın bir zamanda rahata ereceğini söylemek pek mümkün değil. Müzelerin bile kapanmaya başladığı bir dönemde (2010'dan beri dünya çapında 40'a yakın müze kapılarını kapattı) sponsorlar devreye giriyor. Sponsora yüklenen müzeleri zorlu bir sınav beklerken, Müzeler Birliği'nin yaptığı bu etik çağrı büyük önem taşıyor.


    0 0

    S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, Akbank Sanat'ın desteğiyle düzenlenen “ZERO. Geleceğe Geri Sayım” sergisi kapsamında “Sıfır Derece” isimli konferansa ev sahipliği yapacak.

    Sanat eleştirmeni, sosyolog Prof. Dr. Ali Akay'ın konuşmacı olarak katılacağı konferans, yarın 16.00-17.00 saatleri arasında SSM Galeri Konferans Salonu'nda ücretsiz gerçekleştirilecek. Konferansta, Alman sanatçılar Heinz Mack, Otto Piene ve Günther Uecker tarafından 1950 ve 1960 yıllarında ortaya atılan sıfır kavramı ve bu akım bağlamında “Neden zero? (sıfır)” sorusu ele alınacak. Geçtiğimiz eylül ayında açılan “ZERO. Geleceğe Geri Sayım” sergisi 10 Ocak'ta sona erecek.


    0 0

    Geçen hafta İstanbul'da üç önemli fuar vardı. Bu yıl 10. yılını kutlayan çağdaş sanat fuarı Contemporary İstanbul ile 34. yılına ulaşan TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı ve kitap fuarıyla aynı mekanda eşzamanlı açılan 25. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı.

    Üç fuar da önceki gün sona erdi ve sonrasında sevindirici haberler geldi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen Contemporary Istanbul'u 12-15 Kasım tarihleri ve 11 Kasım ön izleme günü de dahil olmak üzere 84 bin kişi ziyaret etti. Beş gün süren fuarda yer alan eserlerin toplam değeri 194 milyon TL olarak açıklandı. İstanbul Kitap Fuarı'nı ise 558 bin kişi ziyaret etti. TÜYAP kitap ve sanat fuarlarını ziyaret eden kitapsever ve sanatsever sayısı geçtiğimiz yıla oranla yüzde 11'lik bir artış göstererek 558 bine, fuarı okullarıyla birlikte ziyaret eden öğrenci sayısı ise yüzde 10'luk bir artışla 140 bine ulaştı.

    ‘Eserlerin yüzde 64'ü satıldı'

    Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, fuarın 10. yılını şöyle değerlendirdi: “Fuara katılan eserlerin yüzde 64'ünün satışı gerçekleştirildi. İstanbul, dünyanın önde gelen sanat ve kültür merkezleri olan New York, Londra, Paris ve Berlin ile beraber anılıyor... Türk çağdaş sanatının geleceği açısından uluslararası çağdaş sanat vizyonunun Contemporary Istanbul ile her yıl İstanbul'da bir araya gelmesi ciddi önem taşıyor.”

    CI'da, Tony Cragg'in Galeri Artist'te sergilenen “Mixed Feelings'' adlı eseri 130.000 Euro'ya, Jannis Kounellis'in bir eseri 110.000 Euro'ya, hiperrealist heykeltıraş Carole Feuerman'ın C24 Gallery'de sergilenen “Balance Bust'' adlı eseri 28.000 dolara, sanatçı Bahadır Baruter'in eserlerinden biri 14.000 Euro'ya, sanatçı Arda Özmenoğlu'nun eserlerinden biri 25.000 TL'ye alıcı buldu.


    0 0

    Ünlü komedyen Cem Yılmaz'ın geçtiğimiz cuma günü gösterime giren son filmi “Ali Baba ve 7 Cüceler”i, üç günde 540 bin kişi izledi.

    Yılmaz, gişe rakamını dün Twitter hesabı @CMYLMZ üzerinden “İlk 3 gün gişemiz 540.000 seyircidir...Tesekkür ederim:)” diyerek açıkladı.” Cem Yılmaz'ın hem yazdığı hem yönettiği filmin oyuncu kadrosunda kendisiyle birlikte Zafer Algöz, Çetin Altay, Irina Ivkina, Yosi Mizrahi gibi oyuncular yer alıyor. Boxoffice Türkiye'nin verilerine göre, ilk üç gün seyirci rekoru 1 milyon 641 bin ile ‘Recep İvedik 4'e ait. Cem Yılmaz'ın geçen yıl gösterime giren filmi ‘Pek Yakında'nın ilk üç gün seyirci sayısı ise 399 bindi.


    0 0

    Dünyanın pek çok ülkesi ile birlikte Türkiye'de uzun yıllar 'Ali Baba ve 40 Haramiler' adıyla sahnelenen eserin adı duyurusundaki 'harami' kelimesi bu sezon kaldırıldı. Devlet Opera ve Balesi'nde 24 yıldır izleyicisiyle buluşan eserin 2015-2016 sezonu afişi 'Ali Baba&40' adıyla hazırlandı.

    Rengim Gökmen'in Temmuz 2014'te görevden alınması sonrasında, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür ve Sanat Yönetmenliği görevine vekaleten getirilen Selman Ada'nın bestelediği, librettosunu Tarık Günersel'in yazdığı eser, 2015-2016 sezonunda Ankara, Mersin ve Antalya Devlet Opera ve Balesi tarafından programa alındı. Ancak ünlü eserin adı, bu sezonda 'Haramiler' sözcüğü çıkartılarak 'Ali Baba&40' olarak belirlendi.

    Operanın bestecisi olan Selman Ada geçen yıl, Devlet Opera ve Bale personeline 'tayt, kolsuz penye, şort, streç ve çivi topuklu ayakkabı giyme yasağı' getiren genelgeyi de hazırlatmıştı.

    'HARAMİLER' KELİMESİ ÇIKARTILAN OPERANIN KONUSU

    2015-2016 sezonunda afişi 'Ali Baba&40' adıyla hazırlanan opera eserinin konusu ise şöyle: "Karısı Ayşe, oğlu Abdullah ve kölesi Nurcihan ile yoksul bir hayat sürdürmekte olan Ali Baba, Kırk Haramiler'in gizemli mağarasının sırrını öğrenir. Kırk Haramiler mağarayı terk edince içeri girerek altınlardan alır. Neşeyle eve dönen Ali Baba'yı zengin hayat özlemi içindeki karısı Ayşe karşılar. Ali Baba'nın anlattıklarını coşkuyla karşılayan Ayşe, torbadaki altınları tartmak için eltisi Zeynep'ten ölçeği ister. Zeynep, Ayşe'nin neyi tartacağını öğrenebilmek için ölçeğin altına gizlice yağ sürer. Durumdan habersiz olan Ayşe ölçeği geri getirdiğinde, Zeynep ölçeğin dibine yapışmış altını görür ve kocası Kasım'a durumu anlatır.

    Kasabada hilekarlığı, düzenbazlığı ile tanınan Kasım, abisi Ali Baba'ya altınların yerini söylemesi için ısrar eder. Sonunda Ali Baba tehlikelere karşı uyararak Kasım'a mağaranın sırrını açıklar. Kasım zengin olma hayalleri ile mağaraya ulaşıp içeri girse de sihirli sözcüğün ne olduğunu hatırlayamadığı için mağaradan çıkamaz ve Haramiler'e yakalanır.

    Kardeşi Kasım dönmeyince onu bulmak için mağaraya gelen Ali Baba, Kasım'ın öldürülmüş olduğunu görür ve Kasım'ın vücudunun parçalarını torbalara doldurarak evine döner. Bir terzi gelip gömülebilmesi için Kasım'ın cesedini diker.

    Haramiler tekrar mağaraya döndüklerinde Kasım'ın cesedini bulamazlar ve mağaranın sırrını bilen biri daha olduğunu anlarlar. Haramibaşı olayın çözülmesi ve sırrı bilenin yakalanıp öldürülmesi emri verir.

    Kasabaya gelip iz sürmeye başlayan Harami Hazım, Terzi'yi rüşvetle konuşturur ve Ali Baba'nın evini öğrenir. Haramileri çağırmaya gitmeden önce Ali Baba'nın evinin kapısına bir çarpı işareti koyar ve uzaklaşır.

    Olanlara şahit olan Nurcihan, kötü bir şeyler olduğunu sezer ve diğer evlerin kapılarına da aynı işaretten yapar. Kasabaya gelen Haramiler evi bulmak için biraz dolansalar da sonunda Ali Baba'ya ulaşırlar. Tüccar kılığına giren Haramibaşı, onu tanıyamayan Ali Baba'nın evinde tanrı misafiri olarak kabul görür. Diğer Haramiler ise bahçedeki büyük küplerin içine saklanarak Haramibaşı'nı beklemeye koyulurlar. Durumu farkeden Nurcihan Haramiler'i ve Haramibaşı'nı beklenmedik bir yöntemle saf dışı bırakır.

    Ali Baba, Nurcihan'ın kayatını kurtarması üzerine onu kölelikten azat ederek oğlu Abdullah ile evlendirmeye karar verir. Haramiler serbest kalır.

    'Ama masal böyle değil ki!' şaşkınlığını yaşatacak olan eser, kaynağını Binbir Gece Masalları'ndan alsa da günümüz dünyasına göndermelerle dolu olan bir finalle seyircisini selamlıyor."


    0 0

    ‘Hoşgör Sen', ‘Çal Çingene', ‘Arkadaşımın Aşkısın', ‘Son Verdim Kalbimin İşine' gibi Türkçe'ye de uyarlanan unutulmaz şarkıların sahibi Cezayir asıllı Fransız sanatçı Enrico Macias bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde konser verecek.

    1960'larda başladığı müzik kariyerinde 50 yılı geride bırakan, yayınladığı yüzlerce kayıtla sesini tüm Avrupa'ya duyuran, Türk halkının da yakından tanıdığı Enrico Macias'ın konseri 21.00'de başlayacak. (www.zorlucenterpsm.com)


    0 0

    İzmir Büyükşehir Belediyesi edebiyat alanına çocukların ve gençlerin dikkatini çekmek için “Uluslararası İzmir Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Buluşması”na ev sahipliği yapacak.

    22–27 Kasım günleri arasında “Türkiye-Yunanistan Edebiyat Yolları” ana temasıyla düzenlenecek etkinliğe Yunanistan'dan dokuz, Türkiye'den yirmi yazar katılacak. Yazarlar, 11 okulu ziyaret ederek öğrencilerle buluşacak. Ayrıca 25 Kasım'da saat 10.00-17.40 arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde dört oturumdan oluşan “Derslikte, Üniversitede Edebiyat” konulu bir sempozyum düzenlenecek. Etkinliğe, Rodos Belediye Başkanı Fotis Chatzidiakos da katılacak. Uluslararası İzmir Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Buluşması, Türkiye ve Yunanistan'dan özellikle çocuk ve gençlik edebiyatının önemli isimlerini bir araya getirecek. Edebiyat buluşmasına Yunanistan'dan Angeliki Darlasi, Christina Fragkeskaki, Eleni Dikaiou, Evangelia Lambrelli, Filippos Mandilaras, Foteini Fragkouli, Dikaios Chatziplis, Nancy Dionysia Tryposkoufi ve Eleftheria Binikou katılacak. Türkiye'den ise Dr. Fatih Erdoğan, Gülten Dayıoğlu, Nemika Tuğcu, Eşref Karadağ, Hidayet Karakuş, Mavisel Yener, Muzaffer İzgü, Talat Aydilek ve Yunus Bekir Yurdakul gibi isimler yer alacak.


    0 0
  • 11/17/15--13:00: Yeni ‘moda' film festivali
  • Her geçen gün kalabalıklaşan festival takvimine bir yenisi daha eklendi.

    Film festivali ‘moda'sı bu kez modacılar ile yönetmenleri buluşturuyor. Bağımsız sanatçıları bir araya getirerek Moda Filmleri Festivali 28-29 Kasım günlerinde Zorlu Performans Sanatları'nda gerçekleştirilecek. Türkiye'den ve dünyanın farklı ülkelerinden bağımsız modacıların yanı sıra büyük marka ve tasarımcıların da işlerini sergileyen moda filmlerini programına alacak olan festivalde izleyiciler Kirsten Dunst, Marillon Cotillard gibi ünlü oyuncuları da seyretme şansı bulacak. Festival kapsamında düzenlenecek uluslararası moda film yarışmasının jüri üyeleri moda tasarımcısı Damir Doma, tasarımcı Ümit Ünal, güncel sanatçı Marie Vic, oyuncu Belçim Bilgin, Elle Türkiye Yayın Yönetmeni Işın Görmüş, moda blogger'ı Meriç Küçük, iletişimci Metin Gürsoy ve BilSar CEO & Sanat Koleksiyoncusu Selman Bilal. Yarışmada birinci seçilecek filmin yönetmeni ödül olarak 5 bin TL değerinde bir prodüksiyon desteği alacak. Kazanan yönetmenin bir sonraki filmini İstanbul'da çekmesi şartıyla verilecek bu desteğin yanı sıra ödül alan film Fashion One TV'de yayınlanacak.


    0 0
  • 11/17/15--13:00: Haldun Taner sempozyumu
  • Tiyatromuzun ve edebiyatımızın usta ismi Haldun Taner, doğumunun 100. yılında bir sempozyum ile anılıyor.

    İstanbul Tiyatro Festivali, İstanbul Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Pera Müzesi işbirliğiyle yapılacak sempozyum, 26-27 Kasım günlerinde gerçekleştirilecek. Pera Müzesi'nin ev sahipliğinde yapılacak 100. Doğum Yılında Haldun Taner Sempozyumu'nda, Haldun Taner'in edebiyata ve tiyatroya katkıları ele alınacak. Sempozyum, kuramla sahne arasındaki bağın güçlenmesini önemseyen ve yazılarında tiyatronun bilimsel yanını vurgulayan Haldun Taner'in yapıtları ile tiyatroya olan katkılarını uluslararası ve disiplinlerarası bir tiyatro buluşmasında değerlendirmeyi hedefliyor. Tiyatro profesyonellerinin ve sanatçıların katılımıyla yapılacak sempozyumun ayrıntılı programına tiyatro.iksv.org ve https://udtb.wordpress.com/program-schedule/ adresinden ulaşılabilir.


older | 1 | .... | 329 | 330 | (Page 331) | 332 | 333 | .... | 375 | newer