Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 326 | 327 | (Page 328) | 329 | 330 | .... | 375 | newer

    0 0

    Gogol'ün unutulmaz eseri Müfettiş, Tiyatro Kedi'nin yeni sezon oyunlarından. Haldun Dormen faktörü ile epeyce ilgi görmesi beklenen oyun, kasım ayı boyunca 7 şehirde sahnelenecek.

    “Bazı oyunlar vardır, her devrin oyunudur ve evrenseldir.” Bu gayet basit ve sade anlatım, bir oyun tanıtımından. Dünya tiyatro tarihinde bu tanıma uyan onlarca, yüzlerce oyun sayabiliriz. Fakat aralarından biri her defasında diğerlerine galip çıkar. Gogol'un ölümsüz eseri ‘Müfettiş'tir o. Eserin tür olarak komedi, biçim olarak da ‘toplumsal taşlama' niteliğinde olduğu bilindiğinde, oyunun tek kelimelik ismi çok şey anlatır. Teftiş eden ve teftiş edilenlerin içine düştüğü trajikomik olaylar... Her devrin oyunu olması ise yozlaşmış bürokrasiye yönelttiği eleştirilerden gelir. Eee dünya dönmeye devam ettiği müddetçe yozlaşmış sistemler hayatımızda yer alacağından Müfettiş bin yıl daha sahnelense güncelliğinden kaybetmeyecektir.

    Rus yazar Gogol'ün dünyanın hemen her yerinde sayısız kere sahnelenen eseri Müfettiş, Tiyatro Kedi'nin yeni sezon oyunlarından. Gogol'ün, çağdaşı Puşkin'in önerisiyle kaleme aldığı dünyaca ünlü eseri, başlı başına yeterince ilgi görebilecek bir oyun. Hani şu ‘adı yeter' diyeceğimiz eserlerden… Müfettiş rolünden sonraki en dikkat çekici karakter olan kaymakamı Haldun Dormen'in canlandırıyor oluşu ise oyuna ilgiyi bir kat daha artırıyor. Haldun Dormen, sadece görmekle bile mutluluk duymanıza sebep olan kişilerden. Aynalarla dolu sahnede seyirciyi ilk karşılayan da o oluyor. İlerleyen yaşına rağmen sahnede oluşu kendisine duyulan sempatiyi daha da artırmış. Seyircilerin büyük kısmının onu görmeye geldiği belli. Aynalardan oluşan dekorun elbet bir sebebi var. Seyirciye, sahneye çıkan kişi adedince olan farklı karakterlerden karakter beğenmesini söylüyordur belki kim bilir? Dileyen, parasız kalınca bütün bir kasabayı kandırmaktan çekinmeyen sahte müfettişi seçer kendine; dileyen çıkarı söz konusu olduğunda hakka hukuka riayet eden bürokrat takımını...

    Hakka hukuka riayet vallahi müfettişten!

    Kaymakam, görev yaptığı ilçeye tedbil-i kıyafet geleceği öğrenilen müfettişin haberini alınca bürokratlarını toplar. Herkesi bir telaş sarmıştır. Çünkü olması gerekenin çok uzağında yürüyen işlerin birkaç günlüğüne de olsa usulüne göre yapılması gerekmektedir. İş yapmaktan çok iş yapmamaya programlı yozlaşmış yöneticiler için ise bu kolay bir iş değildir. Öte yandan müfettiş sandıkları kişi de müfettiş filan değil kumar oynayıp parasını bitiren zengin bir toprak ağasının oğlu Hlestakov'dur. Hlestakov kendisini müfettiş sanan kaymakamın ziyareti üzerine durumdan yararlanır. Sonrası ‘gerçeğin er geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır' cümlesinden özetle yaşanan trajikomik olaylar...

    Televizyon ekranlarından görmeye alışık olduğumuz popüler isimleri tiyatro sahnesinde izlemenin aşırı saadetini yaşadığımız bir sezon bu. Bir çeşit oyun seyirciler için... Oyuncuların iki farklı mecradaki performanslarını kıyaslama, yorumlama şansı... Bu oyundaki popüler isim müfettiş rolündeki Tolga Güleç. Hatırla Sevgili, Öyle Bir Geçer Zaman ki gibi dönem dizilerinin başarılı oyuncusu kendisi. Televizyonda gösterdiği başarıyı sahneye birebir taşıdığını söylemek ise zor. Müfettiş, isminden de anlaşılacağı üzere tek bir karakter üzerinde yoğunlaşan oyunlardan. Dolayısıyla bu karakteri canlandıran kişi ne kadar karizmatikse oyunun akıp gitmesi o kadar olası. Ne kadar evrensel ve zamansız bir oyun olsa da Müfettiş, esprilerin bugünkü izleyiciyi güldürmesi için oyunculukla asiste edilmesi gereken bir eser. Mikrofona rağmen diyalogların izleyiciye ulaşmasında yaşanan aksaklık da başka bir sorun. Biraz da kısa olmasının etkisiyle izleyiciyi sıkmadan oyunda tutması ve Haldun Dormen faktörü oyunu başarılı kılan şeyler.

    Sezonun sadece Gogol'ün ve Dormen'in hatırına bile görülebilecek oyunlarından olan Müfettiş, kasım ayı boyunca sadece İstanbul'da değil Mersin, Antakya, Adana, Gaziantep, Bilecik ve İzmir'de seyirci karşısına çıkacak. İstanbul'da ise Trump AVM, Büyükçekmece Kültür ve Sanat Merkezi, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi gibi farklı salonlarda sahneleniyor.


    0 0

    Heyamola Yayınları'nın yayımladığı Roman Kahramanları dergisi, bu yıl 6. yaşını kutluyor.

    Üç ayda bir çıkan ve 24. sayısı okurla buluşan derginin Genel Yayın Yönetmeni Ömer Asan, altı yılda 570 romanı incelediklerini söylüyor ve “Derginin asli işi Türk ve dünya edebiyatında yer alan romanları, roman kahramanlarını ve yazarlarını incelemek. Bu işi yüzlerce yazar üstlendi. Bu aslında antropoloji / insanbilim'in edebiyat üzerinden ele alınması demektir ve dünyada bir ilk. Sonuçta çok değerli ve ansiklopedik, bilimsel yazılar elde edildi. Dergiye 400 kütüphane abone.” diyor.

    ‘Üç romanın sonu değiştirildi'

    Roman Kahramanları'nda bugüne kadar ele alınan dosya konuları arasında Roman Kahramanları, Çocuk Roman Kahramanları, Kadın Roman Kahramanları, Uyumsuz Roman Kahramanları, Otobiyografik Roman Kahramanları, Fransız Devrimi Roman Kahramanları, Eşcinsel Roman Kahramanları, Öğretmen Roman Kahramanları, Gazeteci Roman Kahramanları, Sahnelenen Roman Kahramanları, Futbolcu Roman Kahramanları, Minimalist Roman Kahramanları, Katil Roman Kahramanları, Aldatan Roman Kahramanları, Gotik Roman Kahramanları, I. Dünya Savaşı Roman Kahramanları, Mübadele Roman Kahramanları var.

    Ayrıca, “Ülkeler ve Edebiyatları” dizisiyle İran, Arap, Çerkez, Bulgar, Yunan, Kürt, Japon ve Batı Ermeni Edebiyatı adı altında bu ülkeler ve halkların romanları, yazarları ve roman kahramanları incelendi. “Roman Kahramanı Kentler” dizisinde İzmir, İstanbul, Kayseri üzerine yazılmış romanlar ele alındı, dosya Ankara, Trabzon, Eskişehir, Bursa ile devam edecek. Halkların Fıkra Kahramanları Dizisi'nde ise Nasreddin Hoca (Türk), Cuha (Arap), Till Eulenspiegel (Alman), Hıtar Peter (Bulgar), Karakuş (Mısır), Grossu Minutu (Korsika), Diyojen (Eski Yunan), Salamon (Yahudi), Behlül Dana (Arap), adlı fıkra kahramanları incelendi.

    Roman Kahramanları son sayısında okurlardan ilgi görebilecek yeni bir dizi başlattı. Okur çok sevdiği, aklında kalan ancak sonunu beğenmediği romanların sonunu değiştiriyor. İlk dosyada üç roman, okurlar tarafından değiştirildi. Dergi, önümüzdeki sayısında ise tartışma yaratabilecek farklı bir dizi başlatıyor. “Edebiyatın ustalarının romanlarını siz yazın” başlığıyla, seçilen 10 Türk şairin romanlarının ilk beş sayfası usta kalemlerden yazılması istenecek. (www.romankahramanlari.com)


    0 0

    IEG Live ve Lucé StageArt işbirliğiyle geçtiğimiz şubat ayında İstanbul'da sahnelenen İtalyan yapımı Romeo ve Juliet müzikali, Toshiba sponsorluğunda 3-8 Kasım tarihlerinde tekrar Zorlu Center PSM'de olacak.

    İtalyan David Zard'ın modern yorumu ve 3 boyutlu dijital sahne düzenlemesiyle dikkat çeken müzikal, geçen yıl çok beğenilmiş ve ilgi görmüştü.


    0 0

    Dramatik Sanatlar Eğitim ve Araştırma Derneği (DRASED) tarafından düzenlenen Uluslararası Mardin Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali, bu yıl 6. yaşını kutluyor.

    Kültür Bakanlığı ve yerel desteklerin yanı sıra Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Polonya/Adam Mickiewicz Enstitüsü de festivalin bu yılki destekçileri arasında.

    8 Kasım'a kadar sürecek festival süresince Mardin'de yaşayan çocuk ve gençler, Mardinli tiyatroseverler, sahnelerde, sokaklarda, cezaevinde, kıraathanelerde, mülteci kamplarında profesyonel tiyatro grupları tarafından sergilenecek nitelikli tiyatro oyunları ile atölye çalışmalarına katılacak.

    Festival, bugün saat 18.00'de Sabancı Müzesi önünden başlayacak kortej yürüyüşü ve Fransa La Bella Zanka Grubu'nun ‘La Cristalite' adlı gösterisi ile açılıyor. Saat 20.00'de Artuklu Üniversitesi'nde Çiğdem Erken'in piyano resitali yapılacak. Açılış gecesi, usta tiyatrocu Işık Yenersu'ya festival onur ödülünün sunumuyla sona erecek.

    6. Uluslararası Mardin Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali'nde 24 gösteri ve 1 atölye çalışması düzenlenecek. Geçtiğimiz yıl ilçelere de yayılan etkinliklerin tamamı bu yıl Mardin şehir merkezinde gerçekleşecek. Festival kapsamında Türkiye ve yabancı ülkelerden, Van Devlet Tiyatrosu ‘Kurbağa Prens'; Kuzey Kıbrıs Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ‘Canını En Çok Ne Yakar'; Tokat - Kemal Atangür Gölge Tiyatrosu ‘Turist', ‘Şifalı Bitkiler', ‘Abdurrahman Çelebinin Kızı', ‘Kuyu'; İstanbul-Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, ‘Lorca'nın Acıklı Güldürüsü'; Fransa La Bella Zanka ‘La Cristalite'; Mardin Geçiş Kumpanyası ‘Yad' ve Türkiye-Polonya işbirliğiyle Tiyatro Şahmerdin ‘Şahmaran' oyunlarını sergileyecek. (www.mardintiyatro.org)


    0 0
  • 11/02/15--13:00: Üstün Akmen uğurlanıyor
  • Önceki gün hayatını kaybeden tiyatro eleştirmeni, yazar Üstün Akmen'in cenazesi bugün saat 10.30'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenecek törenden sonra Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

    1943'te İstanbul'da doğan Üstün Akmen, İtalyan Lisesi ve İstanbul İktisat Fakültesi'ni bitirdi. 1960'lı yıllarda Atilla Berkan, Şerif Yüzbaşıoğlu ve Ergun Özer orkestralarında yer aldı. Akmen, bir süre Şehir Tiyatroları'nda Medya ve İzleyici Koordinatörü, Genel Yayınlar Yönetmeni olarak çalıştı. 2001-2005 Uluslararası PEN Kulüpleri Federasyonu Türkiye Merkezi'nin genel başkanlığını üstlendi. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi genel başkanıydı. Eserlerinden bazıları: Çarşafın Gizlediği Dişilik, Suçsuz Laleler, Bir Günlük Dost, Kör Bakkalın Gözleri, Veee Perdeee, Yârim Nereyi Mesken Tuttun, Üçüncü Zil, Provasız Yaşam…


    0 0

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre opera ve bale salonu sayısı yüzde 25 artarak 15 olurken, opera ve bale salonu koltuk sayısı ise yüzde 51.8 artarak 10 bin 288 oldu. 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre opera ve bale salonlarında oynanan eser sayısı yüzde 19.7 azalarak 188 oldu.

    TÜİK, 2014 yılı Opera, Bale, Orkestra, Koro ve Topluluk istatistiklerini açıkladı. Türkiye genelinde 2014 yılında Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı 6 orkestra, 13 koro ve 9 topluluk bulunuyor. Opera ve bale salonu sayısı son 4 sezonda yüzde 16.7 artarken, koltuk sayısı aynı dönemde yüzde 102.6 arttı. 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre opera ve bale salonu sayısı yüzde 25 artarak 15 olurken, opera ve bale salonu koltuk sayısı ise yüzde 51.8 artarak 10 bin 288 oldu. Sezonlar itibarıyla karşılaştırıldığında; 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre opera ve bale salonlarında oynanan eser sayısı yüzde 19.7 azalarak 188 oldu. Opera ve bale salonlarında oynanan yerli eser sayısı geçen sezona göre yüzde 19.7 azalırken, oynanan yabancı eser sayısı yüzde 19.6 azaldı. 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre opera ve bale seyirci sayısı yüzde 6.7 artarak 400 bin 420 oldu. Opera ve bale yerli eser seyirci sayısı geçen sezona göre yüzde 16 azalırken, yabancı eser seyirci sayısı yüzde 38.9 arttı.

    ORKESTRALARDA 412 SANATÇI GÖREV YAPTI

    Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı orkestralarda 2013-2014 sezonunda 412 sanatçı görev yapmış olup bunların yüzde 41.3'ünü kadın sanatçılar oluşturdu. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı korolarda ise 2013-2014 sezonunda 701 sanatçı görev yapmakta olup bunların yüzde 38.1'i kadın sanatçılar oluşturdu. Kadın sanatçıların oranının en yüksek olduğu meslek grubu ise yüzde 53.9 ile ses sanatçıları oldu.

    Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı topluluklarda 2013-2014 sezonunda 384 sanatçı görev yapmakta olup bunların yüzde 27.1'ini kadın sanatçılar oluşturdu. Kadın sanatçıların oranının en yüksek olduğu meslek grubu ise yüzde 47.3 ile dansçılar.

    Orkestraların yaptıkları gösteri sayısı, 2013-2014 sezonunda 2012-2013 sezonuna göre değişmeyerek 212 oldu. Aynı sezondaki izleyici sayısı ise yüzde 7.5 azalarak 141 bin 393 olarak gerçekleşti. Son dört sezonda orkestraların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 15.8 artarken izleyici sayısı yüzde 12.7 arttı.

    Sezonlar itibarıyla karşılaştırıldığında; 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre koroların yaptıkları gösteri sayısı 168 ile yüzde 32 azaldı. Aynı sezondaki izleyici sayısı yüzde 30.4 azalarak 69 bin 250 oldu. Son dört sezonda koroların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 12 artarken izleyici sayısı da yüzde 12 arttı.

    TOPLULUKLARIN YAPTIKLARI GÖSTERİ SAYISI AZALDI

    Toplulukların yaptıkları gösteri sayısı 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre toplulukların yaptıkları gösteri sayısı 183 ile yüzde 9.9 azaldı. Aynı sezondaki izleyici sayısı yüzde 10.3 azalarak 205 bin 510 oldu. Son dört sezonda toplulukların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 7 artarken izleyici sayısı yüzde 77.9 arttı.


    0 0

    Orhan Pamuk'un romanı Benim Adım Kırmızı, Tataristan'ın başkenti Kazan'da üç buçuk saat süren bir temsil ile sahnelendi. Şehrin en önemli salonlarından Galiaskar Kamal Tiyatrosu'nda sahnelenen temsil, romanın zaman geçişlerini yansıtan göz kamaştırıcı sahne tasarımı ve oyunculuklarıyla dikkat çekiyor.

    Nobel ödüllü Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı romanı, yurtdışında ilk kez Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan'ın başkenti Kazan'da tiyatroya uyarlanıp oynanmıştı. Tiyatro şehri olarak bilinen Kazan'ın en önemli salonlarından Galiaskar Kamal Tiyatrosu'nda hâlihazırda oynanmaya devam eden temsil tam 3,5 saat sürmesine rağmen ilgiyle izleniyor. Temsilin dili Tatarca. İsteyenlere Rusça ve İngilizce kulaklık seçeneği de sunuluyor.

    Türk romancılığının tanınırlığı açısından bakarsak durum hayli gurur verici. Bir Türk romanı, dünyanın birçok yerinde okunuyor ve Türkiye dışında bir şehirde tiyatro sahnesine aktarılıyor. Hele bir de Pamuk'un felsefî; öğeler barındıran karmaşık üslubuna, kurgusuna rağmen... Oyunun yönetmeni Maksim Kalsin de postmodern bir romanı sahnelemenin iki kat zor olduğunu söyleyerek aynı noktaya dikkat çekti. Kalsin'e göre Kazan'ın Doğu ve Batı'nın buluştuğu yer olması bakımından Benim Adım Kırmızı'nın Türkiye dışında ilk kez burada sergilenmesinin sembolik anlamı var. Orhan Pamuk'un leitmotiv'i olarak iki dünyanın (Doğu-Batı) iç içe geçişinden bahseden Kalsin, bu açıdan bakıldığında konunun mekâna uygun olup mekânın da konunun ruhunu taşıdığını belirtiyor.

    ROMANLARIN DİLİ OLSA...

    Romanlardaki sembolik dili ve öğeleri sahneye aktarmanın çeşitli yolları var. Bu yolların bir yönetmen irfanıyla geldiği hal, tiyatroda başarılı temsilleri ortaya çıkarıyor. Oyunun başından sonuna, yönetmeninden oyuncusuna kadar herkesi içimden tebrik ederek izledim. Renkler cümbüşü sahneye çok iyi aksettirilmişti. Oyunun önemli izlekleri, püf noktası -yani katilin uşak olduğu(!)- gerekli yerlere kadar çok iyi gizlenmiş ve yüksek dekor becerisiyle aynı anda cereyan eden hadiseler oldukça yetkin biçimde sahneye aktarılmıştı.

    ÜÇ KATMANLI SAHNE TASARIMI

    Daire biçiminde dönebilir tasarlanan, üzerinde üç katmanlı bir platform yardımıyla sahneye aktarılmıştı oyun. Dört bir tarafı gerektiğinde merdivene ya da bir odaya dönüşüyordu platformun. Sahnenin dört tarafı, zeminin dönüşleriyle birlikte hem aynı zamanda farklı mekânlarda gelişen olayların anlatımını güçlendiriyor hem de dekor ve sahne değişimlerinin hızını önemli derecede artırıyordu. Platformun arkasında da büyük bir ekrana yansıtılan resimlerle mekân betimi tamamlanıyordu. Yönetmen Kalsin'in de belirttiği gibi, ekrandan geçen görüntülerde kahramanın Osmanlı minyatürleri, Avrupa Rönesansı tabloları ile değişerek devam eden hikâyesi, ‘modern sanatın çıkmazı ve aynı zamanda ölümün kutsallaştırılmasının kaçınılmaz simgesi haline gelen Kazimir Malevich'in Siyah Kare tablosuna kadar' geliyor.

    Daha önce Rus tiyatrosunun dekor konusundaki yetkinliğini İstanbul'da çok talep gören bir dekor tasarımcısı olan Barış Dinçel'den duymuştum. Dinçel, Rusya'daki bir turnede dekorunu hazırladıktan sonra oyun saatinin değiştirileceğini ve başka bir oyunun daha önce oynanacağını öğrenir. Hazırladığı dekorla ilgili emeğinin boşa gittiğini düşünerek üzüntüsünü belirtince Rus yetkililer dekoru kaldırmaya gerek olmadığını söyler. Dekorun bulunduğu sahne, büyük bir asansör sistemiyle diğer oyunun dekoruyla yer değiştirir. Burada da dekor öylesine ustaca yapılmış görünüyordu ki, aynı zamanda tiyatrocu Savaş Dinçel'in de oğlu olan Barış Dinçel'in söylediklerini hatırlamadan edemedim.

    Başarılı oyunculukların da göz kamaştırdığı temsil, yıl sonuna kadar Kazan'daki Kamal Tiyatrosu'nda sahnelenecek. (www.kamalteatr.ru)


    0 0

    Geçtiğimiz günlerde Nobel Kimya Ödülü'nü kazanan Aziz Sancar'ın da bir zamanlar bu ülkede yaşayan bir çocuk olduğunu unutmayalım.

    Mehmet Terzi, Gonca dergisinin kasım sayısında ‘onlar da çocuktu' diyerek başarı öykülerinin ardındaki asıl hikâyelere dikkat çekiyor. Aylık çocuk dergisi Gonca'nın kasım sayısında takipçilerine bir sürprizi var; Zeynep'in Günlüğü yenilendi. Çocuk okurların ilgiyle takip ettiği bölüm, yenilenen yüzüyle hem bilgilendiriyor hem de deneyimlerini paylaşıyor. Ayrıca, günlüğe ek olarak Zeynep'in aktivitesi, Zeynep'in mutfağı ve Zeynep'in tweet'i de Goca okurlarını bekliyor. Dünyada olup biteni haber veren Duyduk Duymadık Demeyin köşesinde bilim, teknoloji ve kültürel gelişmeler yer alıyor. Soner Can'ın ‘Salyangoz' adlı yazısı, yavaş ama hâlinden memnun olan bir hayvanla tanıştırıyor Goncacıları. Halis Haspolat'ın Alanında Uzman Hayvanlar'ı da kimi ‘mühendis' kimi ‘maraton 0koşucusu' kimisi ‘harita uzmanı' hayvanları tanıtıyor. Erdoğan Oğultekin'in çizimiyle sayfalara taşınan ‘Gemiden Korkan Adam' adlı hikâye ve Nasreddin Hoca da güldürürken düşündüren hikâyelerden.

    Gonca'nın düzenlediği Hikâye ve Resim Yarışması da uluslararası boyuta ulaştı. Türkiye'den ve yurtdışından gönderilen eserler, on dördüncüsü düzenlenen yarışmanın uluslararası bir boyut kazandığını gösteriyor. Yarışmada hikâye dalında konu sınırlaması yokken resim dalında ise konu ‘Yok Birbirimizden Farkımız'. Her iki dalda birincilere 2 bin TL, ikincilere bin 500 TL, üçüncülere bin TL, mansiyonlarına ise 500 TL ödül verilecek. Yarışmaya son başvuru tarihi 5 Ocak 2016. (www.goncadergisi.com)


    0 0

    2016 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı'na başvurular başladı. Orhan Kemal Roman Armağanı'na katılmak için yayınevlerinin, Orhan Kemal Roman Armağanı Sekreterliği'ne bir katılım yazısı ekinde, ilgili yazarlarının 10 kitabını göndermeleri gerekiyor.

    Başvuru için son gün 10 Ocak. Seçici kurulunda Nâzım K.Öğütçü, Turhan Günay, M.Nuri Gültekin, Erendiz Atasü, Selim İleri, Handan İnci ve Çimen Günay Erkol'un yer aldığı ödül 2016 mayıs ayında açıklanacak ve kazanan yazara ödülü 2 Haziran 2016 tarihinde yapılacak olan Orhan Kemal'i anma gününde verilecek. 2015 yılı 44. Orhan Kemal Roman Armağanı'nın sahibi “Hırsız ve Burjuva” yapıtıyla Hüsnü Arkan olmuştu. (0212 252 88 38, www.orhankemal.org)


    0 0

    Tiyatro eleştirmeni Üstün Akmen, dün Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

    Önceki gün geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayata gözlerini yuman Akmen için Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda anma töreni düzenlendi. 72 yaşında yaşama veda eden Akmen'in cenazesinde Haldun Dormen, Rutkay Aziz, Bekir Aksoy, Erhan Yazıcıoğlu, Kerem Alışık, Erol Evgin, Turgay Olcayto gibi sanat ve medya dünyasından isimler katıldı. Kerem Alışık, “Yüce gönüllü bir kültür sanat gönüllüsüydü Üstün hoca, özgürlüğün savunucusuydu. Kendine has bir üslubu vardı, cesur, soylu, muzur, kibar ama vicdanlı ve adaletli.” ifadelerini kullandı. Törende konuşan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ise Akmen'in eleştirilerinde bile yapıcı olduğunu, nezaketi ve kibarlığıyla adı gibi üstün biri olduğunu söyledi.

    Tiyatroculara destek oldu

    Erol Evgin: Çok değerli bir tiyatro eleştirmeniydi. Tiyatromuza çok büyük katkıları olmuştu.

    Sumru Yavrucuk: Tiyatroculara daima destek veren, onlar için daima mücadele veren, yiğit bir tiyatro insanıydı. Çok üzgünüm herhalde Üstün Bey'in yeri doldurulamayacak.

    Haldun Dormen: Türk tiyatrosu çok önemli birini kaybetti. Üstün Bey'in yeri boş kalacak. Başımız sağ olsun.

    Erhan Yazıcıoğlu: Tiyatrocu önderlerinin bence en önemli isimlerinden biriydi. Bütün Anadolu'yu gezerdi. Nerede bir ücra köşede bir tiyatro vardıysa kendi imkanlarıyla giderdi. Orada fikrini dile getirir onları desteklerdi. Sevde Nur Tunç, Melike Sönmez, Rauf Ahmet İstanbul


    0 0

    Arjantin doğumlu İtalyan ressam, heykeltıraş Lucio Fontana, yirminci yüzyılın en etkin sanatçılarından biri. Delinmiş ve kesilmiş tablolarıyla ayrıksı bir isim olan sanatçıya koleksiyonerler, galeriler ve müzeler son dönemlerde büyük bir ilgi gösteriyor. Londra'da açılan retrospektifin yanı sıra Sabancı Müzesi'ndeki Zero sergisinde hatırı sayılır bir Fontana seçkisi var.

    İtalya'nın Picasso'su ya da Andy Warhol'u olarak görülen Lucio Fontana (1899-1968), yirminci yüzyılın en etkin sanatçılarından biri. Bu öncü ismin eserleri sanat piyasasını gittikçe daha da hareketlendiriyor. Sotheby's, Christie's gibi ünlü müzayede evlerindeki yüksek rakamlı satışların yanı sıra Londra, Milan ve New York'taki galerin ve müzelerin açtığı Fontana sergileri dikkat çekiyor. Delinmiş ve kesilmiş tablolarıyla ayrıksı bir sesi olan sanatçı, getirdiği yeniliklerle sanat tarihinde önemli bir yere sahip. Sabancı Müzesi'ndeki Zero sergisinde hatırı sayılır bir Fontana seçkisi devam ederken, Londra'daki Tornabuoni Sanat Galerisi'nde de seneler sonra bir Fontana retrospektifi açıldı.

    Heykeltıraş bir babanın oğlu olan Fontana, 1927'de Milan'da güzel sanatlar eğitimi alır. Soyut heykeller ve seramikleriyle İtalya'nın önemli sanat aktörlerinden biri olur. İlk sergisini 1930'da açar. 1946'da ise ses getiren “Beyaz Manifesto” adlı bildirgesini yazar ve sonrasında renk, ses, uzay, hareket ve zamanı sentezlemeyi amaçlayan Spatializm adlı resim akımını kurar.

    KESİK VE DELİK TUVALLER

    Fontana, tuval üzerinde yırtarak, keserek ve delikler açarak soyut sanata yeni bir boyut getirir. Resimleri dışında seramiklerinde de aynı kesikleri ve delikleri görmek mümkün. Yenilikçi çalışmalarıyla kendinden sonraki kuşakları etkileyen Fontana'nın bu sanatsal tavrı kendisini İkinci Dünya Savaşı sonrası en önemli sanatçılardan biri haline getirir.

    1949'da resimlerini delmeye, sonrasında ise kesmeye başlar, bu bir yıkma eyleminin aksine, resim sanatının geleneksel sınırlarından kurtulmayı amaçlamaktadır. 1950'li ve 1960'lı yıllar arasında sanat hayatının en önemli üretimlerini gerçekleştirir. Tüm sınırları ortadan kaldıran Zero akımının önemli bir parçası olur.

    Fontana'nın sanatsal üretim süreci boyunca politik ve sosyal şartları göz önünde bulundurulduğunda, İtalyan faşizmi ve savaş sonrası dönemde malzeme kullanımı güncel sanat adına önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor. Bilinen formları terk ettiğini dile getiren Fontana “Zamanın ve mekanın sonsuzluğuna dayanan yeni bir süreç başlatmak istiyorum.” demişti.

    1966 Venedik Sanat Bienali'nde bu eylemini şöyle savunmuştu: “Sanat eleştirmenleri benim için iyi bir heykeltıraş diyor fakat delmeler ve kesmeler için gösteri ve propaganda yapıyor diye eleştiriyorlar. Bu görüşlerinde yanılıyorlar. Sanatsal araştırmalarıma hep inandım. Sanatımdaki bu eylem biçimi oldukça yeni ve öncü bir işlev görecek. Tablodaki bu açtığım delikler basit bir eylem değil, sanatçının ve bireyin üretim özgürlüğü.”

    “RADİKAL İŞLER YAPMAMIZ LAZIM”

    Centre Pompidou (Paris), Tate (Londra) ve MoMA (New York) gibi ünlü müzelerde sanatçının çeşitli dönemlerde eserleri sergilendi. Tornabuoni Sanat Galerisi'ndeki sergi ise sanatçının on yıldan sonra açılan ilk retrospektifi. Ellinin üstünde eserin yer aldığı sergide, mekan üzerine düşünmeye davet eden pek çok eser var. Sarı, mavi ve kırmızı renklerin ağırlıkta olduğu tabloların üzerini kesen sanatçı, izleyicinin derinlik algısını ters düz ediyor.

    Fontana'nın resim sanatına getirdiği bu özgür tavır, kendinden sonraki birçok isme yol açar. Joseph Beuys'un öğrencilerinden Alman ressam, heykeltıraş Imi Knoebel'in dediği gibi “Yves Klein kanvası maviye boyadı, Lucio Fontana ise kanvasa eğik kesikler attı. Geriye ne kaldı? Eğer bir şeyler yapmak ve yaşamak istiyorsanız, çok radikal işler yapmanız lazım.”

    Üzerinde 23 yarık olan bir Fontana eseri geçtiğimiz yıl 8,4 milyon sterline satıldığında çok eleştirilmiş ve “Tablosundaki çizik sayısı artınca eserin fiyatı daha mı yükseliyor?” gibi yorumlar yapılmıştı. Önümüzdeki dönemlerde, Fontana'nın eserleri daha da öne çıkacak, zira piyasanın ve koleksiyonerlerin bu sıradışı isme talebi artıyor.


    0 0

    Hilmi Yavuz: Gülten Akın'ın ‘İlahiler'indeki ‘eflatun ilahi' için, bundan yirmi yıl kadar önce, ‘Modern Türk şiirinden on şiir seçsem, biri bu olurdu' demiştim.

    Bugün de bu düşüncem değişmedi. Gülten'i bu ilahi ile anacağım ve o müthiş şiirin son dizesine gönderme yaparak şöyle diyeceğim: ‘seni artık biz nennileyeceğiz, Gülten Akın!' Şiirimizin müstesna ablasıydın; hep öyle kalacaksın...

    Ülkü Tamer: Gülten Akın, en sevdiğim sanatçılardan biriydi. İlk yazdıklarından bu yana, hep son derece ilgiyle ve severek izlemiştim. Günümüz şiirine damgasını vuran şairlerden biriydi. Kişi olarak da, şair olarak da hep onurlu bir yaşam sürdürdü. Çok üzgünüm.

    Selim İleri: Yaşayan en büyük Türk şairiydi, bir ömür boyu onun yazdığı şiirlerle beslendim. İçimde yazmak arzusu onun sayesinde uyandı. Her şeyini okuduktan sonra ben de bir şeyler yazmak istedim. Çok önemli bir şairdi. Ne söylense az kalacaktır. Allah rahmet eylesin.

    Süreyya Berfe: En sevdiğim, en saydığım, yakından tanıdığım şairlerden biriydi. Ölümünü bekliyorduk, sağlığı çok bozuktu. Artık yazdıklarını hatırlayarak, yazdıklarını okuyarak, teselli bulmaya çalışacağız. Başka da ne diyebilirim ki...

    Haydar Ergülen: Benim tanıdığım ilk şairdi. İlk kez Ankara'da liseye giderken tanışmıştım onunla. Bir akrabası benim sınıf arkadaşımdı. Şair Ömer Ateş Kızıltuğ... Fizik kitabının üstüne, bir tarafına Yerçekimli Karanfil şiirini yazmıştım bir tarafına da Gülten Akın'ın Yağmur şiirini. Onu görünce ‘Seviyor musun bu şiiri?' demişti. ‘Tabii, çok seviyorum' dedim. Sonra beni Türk Dil Kurumu'na götürdü. Orada tanıştık, herhalde 15 yaşında falandım. Sonra da en çok sevdiğim şairlerin başında geldi. Hakkında çok da yazı yazdım. Erdal Öz Ödülü'nü aldığında onunla ilgili küçük bir kitap, “Onların Dilini Giyinmeyen Bir Şair”i yazmıştım. Benim için Türk şiirinin, Türkçenin en ince şairi.

    küçük İskender:Çağdaş Türk şiirinin en önemli temsilcilerinden biri. Kadın duyarlılığını bir insan duyarlılığına çevirebilme yetisine de sahip. Hem bir kadın, hem bir insan hem de bir aydın olarak doğayı ve insan ilişkilerini çok iyi gözlemleyip imgeye fazla gömülmeden duru bir şekilde anlattığı için yaşayan en büyük çınarlardan biriydi. Herkesin başı sağ olsun.

    Murathan Mungan: Edebiyatımızın canından bir parça daha gitmiş: Gülten Akın. Edebiyatımızın ölene kadar şair kalmayı başaran ender örneklerindendi. Daha bu sabah baharda göndereceğim kitap nedeniyle sizi düşünmüştüm çok sevgili Gülten Akın. İthafım da öksüz kaldı.

    Birhan Keskin:

    “İtip beni balıma dadanan bu çağı sevmedim”

    Böyle demişti bir şiirinde.

    Gülten Akın'ın öldüğü haberini henüz almışken,

    Henüz boğazımda bir yumru varken,

    Daha gözüme doğru yol alan yaşlar inmemişken,

    Hakkında birkaç sözcük ister sizden bu çağ.

    Ben onun sadece şiirini sevmedim, şair duruşunu,

    Bir insan olarak çile çekme biçimini de sevdim.

    Ben onun yokluğuna ağlarım. Siz sağ kalanlara ağlayın.

    Ömer Erdem:Çok, pek çok üzgünüm. Yastayız bugün. Ama, umudum daha çok. Anadolu coğrafyasının dil ikliminde bir çalılıkta uğuldarcasına kemiğimize dokunan şiir, Gülten Akın'da konaklamış sonra da insan olma yanımıza yayılmıştı nicedir. Ölen zulümler, haksızlık ve kötülüklerdir. Onun ölümüyle dile duyduğumuz bağlılık, şiire inancımız daha dipten büyüyecek. Biliyorum o da böyle dik duralım, diri olalım, asil kalalım isterdi. Modern şiirin dişi bir notası aranacak ve o olmadan müzik yapılamayacaksa, o Gülten Akın'dı. Ben onu çok sevdim. Ne güzel ki bu sevgi karşılıksız kalmadı. Şiiri gibi hayatı da incelikliydi. Daha ne olsun...

    Gülten Akın*

    gülten akın o gece hiç uyumadı

    bir çağ düşledi hiç olmamış şiirden başka

    şavşatın oralardan çakıp gelmiş işaret şimşeği

    bilirdi görgüleri su soyundandı çiğdem pilavı

    o buğulu ses kanatlarıyla inmiş

    çakalın hainliğini de görmüş

    erkeklerin serinliğini de

    bir çağda durduk işte

    sokaklarda yalnız gezdi gölgemiz

    ne zaman umudumuzu kanatsa birileri

    kalkar geliriz sesimizden

    ayrılıklar değil mi bizim evimiz

    *Ömer Erdem'in Kireç adlı kitabından


    0 0

    Geçen yılki bir telefon görüşmemizde, hatırını sorduktan sonra eşi Yaşar Cankoçak'ın sağlığını merak ettiğimi söylemiştim.

    Sanki çok uzaklara gitmemiş de yan odaya geçmiş ve sanki uzansa dokunacakmış kadar yakınında duruyormuş gibi ‘tevekkül' yüklü bir sesle, “Onu kaybettik!” demişti. O koptu kopacak bir ip gibi incelmiş sesi tıpkı, “Bir roman kadar uzun bu tümce, /- Sonra işte yaşlandım” dizelerindeki tınıyla, sessizce içime dolmuştu. Dünyayla, hayatla kurduğu ilişkisinin zayıfladığını enikonu hissettiren bu görüşme sonrasında bütün benliğimi garip bir ürperme kaplamıştı. Bir dizesinde söylediği gibi “Bu güz öleceğim.” diyen Gülten Akın'ın ölüm haberi geldi, kapkara bir duvar gibi önümüzde durdu.

    İlk kitabı “Rüzgâr Saati” 1956'da yayımlandıktan sonra “Kestim Kara Saçlarımı”, “Sığda”, “Kırmızı Karanfil”, “Ağıtlar Türküler” ve “Seyran Destanı” gibi Akın'ın şiir anlayışını belirleyen kitaplar geldi. Çok değil, 18 Mart 2013'te Zaman'a verdiği söyleşide, “Arada bir iki dize yazıyor, onu da bir yerlerde unutuyorum. Bulduğumda seviniyor, tamamlamaya uğraşıyorum.” demişti. Bu röportajın ardından “Beni Sorarsan” yapıtında karşımıza çıkan görkemli şiirler, o tamamlamaya çalıştığını söylediği sözlere denk geliyordu.

    Süreya Berfe'ye, Gülten Akın'ın Kitap-lık dergisinin 2015 Mart-Nisan sayısına gönderdiği ve şiir sayfasına konulmaması ricasında bulunduğu “sözlerini” görüp görmediğini sorduğumda, derin bir hayranlıkla, “Ya! Görmez olur muyum? Şiir, işte bu.” demişti. O yaşında bile gencecik şiiri mazlumların yanında saf tutmuştu, “Ahparig/ Boylu boyunca/ Yatırıldığın yer/ Ömründe tek dinlenceydi/ Dünyaya baktın ilk kez” Değil mi ki bütün bir memleketin fotoğrafını, “Ah, kimselerin vakti yok/durup ince şeyleri anlamaya” dizeleriyle önümüze koymuştu?

    BENİM ŞAİRİM, HEPİMİZİN ŞAİRİ

    “Türkçenin yaşayan en büyük şairi” sıfatı verilen Gülten Akın, bunun kendisi için ne anlama geldiği sorulduğunda ise “Yaşayan en büyük olunsun ya da olunmasın, insan kendini emekliye ayrılmış gibi duyuyor.” demişti. Ondan önce yazdığı “Kuş Uçsa Gölge Kalır”da ise bütün bir yaşamının özetini “bende bir gülten kaldı/ hangi bağa diksem yabancı” dizeleriyle vermemiş miydi?

    Yıldırım Türker bir yazısında, “Gülten Akın, benim şairlerimdendir. Şiir severler, ‘benim şairlerim' gibi tevazu ile frenli insanları mahcup edecek afili tamlamalar kullanabilir. Ey şiir severler, sakın utanmayın, ‘Benim şairlerim' derken. Şu dünyada insan gönül rahatlığıyla bir tek şairleri sahiplenebilir. Bu, insanın yüzünü kızartmayacak tek alışveriştir.” demişti. Onun bu yargısından cesaret alarak ben de, “Gülten Akın, benim şairimdir.” diyorum. Ve günümüz şiiri üzerine konuşulurken sözün Gülten Akın şiirine gelmediği bütün sohbetleri hep bir parça yadırgayarak dinlediğimi söylemek isterim. Onun şiirinin derinliğine inmemiş, o şiirin araladığı dünyaya girmemiş okurların, şiirden hep daha az nasiplendiklerini düşündüm.

    Gülten Akın şiiri, Türkçenin sonsuza dek açık kalacak bir sayfası gibi hiçbir zaman “sözden düşmeyecektir”.


    0 0

    Şiirimizin büyük ustası Gülten Akın'ı yitirdik. O, şiirini daima ileri taşıyan şairlerdendi. Daima ve yalnızca şair kaldı. “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizelerinin, şairini de aşan bir üne kavuşması Gülten Akın'ın talihsizliği de sayılabilir: Çok güzel şiirleri bazen bu iki unutulmaz dizenin gölgesinde kaldı.

    Gülten Akın son kitabı Beni Sorarsan'da (2013) pek alışılmadık bir şey yapmış, kitabın başına bir sunuş metni koymuştu. O yazı, dünyanın gürültüsü karşısında bir adım geri çekilip olan biteni sessizce izleyen bir şairin hayata bakışını verir: “Gazetelerden, televizyondan kan damlıyor bir yandan. Öteden yılbaşı kutlamaları. Salt gürültü, salt mutlu gibi yapan insan (Nasıl insan?) kalabalığı. ‘Çok çiğ çağ' demiş Necatigil Usta: ‘Çok çok çiğ' şimdi.” O önsözün başlığı aslında Gülten Akın'ın bütün bir şiir tavrıdır: “Ağır, çok ağır bir dünya.”

    1933 doğumlu Gülten Akın, şiire Garip rüzgârının şiddetli estiği, İkinci Yeni şiirinin henüz ufukta belirmediği yıllarda başladı. İlk şiiri 1951'de Son Haber gazetesinde yayımlandı. (Gazetelerde şiir yayımlayan son kuşaktandı.) İlk kitabı Rüzgâr Saati (1956) günün modalarına kapılmayan, özgün bir şairin doğuşunu haber veriyordu. Ardından gelen Kestim Kara Saçlarımı (1960) Türkçenin gücünü kadın duyarlığıyla buluşturan genç şairin adını daha geniş kitlelere duyurdu. TDK Şiir Ödülü'ne değer görülen bir sonraki kitabı Sığda (1964) ile şiirimiz artık bir usta kazanmıştı.

    TOPLUMCU ŞİİRE YÖNELİŞ

    Gülten Akın şiirinde ikinci dönem bundan sonra başlar: 1970'li yıllar boyunca yayımladığı dört kitapta (Kırmızı Karanfil, 1971; Maraşın ve Ökkeşin Destanı, 1972; Ağıtlar ve Türküler, 1976; Seyran Destanı, 1979) toplumcu çizgiyi benimsemiş bir şair görürüz. Fakat Gülten Akın, en toplumcu yapıtlarında bile şiirden slogana savrulmamış, incelikli şiir çizgisini bozmamıştır.

    Şairin üçüncü dönemi 90'lı yılların başına rastlıyor. Sevda Kalıcıdır (1991) ve Sonra İşte Yaşlandım (1995) kitaplarında, dünyaya iyice durulmuş bir dille, daha bilgece bakan bir şair karşımıza çıkar: “Bir roman kadar uzun bu tümce, / -Sonra işte yaşlandım.” Özellikle Altın Portakal Şiir Ödülü'ne değer görülen Sessiz Arka Bahçeler (1998) bir başyapıttır. Uzak Bir Kıyıda adlı bir sonraki kitabında ise iyiden iyiye hikmet burcundan seslenen bir şairin sesi duyulur: “Bütün öyküleri yazıp tüketti / bir kendi öyküsü kaldı içerde”.

    ‘BAŞKA YOL BİLMİYORDUM, YAZDIM'

    Uzak Bir Kıyıda, Gülten Akın için aynı zamanda bir 70. yaş kitabıydı. Kitap üzerine söyleşmek için Burhaniye'ye, dünyayı uzak bir kıyıdan izleyen şairin evine gitmiştim. Son birkaç yıldır kış aylarını da o yazlık evde tek başına geçirdiğini anlatmış (eşi sağlık sorunları sebebiyle Ankara'dan uzun süre ayrılamıyordu), yalnızlıktan söz etmişti. Kış aylarında neredeyse hiç insan görmeden yaşadığını, bunun yalnızlıktan çok bir sürgüne benzediğini söylemişti. Kendisini ‘hikmet burcu'nda görüp görmediğini sormuştum Gülten Akın'a, cevabı hikmet burcuna çıktığının kanıtı gibiydi: “Tek bir şeyi yetmiş yılda bilebilmek hikmet sayılır mı?”

    Şair on yıl sonra bu kez 80. yaş kitabıyla okurlarını sevindirdi. Beni Sorarsan adlı kitabın ilk dizeleri o kış yalnızlıklarının sürdüğünü haber veriyordu: “Beni sorarsan, / Kış işte / Kalbin elem günleri geldi / Dünya evlere çekildi, içlere”. Gülten Akın, o kitabın ardından Zaman'a verdiği söyleşide aslında bütün şiir serüvenini tek cümlede özetliyordu: “Başka yol bilmiyordum, yazdım.”

    HEPİMİZ BİRAZ ÖKSÜZ KALDIK

    Gülten Akın, şiirini hep ileri taşıyan şairlerdendi. Her kitabında daha duru bir söyleyişe ulaşmıştı. Daima ve yalnızca şair kaldı. “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizelerinin, şairini de aşan bir üne kavuşması Gülten Akın'ın talihsizliği de sayılabilir: Çok güzel şiirleri bazen bu iki unutulmaz dizenin gölgesinde kaldı.

    Çağdaş Türk şiiri en büyük şairlerinden birini kaybetti. Gülten Akın aynı zamanda şiirimizde, herkesin uzlaştığı üzere, bir ‘anne' imgesinin karşılığıydı. (Dünya şiirinde buna benzer tek örnek Anna Ahmatova'dır.) Hepimiz biraz öksüz kaldık.

    Beni sorarsan


    0 0
  • 11/04/15--13:00: Piyano günleri başladı
  • “Akbank Sanat Piyano Günleri” bugün başladı. 28 Kasım'a kadar devam edecek festivalde efsane besteci ve virtüözler ağırlanacak.

    Etnik folktan caza, 1970'lerin psychedelic tınılarından çağdaş klasik müziğe uzanan bir serbestlikteki özgün besteleri icra eden Quartet Diminished'in bu akşam Akbank Sanat'ta saat 20.00'deki konseriyle başlayacak festival 18 Kasım Çarşamba günü dünyaca ünlü piyanist Aydın Esen ile devam edecek. Akbank Sanat Piyano Günleri kapsamında; 24 Kasım Salı günü Norveç'in en önemli caz müzisyenlerinden piyanist Ketil Bjørnstad, 26 Kasım Perşembe günü ise Avrupa'nın en iyi İtalyan müzisyeni ödülü ve İtalya'nın en iyi caz piyanisti ödülü sahibi Danilo Rea müzikseverlerle buluşacak. Akbank Sanat Piyano Günleri, 28 Kasım Cumartesi günü, müzik otoriteleri tarafından geleceğin virtüözü olarak gösterilen genç yetenek Utku Asan'ın vereceği konser ile sona erecek. (www.akbanksanat.com)


    0 0
  • 11/04/15--13:00: Pasolini filmleri Pera'da
  • Pera Film, İtalyan Dışişleri Bakanlığı ve İtalyan Kültür Merkezi işbirliğiyle İtalya'nın en önemli isimlerinden sinemacı, şair, romancı, oyun yazarı, ressam, eleştirmen ve entelektüel Pasolini'yi ölümünün 40. yılında unutulmaz filmleri ile anıyor.

    Pera Müzesi'nde 4 Kasım'da başlayan Pasolini film gösterimleri, 22 Kasım'a kadar devam edecek.

    FİLMLER

    Dilenci (Accattone)

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Franco Citti, Franca Pasut, Silvana Corsini

    İtalya / 120', 1961, siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Pier Paolo Pasolini'nin büyük takdirle karşılanan filmlerinden ilki ve çok sayıda film festivalinde ödül kazanmış Dilenci, Roma'nın varoşlarının yaşayan bir resmini sunmak için yetenekli oyunculardan faydalanıyor. Sinemacı/şairin romanlarından birini temel alan, bir kadın tüccarı, onun arkadaşları, düşmanları ve kadınlarını konu alan hikaye metanetli bir gerçekçilik örneği. Vahşi, gerçekçi, duygusuz ve hayat dolu. Hayat kadınları ve sokak dövüşçülerinin dünyasıyla ironik bir tezat yaratan film müziklerinde Johann Sebastian Bach'ın kullanımı özel bir etkiye sahip.

    Kral Oedipus (Oedipus Rex)

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Silvana Mangano, Franco Citti, Alida Valli

    İtalya / 104', 1967, renkli

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Klasik “Kral Oedipus” tragedyasının karanlık ve sürükleyici bir yeniden anlatımı. Oedipus bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenir. Gerçek ortaya çıktığında Oedipus kendi gözlerini çıkarır ve kızı Antigone tarafından bulunana kadar, kör bir dilenci olarak sokaklarda dolanır. Fas'ta geçen film çöl manzaraları ve güçlü mağribi mimarisinden oluşan görsel bir şölen. Oyuncu kadrosundaysa avangart film ve tiyatro yönetmeni Carmelo Bene, New York'taki Living Theater'dan Julian Beck ve başrahip rolünde Pasolini'nin kendisi bulunuyor.

    Şahinler ve Serçeler (The Hawks and the Sparrows)

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Totò, Ninetto Davoli, Femi Benussi

    İtalya / 91 ', 1966, siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Komik bir fabl olan Şahinler ve Serçeler'de, çokça sevilen taş suratlı Palyaço Toto sıradan bir İtalyan erkeğini canlandırırken, Ninetto Davoli ise onun iyi huylu ancak kuş beyinli oğlunu oynuyor. Pasolini, insanlığı temsil eden baba-oğul hayat yolunda ilerledikçe, onlara karşı-sürüm olarak o anki sahne üzerine eğlenceli ve anlamlı bir şekilde felsefe yapan, karikatürize bir karga kullanıyor. Bu trajik fabl, İtalya'da hayatın kilise ile devlet arasındaki zıtlığına kapılmış iki masumun yaşadıkları tehlikeyi yakalayan bir keyif kaynağı.

    Matta'ya göre İncil (The Gospel According to St. Matthew)

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Enrique Irazoqui, Margherita Caruso, Susanna Pasolini

    İtalya / 137', 1964 , siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Filmde, Hz. İsa'nın doğumu, hayatı, öğretileri ve hacın üstünde ölümünün neredeyse bir sinema-gerçek belgeseli şeklinde sunuluyor. Pasolini'nin ikinci uzun metrajlı filmi böylesi devrimci bir yönetmen için tuhaf bir seçim gibi gözükse de film Hz. İsa'yı kilisenin gösterişinden çıkarıp, toplumun dışına itilmiş bir İtalyan köylüsü olarak sunmaya yönelik bir deneme. Yeni Gerçekçi yöntemlere başvuran yönetmen, Hz. Meryem rolündeki annesinin de dahil olduğu profesyonel olmayan oyuncuların ifade yüklü suratlarını kullandığı çekimleri Calabria'da yapmış. Matta'ya göre İncil, “anlatılmış en muhteşem hikayenin” beyazperdeye taşınmış en çarpıcı versiyonu olarak kabul görmekte; bu yeni, elden geçirilmiş haliyle film daha önce görülmemiş bir şekilde hayat buluyor. 1967 yılı Akademi Ödüllerinde En iyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı ve En İyi Müzik dallarında aday gösterilmişti.

    Aşk Buluşması (Love Meetings)

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Pier Paolo Pasolini, Lello Bersani, Io Apolloni

    İtalya / 90', 1964 , siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Aşk Buluşması, ünlü yazar Alberto Moravia ve tanınmış psikolog Cesare Musatti'nin etkileyici konuşmalarının yer aldığı, İtalya'da cinsellik üzerine sinema-gerçek üslubunda yapılmış bir araştırma. Şair kökenli sinemacı Pier Paolo Pasolini röportajcı olarak geniş bir yelpazedeki bireylere kendi aşk hikayelerini (fuhuş, eşcinsellik, evlilik içi ve dışı ilişkileri) soruyor. Zeka ve duygusallık yüklü bir film; aynı zamanda da bugünün haber başlıkları kadar güncel.

    Mamma Roma

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Anna Magnani, Ettore Garofolo, Franco Citti

    İtalya / 110', 1962, siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Mamma Roma rolündeki Anna Magnani, oğlunun iyiliği için kirli geçmişinden kurtulmaya çalışan orta yaşlı bir hayat kadınını canlandırıyor. Güçlü İtalyan Yeni Gerçekçilik geleneğine bağlı kalarak çekilmiş olan Mamma Roma, İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya'sında hayatta kalma mücadelesine korkusuz bir bakış sunuyor ve yönetmen Pier Paolo Pasolini'nin ötekileştirilmiş ve mülksüzleştirilmişlere karşı hayat boyu duyduğu ilginin altını çiziyor. Gösterildiği tarihte müstehcen olduğu gerekçesiyle İtalya'da yasaklanmış olsa da Mamma Roma bugün hala bir klasik olduğu gibi sinema tarihinin en büyük aktrislerinden birinin güçlü performansı ile ülkenin, üslubunu bulma sürecindeki en tartışmalı yönetmenine bir bakış sunuyor.

    Aşk ve Nefret: Kağıttan Çiçek Bölümü

    Love and Anger: The Sequence of the Paper Flower

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Ninetto Davoli, Rochelle Barbini, Aldo Puglisi

    İtalya / 12', 1969, siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Aşk ve Nefret antolojisinden Kağıttan Çiçek Bölümüİncil'deki Lanetlenen İncir Ağacı hikayesine bir gönderme. Hikayede İsa, Mart ayında meyve vermesi gerekirken, dallarında hiç meyve olmayan bir incir ağacını devirir. Filmin bu bölümünde Ninetto mutlu bir şekilde Roma'daki Via Nazionale'den aşağıya doğru yürürken gösterilir; yürüyen adamın aklının ucundan geçmese de aynı sırada dünyada gerçekleşen, Vietnam'ın bombalanması gibi olaylardan görüntüler akar.

    Korkunç Orakçı (The Grim Reaper)

    Yönetmen / Bernardo Bertolucci

    Oyuncular / Francesco Ruiu, Giancarlo De Rosa, Vincenzo Ciccora

    İtalya / 88 ', 1962 , siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Tiber Irmağı kıyısında vahşice öldürülmüş Romalı bir hayat kadının cesedi bulunur. Polis hemen bir avuç şüpheliyi toplayıp tek tek sorguya çeker; her tanıklıkla katile biraz daha yaklaşılır. Bernardo Betolucci'nin -Pier Paolo Pasolini'nin bir hikayesinden yola çıkan- bu çarpıcı ilk uzun metrajlı filminde anlatının güvenilirliğini ve gerçeğin doğasını keşfetmek için birbiriyle bağlantılı geri dönüşlerden bir dizi kullanıyor.

    Afrikalı Orestiade İçin Notlar (Notes Towards an African Orestes)

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini

    Oyuncular / Gato Barbieri, Donald F. Moye, Marcello Melis

    İtalya / 65', 1970 , siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Sinematik bir not defteri üslubunda anlatılan filmde Pasolini'nin antik tragedyanın Afrikalı aktörlerle beyazperdeye uyarlanmasına gösterdiği ilgi, Tanzanya, Uganda ve Etyopya'ya yönelik inatla sömürgeci bir bakışla harmanlanıyor. “Yapılacak olan film” için bir hazırlık belgeseli niteliğindeki film hareketli imgelerden oluşan gerçek bir not defteri olarak tarif edilebilir. Eser, üç farklı film malzemesi halinde bölümleniyor. İlki Uganda ve Tanzanya'daki iki konaklama sırasında (Aralık 1968 ve Şubat 1969'da) çekilmiş bir seyahat belgeseli; buradaki amaç Eshilos'un Oresteia'sının film uyarlaması için mekan, yüz ve nesnelerin tespit edilmesiydi. İkincisi, Roma'daki “La sapienza” Üniversitesinde Pasolini ile bir grup Afrikalı öğrenci arasında, Eshilos'un tragedyasının ortamı ve Afrika'daki post-kolonyel ilişkilerin etkileri üzerine geçen bir tartışma / yüzleşme. Üçüncüsüyse, aynı konunun bir çeşitlemesi olarak Yvonne Murray ve Archie Savage'ın Roma'daki FolkStudio'da icra ettiği bir caz oturumundan oluşuyor.

    Pasolini'nin Öfkesi

    The Rage of Pasolini

    Yönetmen / Pier Paolo Pasolini, Giuseppe Bertolucci

    Oyuncular / Giorgio Bassani, Renato Guttuso, Giuseppe Bertolucci

    İtalya / 83', 2008 , siyah-beyaz, renkli

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    1962 yılında Pasolini İtalyan bir haber film yapımcısı tarafından şirketin film arşivinden uzun metrajlı bir film yaratmaya davet edildi. Görüntülerin kapsamlı zenginliğinden ilham alan Pasolini, “burjuva dünyasının gerçek dışılığına karşı bir öfke gösterisi” olacak bir film yapmaya koyuldu. Sovyet bloku ve çeşitli sömürgecilik karşıtı hareketlerin görüntülerini haber filmlerinin tümleyicisi ve karşıtı olarak birleştirerek, Marilyn Monroe'nun ölümü üzerine dokunaklı bir düşünüşle zirve noktasına ulaşan, modern dünyanın politik açıdan keskin bir eleştirisini ortaya koydu. Tartışmalar ve gişe başarısızlığından korkan yapımcı Pasolini'den filmin özgün halini bir saatten kısa sürecek şekilde kesmesini istedi ve ardından da yanına filmin Giovanni Guareschi imzalı, sağcı bir benzerini ekleyerek iki bölümü tek bir film haline getirdi. Pasolini tarafından reddedilen bu versiyon gerçekten başarısız oldu. Her ne kadar Pasolini'nin özgün versiyonu hala kayıp olsa da Giuseppe Bertolucci'nin Cineteca di Bologna'da ilk versiyonda kullanılan plan listesi ve diyalog kopyalarının yanında Pasolini'nin film müziği üzerine notlarına da dayanarak yaptığı iddialı bir rekonstrüksiyon kısa süre önce tamamlandı.

    Kehanet: Pasolini'nin Afrikası

    Prophecy: Pasolini's Africa

    Yönetmen / Gianni Borgna, Enrico Menduni

    İtalya, Fas / 77', 2013 , siyah-beyaz

    İtalyanca; Türkçe altyazıyla

    Film, Pasolini'nin Afrika'ya olan aşkının yanı sıra memleketi Friuli ve Roma'nın civarındaki köylerde boşuna aradığı köy hayatının sahiciliği ile devrimci gücü burada bulma umudunu irdeliyor. Bu yıpranmış ve sonsuz sınırları olan, şairin kendi sözleriyle, ilk filmi Dilenci'de tasvir ettiği varoşların aynısında doğmuş bir Afrika'ydı. Kehanet buradan yola çıkıyor: Bir zamanlar Roma'nın lümpen proletaryasının yaşadığı yerler bugün Avrupa Birliği'nin dışından gelen binlerce mülteci ile dolu. Kral Oedipus, Afrikalı Orestiade için notlar ve Paris'te Matta'ya göre İncilüzerine Jean-Paul Sartre ile yaptığı sohbet, şairin Afrika sevgisini kanıtlıyor. Ancak hepsinden önemlisi Öfke'de, Afrika'yı taşıdığı tüm adaletsizlik izleri ve umut ışıklarıyla beraber resmediyordu. Yine de hayal kırıklığı kaçınılmazdı: Afrika, giderilmesi imkansız karşıtlıklarla dolu bir kutu gibiydi ve içinden yozlaşma, diktatörlükler, geçmişten ve günümüzden katliamlar patlak veriyordu. Vahşet dolu katliamların siyah beyaz görüntüleri, Pasolini'nin temiz ve sade görüntüleriyle zıtlık yaratıyordu. Pasolini'nin gözlemlerinin kehanete benzer niteliği bugün bizleri hala rahatsız ediyor, özellikle de -gerçekleşmeye başlamasından otuz yıl önce- Afrikalıların köhne teknelerle toplu göçü ve İtalya'yı “fethedişini” tarif ederken. Ancak kahinin kaderinde, Dilenci'de olduğu gibi, erken ölüm varmış; filmin başlangıcı ve trajik sonu da buna ithaf edilmiş.

    PERA FİLM PASOLINI FILM PROGRAMI

    4 Kasım / November

    Wednesday

    19:00 Dilenci / Accattone

    6 Kasım / November

    Friday

    19:00 Aşk ve Nefret: Kağıttan Çiçek Bölümü / Love and Anger: The Sequence of the Paper Flower +

    Aşk Buluşması / Love Meetings

    21:00 Korkunç Orakçı / The Grim Reaper

    7 Kasım / November

    Saturday

    14:00 Kral Oedipus / Oedipus Rex

    16:00 Şahinler ve Serçeler / The Hawks and the Sparrows

    8 Kasım / November

    Sunday

    14:00 Mamma Roma

    11 Kasım / November

    Wednesday

    19:00 Dilenci / Accattone

    12 Kasım / November

    Thursday

    19:00 Matta'ya göre İncil / The Gospel According to St. Matthew

    13 Kasım / November

    Friday

    17:00 Kehanet: Pasolini'nin Afrikası / Prophecy: Pasolini's Africa

    19:00 Afrikalı Orestiade için notlar / Notes Towards an African Orestes

    21:00 Kral Oedipus / Oedipus Rex

    14 Kasım / November

    Saturday

    14:00 Pasolini'nin Öfkesi / The Rage of Pasolini

    16:00 Matta'ya göre İncil / The Gospel According to St. Matthew

    15Kasım / November

    Sunday

    14:00 Korkunç Orakçı / The Grim Reaper

    17:00 Afrikalı Orestiade için notlar / Notes Towards an African Orestes

    18 Kasım / November

    Wednesday

    19:00 Şahinler ve Serçeler / The Hawks and the Sparrows

    21 Kasım / November

    Saturday

    12:00 Aşk ve Nefret: Kağıttan Çiçek Bölümü / Love and Anger: The Sequence of the Paper Flower +

    Aşk Buluşması / Love Meetings

    14:00 Pasolini'nin Öfkesi / The Rage of Pasolini

    16:00 Kehanet: Pasolini'nin Afrikası / Prophecy: Pasolini's Africa

    22 Kasım / November

    Sunday

    14:00 Mamma Roma


    0 0
  • 11/04/15--13:00: Harika çocuk İdil Biret
  • Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Klasik Müzik Günleri kapsamında dünyaca ünlü Türk piyanist İdil Biret'in, “İdil Biret: Bir Harika Çocuğun Portresi” belgeseli klasik müzikseverlerle buluşacak.

    Müzik kariyerine henüz 5 yaşındayken İsmet İnönü'ye verdiği konserle başlayan piyano sanatçısı İdil Biret'in hayatını ve müzik yolculuğunu anlatan belgesel, 10 Kasım Salı günü Albert Long Hall'de gösterilecek. Belgesel gösterimi sonrasında da Albert Long Hall'a konuk olacak İdil Biret ile bir söyleşi gerçekleşecek.

    56 dakikalık film sanatçının 5 yaşındayken İsmet İnönü'nün huzuruna çıkarıldığı o ilk günü, kendi adına çıkarılan Harika Çocuk Yasası ile Paris'e gönderilişini, Nadia Boulanger'in anaç ama katı disiplinini, Wilhelm Kempff'in baba şefkatini, 11 yaşındayken Kempff ile İdil'in birlikte verdikleri konseri, Alfred Cortot'nun verimli eğitim anlayışını, Biret'in istenilenden hep daha fazlasını yaptığı için sıkıntı yaşadığı asi konservatuvar yıllarını, para biriktirip Tibet'e kaçmak istediği günleri, içinde hep koruduğu doktor olma arzusunu ve bu arzusunu müziğine tıpkı bir şaman gibi yansıtışını, kendi mütevazı, izole ve dengeli dünyasını, sanatçının kendi arşivinden çocukluk fotoğrafları, çocukken yazdığı mektuplar, çizdiği resimler, beş yaşındayken yaptığı bestelerin orijinalleri, doğaçlama kayıtları ve pek çok ünlü müzisyen ve sanatçının sözlü ifadeleriyle aktarıyor.

    İdil Biret, TBMM'nin özel yasasıyla 7 yaşında Fransa'ya gönderildikten sonra Alfred Cortot ve Wilhelm Kempff gibi hocalarla çalışmış, 15 yaşında Paris Ulusal Konservatuvarı'nı birincilikle bitirmişti. Uluslararası festivallerde ve konserlerde ünlü orkestralar ve şeflerle çalan Biret, Chopin, Brahms ve Rachmaninoff'un tüm piyano yapıtlarını kaydederek romantik piyano literatürüne geçmişti. Birçok uluslararası piyano yarışmasında jüri üyeliği yapan piyanist, 1971'de T.C. Devlet Sanatçısı olmuştu. Boğaziçi Üniversitesi'nin “Onursal Doktora” unvanına sahip olan Biret'in 70'i aşkın LP/CD'si bulunuyor.


    0 0

    Emirgan'daki Sabancı Müzesi'ne hiç gitmediysen işte size bir fırsat...

    Öğretmenler günü vesilesiyle 24-29 Kasım tarihleri arasında, tüm öğretmenlere ve kendisine eşlik eden bir misafiri müzeyi ücretsiz gezebilecek. Peki şu anda müzede ne var? Bir kere çoğunu Sakıp Sabancı'nın aldığı, sürekli sergilerden 'Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu'nu görebilirsiniz. İkincisi, eylül başında açılan ZERO sanat akımını anlatan bir çağdaş sanat sergisi var. (www.sakipsabancimuzesi.org)


    0 0

    Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın yeni sezon oyunlarından Töre'nin prömiyeri 7 Kasım'da Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro gerçekleştirecek.

    Türk tiyatrosunun en önemli oyun yazarlarından Turgut Özakman'ın kaleme aldığı oyunu Murat Atak yönetiyor. Serkan Sezgin, Emre Demirci, E. Savran Perk, Burcu Tutkun, Bilge Cezayirli, Mahide Yumbul, Gamze Demirer, Ezgi Coşkun, Nagihan Orhan'ın yanı sıra Emel Alnady ve Orçun Ertaman rol aldığı oyun, ülkemizin kanayan bir yarası olan töre cinayetlerini ele alırken, kadınların toplumsal barışın sağlanması konusundaki etkisinin ve öneminin altını çiziyor.


    0 0

    İstanbul Grafik Sanat Müzesi tarafından Kızıltoprak Rüştiye Sokak'ta yeni açılan IMOGA Art Galeri'nin ilk sergisi ‘Karşılaşmalar' yarın başlıyor.

    “Karşılaşmalar”, son yüzyılda ‘karşılaşan' Türk ressamları, heykeltıraşları ve seramik sanatçılarını bir araya getiren bir sergi. Sergide Refik Epikman, Zühtü Müridoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mustafa Aslıer, Adnan Turani, Adnan Çoker, Aloş, Atilla Galatalı, Devrim Erbil, Süleyman Saim Tekcan, Mustafa Pilevneli, Ali Candaş, Meriç Hızal, Mustafa Ata, Fevzi Karakoç, Hanefi Yeter, Ekrem Kahraman, Zekai Ormancı, Filiz Başaran, Onay Akbaş, Elvan Tekcan, Gazi Sansoy, Tuba Önder Demircioğlu, Seçil Erel, Mert Ege Köse gibi ünlü sanatçıların eserleri yer alıyor. Mine Küçük küratörlüğünde hazırlanan sergi 15 Aralık'a kadar açık kalacak.

    Adnan Çoker

    Bedri Rahmi Eyüboğlu

    Devrim Erbil

    Hanefi Yeter


older | 1 | .... | 326 | 327 | (Page 328) | 329 | 330 | .... | 375 | newer