Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 309 | 310 | (Page 311) | 312 | 313 | .... | 375 | newer

    0 0

    Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından itibaren düşünce dünyasını şekillendiren, sosyal hayatta ve sanatın hemen bütün dallarında etkisini belirgin bir biçimde gösteren varoluşçu felsefenin edebiyattaki bayraktarlarından biridir Albert Camus.

    İdeolojik olarak yollarının bir süre sonra ayrıldığı Jean Paul Sartre ile başlarda sıkı dost olmalarında varoluşçuluğun etkisi yadsınamaz. Sartre ile Camus'nün yollarının ayrılmasının sebebi olarak, Camus'nün komünizm hakkındaki ‘olumsuz' görüşleri gösterilir. Nitekim, doğrudur da. Başkaldıran İnsan'dan (1951) sonra fiili olarak aralarındaki bütün ilişki biter. Fakat bu kopuşta ‘köken' faktörü ihmal edilir. Albert Camus, ne de olsa Sartre gibi bir ‘Parisien' değildir. Hatta Alsace'lı babasından dolayı Parisien karşıtı sayılabileceği gibi, annesi İspanyol olan, Cezayir doğumlu bir Fransız'dır. İbn Haldun'un asırlar önce söylediği o ünlü söz herkes için geçerli olsa da Albert Camus için bir ‘yazgı'dır: “Coğrafya kaderdir.”

    ‘MİSAFİR'İZ BU DÜNYADA

    Coğrafya yazgısı Camus'nün peşini bırakmaz. En çok da Cezayir bağımsızlık savaşında yakasına yapışır. Savaş karşıtı yazar, 1954-1962 yılları arası süren bu savaş sırasındaki pasifist tavrı nedeniyle hep eleştirildi. Cezayir'de yaşayan Fransızlara söylendiği gibi, bir ‘kara ayak' olarak sömürgeciliğe karşıydı fakat Cezayir'in bağımsızlığını da desteklemedi. Tek öykü kitabı Sürgün ve Krallık'ta (1957) o döneme dair duygularını, yaşadığı çelişkileri ortaya koyduğu Misafir adlı öykü, Camus'nün iç dünyasındaki dilemmayı anlamak bakımından önemli veriler sunuyor.

    Misafir'den uyarlanan İnsanlıktan Uzakta / Loin Des Hommes, her şeyden önce Camus'yü ve onun dünyasını perdede izlemek demek. Fransızca ve Arapça konuşan, İspanyolca bilen Daru'yu canlandıran Viggo Mortensen'i pekâlâ Camus'nün perdedeki yansıması olarak seyredebilirsiniz. Bir farkla; Daru, Fransız ordusunda binbaşı olarak savaşmış, Camus ise orduya alınmamıştı.

    Geçen yıl Venedik Film Festivali'nden üç ödülle dönen film, 1954'te, Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nın başladığı günlerde biri öğretmen diğeri kanun kaçağı iki adamın yaptığı zorlu yolculuğu konu alıyor. Öğretmenlik yapan Daru, Cezayir'de doğmuştur fakat aslen İspanyol olduğu için hem Cezayirliler hem de Fransız koloniciler tarafından yabancı etiketiyle dışlanmakta, göçebe olmasından mülhem ‘salyangoz' olarak çağrılmaktadır. Bir gün jandarma, yanında Cezayirli Muhammed (Reda Kateb) adında tutuklu bir köylü ile gelir ve Daru'dan Muhammed'i bir günlük mesafedeki Tinguit şehrine götürüp polise teslim etmesini ister. Bir istekten ziyade emir olan bu işi Daru çaresiz kabul eder. Buğdayını çaldığı için kuzenini öldürmekle suçlanan Muhammed ile bir dönem Fransız ordusuna hizmet etmiş Daru, bu zorlu yolculukta, önce direnişçilere sonra da Fransız ordusuna esir düşer. Fakat en çetin mücadele iç dünyalarında yaşadıkları yoğun ahlaki çatışmadır...

    WESTERN ESTETİĞİ VE VAROLUŞÇULUK

    Fransız yönetmen David Oelhoffen'in yönettiği İnsanlıktan Uzakta, katıksız bir savaş karşıtı film. Camus'nün hikâyesinden yola çıkan film, her şeyden önce görüntü yönetmeni Guillaume Deffontaines'in dönemin ruhunu ve Camus'nün dünyasını kusursuz yansıtan atmosfer çalışması ve unutulmaz kadrajlarıyla dikkat çekiyor. Deffontaines'i 2013 yapımı Camille Claudel, 1915 filmindeki incelikli çalışmasından hatırlıyoruz. Yönetmen Oelhoffen, Camus'nün hikâyesini sinemasal anlamda western estetiğiyle birleştirerek ilginç bir tercih yapıyor. Bu tercih, filmi estetik açıdan ve atmosfer yönünden güçlendirdiği gibi, filmin hemen her karesinde coğrafyanın nasıl ‘kader' olabileceğini de hissettiriyor.

    SAVAŞIN ÖĞRETTİĞİ

    Savaşın acımasızlığının iyiden iyiye hissedildiği dönemde dağ başında bir okulda öğretmenlik yapan Daru'nun pasifist tavrını sürdürmekteki ısrarına rağmen bunda başarılı olamaması ve savaşa dâhil olması, devamında karşılaştığı durumlarda yaşadığı çelişkiler, hikâyenin asıl meselesini seyirciye eksiksiz ulaştırıyor. Senaryo ve yönetmenin ince işçiliği kadar, Viggo Mortensen'in oyunculuğu da bunda etkili. Danimarkalı oyuncu, hiç kuşkusuz, kariyerinin en iyi performansını sergiliyor.

    Yine Camus ile bitirecek olursak; malum, ünlü yazarın futbolculuğu dillere destan. Vereme yakalanıp futbol hayatına nokta koymadan önce Cezayir Üniversitesi'nin Genç Takım kaleciliğini yapmış. 1950'lerde yayımlanan bir spor dergisi için kaleme aldığı yazıda futbola dair şu unutulmaz cümleyi sarf edecektir: “Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.” İnsanlıktan Uzakta için bu sözü şöyle değiştirebiliriz: Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenemeyeceğim ne biliyorsam onu savaşa borçluyum.

    İNSANLIKTAN UZAKTA

    LOIN DES HOMMES

    YÖNETMEN

    DAVID OELHOFFEN

    OYUNCULAR

    VIGGO MORTENSEN REDA KATEB

    DJEMEL BAREK



    0 0

    Türkiye'nin en büyük açık hava festivallerinden Zeytinli Rock Festivali, Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Zeytinli Mahallesi'nde başladı.

    20-23 Ağustos arasında rock müziğin ünlü isimlerini ağırlayacak festivalin ilk günü Teoman, Feridun Düzağaç, Pinhani ve gruplar sahne aldı. Festival için Türkiye'nin dört bir yanından binlerce rock sever ilçeye geldi. Zeytinli Altınkum plajlarında kurulan festival alanında müzikseverler çadır kurdu. 11 bini kampçı olmak üzere, 20 bin kişinin katıldığı Zeytinli Rock Festivali, açılış gecesinde kampçıları Moğollar ve İstanbul Arabesque Project karşıladı. Birinci gün Aylin Aslım, Feridun Düzağac ve Teoman'ın sahne aldığı festivale aralarında Duman, Şebnem Ferah, Pentagram, Hayko Cepkin, Bulutsuzluk Özlemi, Umut Kuzey, Demir Demirkan, Redd, İskender Paydaş, Niyazi Koyuncu, Melis Danişmend ve Ceylan Ertem'in de bulunduğu sanatçılar katılacak. BALIKESİR CİHAN


    0 0

    Nobel ödüllü İngiliz yazar Doris Lessing'in (1919-2013), İngiliz istihbarat teşkilatı MI5 tarafından 1943-1964 arasında takibe alındığı ortaya çıktı.

    Yeni yayımlanan belgelerde, yazarın komünizme sempatisi ve partiye üye olması nedeniyle izlendiği belirtiliyor. Yazarın Afrika'da yaşadığı dönemde takibe alındığı bilgisiyle birlikte, Komünist Parti'ye üye belgesi de dosyaya konulmuş. Lessing'in, Berlin ve Londra'da yaşadığı dönemlerde de izlendiğini aktaran belgelerde “Evi Amerikalı, Hindistanlı ve Çinli kişiler tarafından ziyaret ediliyor.” ifadesi Lessing'in sürekli takip altında olduğunu gösteriyor. 2013'te 94 yaşında hayata veda eden yazar, 2007'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştı. Lessing, pek çok kimsenin zihninde, pazardan döndükten sonra, evinin önündeki gazetecilerden Nobel Ödülü'nü aldığını öğrendiği fotoğraf karesiyle yer etmişti. Babasının görevi nedeniyle İran'da doğan yazarın eserlerinde feminizm teması ağır basıyordu.


    0 0

    15-19 Ağustos arasında 11. kez müzikseverlerle buluşan D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali, önceki akşam sona erdi. Festivalin kapanış konserini dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say verdi.

    11. D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali, bu yıl gerçekleştirdiği 11 konserle toplamda 25 bin 200 müziksevere ulaştı. Kurucu destekçiliğini Doğuş Grubu'nun üstlendiği festivalin açılış konserinde, Türkiye'ye ilk kez gelen dünyaca ünlü şef Charles Dutiot, dünyanın en saygın orkestralarından İngiliz Kraliyet Filarmoni Orkestrası ve Rus piyano geleneğinden gelen büyük virtüöz Denis Matsuev ile seyircilerle buluştu. Festivalin ikinci gecesinde ise dünyaca ünlü keman virtüözü Sarah Chang yine Charles Dutiot yönetimindeki İngiliz Kraliyet Filarmoni Orkestrası ile sahne aldı. Üçüncü gecesinde marina dışına çıkan festival, Bodrum Kalesi'nde sahne alan Eleni Karaindoru'yu ağırladı.

    Dördüncü gecesinde ünlü İspanyol sanatçı Buika'nın senfonik konseriyle müzikseverlerin karşısına çıktığı festival, bir edebiyat-müzik buluşması ile son buldu. Programın birinci bölümünde Fazıl Say'a Serenad Bağcan eşlik etti. Say, "İlk Şarkılar" ve "Yeni Şarkılar" albümünde yer alan Türkiye'nin unutulmaz şairlerinin dizeleri ile kendi müziğini buluşturduğu parçalardan oluşan özel bir programla seyircilerle buluştu. İkinci bölümde ise merakla beklenen bir Fazıl Say eseri olan “Sait Faik” seyirciyle buluştu. Geçtiğimiz yıl İstanbul Müzik Festivali'nde prömiyeri gerçekleşen "Sait Faik" eseri ile ölümünün 60. yılında çağdaş hikayeciliğe yaptığı katkılarla Türkiye edebiyatında bir dönüm noktası sayılan yazarımızı anan Fazıl Say, bu kez de etkileyici sahne eserini D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali'nde seslendirdi. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    14-20 Eylül arasında düzenlenecek 22. Adana Altın Koza Film Festivali'nin ulusal yarışma filmleri dün açıklandı.

    Son dönemde yaptığı atılım ile Türk sinemasında yılın öne çıkan yapımlarını ana yarışmasına dâhil eden Altın Koza Film Festivali, bu yıl da sinemamızın ‘uluslararası' filmlerini Adana seyircisiyle buluşturacak.

    Hayli çekişmeli geçmesi beklenen yarışmada Berlin, Venedik, Toronto gibi dünya festivallerinde görücüye çıkan filmlerin ağırlığı dikkat çekiyor. Venedik'te yarışacak Abluka ile Ana Yurdu, Montreal yolcusu Misafir ile Saklı, şu sıralar Saraybosna'da yarışan Dolanma, geçtiğimiz yıl Sundance'ta dünya prömiyerini yapan ve önümüzdeki ay Toronto'ya katılacak Sarmaşık, Berlin'de gösterilen Kar Korsanları ile Nefesim Kesilene Kadar gibi filmler dünya festivallerinin ardından Adana'da yarışacak.

    İSTANBUL'A NİYET, ADANA'YA KISMET!

    Altın Koza'nın ana yarışma seçkisinde dikkat çeken bir başka nokta da, nisan ayında ‘eser işletme belgesi' krizi nedeniyle iptal edilen 34. İstanbul Film Festivali'nin Ulusal Yarışması'nın ekim ayında tekrarlanması için yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine tepkilerini basına açıklayan yönetmenlerin filmleri de Adana'nın listesinde. İstanbul Film Festivali'nin ana yarışmasına seçilen altı film (Eksik, Kar Korsanları, Misafir, Saklı, Nefesim Kesilene Kadar, Sarmaşık) de Adana'da yarışacak.

    İddialı bir seçkiye sahip festivalin ana yarışmasında 15 film yer alıyor. Altın Koza Film Festivali ve Türk sinemasının gelişmesi için çaba harcamaya devam edeceklerini belirten Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, “Festivalimiz kapsamında gerçekleştirdiğimiz Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın gördüğü ilgi her yıl daha da artıyor. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Türk sinemasının gelişmesi için destek vermeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. En iyi film seçilecek yapıma 350 bin TL'lik para ödülünün verileceği yarışmanın ödülleri, 19 Eylül Cumartesi gecesi gerçekleştirilecek kapanış ve ödül töreninde sahiplerini bulacak.


    0 0

    Tunç Davut'un yazıp yönettiği ‘Dolanma', 21. Saraybosna Film Festivali'nin ana yarışma bölümünde büyük ödül ‘Saraybosna'nın Kalbi' için yarışıyor.

    Başrollerini Muhammet Uzuner, Defne Halman ve Baran Şükrü Babacan'ın paylaştığı film, Habil ile Kabil kıssasının serbest bir uyarlaması. Dünya prömiyeri Saraybosna'daki National Theatre'da yapılan Dolanma'nın senaryosunda umutsuzluk, iktidar ve aşk temaları öne çıkıyor. Çekimleri Bolu'da gerçekleştirilen filmde kaçak odun keserek, dış dünyadan yalıtılmış aile yadigârı bir evde yaşayan iki erkek kardeş ve geçmişi belirsiz bir kadının kesişen hayatları anlatılıyor. Saraybosna'nın ardından eylül ayında Altın Koza için yarışacak Dolanma'nın yönetmeni Tunç Davut ile konuştuk…

    ‘DOLANMA, BENİM İLK ÇOCUĞUM GİBİ'

    İlk uzun metraj filminiz ile Saraybosna Film Festivali'nin ana yarışmasında olmak nasıl bir duygu?

    Aslında Dolanma ilk çocuğum gibi, üzerinde uzun zaman çalıştım ve düşündüm. Bu filmi hayata geçirebildiğim ve uluslararası arenaya çıkarabildiğim için mutluyum. Özellikle Saraybosna gibi bir festivalde yer almak bizim için daha da önemli. Çünkü Saraybosna geçmişte büyük acılar yaşamış bir yer ve orayı ziyaret ettiğimde de o yaralara yakından tanık oldum. Saraybosna'da savaşın açtığı yaraları sanatla kapatabilmek adına filmimi orada seyirciyle buluşturmak benim için onur verici.

    Saraybosna'da filminiz nasıl tepkiler aldı?

    Basının filme ilgisi yoğun oldu. Saraybosna'ya sadece gösterim için gittim ve iki gün kalabildim. Ama yine de iki uluslararası dergiyle röportaj yaptım. Gazeteci ve eleştirmenlerle soru-cevap şeklinde görüşmeler gerçekleştirdik. İzleyicilerle yüz yüze konuştuk ve çok olumlu tepkiler aldım. Bazı seyircilerle yaptığımız sohbetlerde filmi bir kere izlemelerine rağmen hikâyedeki bütün ipuçlarını yakaladıklarını gördüm. Bu beni çok mutlu etti.

    ‘HABİL İLE KABİL'İN MODERN UYARLAMASI'

    Dolanma, erkek egemen kültürdeki bitmeyen kadın-erkek mücadelesine dikkat çekiyor. Senaryoda bu yapıyı kurarken çıkış noktanız neydi?

    Filmdeki karakterler topluma yabancılaşmış insanlar. Her biri umutsuzluk hastalığına yakalanmış. Bu hastalığın işkencesiyse ölemeyen hastanın can çekiştirmesine benziyor. İnsan bundan kurtulmak için sadece inanmalıdır. Anadolu'nun kendine has yapısı içinde insanlar genellikle yazgılarına boyun eğer. Bir şeyleri değiştirme gücünü kendilerinde bulamaz ve döngü içinde dolanıp dururlar. Habil-Kabil meselesini umutsuzluk, iktidar ve aşk temalarıyla buradan hareketle güçlendirdim. Kardeşlik, kıskançlık ve pişmanlık kavramlarını da yan ögeler yaparak yerelden evrensele ulaşmaya çalıştım.

    Hikâyeyi oluştururken sizi besleyen kaynaklarınız nelerdi?

    Bütün dini inançlarda yer alan ortak bir hikâyeden yola çıktım; Habil ile Kabil. Modernist bir bakış açısıyla ele alıp öyküyü biraz tersine çevirdim. Habil ile Kabil arasında geçen kıskançlık temasını farklı şekilde kullandım. Filmdeki ana karakterlerimizden biri olan Nalân ile gerçek hayatta da karşılaştım. Kendisi bana o zaman çok sert ve somut bir cümle kurmuştu; “İnsan benim gibi de olsa iki kardeşin arasına asla girmemeli.” demişti. Beni bu cümle öykü adına çok etkiledi. Elimde çalıştığım başka bir proje olmasına rağmen onu bırakıp bu hikâye üzerine yoğunlaştım. Aslında Nalan'ın izini sürmeye başladım da diyebilirim. Sevdiğim yazarlardan okumalar da yaptım.

    ‘İLK VE SON USTAM BİLGE KARASU'DUR'

    İlk kısa filminiz Çatal, Bilge Karasu'nun aynı adlı öyküsünden uyarlama. Bahsettiğiniz okumalarda Bilge Karasu'nun etkisinden bahsedebilir miyiz?

    Benim ilk ve son ustam Bilge Karasu'dur. Bana sadece okumayı değil yaşamayı öğretti. Ancak yine de eserimde yer vermek için yazar takıntısı olan insanlardan değilim. Hikâyeyi yazarken bunun felsefî; altyapısını oluşturmak durumundasınız. Bu defa varoluşçu filozoflara duyduğum ilgi senaryomla birleşti ve beni onlar besledi. Zaten bir öyküyü kurmaya başladığınızda bunu aynı zamanda bilginizle, yaşantınızla, kültürel bilginizle ve yapılaşmanızla yapıyorsunuz. Hayatta biriktirdiklerinizi ve tüm soru işaretlerinizi hikâyenizle yüzleştiriyor. Soluk alıyorsunuz. Ben de zaten soluk almak için sinema yapıyorum.

    İlk kez uzun metraj filmde yönetmenlik yaptınız. Çekimler nasıl geçti?

    Yaklaşık 20 yıldır sinema sektöründeyim. Setlerin birçok alanında çalıştım. Bu anlamda filmimi çekerken teknik zorluk yaşamadım. Ama şöyle bir zorluğu oldu. Aşk, sevgi, savaş, ihanet gibi yaklaşık 30-35 tane tema var. Bu temalar üzerinden sanat yapıyoruz hepimiz. Bu noktada da ne yapıldığını değil nasıl yapıldığını daha önemli görüyorum. Nasıl yapılması gerektiğini buldukça neyin olup olmayacağını da daha rahat anlıyorsunuz. Anlatım biçiminiz ona göre şekilleniyor ve öyküler anlam kazanıyor. Ben de nasıl yapacağıma karar vermek için bir buçuk sene senaryo üzerinde çalıştım ve onu didik didik ettim. Mekânımı buldum ve oraya evimi kurdum. 28 günde de çekimlerimizi tamamladık.


    0 0

    Türkiye'de, caz standartlarını en dinamik şekilde sahneleyen piyanist Kerem Görsev ile konu dinamizm olunca akla gelen ilk isimlerden Latin perküsyon üstadı Ayhan Sicimoğlu önümüzdeki salı birlikte sahne alacak.

    25 Ağustos akşamı saat 21.00'de Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu'nda gerçekleşecek konserde ikili, 1950'lerden başlayarak günümüze kadar gelen klasikleşmiş Latin caz repertuvarını beraber seslendirecek. Ritim ve melodisi yüksek olması beklenen bu buluşmada sahnelenecek eserler arasında ‘Mambo Inn', ‘I Remember April' ve ‘Blue Bossa' gibi klasikleşmiş parçalar yer alıyor. Gecenin diğer yıldızları ise volkalde Kübalı Suami Ramirez Veliz, davulda Ferit Odman ve kontrbasta Ozan Musluoğlu olacak. (biletix)


    0 0

    Alternatif tiyatro gruplarından Tiyatro Keyfi, yeni sezonu yeni evinde açacak. 18 Eylül'de sezon açılışı yapacak grubun yeni evi Borusan Oto Dolmabahçe Sahne.

    Topluluğun yeni eseri ‘Cahide Sonku Müzikali' 1 Ekim'de prömiyer yapıyor. Gökhan Erarslan'ın yazdığı oyunun reji ve dramaturjisi Kemal Başar'a ait. Müzik Orhan Enes Kuzu, ışık tasarımı ve çevre düzeni Yüksel Aymaz, kostüm tasarımı Canan Göknil. Cahide Sonku'ya sahnede Nilüfer Açıkalın hayat veriyor. Ödüllü komedi ‘Shakespeare'in Bütün Eserleri-Hafif Kısaltılmış' oyunu da üçüncü sezonuna 18 Eylül'de başlayack. Long, Singer ve Winfield'in yazdığı, İngiltere'de West End'de 10 sezon kapalı gişe sergilenmiş oyunu dilimize Leyla Özgüler Kalender çevirdi, reji ve dramaturjisini Kemal Başar yaptı. Koreografi Alpaslan Karaduman, kostüm tasarımı ise Berna Yavuz imzasını taşıyor. Kemal Erdurak, Kerem Muslugil ve Mesut Yılmaz oynuyorlar. Emrah Serbes'in ‘Öykülerden Oyunlar' eseri de 22 Eylül'den itibaren Tiyatro Keyfi'nin yeni sezon repertuvarında yer alıyor. (biletix) KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    87. Oscar Ödülleri'ne En İyi Film dalında aday gösterilen ‘Özgürlük Yürüyüşü', bu akşam açık havada sinemaseverler ile buluşacak.

    Konserler, filmler ve tiyatro gösterileri ile İstanbullu sanatseverleri buluşturan UNIQ Açık Hava Sahnesi, bu akşam saat 21.00'de Ava DuVernay'in yönettiği Özgürlük Yürüyüşü/Selma filminin gösterimine ev sahipliği yapacak. Özgürlük Yürüyüşü, 20. yüzyıla damgasını vuran tarihi bir dönüm noktasını anlatıyor. 1965 yılında Alabama'nın Selma kentinden eyalet başkentine giden 87 kilometrelik yolda, tarihe geçen üç protesto yürüyüşü yapıldı. Martin Luther King öncülüğündeki bu yürüyüşler kamuoyunu ateşledi ve ABD Başkanı Johnson'un Oy Hakkı Kanunu'nu çıkarmasını sağladı. Filmin başrolünde Martin Luther King performansı ile beğeni toplayan David Oyelowo'ya Tim Roth, Tom Wilkinson, Oprah Winfrey, Martin Sheen, Giovanni Ribisi ve Cuba Gooding Jr. gibi isimler eşlik ediyor. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    1-7 Eylül 2015 arasında düzenlenmesi planlanan 4. Uluslararası Van Gölü Film Festivali'nden erteleme haberi geldi.

    ‘2015-100'leşme' ana temasıyla hazırlıklarını sürdüren festival, son dönemde ülkede yaşanan çatışma sürecinden dolayı erteleme kararı aldı. Yapılan açıklamada, terör olaylarına dikkat çekilirken “Yıllar sonra, ülkemizde yeniden yaşanan çatışmalar yüzünden, her gün ölüm haberleri gelmekte ve yüreklerimiz acıyla dolmaktadır. Kaybettiğimiz tüm insanlara olan saygımız; toplumsal olayların kaotik bir hal alması ve yaşanılan acılara olan duyarlılığımızdan dolayı, festivalimizi ertelemek zorundayız.” denildi. Festivale katılacak konukların can güvenliğinden endişe edildiği ifade edilen açıklamada “Nereden gelirse gelsin, yıkıcı saldırıların; toplumsal yapı ve kamusal alanlarımızı, huzursuz-güvensiz kılmış olmasından dolayı; jürilerimizin üyeleri, sanatçılarımız ve halkımızın güvenliğini riske atamayacağımızı düşündük.” sözlerine yer verildi. Bu kararın iptal değil, erteleme olduğu vurgulansa da festival yönetimi sonrası için bir tarih vermekten kaçındı. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    Kitabın yazarının merkezde olduğu uluslararası ödüllerin yerini çevirmenlerin aldığı bir sürece girdiğimiz söylenebilir.

    Geçtiğimiz ay, iki yılda bir verilen saygın edebiyat ödülü Uluslararası Man Booker'ın, yazar ve çevirmeni arasında paylaştırılacağını duyurmasının ardından çevirmenin rolü daha da önem kazandı. Çevirmene odaklanan yeni bir ödül ise Katar'ın başkenti Doha'dan geldi. Bu yıl ilk kez verilecek Şeyh Hamad Çeviri ve Uluslararası Uzlaşma Ödülü, para miktarı ve bu yıl için belirlenen çeviri dilinin Türkçe seçilmesiyle dikkat çekiyor. Beşeri ve sosyal bilimler alanındaki eserlere verilecek ödülün toplam değeri 1 milyon dolar. Her kategori için 200 bin doların belirlendiği ödül kapsamında ilk üçe girenlere verilecek para ödülü ise şöyle: Birinciye 100 bin dolar; ikinciye 60 bin dolar; üçüncüye ise 40 bin dolar. Ödülün kategorileri ise şöyle: Arapçadan İngilizceye; İngilizceden Arapçaya; Arapçadan Türkçeye; Türkçeden Arapçaya; Başarı Ödülü. Arap ve İslam kültürünü tanıtmak için kurulan ödül, Arapça ve dünya dilleri arasında kültürel bir bağ kurmayı hedefliyor.

    ÇEVİRİ ÖNEM KAZANIYOR

    Ödülün tartışmaya açtığı konu ise çeviri için verilecek hayli yüksek para miktarı. Uluslararası Man Booker Ödülü'nün parasal karşılığı miktarı senelerdir, kitabın yazarına 50 bin Sterlin (yaklaşık 229 bin TL) idi. Fakat, bu yıldan itibaren bu para miktarının yazar ve çevirmeni arasında eşit olarak paylaştırılacağını duyuruldu. Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi merkezli, Arapçanın Booker ödülü olarak bilinen Uluslararası Arap Roman Ödülü (IPAF) ise kazanan yazara 50 bin dolar (yaklaşık 146 bin TL) ödeyecek. Şeyh Hamad Çeviri ve Uluslararası Uzlaşma Ödülü'nü bu rakamlarla karşılaştırınca ortaya çıkan tablo, haliyle şaşırtıcı. Fakat, çevirmenlik kurumunun ödüller nezdinde giderek daha da önem kazanması ve bu türden yüksek rakamların ödül olarak verilecek olması bir hayli sevindirici. Bunun yanı sıra bu yeni ödüle getirilen eleştirilerden biri, seçici kurulda kimlerin olduğunun açıklanmaması. Türkiye'den pek çok Arapça çevirmenin ilgisini çekecek bu ödüle başvurmak için son tarih 20 Eylül 2015. (Bilgi için: www.hta.qa)


    0 0

    SALT ve Robinson Crusoe 389, Türkiye'de güncel sanatın 40 yılını anlatan “Kullanma Kılavuzu 2.0: Türkiye'de Güncel Sanat 1975-2015” adlı bir kitap hazırladı.

    2 Eylül'de SALT Galata'da tanıtımı yapılacak olan kitapta, 40 yıllık süreçte çağdaş sanata damgasını vuran eğilim, etkinlik ve tartışmalar farklı boyutlarıyla ele alınıyor. 16 yazarın metninin yer aldığı eser, söz konusu dönem içerisinde üretim yapan başlıca sanatçıların anıldığı, Türkçe ve İngilizcedeki en kapsamlı referans kitabı olma amacını taşıyor. Eser, SALT ve Robinson Crusoe 389'un, Mallarmé'nin “Dünyada her şey kitaba dönüşmek için vardır.” sözünden esinlenerek hayata geçirdiği “Kitaba Dönüşmek” serisinin ilk projesi olacak. (ww.saltonline.org) KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın, Açıkhava Yaz Oyunları önceki akşam “Bir Yaz Gecesi” oyununun sahnelenmesi ile son buldu.

    Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'ndeki oyun, yağan yoğun yağmura rağmen seyircinin de isteği ile devam etti. Şemsiyeler ve yağmurluklar altında oyunu izleyen seyirciler, sosyal medyadan oyunculara teşekkür etti. Yağmur altında unutulmayacak bir oyun izleyenler, sağanak sağanak yağan ‘bir yaz gecesi'ne güzelleme yapanlar, ‘beraber ıslandık biz bu oyunda' şarkısını hep bir ağızdan söyleyenler oldukça fazlaydı.

    William Shakespeare'in merkezine bir aşk hikayesini yerleştirdiği ve bu aşk hikayesi üzerinden döneminin toplumsal değerlerini gözler önüne serdiği “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı komedyası Aleksandar Popovski imzası ile sahneye taşındı. Oyunda; Levent Üzümcü'nün yanı sıra Selin İşcan, Gürol Güngör, Özgün Akaçça, Onur Demircan, Nurdan Kalınağa, Canan Kübra Birinci, Çağlar Yiğitoğulları, Arda Aydın, Onur Şirin, Dilay Taşkaya, Elyesa Çağlar Evkaya, Şevket Avşar, Müslüm Köse, Hazal Uprak, Aslı Şahin, Gürkan Bağbuğ rol alıyor. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    Türk tasavvuf musikisinin büyük ustalarından, Ahmet Yesevi Hikmetleri'nin bestecisi Ahmet Hatipoğlu önceki gün Ankara'da vefat etti.

    Tanburi, koro şefi, idareci, ses sanatçısı gibi pek çok kalemi bulunan Hatipoğlu, dini musikimize, özellikle tasavvuf müziğine önemli katkıları olan bir bestekârdı. Onu Hatipoğlu yapan, “Bu bir Hatipoğlu bestesidir.” dedirten, onun tasavvuf mûsikî;si eserleriydi. Çağımızın Itri'si olarak adlandırılıyordu. Hatipoğlu'nun beste külliyatı ise 2013'te Diyanet Vakfı Yayınları tarafından yayımlanmıştı. TRT ve Devlet Musikisi, Müziği Korosu Şefi ve bestekarı olan Hatipoğlu, TRT'de yayınlanan “Ahmet Hatipoğlu ile Tasavvuf Musikisi” konserlerinin şefliğini yapmıştı. 2012'de müzik dalında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü alan Ahmet Hatipoğlu'nun cenazesi bugün Ankara Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde ikindi vakti kılınacak cenaze namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    21. Saraybosna Film Festivali'nde en iyi film ödülünü alan Mustang'ın yönetmeni Deniz Gamze Ergüven, “Saraybosna bizim kuşak için önemli bir şehir. Özellikle gençken etkilendiğim bir yer. Değişik kültürlerin bir arada yaşaması önemli. Bu nedenle o şehirle özel bir bağımız var. Ayrıca annem Saraybosna kökenlidir. Tarihinde çok hassasız. Ödülü kazandığımı duyduğumda çok onurlandım. Açıkçası hiç beklemiyordum. Çok iyi yönetmenler vardı. Onların olduğu bir yarışmada yer almak güzeldi.” diyor.

    21. Saraybosna Film Festivali'nin ödülleri önceki akşam Saraybosna Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen törenle sahiplerine verildi. Deniz Gamze Ergüven'in uzun metrajlı ilk filmi Mustang, en iyi filme verilen büyük ödül ‘Saraybosna'nın Kalbi'ni kazandı. Festivalin en iyi kadın oyuncu ödülüne de yine Mustang'da beş kız kardeşi oynayan; Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu, Tuğba Sunguroğlu, Elit İşcan, İlayda Akdoğan layık görüldü.

    Türk-Fransız-Alman-Katar yapımı Mustang, bir Karadeniz şehrinde yaşayan beş kız kardeşin (Lale, Nur, Ece, Selam, Sonay) ‘edep' mücadelesini anlatıyor. Erkeklerle oynadıkları masum oyunun kasaba halkı tarafından ‘edepsizlik' olarak yorumlanmasının ardından mahalle baskısına maruz kalan kız kardeşlerin dayanışması festivalde büyük beğeni topladı. Dün telefonla görüştüğümüz Ergüven, “Saraybosna bizim kuşak için önemli bir şehir. Özellikle gençken etkilendiğim bir yer. Değişik kültürlerin bir arada yaşaması önemli. Bu nedenle o şehirle özel bir bağımız var. Ayrıca annem Saraybosna kökenlidir. Tarihinde çok hassasız. Ödülü kazandığımı duyduğumda çok onurlandım. Açıkçası hiç beklemiyordum. Çok iyi yönetmenler vardı. Onların olduğu bir yarışmada yer almak güzeldi.” dedi.

    Festivalin ana yarışmasında Türkiye'den Mustang'ın dışında Tunç Davut'un yönettiği Dolanma da vardı. Kısa film bölümünde ise Ziya Demirel'in Salı adlı filmi özel jüri mansiyonunu kazandı. Geçen yılki 20. Saraybosna Film Festivali'nde de en iyi film ödülünü yine Türkiye yapımı Erol Mintaş'ın Annemin Şarkısı kazanmıştı. Adını Kuzey Amerika'nın uçsuz bucaksız çayırlarında koşturan yabani atlardan alan Mustang, Türkiye'de ekimde gösterilecek.

    Saraybosna'nın en iyileri

    En İyi Film: Mustang (Deniz Gamze Ergüven, Türkiye)

    Jüri Özel Ödülü: Son of Saul (L·szló Nemes, Macaristan)

    Jüri Özel Mansiyonu: Chevalier (Athina Rachel Tsangari, Yunanistan)

    En İyi Kadın Oyuncu: Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu, Tuğba Sunguroğlu, Elit İşcan, İlayda Akdoğan (Mustang)

    En İyi Erkek Oyuncu: Yorgos Kéntros, Vangelis Mouríkis, Panos Kóronis, Makis Papadimitríou, Yorgos Pyrpassópoulos, Sakis Rouv·s (Chevalier)

    En İyi Kısa Film: A Matter of Will (Dusan Kasalica, Montenegro)

    Kısa Film Jüri Özel Mansiyonu: Damaged Goods (Nermin Hamzagiç, Bosna) ve Salı filmi (Ziya Demirel, Türkiye).


    0 0

    Gamze Deniz Ergüven'in uzun metrajlı ilk filmi Mustang, önceki akşam sona eren 21. Saraybosna Film Festivali'nde ‘en iyi film' ve ‘en iyi kadın oyuncu' ödüllerini kazandı. Karadeniz'de bir sahil kasabasında geçen filmde beş kız kardeşin öyküsü anlatılıyor. Ergüven, “Saraybosna bizim kuşak için önemli bir şehir. Ödülü kazanınca çok onurlandım. İyi yönetmenlerin olduğu bir yarışmada yer almak güzeldi.” diyor.

    21. Saraybosna Film Festivali'nin ödülleri önceki akşam Saraybosna Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleştirilen törenle sahiplerine verildi. Deniz Gamze Ergüven'in uzun metrajlı ilk filmi Mustang, en iyi filme verilen büyük ödül ‘Saraybosna'nın Kalbi'ni kazandı. Festivalin en iyi kadın oyuncu ödülüne de yine Mustang'da beş kız kardeşi oynayan; Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu, Tuğba Sunguroğlu, Elit İşcan, İlayda Akdoğan layık görüldü.

    Türk-Fransız-Alman-Katar yapımı Mustang, bir Karadeniz şehrinde yaşayan beş kız kardeşin (Lale, Nur, Ece, Selam, Sonay) ‘edep' mücadelesini anlatıyor. Erkeklerle oynadıkları masum oyunun kasaba halkı tarafından ‘edepsizlik' olarak yorumlanmasının ardından mahalle baskısına maruz kalan kız kardeşlerin dayanışması festivalde büyük beğeni topladı. Dün telefonla görüştüğümüz Ergüven, “Saraybosna bizim kuşak için önemli bir şehir. Özellikle gençken etkilendiğim bir yer. Değişik kültürlerin bir arada yaşaması önemli. Bu nedenle o şehirle özel bir bağımız var. Ayrıca annem Saraybosna kökenlidir. Tarihinde çok hassasız. Ödülü kazandığımı duyduğumda çok onurlandım. Açıkçası hiç beklemiyordum. Çok iyi yönetmenler vardı. Onların olduğu bir yarışmada yer almak güzeldi.” dedi.

    Festivalin ana yarışmasında Türkiye'den Mustang'ın dışında Tunç Davut'un yönettiği Dolanma da vardı. Kısa film bölümünde ise Ziya Demirel'in Salı adlı filmi özel jüri mansiyonunu kazandı. Geçen yılki 20. Saraybosna Film Festivali'nde de en iyi film ödülünü yine Türkiye yapımı Erol Mintaş'ın Annemin Şarkısı kazanmıştı. Adını Kuzey Amerika'nın uçsuz bucaksız çayırlarında koşturan yabani atlardan alan Mustang, Türkiye'de ekimde gösterilecek.

    Saraybosna'nın en iyileri

    En İyi Film: Mustang (Deniz Gamze Ergüven, Türkiye)

    Jüri Özel Ödülü: Son of Saul (L·szló Nemes, Macaristan)

    Jüri Özel Mansiyonu: Chevalier (Athina Rachel Tsangari, Yunanistan)

    En İyi Kadın Oyuncu: Güneş Şensoy, Doğa Doğuşlu, Tuğba Sunguroğlu, Elit İşcan, İlayda Akdoğan (Mustang)

    En İyi Erkek Oyuncu: Yorgos Kéntros, Vangelis Mouríkis, Panos Kóronis, Makis Papadimitríou, Yorgos Pyrpassópoulos, Sakis Rouv·s (Chevalier)

    En İyi Kısa Film: A Matter of Will (Dusan Kasalica, Montenegro)

    Kısa Film Jüri Özel Mansiyonu: Damaged Goods (Nermin Hamzagiç, Bosna) ve Salı filmi (Ziya Demirel, Türkiye).


    0 0
  • 08/24/15--14:00: Bourgeois Akbank Sanat'ta
  • Fransız heykeltıraş Louise Bourgeois'in (1911-2010), 60 yıldan fazla emek verdiği eserleri 1 Eylül'den itibaren Akbank Sanat'ta sergilenecek.

    Küratörlüğünü Hasan Bülent Kahraman'ın yaptığı “Louise Bourgeois: Dünyadan Büyük” adlı sergide, sanatçının 58 eseri ülkemizde ilk kez sanatseverlerle buluşacak. Sergiyle eş zamanlı olarak Akbank Sanat'ta ‘Bourgeois'nın sanatı', ‘feminist sanat' gibi konularda konferans ve toplantılar düzenlenecek. Ayrıca Akbank Sanat Küphanesi'nde özel bir Louise Bourgeois köşesi oluşturulacak ve sanatçı hakkında film gösterimi yapılacak. Katılımın ücretsiz olduğu etkinlikler kapsamında, 3 Eylül Perşembe günü saat 18.30'da Jean Fremon ile Prof. Hasan Bülent Kahraman; 17 Eylül Perşembe günü ise 18.30'da Yrd. Doç. Dr. Eser Selen sanatçı ve eserleri hakkında konferans verecek. (www.akbanksanat.com)


    0 0

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali'nin dokuz yıldır direktörlüğünü yürüten Azize Tan, ekim ayından itibaren görevini festivalin direktör yardımcısı Kerem Ayan'a devrediyor.

    Festivalin direktör yardımcılığı görevini ise 2005 yılından bu yana Film Festivali ekibinde koordinatör olarak çalışan Bulgu Öztürk yapacak. Saint-Joseph Lisesi mezunu Kerem Ayan, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde makine mühendisliği okudu. Okul yıllarında İKSV'nin düzenlediği birçok festivalde çalışan Ayan, Film, Tiyatro, Müzik ve Caz Festivalleri'nde sanatçı rehberliği yaptı. 1992'de Paris'e taşınarak Görsel İşitsel Yönetmenlik Yüksekokulu ESRA'da ve Denis Diderot, Paris 7 Üniversitesi'nde sinema eğitimi gördü. Dört yıl boyunca Radio France Internationale'da yönetmen yardımcısı ve kültür sayfası sorumlusu olarak çalıştı. 2001'de Cannes Film Festivali için çalışmaya başlayan Ayan Monako'daki Edebiyat Uyarlaması Pazarı'nı da düzenledi. 2005'te Barcelona'da başlattığı Politik Filmler Festivali'nin 3 yıl yönetmenliğini yaptı. Ayan 2006 yılından bu yana İstanbul Film Festivali direktör yardımcısı olarak çalışıyor. 2010 yılından itibaren de tiyatro yönetmenliği yapan Ayan'ın sahneye koyduğu oyunlar arasında Bay Hiç, Kuçu Kuçu, Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş, Tek sayılabilir.


    0 0

    2006 yılında hayata veda eden Can Yayınları'nın kurucusu, yazar Erdal Öz adına ailesi tarafından verilen ödülün bu yılki sahibi dün yapılan toplantıda açıklandı.

    Seçici kurulunda Feride Çiçekoğlu, Turgay Fişekçi, Kaya Genç, Handan İnci, Asuman Kafaoğlu Büke, Oğuz Demiralp ve Can Yayınları adına Sırma Köksal'ın bulunduğu ödülün bu yılki sahibi roman sanatına verdiği emek ve edebiyatımızın dünyaya açılmasındaki katkıları nedeniyle Nobel'li yazarımız Orhan Pamuk oldu.

    Bugüne kadar Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu ve Küçük İskender'in değer görüldüğü ödülün bu yıl Orhan Pamuk'a verilmesiyle ilgili Feride Çiçekoğlu şunları söyledi: “Roman sanatına sadece Türkiye ölçeğinde değil, dünya ölçeğinde de büyük katkı yapmış bir yazarımız Orhan Pamuk. 19. yüzyıldan gelen roman geleneğini 20. yüzyıldan başlayarak yeni anlatı biçimleri, yeni anlatım teknikleri ile birleştirmiştir. Kendi ifadesiyle söyleyelim, ‘romanı sözcüklerle bir resim çizme sanatı olarak' muhkem hale getirmiştir. Orhan Pamuk'un romanlarını okuduğunuzda onun çizdiği atmosferi, karakterleri, bambaşka resimlerle görürsünüz. Özellikle son romanı, Kafamda Bir Tuhaflık -ki bizim ödülümüzün kuralı gereği, ödülü alan yazarın ya da şairin son üç yılda yayımlanmış bir eseri olması gerekiyor- 60'lardan itibaren sadece İstanbul'un değil, Türkiye'nin yaşadığı uzun bir macerayı, bir boza satıcısının, Mevlut'un gözünden, bir minyatür hassasiyetiyle aktaran roman.”

    Ödül sahibi Nobel'li bir yazar olunca akla gelen sorulardan biri de adayların nasıl belirlendiği ve ödülün belki daha genç bir yazara neden verilmediğiydi. Sırma Köksal'ın açıklamasına göre bütün jüri üyelerinin en az üçer isim önermesiyle bir liste belirleniyor ve en çok kesişen isimler üzerinde duruluyor.

    Bu yıl ayrıca Feride Çiçekoğlu altı yıllık jüri üyeliği süresi dolduğu için jüriden ayrılıyor ve onun yerine Sibel Irzık ekibe dahil oluyor. Orhan Pamuk, Handan Börüteçene'nin tasarladığı ödül heykelciği ile 15 bin liradan oluşan ödülünü 15 Eylül akşamı Pera Palas'ta düzenlenecek törenle alacak.


    0 0

    Geçtiğimiz cumartesi hayata veda eden tasavvuf müziği üstadı Ahmet Hatipoğlu, dün Ankara Ahmet Hamdi Haseki Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra defnedildi. Tasavvuf müziğine uzun yıllar önemli katkılarda bulunan Hatipoğlu'nu, onu yakından tanıyan klasik kemençe sanatçısı Derya Türkan yazdı.

    Ahmet Hatipoğlu ile 2000 yılında, TRT İstanbul Radyosu'na girdiğim zaman tanıştım. Ankara Radyosu'nda uzun yıllar devam ettiği Türk tasavvuf müziği çalışmalarını televizyona taşımıştı. TRT'de yayınlanan “Ahmet Hatipoğlu ile Tasavvuf Musikisi” adlı programına beni de davet etti. İlk defa orada karşılaştık. Mesleğe yeni adım atmış bir sanatçı olarak hocamızın beni etkileyen en önemli özelliği, bana bir arkadaş, meslektaş olarak yaklaşıp değer vermesiydi. Bu aklımdan hiç çıkmaz. Küçük yaşıma rağmen ilgi gösterdi, yardımcı oldu, destek oldu. Gençlerle arkadaş olur, onları şevklendirir ve geleceğe dair umut verirdi. Aslında herkese karşı tavrı aynıydı. Kibardı, konuşması nezaketliydi, yerinde espriler yapardı. Camiada, sanatçıları derleyip toparlayıcı özelliği ile bilinirdi. Etrafındaki herkes de kendisine saygı gösterirdi.

    Ahmet Hatipoğlu yaptığı müziğe saygılı ve son derece ciddi yaklaşırdı. Türk tasavvuf musikisine yıllarca hem besteci, hem icracı hem de derleyici olarak büyük hizmetlerde bulundu. Özellikle Anadolu tasavvuf müziği üzerine yaptığı araştırmalar önemlidir. Unutulup gitmiş pek çok besteyi tekrar kaydederek gün yüzüne çıkarmıştır. Anadolu'daki tasavvuf müziği biraz daha farklıdır. İstanbul tekkelerindeki müzikle Kütahya'daki, Sivas'taki tekkelerin müzikleri farklılıklar gösterir. Herkes kendi yöresine ve kültürüne göre besteler yapmış. Bu çeşitliliği bir kültür hazinesi gibi gören hoca, onları tekrar gündeme getirdi.

    Türkiye'de tasavvuf musikisi denince akla gelen birkaç isimden biridir Ahmet Hatipoğlu. Tabii ki çok önemli isimlerin öğrencisi olmuştur. Hopçuzade Şakir Efendi, o isimlerden biridir.

    Çok çalışkan bir sanatçıydı. Müzik onun için bir yaşam biçimiydi. Üzerinde uzun uğraşlar verdiği Kutb-i Nâyi Osman Dede'nin (1652-1730) büyük eseri “Miraciye”nin tamamını (2 saate yakın) ilk defa TRT'nin katkısıyla Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı adına Ankara Radyosu Tasavvuf Korosu'yla birlikte banda okuyarak tanıtılmasını sağladı. Son zamanlarına kadar öğrenci yetiştiriyordu. Önemli bir müzisyen olan oğlu Emrah Hatipoğlu da yakın arkadaşımdır. Ne zaman görüşsek, “Hâlâ çalışıyor, hâlâ öğrenciler gelip gidiyor.” derdi.

    İMAM VE HATİPLERE DERS VERİYORDU

    Ahmet Hatipoğlu'nun bestecilik yönü elbette çok önemlidir. Ses sanatçılığı da vardır. Aynı zamanda tamburidir. Disiplinli olması, bilgiye aç olması, devamlı yeni şeyler araştırması ve geleceğe aktarması bakımından örnek alınacak bir şahsiyettir. Bilgisini asla kendine saklamazdı. Bu, çok önemlidir. Ahmet Hatipoğlu, bilgisini herkesle paylaşmayı zevk edinen biriydi. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda çalışan imam ve hatiplere bilgi bazında çok yardımları olmuştur, birçoğuna ders vermiştir.

    Her şeyden önemlisi, Türkiye radyolarında 1970'li ve 1980'li yıllarda, yasak olduğu dönemlerde tasavvuf müziği terimini ilk kullanan isimlerden biridir Hatipoğlu hoca. Dini musiki yasakken radyolara bu müziği sokmayı başarmış, “Bu bir kültürdür, devam etmesi gerekir, bunun da en önemli yeri radyo ve televizyonlardır.” diyerek mücadele vermiştir.


older | 1 | .... | 309 | 310 | (Page 311) | 312 | 313 | .... | 375 | newer