Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 299 | 300 | (Page 301) | 302 | 303 | .... | 375 | newer

    0 0

    İran'ın önde gelen sanatçılarının eserlerinden derlenen ‘Feş dan Arşa' (Yeryüzünden Gökyüzüne) adlı sergi yarın Cemal Reşit Rey'de açılıyor.

    Hat, minyatür ve firuze sanatları başta olmak üzere metal oymalar, alçı üzerine resimler ve aralarında nadide ipek dokuma halıların bulunduğu sergide 251 parça yer alıyor. 110 bin dolar (yaklaşık 293 bin lira) değerinde, 40 metrekare büyüklüğündeki ipek halı serginin en pahalı parçaları arasında. Serginin bir özelliği de kumaş üzerine şablon kullanılmadan yapılan hat sanatlarından örneklerin bulunması. Çapı 15 santim olduğu için kontrolü çok zor kalemler ve özel boyalar ile yapılan 32 hat, serginin ilgi çekecek eserlerinden. Feth Ali Şah'ın torunu Afşar Stone Güzel Sanatlar'ın sahibi Mohammad Nazmi Afşar, Rafi Çağdaş Sanat Grup sahibi Sayed Rafi Razavi ve Remzi Gür Vakfı'nın ev sahipliğinde düzenlenen sergi 12 Temmuz'da sona erecek.


    0 0

    Sinema, müzik, edebiyat, resim gibi sanatın pek çok alanında eser üreten Mehmet Güreli, dayısı Salah Birsel'in tek romanı ‘Dört Köşeli Üçgen'i sinemaya aktarıyor. Çekimleri eylülde başlayacak filmle ilgili az konuşan Güreli şöyle diyor: “Dayım o kitabı yazdığı zaman aynı evde oturuyorduk, Cihangir'de. 1957 yılıydı. 8 yaşındaydım. Kitabın çıktığı günü bile hatırlıyorum.”

    Mehmet Güreli'nin filmlerle doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisi var. Bugüne kadar bir uzun metraj olmak üzere dört film çekti. Av Mevsimi'ne konuk oyuncu oldu. Gönül Yarası'nda manavdı. Onur Ünlü, Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde ona özel bir teşekkür etti. Biraz daha eskiye gidersek İkinci Bahar dizisindeki balıkçı rolünü herkes hatırlayacak. Güreli'yi en son bir bankanın reklam filminde, yeğenine ilham olan ressam dayı rolünde izledik. Çekemediği filmler ise ayrı bir film konusu olabilir. Hiç durmuyor, üretiyor, üretiyor. Müzikle ilişkisini zaten söylemeye gerek yok. Youtube'da 3,5 milyondan fazla tıklanan, çok sevilen bestesi ‘Kimse Bilmez' aldı başını gitti. Eylül ayında iki yeni film ve bir albümle sezona giriş yapacak olan Güreli, dayısı Salah Birsel'in tek romanı Dört Köşeli Üçgen'i sinemaya aktarıyor. Filmin senaryo aşaması bitmiş. Oyuncuların kimler olduğunu söylemese de, isimleri belirlemiş, mekanları bile düşünmüş, çekimler eylülde başlayacak. İlk sahne Şişhane metrosunun girişinde gerçekleştirilecek. İkinci film projesi ise, yönetmenliğini Görkem Yeltan'ın yaptığı ‘Yemekteydik ve Karar Verdim'. Post prodüksiyon için dün ekiple birlikte Bolonya'ya giden Güreli, filmde Rıza Gürsoy karakterini oynuyor.

    Dört Köşeli Üçgen, hiciv sanatının başarılı örneklerinden biri olarak biliniyor. Film nasıl olacak?

    Hulki Aktunç, Türkiye'deki ilk düşünce romanı budur demişti. Alegorik anlatımı olan bir romandır. Entelektüel anlamda beynin içindeki kıvrımlarla oynar. Filmin ilk beş dakikasını izleyici yadırgayabilir, sonra ısınabilir. Film, sabaha karşı bir sahneyle başlayacak. Tramvayda bir adam işine gidiyor. Hatta çekeceğim yeri de hesapladım, baktım oraya. Şişhane'de. Hafif bir müzikle başlayacak sahne. Corelli (İtalyan besteci) düşünüyorum. Corelli'ye yakın bir şey ben de besteleyebilirim.

    Kitap uyarlamaları bazen çok farklı olabiliyor, siz nasıl bir şey tasarladınız?

    Salah Birsel'in romanı ortada, aşağı yukarı ona çok yakın bir şey çekmek istiyorum. Dayım o kitabı yazdığı zaman aynı evde oturuyorduk, Cihangir'de. 1957 yılıydı. 8 yaşındaydım. Kitabın çıktığı günü bile hatırlıyorum, kitabın o baskısı da var bende.

    Dayınız sizin hayatınızı nasıl etkiledi?

    Salah Birsel benim için bir dayı olmaktan çok, bir hoca, evde izlediğim insandı. Üretmenin ne olduğunu ondan öğrendim. Onun bakışlarını, el hareketlerini, ses tonunu yükseltmeyişini, bir şey anlatırken samimiyetini… Tüm bunları ondan öğrendiğimi bugün daha iyi anlıyorum. Evet bunun şans olduğunu söylemek isterim. İnsanın hikayesi evde başlar. Okulda da devam ediyorsa o zaman çok daha şanslısınızdır.

    Ölene kadar hep birlikte mi yaşadınız?

    Erenköy'de oturuyordu son yıllarında ama her sabah 11.00'de bana telefon ederdi ya da ben arardım, uzun uzun konuşurduk. Bir de Bülent Oran'la aynı konuşmaları yapardık. Her şeyle ilgilendiğim için, etrafta ne oluyor ne bitiyor anlat derlerdi. Şu kitap çıktı, bu kitap çıktı, şu film var. Salah Birsel, Bülent Oran, Emir Salih Sandalcı çok şey öğrendiğim insanlar.

    Filmde kimler oynayacak, çekimler, senaryo, çekim mekanı, gösterime giriş tarihi belli mi?

    Aslında onlar hakkında da konuşmak istemiyorum. Bazen bitmemiş şeyleri söylüyorum. Para bulamıyorum, üzülüyorum sonra. Resim, müzik ve sinema ile ilgili benim meselelerim bitmez. Herhalde ölümüme kadar böyle gidecek. Bir defterim var, sana birazdan gösteririm, 67 tane film yazmışım, çekeceğim diye. İkisini yapabildim.

    Refik Halid Karay'ın bir hikayesini, Ahmet Altan'ın Tehlikeli Masalları'nı filme çekeceğinizi duymuştuk, olmadı sanırım.

    Bir film projemi de 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na teklif ettim. Reşat Ekrem Koçu'nun hayatını çekmeyi planlamıştım. Bayıldılar projeye ama olmadı. Nedenini ben söylersem acıklı ve komik olur. Çekemediğim filmler üzerine konuşmak beni öldürür. Yapılmamış şeyler her zaman insanın peşinden gelir.

    O kadar karamsar bir durum yok ortada.

    Peyami Safa'nın Selma ve Gölgesi romanından uyarlanan Gölge'yi çektik. Venedik'te çektim filmi, ödüller aldı. Kanada'ya seçildi vs. Ama filmin borçları daha yeni bitti. 2007'de çektim Gölge'yi, 2015'teyiz. Artık önümüze bakacağız, önemli olan çekmeye devam etmek. Sinemada az ürettiğime inanıyorum. Aslında kendime ilk seçtiğim alan sinemaydı. Her sene bir film çekmek isterdim.

    Filmler son yıllarda daha çok destekleniyor aslında. Size mi rast gelmedi?

    Kültür Bakanlığı'na Dört Köşeli Üçgen için başvurdum, reddedildi. Gölge reddedilmemişti. Jüriler değişiyor. Jürilerin tercihleri ve entelektüel yapıları rol oynuyor burada. Tercihler, ilişkiler, bağlantılar… Seçilmediğim zaman ‘jüri kötüydü' demek yakışmaz bana.


    Salah Birsel'in, film eleştirileri yayınlanacak

    Salah Birsel, bir roman yazdı ama edebiyatın pek çok alanında üretti. Ağustos sonunda Agora Yayınları film eleştirilerini ilk kez toplu halde yayınlayacak. 1956-1960 arasında Vatan ve Yeni Sabah gazetesinde yazdığı eleştirileri elbette Mehmet Güreli derleyip toparladı.

    ‘Kimse Bilmez'i solo albüme ilk kez alıyorum'

    Şu anda yedi kişilik bir müzik grubum var. Yaş ortalaması 25. Eylülde çıkacak altıncı albümü onlarla yapıyorum. Kayıtları Tünel'de Ada Müzik'in stüdyosunda gerçekleştirdik. Kimse Bilmez'i bu albüme alıyorum. Daha önce bu şarkı Kent Ozanları ve Hatırla Sevgili gibi ortak albümlerde vardı. Solo albümde ilk defa olacak. Albümün adı Zamboni Sokağı. Bu sokak, İtalya Bolonya'da. Görkem'in (Yeltan) sözlerini yazdığı, benim bestelediğim Mary şarkısında geçiyor. Mary'yi Cihangir'de tanımıştım, hikayesini anlattım Görkem'e. O da söz yazdı. Zamboni Sokağı'na pazar günü (dün) gideceğim. Ne tevafuk ki, ‘Yemekteydik ve Karar Verdim' filminin post prodüksiyonunun bir bölümünü Bolonya'da yapacağız. O sokakta fotoğraf çekineceğim, albümün kapağı olacak. Dört aydır bunları konuşuyoruz, o zaman o sokağa gitme düşüncemiz yoktu ama Görkem daha önce gitti oraya. Bolonya'da çocuk kitapları festivali yapılıyor her sene. Görkem 3-4 kere katıldı. Davet alıyor, gidiyor, konuşmalar yapıyor. Dolayısıyla o sokağı çok iyi biliyor. Sonra bizim yanımızda çalışan Eda diye bir arkadaşımız var. Ressamdır, kostüm işine bakıyor filmde. Dedi ki, ben bu sokakta okudum. Arzu Okay'ın kızıdır kendisi. Tüm bu bağlantılar hoşumuza gitti, albümün adına böyle karar verdik. Zamboni 23 yaşında bir genç, ölünce adını sokağa koymuşlar. Ama neden öldürüldüğünü bulamadım. Gidince sorup soruşturacağım.


    0 0

    22. İstanbul Caz Festivali'nin bu akşamki konuğu Amerikalı genç sanatçı Melody Gardot. Yeni şarkılarını seslendirecek olan sanatçı, Seperçiler Kasrı'nda saat 21.00'de sahneye çıkacak.

    9 yaşında piyano çalarak müziğe adım atan Gardot, 2006 yılında caz ve blues'u harmanladığı ilk albümü Worrisome Heart'ı yayınladı. 2009 yılında yayınladığı My One And Only Thrill'i albümü ile Gardot, üç kategoride Grammy ödülüne aday oldu. Caz ve blues'un yanı sıra country ve folk etkileri de taşıyan Gardot, yayımladığı üç albüm ve Baby I'm A Fool, Your Heart Is As Black As Night, If the Stars Were Mine gibi şarkılarındaki performansıyla günümüzün başarılı caz vokalistlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sanatçının yeni albümü Currency of Man ise geçen ay dinleyenlerle buluştu.


    0 0

    İstanbul Kültür Üniversitesi ve Akıngüç Oditoryumu, ünlü psikanalist ve düşünür Jacques Lacan adına 1. Uluslararası Lacan Sempozyumu düzenliyor.

    19-20 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek sempozyumda Lacan'ın kuram bütünü tanıtılacak. Felsefeden sinemaya, sosyolojiden karakter analizine, antropolojiden dilbilime kadar uzanan bu kuramlar bütününün ele alınacağı programa Uluslararası Lacanyenler Derneği (A.L.I.) Başkanı Angela Jesuino'nun yanı sıra birçok psikiyatrist konuşmacı olacak. Sempozyuma katılım için 15 Eylül'e kadar kayıt yapılabiliyor. (akademi.dusunbil.com)


    0 0

    Amerika merkezli Kadaxis adlı şirket senelerdir, kitapların içeriğinden yola çıkarak çeşitli araştırmalar yayımlıyor.

    Şirketin üç bin kitap üzerinden yaptığı ve geçtiğimiz hafta yayımladığı araştırmasına göre, romantik, bilim-kurgu ve fantastik türünde yazılan eserlerde bir nevi ‘patlama' yaşanıyor. Bunu fark eden pek çok yayıncı ve yazar bu türe yöneliyor. Edebiyatın biraz gerilerde kaldığı bu listeden romantik yüzde 24,4, bilim-kurgu yüzde 18, fantastik yüzde 14 ve edebi yüzde 6 oranında pay alıyor. Ocak 2014 rakamlarına göre romantik kitaplar 1.400 milyon dolar, polisiye 750 milyon dolar, bilim kurgu ve fantastik 580 milyon dolar gelir getirmiş. Bu hayli yüksek rakamlar, yazarın bir eserini yazmadan önce metnin türünü belirlemede kıstas olabiliyor. Araştırma, bu kitapların türün popülerliği veya para kazanmak için yazıldıklarını tespit etmek güç diye not düşse de rakamlar, Amerika'daki, ülkede yayımlanan kitapları türlerine göre sınıflandıran BISAC adlı kuruluşun verileriyle büyük oranda uyuşuyor. Bu rakamlar, çok satan kitapların hangi türde olduğunu açıkça belirtiyor ve sürekli güncelleniyor. Satış rakamları ve araştırmaya konu olan üç bin kitap ele alındığında, yazarın bu türde kendi isteğiyle mi üretim yaptığı sorusu önem kazanıyor.

    Popüler olanın cazibesi

    Yazarların fantastik ve bilimkurgu türünde daha çok yazmayı sevdiklerini dile getiren araştırmanın sonucu, bu türde yazarların daha çok özgür ve üretkenliklerini kullandıklarını söylüyor. Araştırma, polisiye romanların ise biraz daha kendine özgü kuralları olduğu ve bu türde yazanların bu temelleri göz önünde bulundurarak metinlerini kaleme aldıklarını aktarıyor. Bu kitapları kaleme alan yazarların daha önce benzer romanlar ürettiğini ortaya koyan araştırma, metinlerin yoğun bir araştırma sonucu şekillendiğini belirtiyor.

    Fahrenheit 451 adlı benzersiz kitabıyla, Amerikan edebiyatının ustalarından Ray Bradbury'nin dilimize yenilerde kazandırılan Karahindiba Şarabı'nın yanı sıra yayınevlerinin Andy Weir, Aldous Huxley, Connie Willis, Eoin Colfer, Neil Gaiman, Ray Bradbury ve Yevgeniy İvanoviç Zamyatin gibi yazarların aralarında bulunduğu bilimkurgu setlerini okura sunmaları da bu türe ülkemizde olan ilgiyi gösteriyor. Kalemi bırakana dek yazma süreci organik alanda ilerlerken, ortaya çıkan metin bir taraftan Tomris Uyar'ın deyişiyle türlerin kesiştiği yer yani “yaşamın kendisi” ortaya çıkarken, yazarın, okurun talebine ne derece uyduğunu veya popüler olan türlere karşı zafiyetini tespit etmek güç bir durum. Fakat ortaya çıkan ürünlerde romantik, bilimkurgu ve fantastik etiketinin ağır basmasının ve bu türlerin maddi getirisinın, pek çok yazarın iştahını kabarttığını söylemek zor olmamalı.


    0 0

    İki aylık öykü dergisi Sarnıç, geçtiğimiz hafta Twitter hesabından derginin artık çıkmayacağını duyurdu. Hemen arkasından İzafi dergisi de iflas bayrağını çektiğini açıkladı. Maddî; zorluklara direnemeyen dergiler okuruna peşi sıra veda ederken Sarnıç Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Faruk Duman ile derginin 23 sayı süren yolculuğunu konuştuk.

    Sarnıç'ı çıkarırken yola nasıl koyuldunuz, neler hayal etmiştiniz?

    Biz başlarken, aylık, ince, ama insanların alıp bol bol seçilmiş güzel öykü okuyacakları bir dergi olsun istedik. Öykü kitaplarının özellikle, medyada, öne çıkması çok zor, hele de genç bir öykücüyse... Çok görüyorum, çok genç, çok önemli yazarlar bazen bir röportaj verme şansı bile bulamıyor. Tamam, insanlar bu dergide güzel öyküler okusun ama bir de her sayıda bir öykü kitabını öne çıkaralım ve okura tavsiye edelim dedik. Tabii bu düşünce bile bir dergi için kolları sıvamaya yetebiliyor. Sadece bu basit hevesle başlamıştık.

    Peki misyonunu gerçekleştirdi mi dergi?

    Tabii, bence net olarak... 23 sayıda, yapmak istediğini net olarak yaptı Sarnıç. Biz öykü kitaplarını önemseyeceğiz, çoğu zaman bir dosya konusu bulma şansı bulamayan kitapları, öykücüleri öne çıkaracağız ve iyi öyküler seçmeye çalışacağız dedik. Bundan başka da bir iddiamız zaten yoktu.

    23 sayının ardından kapanma kararı geldi...

    Sarnıç, genç bir yazarın kitabının üç-dört yazıyla, röportajla tanıtıldığı, odak haline getirildiği tek yayındı. Bu anlamda mutlaka bir boşluğu dolduruyordu. Zaten dergiyi artık yayınlayamayacağımızı duyurduğumuz zaman çok fazla mesaj aldık. Ne kadar sevildiğini, takip edildiğini, değer verildiğini anladık. Böyle günlerde bu tür beğeniler, dilekler daha çok ifade ediliyor tabii ama Türkiye'de özellikle öykü ve öykü üzerine yazılmış yazıları takip edenler çok kısıtlı. Biz aslında o kısıtlı çevreye bile birtakım tanıtım ve dağıtım sorunları yüzünden ulaşamadık. Ama bu yanlış anlaşılmasın, benim hiçbir zaman okurlar bu dergiyi niye almadı gibi bir sitemim olmadı. Çünkü kimse hiçbir yayını almak zorunda değil. Özellikle dergicilik bir gönül meselesidir. Siz istediğiniz, heves ettiğiniz için yaparsınız. Yüzlerce dergi çıkar, okur bunların içerisinden kimisini alır, kimisini almaz, kimisini iki ayda bir alır... O nedenle böyle bir sitemimiz yok. Yalnız bu tür yayınlarda bunu kaldıracak, sürdürecek bir sermayeniz yoksa sadece hoş bir deney olarak kalıyor.

    İki sayı önce derginin mizanpajını değiştirdiniz, bu kısacık sürede ne değişti?

    Tabii orada bir hata yaptık. Aslında hep heveslerimize, hayallerimize yeniliyoruz. Orada şöyle bir hata yaptık; son tasarımımızı yapan arkadaşlarımız çok güzel bir çalışma koydular önümüze, biz de heves ettik ve geçtik ama devamını düşünemedik tabii. Çünkü bu boyuta ve tasarıma geçince derginin maliyeti iki katına çıktı. Dolayısıyla orada hatalı olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor. Ama bir de şu var, başından beri Sarnıç tek bir sayılık bile -diyelim bir sayı 10 lira, o kadar bile- kâra geçmedi. Yani en iyi dönemlerinde bile hep kendini kurtardı. Dolayısıyla her seferinde yelkene üfleyerek götürdük ve artık yorucu oldu. Derginin son dönemde maliyetinin artması bir yana aslında baştan beri üfleyerek götürdüğümüz bir şeydi. Buraya kadar nefesimiz yetti diyebilirim.

    Okur tepkileri nasıl, neler söylüyorlar?

    Çok şaşırtıcı; yüzlerce mail, telefon, yüzlerce destek isteği… Sadece okurlardan değil, yüzlerce insan ne yapabiliriz diye bizi aradı. Kimi yayınevleri madem bu son sayı hazır, beraber yayınlayalım diyenler oldu. O yüzden çok duygulandırıcı, çok hoş, çok nazik, incelikli mesajlar aldık. Devam da ediyor bunlar ama tabii bunlara teşekkür etmekten başka yapacak bir şeyimiz yok.

    Son sayıda odakta kim vardı peki? Yayınlanmayacağına göre ne olacak?

    Son sayıda İnan Çetin'in Kureyş'in Kurtları kitabı odaktaydı... Hatta ben de bu sayının talihsiz yazarlarından biriyim. Çünkü ilk kez bir odak kitap için yazı yazdım. Dolayısıyla yazımı yayınlayamadım. Öyle kaldı ama belki bu son sayının pdf'ini paylaşabiliriz.

    ‘OKUR, DERGİLERE YÖN VERMEYE BAŞLADI'

    Peki Türkiye'deki dergi okurunun nasıl bir profili var? Okurun dergilerden beklentileri neler?

    Özellikle sarnıç gibi dergilerin çok daha kapalı devre okuru vardır. Genel anlamda, dergiye göre değil de toptan bir bakışa gidersek, bence Türkiye'de aslında dergi okuru yok diye bir şey söyleyemeyiz. Özellikle zamanın, genç okurun ruhunu yakalayabilen dergiler çok iyi, çok dikkatli takip ediliyor ve çok okunuyor. Dolayısıyla, son on yıldan bu yana, edebiyat dergiciliği dahil, okurun hem görsel, hem içerik hem de dil bakımından tavrı, tarzı beklentisi ve okurun kendi dili çok değişti. Bir bakıma, aslında bu okurun, genç kuşağın hayat anlayışı, bu yeni dergileri doğurdu. Artık okur da biraz dergilere yön vermeye başladı diyebiliriz yani...


    0 0

    Milyon Dolarlık Bebek ve Erkekler Ağlamaz filmleriyle iki kez En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazanan Swank, babasının bakımını üstlenmek üzere Hollywood kariyerine mola verdi.

    Yıldız oyuncu, yaşlı babasının bakımıyla ilgilenmek için Hollywood'dan gelen film tekliflerini geri çeviriyor. Kısa süre önce akciğer nakli olan babası Stephan Swank'le birlikte yaşadığını ve onun bakımını üstlenmek için kariyerini bir kenara koyması gerektiğini söyleyen Swank “Ben onun tek bakıcısıyım.” dedi. İngiliz The Independent gazetesindeki habere göre, 41 yaşındaki oyuncu, “Uzun gibi gözükse de zaman aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Vazgeçtiğim ve yapamam dediğim iş fırsatları oldu. Ama burada olmamızın sebebi aslında ailemiz.” diyerek ihtiyacı olduğunda babasının yanında olamasaydı geriye baktığında ona yardım edememiş olmaktan pişman olacağını düşündüğünü ekledi.


    0 0

    Bosch Çevre Çocuk Tiyatrosu yapımı ‘La Fonten Orman Mahkemesinde' oyunu, yarın Karaman'daki Ramazan etkinliklerinde, 10 Temmuz'da ise Akşehir Nasreddin Hoca Anma ve Mizah Günleri'nde sahnelenecek.

    Bu yıl 56.sı düzenlenen ve 10 Temmuz'da sona erecek olan Akşehir Nasreddin Hoca Anma ve Mizah Günleri ise hem Uluslararası Nasreddin Hoca Sempozyumu hem de tiyatro gösterileri, atölye çalışmaları, sergiler, tasavvuf müziği konserleri gibi pek çok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Yalvaç Ural'ın kaleme aldığı ‘La Fonten Orman Mahkemesi'nde' oyunu, 2010 yılında Sadri Alışık Kültür Merkezi işbirliğiyle çocuklara çevre bilinci, hayvan ve doğa sevgisi aşılamak için hazırlandı. Oyunda, insanların çevreyi koruma konusundaki özensizlikleri ve bilinçsizlikleri nedeniyle gün geçtikçe bozulan doğal döngüye dikkat çekiliyor.


    0 0
  • 07/07/15--14:00: 500 okul için 50 bin kitap
  • Kitap okumayı sevdirmek, okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak amacıyla kurulan ‘Herkese Her Yerde Kitap Vakfı', 12 Temmuz pazar günü Fenerbahçe Kalamış Parkı'nda ‘500 okul için 50 bin kitap' kampanyası düzenliyor.

    Vakfın kurucu Genel Başkanı Bülent Şenver, “Türkiye yeterli kitap okumuyor. Yapılan araştırmalarda okuma yeterliliği konusunda 65 ülke arasında 42'nci sıradayız. Çocuklarımız okuma beceri konusunda ise 35 ülke arasında 28'inci sırada yer alıyor. Kitap okuma konusunda hem yetersiz hem de beceriksiziz. Öğretmenlerimizin sadece yüzde 33'ü düzenli kitap okuyor. İhtiyaç maddeleri sıralaması yapıldığında halkımız kitabı 235'inci sıraya koymuş. Darbeli matkap bile kitaptan daha öncelikli bir sırada yer alıyor! Kitapların yeri tozlu raflar değil, gençlerimizin elidir. İhtiyaç sahibi gençler okusun diye verebileceğiniz evinizde muhakkak birkaç kitabınız vardır. Bu özel güne katılmanızı bekliyoruz.” diyerek çağrıda bulunuyor. Vakıf bugüne kadar yaklaşık 200 ihtiyaç sahibi okula 69 bin kitap gönderdi.


    0 0

    Geçtiğimiz yıllarda şiir ve öykü dallarında verilen 3. Necati Cumalı Edebiyat Ödülü, bu yıl roman dalında verilecek.

    Seçici kurulunda İsmail Mert Başat, Nilüfer Kuyaş, Feyza Hepçilingirler, Ömer Türkeş ve Hayri K.Yetkin'in bulunduğu yarışmaya son başvuru 1 Eylül 2015. Ödüle, 1 Eylül 2014 ile 1 Eylül 2015 tarihleri arasında kitapları yayımlanmış yazarlar aday olabiliyor. Ayrıca yazarlarını bilgilendirmek koşuluyla yayınevleri de başvuruda bulunabiliyor. Başvuru dilekçeleri ile beraber ödüle aday gösterilen kitabın 6 kopyasını 1 Eylül tarihine kadar Urla Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Urla-İzmir adresine teslim etmeleri ya da posta/kargo ile gönderilmesi gerekiyor. 10 bin TL para ödülünün verileceği yarışmanın kazananı 27 Aralık'ta açıklanacak. Urla Belediyesi ile Cumalı-Seferis Gökyüzü Kültür ve Sanat Derneği işbirliğiyle düzenlenen Necati Cumalı Edebiyat Ödülü'nün töreni ise Necati Cumalı'nın doğum tarihi olan 13 Ocak 2016'da Urla Atatürk Kültür Merkezi'nde ödül töreni gerçekleştirilecek.


    0 0

    15 Temmuz'da sona erecek 22. İstanbul Caz Festivali kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen “Gece Gezmesi” etkinliği bugün saat 20.00'de başlayacak ve Kadıköy, Moda, Yeldeğirmeni rotasında yer alan çeşitli konser mekanları, ev stüdyoları ile atölyelerde gerçekleştirilecek.

    Etkinliğin mekanları arasında Club Quartier (St. Joseph'liler Derneği), Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, Moda Sahnesi, All Saints Moda Kilisesi, Atölye Hangart, TAK, Köşe, Living Room, KargART ve Tasarım Bakkalı gibi birçok mekan yer alıyor. Caz Festivali'nin Kadıköy ayağında gerçekleştirilecek etkinlikte izleyiciler tek bir bilet alarak “Gece Gezmeleri” programında yer alan tüm mekanlarına giriş sağlayarak takip edebilecekler.

    “Gece Gezmesi” etkinliğinden bölümler, Vodafone FreeZone ve İstanbul Caz Festivali'nin Periscope hesaplarından da canlı olarak yayınlanacak. (www.caz.iksv.org)


    0 0

    Yıllarca Romanya Radyosu Türkçe Yayınlar servisinde görev yapan gazeteci-yazar Erem Melike Roman, 9 Türk yazarın kısa hikayesini Romenceye kazandırdı.

    "Surpriza Nuvelei Turceşti" (Kısa Türk Hikayeleri Sürprizi) adıyla Bükreş'teki Semne Yayınevi tarafından yayımlanan kitapta Aziz Nesin'in Ayten'in Eşi, Fırçaları Yutmuyoruz ve Gazetecik adlı üç hikayesi, Haldun Taner'in İskambil Kağıtları İçindeki Figürler, Oktay Akbal'ın Mahmut Bey'in Gazetesi, Sabahattin Ali'nin Kaçış ile Kazlar adlı iki hikayesi, Samim Kocagöz'ün Anlaşma, Cevdet Kudret Solok'un Bizim Sokak, Zeynep Oral'ın Pencerenin Ardında ve Düşünceler, Sulhi Dölek'in Şuruplar, Bekir Yıldız'ın Dünyadan Bir Atlı Geçti hikayeleri yer alıyor. Kitabında yer verdiği yazarların Balkanlarda tanındığına dikkat çeken Roman, hikayelerin de insanı etkileyen özelliklere sahip olduğunu söylüyor: "Seçtiğim yazarlar insan ruhuna yaklaşmayı biliyor. İnsanın acılarını, gerçekleştiremedikleri hayallerini etkili bir dille kaleme almışlar. Ayrıca günlük hayatı kolay bir şekilde yansıtıyorlar. Kitapta hem kendi ülkelerinde hem de dünyada tanınan isimleri ve hikayelerini seçtim." Erem Melike Roman'ın Türkçeden Romenceye ve Romenceden Türkçeye kazandırdığı çok sayıda kitabı bulunuyor.

    Erem Melike Roman


    0 0

    Yılmaz Erdoğan'ın, ‘Kelebeğin Rüyası' (2013) adlı filminde hayatını anlattığı Zonguldaklı şair Rüştü Onur'un bilinmeyen mektupları, fotoğrafları ve şiirleri ‘Benim Şeker Yavrum' (Kaynak Yayınları) adıyla kitaplaştı. Kitabı Zonguldaklı gazeteci yazar ve şair İbrahim Tığ hazırladı.

    Devrek ilçesinde günlük yayın yapan Bölge Haber Gazetesi'nin sahibi olan Tığ, Rüştü Onur'un kız arkadaşı Mediha Sessiz'e yazdığı ‘Benim Şeker Yavrum' başlıklı mektuptan esinlenerek kitabı hazırladığını söylüyor. Tığ, kitapta şairin bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmayan, baldızı Sebahat Sessiz'den aldığı 5 mektubuna ve 12 özel fotoğrafına yer veriyor. On iki yıldır Rüştü Onur üzerine araştırmalar yapan Tığ, şair hakkında daha önce dört eser hazırlamıştı.

    İbrahim Tığ, aynı zamanda genç yaşta ölen Rüştü Onur'un çıkarmayı istediği ‘Şehir' isimli edebiyat dergisini 12 yıldır aynı isimle yayınlıyor. Devrekli bir gazeteci olarak şairin anısına sahip çıkmaya çalıştığını ifade eden Tığ, “Rüştü Onur, 1940 yılında Necati Cumalı'ya yazdığı mektubunda, Şehir isminde bir edebiyat dergisi çıkarmak istediğini söylüyor. Bu dergi etrafında toplanacağız diyor. Ama ömrü yetmediği için bu arzusu gerçekleşmiyor. Ben de bunu vasiyet kabul ederek 2 ayda bir Şehir dergisini çıkarıyorum. Böyle bir gencin bu isteğini yerine getirmek, sahiplenmek bize düşüyordu.” diyor.


    0 0

    Cem Yılmaz'ın yeni filmi Ali Baba ve 7 Cüceler'in setinden ilk fotoğraflar dün yayınlandı.

    Ünlü komedyenin yazıp yönetip oynadığı filmin çekimleri Bulgaristan'da devam ediyor. Cem Yılmaz'ın yanı sıra filmin oyuncu kadrosunda Çetin Altay, Irina Ivkina ve Zafer Algöz yer alıyor. Nu Look Productions ve CMYLMZ Fikir Sanat yapımcılığında gerçekleştirilen film için Türk ve Bulgar ekiplerden kurulu 140 kişilik bir teknik kadro çalışıyor. Merakla beklenen filmin 16 Ekim 2015'te vizyona girmesi planlanıyor. Konusu hakkında henüz bir açıklama yapılmayan Ali Baba ve 7 Cüceler, Cem Yılmaz'ın bir önceki filmi Pek Yakında gibi fantastik-avantür türünde olması bekleniyor. Dün yayınlanan görseller de bu kanıyı güçlendiriyor. Cem Yılmaz'ın bir önceki filmi 'Pek Yakında' 19 hafta vizyonda kalmış, toplam 2 milyon 186 bin 853 bilet satışı sonucu 24 milyon 681 bin 815 TL gelir getirmişti.


    0 0

    Uluslararası 17. Avrupa ve Akdeniz Genç Sanatçılar Bienali, 22-25 Ekim, 2015 tarihinde İtalya'nın Milano kentinde gerçekleşecek.

    300'den fazla sanatçıyı bir araya getirecek etkinliğe Türkiye'den katılacak eserler, Sabancı Üniversitesi tarafından oluşturulan komisyon tarafından seçildi. Bienal'in Türkiye seçkisinde, Gökçe Er ve GÖkçen Dilek Acay'ın çalışmaları yer alıyor. Sanatçıların eserleri Milano'dan önce Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri'de 15 Temmuz'a kadar izlenebilir.


    0 0

    Tuva Sanat, çocuklara sinemayı sevdirmek, onların sinema konusunda algılarını genişletmek ve ekip çalışmasıyla kendi kısa film ya da reklam filmlerini çekmelerini sağlamak amacıyla 9-16 yaş arası çocuklar için Yaz Sinema Atölyesi başlatıyor.

    Kutay Ucun moderatörlüğünde yapılacak atölyede sinema tarihi, film ve kamera, kurgu, senaryo, film çekimi, film izleme ve çözümleme gibi konular üzerinden bir yol haritası çizilerek, “Nasıl bir ürün çıkarılır?” sorunusun cevabı birlikte aranarak, yapım süreci teoriden pratiğe doğru ilerleyecek. Atölye, 27 Temmuz'da başlayacak ve 2 hafta süresince pazartesi, çarşamba ve cuma günleri ve 12.00-15.00 saatleri arasında devam edecek. (www.tuvasanat.com)


    0 0

    Sanat Akmerkez'de etkinliği 11. yılında, Türk resim sanatı tarihinin yaklaşık 150 yılına ait eserlerin sergisine ev sahipliği yapıyor.

    130 sanatçının 300'e yakın eseri sergi kapsamında bir araya getiriliyor. Osmanlı ressamlarının Doğu resim anlayışından batı resmine geçiş sürecindeki aşamalarına ve günümüze kadar gelen sürece tanıklık eden sergi, resim tarihimize geniş bir yelpazeden bakış imkanı sağlıyor. Osman Hamdi'den Haluk Akakçe'ye kadar farklı kuşak ve ekollerden sanatçıyı buluşturan sergi, Tunca Sanat Galerisi işbirliği ile 30 Ağustos'a kadar açık kalacak. Sergide eseri yer alan sanatçılardan bazıları şöyle: Abidin Dino, Adnan Çoker, Balkan Naci İslimyeli, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Burhan Doğançay, Cihat Burak, Devrim Erbil, Diyarbakırlı Tahsin, Erol Akyavaş, Ferruh Başağa, Fikret Mualla, Halil Paşa, Hoca Ali Rıza, İbrahim Çallı, Komet, Mahmut Cuda, Mübin Orhon, Neşe Erdok, Neşet Günal, Nuri İyem, Ömer Uluç, Selma Gürbüz, Turan Erol, Yüksel Arslan, Zeki Faik İzer.


    0 0
  • 07/08/15--14:00: Alternatif Filmler Festivali
  • Cannes, Venedik, Berlin gibi film festivallerinde ödül alan FilmArtı Film'in dağıtımındaki yapımlardan oluşan bir seçki temmuz ayı boyunca Kadıköy Sineması'nda gösterilecek.

    ‘Alternatif Filmler Festivali' olarak adlandırılabilecek programda Amat Escalante'ye Cannes'da En İyi Yönetmen Ödülü'nü getiren Heli, Anthony Chen'in Cannes'dan Tokyo'ya ödülleri toplayan dokunaklı filmi Ilo Ilo, Japon sinemasının genç ustalarından Hirokazu Kore-eda'nın sarsıcı filmi Benim Babam, Benim Oğlum, Fas'ın Oscar adayı filmi Ömer Beni Öldürdü, Safinez Bousbia'nın Cezayir'de Yahudi ve Müslüman müzisyenlerin savaştan 50 yıl sonra kurdukları orkestranın öyküsünü anlattığı El Gusto gibi birbirinden nitelikli filmler var. Günde beş seans yapılacak gösterimler 30 Temmuz'a kadar devam edecek. (www.filmarti.com.tr / 0216 337 74 00)


    0 0

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti Bankası'nın sponsorluğunda düzenlenen 22. İstanbul Caz Festivali, Ustalarla Buluşmalar, Caz İçin Tuhaf Bir Yer ve Kuzey Işıkları konserleriyle devam ediyor.

    İstanbul Caz Festivali kapsamında 2006 yılından bu yana Türkiye'deki müzikal geleneklerle benzer kaynaklardan beslenen dünyaca ünlü sanatçıları, ülkemizden usta isimlerle yeni ve özgün üretimler sergilemek üzere bir araya getiren “Ustalarla Buluşmalar” konserleri bu yıl yine özel bir projeyle devam ediyor. Bugün saat 19.30'da, İstanbul Erkek Lisesi Bahçesi'nde gerçekleşecek Ustalarla Buluşmalar konseri bu yılki serisinde, İranlı sanatçı Mahsa Vahdat, Norveçli piyanist Tord Gustavsen, İstanbullu vurmalı çalgılar ustası Fahrettin Yarkın ve İranlı kemençe virtüözü Shervin Mohajer'i bir araya getiriyor. Gecenin açılışını ise Two Rivers projesiyle Irak kökenli ABD'li trompetçi Amir ElSaffar yapacak.

    Ustalarla Buluşmalar konserinden önce 19.30'da sahnede olacak olan Irak kökenli Amerikalı trompetçi Amir El Saffar, 2006 yılında çıkardığı ve Arap makam müziğini caz doğaçlama tekniğiyle birleştirdiği Two Rivers albümüyle büyük ilgi gördü. 2006 yılından bu yana üç stüdyo albümü daha yayınlayan sanatçı, Randy Brecker, Cecil Taylor gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştı.

    CAZ İÇİN TUHAF BİR YER BU YIL ENKA'DA

    Eğlenceli yorumlarıyla tanınan avangart-caz üçlüsü The Bad Plus, günümüzün en önemli saksafon virtüözlerinden Joshua Redman ile festival sahnesinde bir araya gelecek. Yarın akşam saat 19.30'da, ENKA Eşref Denizhan Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleştirilecek konserden önce, Avrupa cazının gözdelerinden Fransız akordeon sanatçısı Vincent Peirani, beşlisiyle sahnede olacak.

    Reid Anderson (akustik bass), Ethan Iverson (piyano) ve David King'den (davul) oluşan Amerikan caz grubu The Bad Plus, üçlü olarak ilk kez 1989 yılında sahne aldı. Kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini 2001 yılında yayımlayan ve Abba, Blondie, Nirvana, Neil Young, Ornette Coleman'ın parçalarını kendi tarzlarında yorumladıkları 10 albümü bulunan grup, müziklerinde rock ve pop müziğin esintilerini de hissettiriyor. Caz sanatçısı ve saksofonist Joshua Redman, kendi adını taşıyan ilk albümünü 1993 yılında yayımladı. Solo performanslarının yanında Brad Mehldau, Christian McBride, Kurt Rosenwinkel gibi pek çok önemli isimle de birlikte çalışan Redman, The Bad Plus'la imza attığı özel konserlerden birini festival kapsamında İstanbul'da gerçekleştirecek.


    0 0

    Kitapların e-book olarak satışa sunulması, müzelerin internet üzerinden üç boyutlu gezinti imkânı sağlaması, Twitter'da tefrika romanların yazılması... Kültür-sanat okuru için sosyal medyada hayli iyi örneklere rastlamak mümkün. Üstelik bedava!

    Facebook'un başlangıç hikâyesini anlatan Sosyal Ağ / The Social Network (2010) filmindeki bir diyalog geleceğin dünyasından haber veriyordu: “Tarlalarda yaşadık, sonra şehirlerde yaşadık ve şimdi internette yaşayacağız.” Aslında çoktan o günlere ulaştık. İnternet günlük rutinimizin vazgeçilmez bir parçası. Cep telefonu, bilgisayar ya da tabletlerde oluşturduğumuz havzalardan (bilgiler sanki bir ırmaktan akıp burada birikirmiş gibi) günlük ihtiyaçlarımızı gidermeye çalışıyoruz. Sosyal medyada takip ettiğimiz hesaplar, günlük düşüncelerimizi, belki orta ve uzun vadeli hesaplarımızı etkileyecek kadar hayatımızın içinde. Bazen ne yiyip ne içeceğimize, hangi filmi seyredip hangi kitabı okuyacağımıza, tatilde nereye gideceğimize dahi buradaki bilgi parçacıklarına, tanımadığımız insanların paylaştıkları tecrübelere dayanarak karar veriyoruz. Bu, ürkütücü olduğu kadar kullanışlı da bir durum.

    HİKÂYE ETME SANATININ YENİDEN YÜKSELİŞİ

    İnternetin okuma yazmayı olumsuz etkileyeceğine, insanların sadece görsellikle yetineceğine ve asla uzun metinleri okumayacağına dair önyargı kısmen de olsa kırıldı. Bu yeni çağda “hikâye etme” sanatı (storytelling) itibarını geri kazandı. Twitter, Facebook, Instagram, Pinterest, LinkedIn gibi sosyal medya mecralarında insanlar artık sadece lüzumsuz paylaşımların peşinde değiller. Bu mecraları iyi kullanmayı bilen akademisyenler, araştırmacılar, bilim insanları, hobi olarak sanatla, tarihle ya da edebiyatla ilgilenen kimseler, öğretmenler ve üniversite öğrencileri burada bildiklerini hikâyeleştirmeye başladılar. Bununla birlikte tecrübenin de önemi arttı. Sosyal medya başından beri “Me Generation” (Ben Nesli) olarak anılıyordu ve en itibarlı paylaşımlar, insanların kendi başlarından geçen tecrübeleri aktarması biçiminde ortaya çıkmaya başladı. Artık itibarlı dergilerde, önemli gazetelerin yorum sayfalarında hatta TED Talks benzeri konuşma mecralarında insanlar kendi deneyimlerini öncelemekte.

    Dijitalleşmenin kültür-sanat alanını ıskalamayacağı öngörülebilir bir şeydi. Kitapların e-book olarak satışa sunulması, müzelerin internet üzerinden üç boyutlu görsel gezinti imkânı sağlaması, Twitter'da sadece tweet'lerden oluşan tefrika romanların yazılmaya çalışılması henüz emekleme aşaması. Ancak artık geri dönüşsüz bir aşama. İtiraf etmek gerekir ki hayli iyi örneklerine de rastlayabiliyoruz. Üstelik bedava!

    KÂŞİFLER İÇİN BUTİK HESAPLAR

    Mesela National Geographic'in Instagram sayfası paha biçilmez bir değer üretiyor. Orada paylaşılan fotoğrafların hikâyelerini, fotoğrafçıların başlarından geçen ilginç olayları, dünyanın farklı farklı güzelliklerini seyretmek mümkün. IstanbulArtNews dergisinin Instagram ve Facebook sayfaları da aynı şekilde takipçilerine sosyal medyadan kültür-sanat alanında yeni gelişmeleri takip etme ve bilgilenme imkânı sunuyor. Yine Instagram'da @artfullivingart (Türkçe) hesabını takip edenler, dünyadan ve Türkiye'den son gelişmeleri, hayli ilgi çekici sanatçıların işlerini görebiliyorlar. Twitter'da ise @kulturistan isimli kullanıcı, şehir tarihiyle ilgili paylaşımlarıyla şimdiden dikkati çekmeyi başardı. Hem İstanbul'dan tarihî; eserlerin fotoğraflarını paylaşıyor hem de bunların hikâyelerini tarihî; kaynaklardan aktarıyor. Facebook ve Instagram'da daha uzun uzun yazma imkânı mevcutken, Twitter'da zincirleme tweet'ler vasıtasıyla (Buna erbabınca, sel manasına gelen ‘flood' ismi verilmiş) bu uzunluğa erişiliyor ve 140 karaktere sığmayacak hikâyeler anlatılabiliyor. Bu hesapları takip ederken, birbiriyle kesişen tweet'ler ya da post'lar sayesinde yeni kullanıcıları da keşfetmek, sosyal ağ içerisinde butikleşen yeni ağlara dâhil olmak mümkün.

    Haliyle artık sosyal medyada da canlı bir şekilde akıp giden bir kültür-sanat hayatı oluştu denebilir. Tıpkı bir zamanlar insanların başka insanlarla karşılaştıkları ve seslerini duyurabildikleri mekânlar olan sokakların, zamanla butik işletmelerle dolması gibi, sosyal medya da artık “butik hesaplar” ile bezenmiş durumda. İyi bir flâneur, kâşif ya da meraklı biriyseniz Twitter'da, Instagram'da, Facebook'ta doğru hesapları takip ederek günlük entelektüel gıdanızı almanız mümkün. Bunun yanında özel ilgi alanlarına yönelen blog sayfalarını, sadece internette yayınlanan dergileri de radarınıza dâhil edebilirsiniz.

    BİR NEVİ ‘AMME HİZMETİ'

    Elbette İngilizce bilenler için imkânlar çok daha çeşitli. Maria Popova'nın BrainPickings isimli sayfası bunlardan sadece birisi. 2012'den bu yana sanat, edebiyat ve felsefe alanında ilgisini çeken konuları paylaşıyor. Kavramlar ve konular etrafında ağlar örüyor ve bunu sadece internet sitesinden yapılabilen bağışlar ile sürdürüyor. Kişisel bloglardan para kazanabilmek son 4-5 yıldır mümkün. Ancak sosyal medya henüz o aşamada değil. Mikroblog adı verilen Twitter gibi mecralarda yazdıklarınız en fazla daha çok takipçi kazanmanızı sağlayabiliyor. Ama “sosyal kapital” kavramını biraz eğip bükersek, buradan kazançlı çıktıkları aşikâr. Bununla birlikte bazı markalar çok takipçili hesapları reklam maksatlı kullanmaya başladı. Fakat özellikle kültür-sanat alanında faydalı paylaşımlar yapan hesapların bunu bir “amme hizmeti” olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Tabii burada dolaşımda olan bilgilerin “mutlak doğru” olmadığını ve her zaman hata payı olabileceğini de hesaba katmak gerekir.


older | 1 | .... | 299 | 300 | (Page 301) | 302 | 303 | .... | 375 | newer