Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 278 | 279 | (Page 280) | 281 | 282 | .... | 375 | newer

    0 0

    Türkiye’de herkesin teselliye ihtiyacı olduğunu düşünen Ali Cabbar, “Teselli İlacı / Placebo Effect” isimli sergisiyle İstanbul’da. Placebo, tesellinin tıptaki karşılığı.

    Farmakolojik açıdan hiçbir etkisi yok ama tıpkı gerçek ilaçlar gibi ciddi iyileşmeler sağlayabiliyor. İnsanı kendine öyle bir inandırıyor ki, vücut bu inanca sadık kalarak iyileşmeye başlıyor. Placebo bir tıp mucizesi değil, tamamen insan iradesi. Yeryüzündeki tek hazinemiz belki de: Özgür irade.

    “İHTİYACIMIZ OLAN ŞEY, DİNLEMEK”

    Politikadan sanata, tarihin çıkmaz sokaklarından futbolun keskin sınırlarına gündemi meşgul eden konuları ameliyat masasına yatıran sergiye gelince… Cabbar, elbette ki gerçek bir çözüm peşinde değil. Sebebi, kendi deyimiyle “Türkiye’de insanlar o kadar kutuplaşmış ki çözüm üretmeyi bırakın; kimse kimseyle aynı masaya oturmuyor bile…” Sanatçıya göre herkes yanlış anlamaya müsait ve provokasyon denen şeyin de kölesi. Yani alt komşunun üst komşunun boğazına çökmesi an meselesi. Hâlbuki daha düne kadar birbirlerinin külüne muhtaçtılar. İhtiyacımız olan şeyse birbirimizi duymak, dinlemek, senaryolarımızı bir kenara koymak.

    “MEĞER HER ŞEY BİR GÖZ BOYAMAYMIŞ”

    Saydığımız olumsuzluklar öyle boyutlarda ki… Sanatçı, kendini zihinsel olarak bir kapanda hissediyor. Misal… Cabbar’ın nur yüzlü annesi tesbih çekiyor. Ne güzel bir teselli, hatta placebo! İşe yarıyor da üstelik. Tesbih zaten şekil itibarıyla ilaca benziyor, boncuk boncuk. Sayısı var, vakti var. Cabbar, ilaç kapsüllerinden bir tesbih yapıp sergiye dâhil etmek istiyor ama bunca hoşgörüsüzlük içinde… Sorun yaşamaktan çekiniyor ve evet otosansür uyguluyor.

    Hiç mi umutlu değil? “Türkiye’de hep bir hayal kırıklığı…” diyor ve ‘keşke’leri sıralıyor. Şimdi dış devlette yaşıyor ama zamanında ülkenin tam ortasındaymış. Hapsini de yatmış, işkencesini de görmüş. O zamanları düşününce hak yemek istemiyor ve “Aslında demokrasinin düzeyi arttı.” diyor. Arkadansa kocaman bir ‘ama’ geliyor: “Üç beş yıl öncesine göre çok geriledik. Güzel açıklamalar vardı ama hep bir yan çizme... Meğer her şey bir göz boyamaymış. Türkiye iyi bir yere gidiyor gibi bir izlenim vardı herkeste ama her şeyin/herkesin gerçek yüzü görüldü. Batı’da yüksek bir endişe var şimdi; yoksa Türkiye, Rusya tipi bir diktatörlüğe doğru mu gidiyor diye…

    Çok konuşmaya lüzum da yok aslında. Pek çok şeyi Cabbar’ın ‘Sistem Hatası’ isimli işi özetliyor: “Üzgünüm! Bir sistem hatası oluştu. Daha fazla demokrasi yükleyin ve yeniden başlatın.” Sanatçının Teselli İlacı / Placebo Effect isimli sergisi 10 Mayıs’a kadar Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi Operation Room’da görülebilir.

    Ömer Koç 10 işini birden alınca...

    İstanbul doğumlu Ali Cabbar, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatları Bölümü’nden mezun. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Avustralya’ya siyasi mülteci olarak göç etmiş ve ardından Brüksel’e demirlemiş. Uzun yıllar kırgınlık duyduğu ülkesiyle 2005’te AKM’de açtığı Sürgünsel Varoluş isimli sergisi sayesinde hesaplaşmış. O sergiyle adeta uzun bir terapi seansını başarıyla atlatarak Türkiye sanat ortamıyla bağ kurmuş. Hatta Ömer Koç birdenbire 10 tane işini alınca bu bağ bayağı da bir kuvvetli olmuş. Bir hesaplaşma ile çıktığı yola şimdi yeni sergilerle devam ediyor ve edecek Cabbar.


    0 0
  • 04/04/15--18:59: Yaşar Kemal’in ardından
  • Yaşar Kemal hayattayken, “Yaşayan en büyük yazarımız kim?” sorusu kimsenin aklına gelmezdi.

    Ölümünün ardından bunu düşünmek bile Yaşar Kemal’in edebiyatımızda nasıl bir zirve olduğunu gösteriyor. Farklı edebi tavırlardaki okur ve yazarların üzerinde bunca uzlaştığı isim azdır. Kitap Zamanı, Yaşar Kemal’i Türkiye’den ve dünyadan yazarların, akademisyenlerin ve çevirmenlerin yazılarının yer aldığı bir özel sayıyla anıyor. Kitap Zamanı’nın nisan sayısında Ethem Baran, Yasemin Çongar, Laurent Mignon, Oh Eunkyung, Azade Seyhan, Nedim Gürsel ve Kemal Varol “son büyük destancı”yı uğurluyor. Edebiyatımızın bir başka ustası Haldun Taner de 100. doğum yılı sebebiyle Kitap Zamanı’nın nisan sayısında anılıyor. 100. yaşında Haldun Taner’in kitapları gözden geçirilmiş yeni basımlarıyla okura ulaşacak. Nisan ayının çevirmen konuğu Sezer Duru, yıllardır büyük bir özen ve sabırla kitaplarını Türkçeye kazandırdığı Thomas Bernhard’ı anlatıyor. İki temel eleştiri metni, Northrop Frye’ın Eleştirinin Anatomisi ile George Steiner’ın Tolstoy mu Dostoyevski mi adlı kitapları da Kitap Zamanı’nda. Mehmet Kamış’ın şehir yazılarından oluşan Kayıp Mahalle, Raymond Carver’dan Virginia Woolf’a, Kurt Vonnegut’tan Elias Canetti’ye, Ahmet Altan’dan Sezgin Kaymaz’a, İnan Çetin’den Cem Kalender’e birçok kalem Kitap Zamanı’nın sayfalarında okurunu bekliyor. Kitap Zamanı, yarın tüm bayilerde...


    0 0

    ATLAS: 11.00: Motivasyon Sıfır / 13.30: Aynasız / 16.00: İntikam / 19.00: Bakir Dev / 21.30: Gizli Kusur (Gala)

    ATLAS 2: 11.00: Evvelden / 16.00: İntikam / 19.00: Beden / 21.30: Belalı Ev

    BEYOĞLU: 11.00: Hayatını Yaşa / 13.30: Her Yer Yeniden Yeşerecek / 16.00: Ghadi/ 19.00: Liverpool / 21.30: Seymour

    FERİYE: 11.00: Özgürlük / 13.30: Manglehom / 16.00: Aç Kalpler / 19.00: While We’re Are Young 21.30: Güeros

    REXX: 11.00: Derin Uyku / 13.30: Stüdyo 54 / 16.00: İyi Bir Yalan / 19.00: Postacının Beyaz Geceleri / 21.30: Gizli Kusur (Gala)

    REXX 2: 11.00: Kaydet, Ben Bir Arabım / 13.30: İşçinin Ölümü / 16.00: Gönüllerin Şampiyonu /19.00: Arabulucu / 21.30: Victoria


    0 0

    Editörlüğünü Cenk Gündoğdu’nun yaptığı Edebiyatta Üç Nokta dergisi, son sayısında kapağına “aşk ve sanat”ı taşıyor.

    Aşkın, ruh ve beden ile sanat ve sanatçıyla ilişkisini katmanlı bir biçimde irdeleyen ve çeviri metinlerle de konuya yaklaşan dergide Ali Şeriati, Ulus Baker, Temel Demirer, Can Habip Türker’in yazılarının yanı sıra şair Leyla Şahin ve Baki Ayhan, T. Özcan Erdoğan’ın sorularını cevaplıyor. Derginin bu sayısında odak yazar ise Hüseyin Kıran. Yazarla bir söyleşinin de yer aldığı dosya, Kıran’ın poetik ve politik dünyası ile şiirinin anlaşılmasına yardımcı olacak büyük izler taşıyor. Ayhan Geçgin, Bülent Eken, Sezai Sarıoğlu, Şerif Mehmet Uğurlu, Ramazan Parladar, Emel Kaya, Mehmet Akif Ertaş, Hayri K. Yetik ve Ömer Açar’ın, Kıran’ın şiiri ve romanları üzerine söz aldığı yazıları ise incelikli tespit ve dipnotları barındırıyor.


    0 0

    Türk edebiyatının en önemli romancılarından, 86 yaşındaki Adalet Ağaoğlu, bugün yayımlanan haftalık haber dergisi Aksiyon’dan Bünyamin Köseli’ye konuştu.

    Röportaj için arkadaşının yardımıyla Bebek Kafe’ye gelen Ağaoğlu, demokratik düzen içinde yaşamın hep hayalini kurduğunu ama bu idealine asla kavuşmadığını söylüyor. Röportaja başlamadan önce “Ben bir başlarsam çok konuşurum; çünkü heybem çok dolu.” diyen Ağaoğlu, Yaşar Kemal ile ilgili anılarını anlatırken bakın ne diyor: “Sanırım 1966 ya da 1967’ydi. Buluştuk, beni görünce ayağa kalktı ve elimi öptü. Bana, ‘Cesur bir kadınmışsınız. Yasaklamalarına rağmen eserlerimizi radyoda yayımlatmışsınız. Size teşekküre geldim.’ dedi. Ertesi gün de yemeğe davet etti. Şimdiki sarayın kurulduğu yerde müthiş bir lokanta vardı! Çok meşhurdu. Orası şimdi yeni Cumhurbaşkanı’mıza saray oldu!” Tamamını Aksiyon dergisinde okuyabileceğiniz röportajdan bazı başlıklar…

    Hukuk devleti diye bir şey kalmadı

    “Toplumun hukuka olan inancı kalmadı. Türkiye, hiçbir zaman laik bir devlet olamadı. Bunları söylemekten ve yazmaktan büyük bir usanç geldi bana! Artık toplum bile biliyor; hukuk devleti diye bir şey kalmadı!.. Türkiye hiçbir zaman demokratik bir ülke olmadı. Erdoğan da bunun gereğini uyguluyor ve gittikçe otoriterleşiyor. Zaten anayasayı değiştirmek için çıktı ve söz verdi. Hepimiz peşine takıldık!.. Erdoğan, oyunu artırdıkça küstahlaşmaya başladı.

    Devlete mesafeli yaklaşmayı babamdan öğrendim

    Biz, babamın nereye oy verdiğini asla öğrenemedik. Bize baskı yapmadı. Devlet ricalinden birini görse ondan elinden geldiği kadar uzak dururdu. Hep bir mesafe vardı aralarında. Babamın bu huyunu hayatıma uyarladım. Hayatım boyunca ben de devlete mesafe ile yaklaştım.

    Tiyatroyu, sansüre uğradığım için bıraktım

    Sanat, edebiyat sadece muhalefetle yapılabilir. Başka türlü yazar olamazsınız. Ben tiyatroyu neden bıraktım? Sürekli sansüre uğruyordum ve bıraktım. Roman yazarsam kalıcı olacağını düşündüm.

    Bunlar kendi sonlarını getirecek

    Bakın, bütün diktatörler kendilerini devirdi bugüne kadar... Bunlar da azıttıkça kendi sonlarını getirecekler… Günlerdir gazeteler yazıyor, Kabataş olaylarının yalan olduğunu. Ama hâlâ savunuluyor. Edepsizlerin yüzü yoktur! Her şeyi göze almıştır. Bu, al gülüm ver gülüm ahlâkıdır.

    Alev Alatlı’nın o cümlesini duyunca çok kızdım

    Alev Alatlı’nın Erdoğan’a söylediği “George Orwell yaşasa sizi ayakta alkışlardı” cümlesini duyunca çok kızdım. Bazı şeyler vardır. Üzerinde durmaya, uzatmaya değmez. Gülüp geçeceksin… (www.aksiyon.com.tr)


    0 0

    2008’de kaybettiğimiz şair İlhan Berk’in 51 deseni Ankara Galeri Nev’de ilk kez sergileniyor. ‘Eğri Çizgi’ adlı sergide, şairin kitaplarını düzeltirken, okurken veya yazarken çizdiği şiirli, notlu desenlerinin yanı sıra el yazısıyla yazdığı, çok sevilen iki şiiri de yer alıyor. Serginin iki önemli özelliği daha bulunuyor.

    “Yeryüzü, bu en büyük kitap, hep yazılmalıdır.” diyen ve hep yazan İlhan Berk, 2008 yılında hayatını kaybetti. 19 yaşında ilk şiir kitabı Güneşi Yakanların Selâmı’nı yayınladı. 90 yıllık hayatına 26 şiir kitabı ve şiir üzerine sayısız yazı sığdırdı. Arthur Rimbaud ve Ezra Pound başta olmak üzere şiir çevirileri yaptı. ‘Şiir ekseni’nden pek ayrılmadı. Ancak İlhan Berk’in bir özelliği daha vardı. Şiir defterlerinin, okuduğu ya da düzelttiği kitapların boşluklarını, sağını solunu ‘eğri çizgilerle’ donatıyordu. Usta şair, bir nevi çizgilerle yeni şiirler yazıyordu! Bu çizgiler onu hem eğlendiriyor, sıkılmasını engelliyordu hem de içinde sakladığı ‘ressamı’ dışa vuruyordu. Berk’in çizgilerinin yer aldığı eserlerin bir kısmı oğlu Ahmet Berk tarafından derlenip toparlandı ve 3 Nisan’dan itibaren Ankara’da Galeri Nev’de sergilenmeye başlandı.

    ‘Eğri Çizgi’ adlı serginin iki önemli özelliği daha bulunuyor. İlki, İlhan Berk, ilk şiirlerini 1935 yılında Manisa Halkevi’nin dergisi Uyanış’ta yayımlıyor. Yani bu sergi, şairin ilk şiirlerinin yayımlanmasının sekseninci yıldönümüne bir armağan. İkincisi ise 2018, İlhan Berk’in 100. doğum yılı. Eğri Çizgi, Berk’in yüzüncü yaşı için gerçekleştirilecek etkinliklerin ilk adımı.

    Galeri Nev’deki sergi, muhtelif coğrafyalar (Deniz, Vadi, Orman, Irmak), kentler (İstanbul, Halikarnassos, Roma, İskenderiye) ve anlar (Kış, Kasım, Cumartesi, Şimdi) üzerine, pek çoğu okurları tarafından iyi bilinen şiir sayfalarından oluşuyor. Sayfalar, şairin küçük notları, lekeleri ve minik çizgileriyle dolu. Sergide ayrıca ‘Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım’ ve ‘Günlük İşlerdenmiş Gibi Ölüm’ adlı iki şiiri de sanatçının el yazısıyla ilk kez sergileniyor.

    ‘Eserlerin satılma ihtimali beni korkutuyor’

    İlhan Berk’in oğlu Ahmet Berk, sergideki eserlerin büyük bir bölümünün ilk kez gün yüzüne çıktığını belirtiyor. Ahmet Berk, “Buradaki birçok eser yeni çerçevelendi. Bunları babamın dosyaları arasında çıkardık. En az bir bu kadar evde var. Babamın resim yapayım diye bir amacı yoktu. Bu sergi onun sayfaları okurken, düzeltirken, çizdiği şeylerin toplu hali. Eserler arasında ilk şiire başladığı dönemden kalanlar da var, çok eski kitaplardan desenler de var, yakın zamanda çıkmış olanlar da.” diyor. Bazı eserlerin babasının vefatından sonra ilk kez satıldığını da hatırlatan Berk, şöyle devam ediyor: “Doğrusu gönlüm satılmamalarından yana. Bu sergiyi mutlulukla geziyorum ama maalesef satılma ihtimalleri beni korkutuyor. Dilerim hiçbiri satılmaz.”


    0 0

    Can Yayınları tarafından Aralık 2014’te yayımlanan ve editörlüğünü Yekta Kopan’ın yaptığı, öykü sözlüğü İpekli Mendil, Antakya’da kütüphane oldu.

    Kopan’ın “İki Şiirin Arasında’’ kitabında yer alan ‘Öğretmen’ öyküsünün kahramanının görev yaptığı Hatay-Antakya Narlıca Anadolu Lisesi’ne kurulan kütüphanede şimdilik 12 türde 1.520 kitap bulunuyor. Yekta Kopan önderliğinde İstanbul’dan yola çıkan okuma-yazma atölyesi katılımcıları Antakya’ya giderek kütüphane açılışında öğrencilerle buluştu. Dünya edebiyatından çizgi romana, şiirden antolojiye pek çok eserin yer aldığı kütüphane e-kitap hizmeti de verecek.


    0 0

    Bu yıl, doğumunun 100. yılı kutlanan, tiyatro ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Haldun Taner, Devlet Tiyatroları tarafından da ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ oyunuyla anılıyor.

    Haldun Taner’in yazdığı ve Ali Düşenkalkar’ın yönettiği oyun bugün Küçük Tiyatro’da sahnelenecek. Gerçekçi yaklaşımla kaleme aldığı ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’, Haldun Taner’in en fazla oynanan oyunları arasında yer alıyor. Kostümü Funda Çebi’ye, sahne tasarımı Tayfun Çebi’ye, ışık tasarımı Ali Düşenkalkar’a, dans düzeni Cihan Yöntem’e ve müzikleri Murat Gedikli ve Ahmet Baran’a ait olan oyun saat 20.30’da başlayacak.


    0 0

    Uluslararası müzik çevrelerinde adından sıkça söz edilen Türk çellist Efe Baltacıgil, 17 Nisan’da Philharmonia Quartet Berlin ile İş Sanat sahnesinde.

    Konserde Ravel, Mendelssohn ve Schubert’ten eserler seslendirilecek. 2011 yılından bu yana Seattle Senfoni Orkestrası’nın grup şefliğini sürdüren Baltacıgil, Christoph Eschenbach, Yo-Yo Ma, Itzhak Perlman, Pinchas Zukerman gibi usta isimlerin yanı sıra 2006 yılında New York Gençlik Orkestrası ile Carnegie Hall’de, 2012’de ise Sir Simon Rattle yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası ile sahneye çıktı. Philharmonia Quartet Berlin ise Berlin Filarmoni Orkestrası’nın yaylı sazlar grup şefleri tarafından kurulduğu 1984 yılından beri yoğun uluslararası konser takvimi ve geniş diskografisiyle dünyanın en iyi yaylı kuartetleri arasında gösteriliyor. Konserin başlama saati 20.00. (www.issanat.com)


    0 0

    İhsan Oktay Anar’ın efsaneye dönüşen romanı Puslu Kıtalar Atlası, İlban Ertem’in çizimiyle çizgi roman olarak geçtiğimiz ay yayınlandı.

    Çizgilerin ilk sergisi 2 Nisan’da Ankara’da açıldı. Çizer İlban Ertem, beş yılda hazırladığı çizgi roman için ‘görselliği inanılmazdı’ diyor. Ertem, romanı çizerken 17. yüzyıl Osmanlı günlük hayatına dair Türkiye’de doküman olmaması nedeniyle çok zorlandığını belirtiyor ve ekliyor: “Çok konuşuluyor, dilden düşmüyor ama Osmanlı günlük yaşamına dair, ne giyildiği, ne yendiği, elbise şekilleri, sokaktaki hayatla ilgili hiçbir doküman, belge yok. Gravürler var, onlar da saray ve çevresini anlatıyor sadece. İngiliz ve Fransız arşivlerinde ise aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz. Bu çok ilginç bir durum.”

    Çizim aşamasında romanın yazarı İhsan Oktay Anar’la bazen görüştüğünü söyleyen Ertem, “Sıkışıp tereddüt ettiğim, ‘acaba bunun alt katmanı böyle miydi?’ diye düşündüğüm zamanlarda İhsan Oktay Anar’a sordum. Sağ olsun, hemen cevabını verdi. Onun dışında İhsan Oktay’la olan uzun sohbetlerimiz sanatın kendisi üzerineydi. Kendisi de çizmeyi çok seven ve güzel çizen biri.” diyor.

    Ankara CerModern’de açılan sergide dev boyutlardaki panolarda kitaptan sayfalar ve ayrıntılar, çeşitli eskizler, açıklayıcı metinler, görsel öğeler sunuluyor. Onur Özmen’in sergi ve kitap için hazırladığı akustik beste, serginin fon müziği olarak dinlenebiliyor. Öner S. Biberkökü’nün hazırladığı, seslendirmesini Yekta Kopan’ın yaptığı ‘İlban Ertem Anlatıyor’ belgeseli ve Uğur Erbaş’ın teaser çalışması sergi süresince gösterilecek. Puslu Kıtalar Atlası, 26 Nisan’a Ankaralıları ve yolu Ankara’dan geçecekleri bekliyor.


    0 0

    Her yıl olduğu gibi bilet yokluğundan şikâyet eden festival seyircisine bu yıl akredite basın mensupları da eklendi. Festivale akredite basın mensuplarının bile bazı filmlere giremediği 34. İstanbul Film Festivali’nde bugünün programından bilet bulma ihtimaliniz olan bazı filmler var.

    Sinemaseverleri salon salon, hatta salon yetmezliğinden dolayı semt semt dolaştıran 34. İstanbul Film Festivali’nde bugünün proramı festivalciler için ‘Sophie’nin Seçimi’ kıvamında... Bütün dünyanın bir felaket senaryosu olarak beklediği nükleer savaş, Amerikalıların oryantalist algısı, seyirciyi Hırvatistan yollarında yakalayan gerilim veya 45 yıllık mutlu bir evliliği sarsan küçük bir mektup gibi sinemaseverleri ikilemde bırakacak birçok hikâye ve film var günün programında. Fakat içlerinden biri var ki aksiyonu, gerilimi, vicdani bakışı, toplumsal ve tarihi olayları hikâyesinde eritebilen, son dönemin en dikkat çekici ilk filmi.

    Britanyalı yönetmen Yann Demange’ın filmi, seyirciyi 1971 yılına, İrlanda’nın Belfast sokaklarına götürüyor. Bir ayaklanmayı durdurmak için yapılan askeri operasyonda birliği beklenmedik bir şekilde geri çekilmek zorunda kalınca, deneyimsiz İngiliz askeri Gary yanlışlıkla tek başına geride kalır. Öfkeli İrlandalılar arasında bir İngiliz olarak genç adamın Belfast sokaklarından canlı kurtulma çabasını anlatan filmin başrolünde, son dönemin yıldız adayı oyuncusu Jack O’Connell var. Demange, ustalıkla çekilmiş takip sahneleriyle gerilimi en üst seviyede tutarken, olayların politik arka planını da es geçmiyor.


    İstanbul Film Festivali’nde bugün

    ATLAS: 11.00: Savaş Kitabı / 13.30: İyi Br Yalan / 16.00: Azrail / 19.00: 71' / 21.30: 45 Yıl

    ATLAS 2: 16.00: Sihirli Kız / 19.00: Kelebeğin İzi / 21.30: Ah! Ne Tatlı Savaş

    BEYOĞLU: 11.00: Küçük Ölüm / 13.30: Küçük Karmaşa / 16.00: Güzelliğin Hanedanlığı/ 19.00: Hayalet / 21.30: Evvelden

    FERİYE: 11.00: Işıltılı Hayat / 13.30: Ölüler / 16.00: Victoria / 19.00: Ben Ölmeden Önce 21.30: Gizli Kusur

    REXX: 11.00: Aynasız / 13.30: Güeros / 16.00: Party Girl / 19.00: Manglehorn / 21.30: 45 Yıl

    REXX 2: 11.00: Can Dostum / 13.30: H. / 16.00: Kelebek /19.00: Harika Çocuk / 21.30: Sessiz Kalp


    0 0

    Film yapımcısı ve bir baba olan David Bond, çocukluğundan beri pek çok şeyin değiştiğinin farkında.

    Bir kere çocukları ekrana kilitlenmiş durumda ve dışarı çıkmak istemiyor. Tek istedikleri iPad, televizyon ve plastik oyuncaklar… Bond, çocuklarını dışarı çıkırabilmek için kendini Doğanın Reklamcılık Yöneticisi ilan ediyor ve reklamcılık ve açık hava uzmanlarıyla çalışarak İngiliz çocukları dışarı çıkarabilmek için ulus çapında bir proje başlatıyor. ‘Doğal Yaşam Projesi’ isimli film, bu olağanüstü çabanın eğlenceli hikâyesini anlatıyor. Bu ve bunun gibi 50 filmin daha bir araya geldiği Dağ Filmleri Festivali, 24 Nisan’da başlıyor. 30 Nisan’a kadar sürecek festivalin ev sahibi Beyoğlu Atlas Sineması. Dağ Kültürü Derneği tarafından düzenlenen ve doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarını bir araya getiren festivalde filmler; Ülkemizden, Dünyadan, Keşif Ruhu, Doğa-Çevre-İnsan, Su Dünyası, Bisiklet ve Kayak olmak üzere 7 başlık altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, kayak ve dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleri ve gezi, keşif ve insan hikâyeleri de yer alıyor. (www.dagfilmfest.org)


    0 0

    Garanti Bankası ve TÜRSAK Vakfı'nın işbirliğiyle bu yıl 12.si gerçekleştirilen Çocuk Filmleri Festivali, 13-15 Nisan tarihlerinde Manisa, 21-22 Nisan tarihlerinde ise Uşak'ta minik sinemaseverlerle buluşacak.

    Manisa'da gerçekleşecek ilk buluşmayı oyuncu Cansel Elçin sunacak. Festival, dünyanın en prestijli film festivallerinden Berlin Film Festivali'nde yarışan ve yönetmenliğini An Vrombaut'un yaptığı “Sevimli Zürafa” filmiyle açılış yapacak. Daha sonra, yönetmenliğini Katerina Maters ve Graeme Base'in yaptığı bol ödüllü “Cesur Kaptan”, farklı animasyonlarıyla dünya çocuklarının beğenisini kazanan “Büyülü Evler” başta olmak üzere dünyanın 20'den fazla ülkesinden gelen filmlerle devam edecek. Gösterilecek filmler, önceki yıllarda olduğu gibi masalcı abla ve ağabeyler tarafından seslendirilecek. Festival kapsamında gerçekleştirilecek yarışmayla, festivalin “En İyi Film”ini, her yıl olduğu gibi, yaşları 6-9 arasında değişen “Çocuk Jürisi” seçecek. Film gösterimlerine çocuklar aileleriyle birlikte ücretsiz katılabilecek.


    0 0

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından on sekiz yıldır Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali’nin 22.sinin biletleri 11 Nisan Cumartesi sabah 10.00’dan itibaren satışa çıkacak.

    Cazın önde gelen isimlerini İstanbul’da ağırlayacak 22. İstanbul Caz Festivali kapsamında on beşten fazla mekânda, 35’in üzerinde konser gerçekleştirilecek. Festivale Joan Baez, Jools Holland, Marcus Miller, Melody Gardot, Tigran Hamasyan, Roberto Fonseca, Fatumata Diawara, Tord Gustavsen, Masha Vahdat ve Emin Fındıkoğlu’nun aralarında olduğu 250’den fazla yerli ve yabancı sanatçı katılacak.


    0 0

    Hem ülkemizde hem de dünyada nitelikle eleştiri ve eleştirmen azlığı sık dile getiriliyor. Eleştiri kurumunun gücünü yitirdiği, eleştirel metinlere yer veren mecraların azaldığı da konuşulmakta.

    Fakat bu eksilmenin içinde dikkat çeken bir nokta var, üretimin erkek egemen bir alanda ilerlemesi. Amerika merkezli Vida adlı kuruluş, bu hararetli tartışmayı bir zemine döküp 2010'dan bu yana kadının edebiyat eleştirisindeki yerini ‘rakamlarla' belirliyor. Her yıl edebiyat dergilerini tarayan kurum, 2014 rakamlarını geçtiğimiz hafta açıkladı. Önceki yıllara oranla yeni bir gelişmenin olmadığını söylemek lazım, zira eleştiride erkek egemenliği hâlâ hüküm sürüyor.

    The Paris Review, Atlantic, New Yorker, London Review of Books, Times Literary Supplement ve Granta gibi edebiyat dergilerinin aralarında bulunduğu dünya çapında on beş yayına odaklanan Vida'nın araştırmasında rakamlar şaşırtıcı değil. Britanya'nın en önemli edebiyat dergilerinden biri olan London Review of Books geçtiğimiz yıl 527 erkek yazara ve eleştirmene yer verirken, kadın yazar ve eleştirmen sayısı ise 151. Diğer dergilerdeki veriler ise şöyle: The New York Review of Books: 677 erkek, 242 kadın; The New York Times: 909 erkek, 792 kadın; Nation: 469 erkek, 193 kadın. Özellikle Britanya'da satılan kitapların üçte ikisini kadınların aldığı gerçeğini bir kenara yazdığımızda eleştiride kadının görünmezliği daha da şaşırtıcı bir hale bürünüyor.

    Rakamlar önceki yıllara göre kıyaslandığında ise 15 edebiyat dergisinin 14'ünde kadın yazar ve eleştirmenlerin sayısında bir artış olduğu gözüküyor. Dergilerin editörleri kendilerine gelen yazılarda herhangi bir ayrım yapmadıklarını, eleştirinin niteliğine odaklandıklarını aktarıyor. Vida'nın geçtiğimiz yıllardaki rakamlarından sonra, kimi yazarlar bu durumu kadın eleştirmenlerin kendilerini erkekler kadar öne çıkarmamasına bağlamıştı.

    Vida'nın kurucularından Erin Belieu ise rakamlara dikkat çekmekten öte yayın dünyasında böyle bir bilincin oluşmasını istediklerini söylüyor. Rakamları yayımladıkları bu beş yıllık süreçten sonra dergilerde kadın-erkek dengesinde çeşitli değişikliklerin yaşandığını belirten Belieu, edebiyat dergilerinin doğasında bu cinsiyetçi yaklaşımın maalesef olduğunu aktarıyor. Söz konusu edebiyat dergilerinin uzun yıllardır aynı editörler tarafından yönetildiğini dile getiren Belieu, yeni kuşağın ise farklı bir deneyim ve bakış açısıyla geldiğini söylüyor. Ülkemizde yayımlanan edebiyat dergileri konusunda yapılacak bir araştırmanın farklı bir sonuç getirmeyeceğini söylemek çok zor olmaz. Nitelikli eleştirinin gittikçe azaldığı sorununa erkek-kadın eşitliği açısından bakmak da bir özeleştiri niteliğinde olabilir. (www.vidaweb.org)


    0 0
  • 04/07/15--21:25: Borusan, yeni sezona hazır
  • Borusan Sanat, 2015-2016 sezonunu açıkladı. Çok sayıda konserin gerçekleştirileceği yeni sezonda Amerikalı bestecilerin ön plana çıkarıldığı tematik festival göze çarpıyor.

    Borusan Kültür Sanat, artık yenilenen ismiyle ‘Borusan Sanat', 2015-2016 sezonunu dün Müzikevi'nde düzenlenen toplantıyla açıkladı. Önümüzdeki sezon dinleyiciyi çok sayıda sürpriz bekliyor ama bunların içinde belki de en önemlisi Amerikalı bestecilerin aralık ayında düzenlenecek konserleri etkisi altına alması olacak. Her yıl farklı bir temayla yola çıkan Borusan'ın bu defa tematik festival için Amerika'yı odağa yerleştirmesinin sebebi ise bestecilerinin çok tanınmaması…

    Bang On A Can All-Stars-1

    Önce Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın (BİFO) programıyla başlayalım. Kesinleşen programa göre sezon boyunca 13 konser verecek orkestra, 2016 yılının Şubat ayında Avrupa turnesi gerçekleştirecek. Viyana'dan başlayarak, Frankfurt, Nürnberg, Münih'in de dâhil olduğu altı şehirde düzenlenecek konserlerde BİFO'ya keman virtüözü Vadim Repin ile genç keman sanatçısı Nemanja Radulovic eşlik edecek.

    Glass'ın yeni bestesine Avrupa prömiyeri

    Borusan Sanat'ın bu sezondaki önemli sürprizlerinden biri, dünyanın en önemli bestecilerinden Philip Glass'ın yeni bestesinin Avrupa prömiyerinin Türkiye'de yapılacak olması. Katia ve Marielle Labeque piyano ikilisinin solist olduğu bu konsere Gürer Aykal'ın yönetimindeki BİFO eşlik edecek. Los Angeles Filarmoni Orkestrası, Orchestre de Paris, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Göteborg Senfoni Orkestrası, İspanya Ulusal Orkestrası'nın ortak siparişi olan bu yapıtın dünya prömiyerini Los Angeles Filarmoni Orkestrası yapacak. İstanbul’daki prömiyerin tarihi ise 19 Kasım.

    BİFO, sezonun açılış konseri için de özel bir program hazırladı. Finlandiya'nın en önemli bestecilerinden Jean Sibelius'un doğumunun 150. yılı olması vesilesiyle, keman virtüözü Sarah Chang'in solistliğinde (ki bestecinin en zor yapıtlarından biri olan keman konçertosunu seslendirecek), tamamı Sibelius'un bestelerinden oluşan bir Sibelius akşamı tasarlandı. Günümüzün yaşayan en önemli bestecilerinden 81 yaşındaki Polonyalı Krzystof Penderecki de önümüzdeki sezon Borusan’ın misafiri. Penderecki'nin bestelerinden oluşan 21 Nisan'daki konserin solisti çellist Laszlo Fenyoe olacak; ustanın kendisi ise bu konserin şefliğini üstlenecek.

    Yeni sezondaki tematik festivalde Amerikalı bestecilere ağırlık verileceğini söylemiştik. BİFO'nun her yıl aralık ayında gerçekleştirdiği tematik festival bu yıl “Batı Yakasının Hikâyesi” adıyla, 12–23 Aralık tarihleri arasında yapılacak sekiz konseri kapsıyor. Festival, efsane şef ve besteci Leonard Bernstein'ın kızı Jamie Bernstein'ın piyano eşliğinde anlatıcı olarak yer aldığı “Leonard Bernstein: Anniversaries” adlı etkinlikle Borusan Müzik Evi'nde başlayacak. George Gershwin (1898-1937), Leonard Bernstein (1918-1990), Aaron Copland (1900-1990) ve John Adams (1947-) gibi Amerikalı bestecilerin eserlerini ise on gün boyunca Güher & Süher Pekinel, Kit Armstrong, Bang On A Can All-Stars, Evelyn Glennie, Hezarfen Ensemble, sa.ne.na ve Nicolas Alstaedt seslendirecek.

    Güher & Süher Pekinel

    Bu sezonun bir diğer önemli etkinliği ise Vincenzo Bellini'nin yazdığı Norma operasının 40 yıllık aradan sonra yeniden İstanbullu müzikseverlerle buluşacak olması. BİFO'nun her yıl Leyla Gencer anısına düzenlediği bu etkinlikte, Norma'nın konser versiyonu seslendirilecek. (www.borusansanat.com)


    0 0

    Koç Üniversitesi Tiyatro Kulübü tarafından bu yıl 14.’sü gerçekleştirilecek Sevgi Gönül Tiyatro Günleri 13 Nisan’da başlıyor. Tehlikeli Yakınlaşmalar’dan, Dövüş Gecesi’ne, Guguk Kuşu’ndan, “Bir Yaz Gecesi Rüyası”na ve ‘Bahar Noktası’na kadar pek çok oyunun sahneleneceği festival 20 Nisan’da sona erecek.

    Koç Oyuncuları tarafından 13 Nisan Pazartesi günü sahnelenecek Shakespeare’in ünlü ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın Can Yücel tarafından çevirisi ‘Bahar Noktası’ isimli oyunla başlayacak olan Tiyatro Günleri, 14 Nisan Salı günü saat 17.30’da Bilgi Ãœniversitesi’nin ‘Lotte Naapsın?’ı ve 20.00’de İkincikat Tiyatro’nun ‘Poz’ isimli oyunuyla devam edecek. 15 Nisan Çarşamba günü saat 17.30’da Beykent Ãœniversitesi’nin ‘Umut’ isimli oyunu, 20.00’de Mava Stüdyosu’nda ise seyircinin oylarıyla yol alan ve yön değiştiren ‘Dövüş Gecesi’ sahne bulacak. 16 Nisan Perşembe ise Doğuş Ãœniversitesi’nden ‘Köprüden Görünüş’ ve başrollerinde Oktay Kaynarca, Deniz Uğur, Galip Erdal, Tuba Ãœnsal, Levent Can, Kevork Türker ve Kayhan Yıldızoğlu'nun olduğu 20 kişilik dev kadrosuyla ‘Guguk Kuşu’ tiyatro severlerle buluşacak. 17 Nisan Cuma günü Galatasaray Ãœniversite’sinden ‘Andorra’ ve ‘Hazır Giyim’ adlı iki farklı oyunun izleneceği Tiyatro Günleri, 20 Nisan Pazartesi günü Oğuz Atay’ın kitabından uyarlanmış ‘Tehlikeli Oyunlar’ adlı oyun ve Özyeğin Ãœniversitesinin oynadığı Yılmaz Erdoğan’ın yazdığı “ Haybeden Gerçeküstü Aşk” ile son bulacak.

    14. Sevgi Gönül Tiyatro Günleri Programı:

    13 Nisan - Koç Oyuncuları - "Bahar Noktası"

    14 Nisan - Bilgi Ãœniversitesi - "Lotte Naapsın?"

    14 Nisan - ‟Poz‟*

    15 Nisan - Beykent Ãœniversitesi - "Umut"

    15 Nisan - ‟Dövüş Gecesi‟**

    16 Nisan - Doğuş Ãœniversitesi- "Köprüden Görünüş"

    16 Nisan - ‟Guguk Kuşu‟*

    17 Nisan - Galatasaray Ãœniversitesi - "Andorra"

    17 Nisan - Galatasaray Ãœniversitesi - "Hazır Giyim"

    20 Nisan - "Tehlikeli Oyunlar"*

    20 Nisan - Özyeğin Ãœniversitesi-“Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar”

    ***Festival kapsamında Poz, Dövüş Gecesi, Guguk Kuşu ve Tehlikeli Oyunlar adlı gösteriler ücretlidir ve saat 20.00’da başlayacaktır. Diğer oyunlar 17.30’da Öğrenci Merkezi B328’de oynanacaktır. **Dövüş Gecesi Mava Stüdyo’da 20.00’da başlayacaktır. Biletler tixbox.com üzerinden satılacaktır.


    0 0

    Sabancı Vakfı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları işbirliğiyle düzenlenen 17. Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, 3’üncü haftasında da yerli ve yabancı tiyatro topluluklarının oyunlarını sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor.

    13, 14, 15 Nisan’da Tiyatro Adam’ın Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı Adana Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nde saat 20.00’de izlenebilir. Festivalde ağırlanan yurtdışı topluluklarından Portekiz Dobrar Mask Tiyatrosu da yaşlı bir kadının içinde sakladığı anıları anlatan Goda adlı oyunuyla 16 ve 17 Nisan’da yine aynı sahnede olacak. Sivas Devlet Tiyatrosu’nun 18-19 Nisan’da Adana Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi’nde sahneleyeceği Kanlı Düğün, İspanyol yazar Federico Garcia Lorca’nın “Köy Trajedileri Üçlemesi”nin ilk oyunu. 1932’de yazılan oyun aşk, özgürlük gibi insan doğasına ait kavramların töreyle, toplumsal kurallarla çatışmasını ve bu çatışmanın neden olduğu yıkımı ele alıyor. Festivalin İstanbul ayağı olan Sabancı Üniversitesi’nde ise 13 Nisan akşamı saat 20.00’de Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından Kafesten Bir Kuş Uçtu (Guguk Kuşu) adlı oyun sahnelenecek. Oyunda tutuklu olduğu cezaevinde çalışmaktan kurtulmak için deli taklidi yaparak güvenlik önlemlerinin az olduğu bir akıl hastanesine sevk edilen McMurphy adlı mahkûmun geçirdiği zaman konu ediliyor.


    0 0

    Jürisinde Prof. Dr. Yekta Kara, Salzburg Devlet Operası Genel Müdürü Carl Philip von Maldeghem, Nürnberg Operası Genel Müdürü Peter Theiler ve Karlsruhe Operası Genel Müdürü Peter Spuhler yer aldığı, Türkiye’nin opera alanındaki ilk ulusal yarışması olan 17. Siemans Opera Yarışması’na başvurular başladı.

    Profesyonel opera sanatçısı olsun olmasın, kendine güvenen her opera severin katılabileceği yarışmanın başvuruları www.siemens.com.tr/opera adresli internet sayfası üzerinden 5 Haziran’a kadar devam ediyor. Ön elemelerin 9 Haziran’da olacağı yarışmada, yarı final 10 Haziran’da, final ise 11 Haziran’da gerçekleştirilecek. Yarışma kapsamında dereceye girenler 12 Haziran Cuma günü düzenlenecek olan törende açıklanacak. Yarışmanın birincisi Almanya’daki Karlsruhe Operası’nda bir yıllık burs ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 4 aylık Almanca bursunun sahibi olacak. Yarışmanın ikincisi Avusturya Salzburg Mozarteum Müzik Akademisi’nde 1 yıllık burs ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 2 aylık Almanca bursu kazanırken, yarışmanın üçüncüsü ise Avusturya Salzburg Mozarteum Müzik Akademisi'nde 6 haftalık yaz bursuna katılma fırsatını elde edecek.


    0 0

    Karanlık bir cinayetle katledilen Türk edebiyatının usta kalemi Sabahattin Ali'nin edebiyatçı, sanatçı ve aydın kimliği ile öğretmen kimliğini bir araya getirmek için geçtiğimiz şubat ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından açılan Sabahattin Ali Edebiyat Okulu, ilk mezunlarını veriyor.

    Öğrenciler, sertifikalarını, 11 Nisan Cumartesi günü saat 14.00'te İstiklal Caddesi'ndeki Anadolu Medeniyetleri Araştırmaları Merkezi'nde (ANAMED) yapılacak törenle alacak. Törenin ardından Sabahattin Ali Edebiyat Okulu Genel Koordinatörü Sevengül Sönmez'in Sabahattin Ali'nin eserleri üzerine vereceği son dersle öğrenciler, programı tamamlamış olacak. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nün Yazarlar Okullarda projesi kapsamında uygulanmaya başlanan ve protokolü 19 Mart 2015 tarihinde imzalanan Sabahattin Ali Edebiyat Okulu'nun öğrenciler için düzenlenen sertifika programının ilk bölümü Şubat ayında başladı. ANAMED'de cumartesi günleri yapılan bu okul kapsamında edebiyatın tüm alanları incelendi. Dersler sayesinde liseli gençler öykü, roman ve eleştiri üzerinde düşünmek ve okumak için alanında öncü isimlerle bir araya geldi. Sabahattin Ali Edebiyat Okulu'nun öğrenciler için ikinci, eğitimciler için ilk dersler ise 25 Nisan'da başlayacak.


older | 1 | .... | 278 | 279 | (Page 280) | 281 | 282 | .... | 375 | newer