Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 275 | 276 | (Page 277) | 278 | 279 | .... | 375 | newer

    0 0
  • 03/26/15--03:43: CHP’den AKM sorusu
  • CHP Kültür Sanat Platformu, bir önergeyle Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’e AKM’nin akıbetini sordu. Platform üyesi Tekirdağ milletvekili Candan Yüceer dün Çelik’in cevaplaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na sunduğu önergede şunlar yer aldı:

    75 milyon nerede?

    “7 yıldır kapalı olan, polis karargahına dönüştürülen AKM içi boş, camları kırık ve atıl bir halde onarılmayı beklemektedir. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın, AKM için ayırdığı 75 milyonluk bütçenin akıbeti de bilinmemektedir. Bu bütçenin ayrılmasının üzerinden 5 yıl geçmiştir. Bu para nereye kullanılmıştır?

    Kurul kararına neden uyulmadı?

    Koruma Kurulu’nun 31 Aralık 2009’da AKM’nin mevcut haliyle onarımı yolunda aldığı karara neden uyulmamıştır? AKM’nin onarımı için çeşitli bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütlerinden ne kadar gelir elde edilmiş, nelere sarf edilmiştir?

    Polis işgali ne zaman bitecek?

    AKM’de yaşana n fiili polis işgali ne zaman bitirilecektir? Polis işgali altında bir yenileme gerçekleştirilmesi mümkün müdür? Halka ve sanatçılara ait olan malzemeleri talan edilen, halka ve hazineye ait arsası işgal edilen ve yıllardır kullanılmaz halde tutulan AKM’nin yeniden İstanbul’a ve sanata kazandırılması düşünülmekte midir? Düşünülüyorsa bunun için ne kadar süre ve bütçe öngörülmektedir?


    0 0
  • 03/26/15--03:00: Cazın sesi gür çıkacak
  • İstanbul Caz Festivali, dopdolu bir programla geliyor. Joan Baez’den Marcus Miller’a, Melody Gardot’dan Tigran Hamasyan’a dünyaca ünlü isimlerin ağırlanacağı festival, 27 Haziran’da kapılarını müzikseverlere açacak.

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Caz Festivali, bu yıl 22. kez cazseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 27 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin programı önceki akşam Martı Otel’de düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. Her ne kadar programın tamamı açıklanmasa ve bazı sürprizler saklansa da, şimdilik belli olan isimler heyecan uyandırmaya yetecek nitelikte.

    FESTİVALDE YILDIZLAR GEÇİDİ

    Bu yılki festivalin en büyük sürprizi kuşkusuz 74 yaşındaki Amerikalı folk şarkıcı Joan Baez. Şimdiye dek otuzun üzerinde albüm kaydı yapan ve üç oktavlık sesiyle dünyaca bilinen folk müziğinin sembol ismi Baez, 11 yıl sonra yeniden ülkemizde bir konser verecek. 1 Temmuz Çarşamba akşamı Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenecek konserde Baez, Diamonds & Rust, Donna Donna, Queen of Hearts gibi kendi hitleri ve yeniden hayat verdiği House of The Rising Sun, Let it Be, Forever Young gibi klasikleri seslendirecek. Festivalin ağırlayacağı önemli isimlerden bir diğeri de kendisini burada görmeye alışık olduğumuz Amerikalı caz sanatçısı Marcus Miller. 2 Temmuz’da yine Cemil Topuzlu’da gerçekleşecek bu konserde Miller müzikal mirasının kaynağına dönerek, siyahî; müziğin izlerinden aldığı ilhamla gerçekleştirdiği 10. albümü “Afrodeezia”nın turnesi kapsamında izleyiciyle buluşacak.

    İstanbul’daki ilk konserini verecek bas virtüözü Charnett Moffett de festivalin önemli isimlerinden. 30 yılı aşkın müzik hayatında Wynton Marsalis, McCoy Tyner, Ornette Coleman gibi pek çok önemli isme eşlik ederek 200 kayıtta yer alan Moffett, yeni projesi NettWork’le 3 Temmuz Cuma akşamı Sakıp Sabancı Müzesi’nde sevenleriyle buluşacak. 2009 ve 2013 yılında İstanbul Caz Festivali’yle İstanbullu müzikseverlerle bir araya gelen Melody Gardot da festivalde takip edilmeye değer isimlerden. 6 Temmuz Pazartesi akşamı Sepetçiler Kasrı’nda gerçekleşecek konserde şarkıcı, kim bilir belki bir sürpriz yapıp haziran ayında çıkacak albümünden bir şarkı da seslendirir.

    İRAN’DAN MAHSA VAHDAT GELİYOR

    Ajandalara şimdiden not edilmesi gereken bir diğer etkinlik ise “Ustalarla Buluşmalar” başlığı altında İranlı sanatçı Mahsa Vahdat, Norveçli piyanist Tord Gustavsen ve vurmalı çalgılar ustası Fahrettin Yarkın’ın bir araya geldiği konser. 2006 yılından bu yana Türk müziği ile benzer kaynaklardan beslenen dünyaca ünlü sanatçıları, ülkemizden usta isimlerle yeni ve özgün üretimler sergilemek üzere bir araya getiren bu program, 9 Temmuz Perşembe akşamı İstanbul Erkek Lisesi bahçesinde gerçekleştirilecek. 1987 Ermenistan doğumlu genç müzisyen Tigran Hamasyan, iki özel konserle festivalin konuklarından. Hamasyan’ın geleneksel Ermeni müziğini yorumladığı ilk konseri 30 Haziran Salı akşamı Aya İrini Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Oda korosu projesi olan “Luys i Luso” başlıklı konserde usta piyaniste Harutyun Topikyan yönetimindeki Erivan Devlet Oda Müziği Korosu eşlik edecek. Dünyanın 100 farklı kilisesinde icra edilecek projenin eylül ayında ECM etiketiyle albümü de yayınlanacak. Hamasyan, ertesi akşam Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda trio’suyla hareketli ve melodik bir caz akşamı için ikinci kez cazseverlerle buluşacak.

    YAŞAM BOYU BAŞARI ÖDÜLÜ EMİN FINDIKOĞLU’NA

    Festivalin “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” ise bu yıl 75 yaşındaki caz müzisyeni, aranjör ve besteci Emin Fındıkoğlu’na takdim edilecek. Festivalin ilk konseri 27 Haziran Cumartesi akşamı Avusturya Başkonsolosluğu’nun Yeniköy’deki Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde, Fındıkoğlu’nun ilk kez seslendirilecek bestelerine de yer verdiği yeni projesi “Emin Fındıkoğlu+12” konseri ve ödül töreniyle gerçekleştirilecek. Burada bahsedemediğimiz 15’i aşkın farklı mekânda 250’den fazla yerli ve yabancı sanatçı ile 35’in üzerinde konser için caz.iksv.org’u ziyaret edebilirsiniz.


    0 0
  • 03/27/15--07:00: Geçmişten gelen mektup
  • Gerçek bir hikâyeden esinlenen “Danny Collins”, yaşı ilerlemekte olan bir rock yıldızının, aldığı bir mektubun ardından hayatının nasıl olabileceğini öğrenmeye karar vermesinin üzerine kurulu hikâyesiyle dikkat çekiyor.

    Parlak dönemine ait şarkılarının sefasını süren şarkıcı Danny Collins için görünüşte her işi yolunda gider. Fakat yıllarca yorucu bir hayat sürmesi ve her gece aynı şarkıları seslendirmesi zamanla olumsuz etkilerini gösterir. İşte tam bu sırada menajeri kendisine 40 yıl önce John Lennon tarafından yazılan ve Danny’nin eline asla ulaşmayan mektubu ona verdiğinde işler farklılaşır.


    0 0

    İrfan Yalçın’ın “Fareyi Öldürmek” adlı romanından yola çıkılarak senaryolaştırılan film, bu hafta vizyona giren yerli filmlerden.

    Gazeteci-yazar Nuri’nin, uzun yılların ardından doğup büyüdüğü taşra kentine geri dönmesini konu alan öykü, yazarın eski dostu Sabri ile buluşmasının ardından oldukça karanlık bir hal almaya başlar. Tek amacı babasından kalan bir bahçeyi satarak yeniden İstanbul’a geri dönmek olan Nuri, eski dostu Sabri ile karşılaştıktan sonra ilginç bir hesaplaşma içine girerler.


    0 0

    İlki 1980-81 tiyatro sezonunda verilen İsmail Dümbüllü Ödülü’nün 35.si bu yıl, William Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı oyunundaki performansından dolayı Yavuz Şeker’e verildi.

    Tören bugün saat 13.00’te Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda yapıldı. Ancak Şeker adına ödülü eşinin yeğeni Ferhat Kozcaz aldı. Çünkü kendisi 12 Mart'tan bu yana ileri derecede zatürre ve koah hastalığı nedeniyle Şişli Etfal Hastanesi’nde tedavi görüyor. Şeker’in eşinin yeğenine ödülü oyuncu Ahmet Saraçoğlu takdim etti.

    Ödül töreninin ardından açıklama yapan Kozcaz, Yavuz Şeker'in, yaklaşık 20 senedir kronik bronşit hastası ve insülin iğnesi kullanan bir şeker hastası olduğunu belirtti.Yaklaşık onbeş gün kadar önce yüksek ateş ve öksürük şikayetleri nedeniyle hastaneye kaldırılan Şeker'in yoğun bakımda tedavi altında olduğu için ödül törenine gelemediğini aktaran Ferhat Kozcaz, tedavi sürecini şu sözlerle anlattı: ''Hastanın ateş ve öksürük şikayetleri 12 Mart'ta başladı. Eşi Satiye Şeker ile yaşamakta olan hastanın durumu ağırlaşınca, Satiye Şeker yiğeni Ferhat Kozcaz'ı aradı ve 3 Mart Pazar gecesi Şişli Etfal Acil servisine gittik. Hastanın ateşi kontrol altına alındı ve ilaçlar yazıldı. Hasta sabah taburcu edildi ve şikayetleri tekrar etmeye başladı bunun üzerine Çarşamba günü hasta, kontrole gittiği Cerrahpaşa Hastanesine gitmek istedi ve oranın aciline başvurduk, doktor bey hastayı muayne etti ve ateşini kontrole aldıktan sonra reçetesi yenilendi sonra taburcu edildi. Hastanın durumunda iyileşme gözlenmedi ve 22 Mart'ta ambulans ile Şişli Etfal'e kaldırıldı. Hasta enfeksiyon servisinde zatürre teşhisinden tedavi görür iken öksürüğe bağlı olan kalp zorlanmasından kardiyak arrest geçirdi 26 Mart'ta doktorların çabası ile hasta hayata döndürüldü. İlk 24 saati yogun bakımda geçirdi ve hastanın bilinci yerine geldi. Hastanın durumu kritikliğini devam ettirmekte ve tedavisi yogun bakımda tedavi etmektedir.''


    0 0

    Dün ‘Dünya Tiyatro Günü’ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu tarafından Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde müzikle kutlandı.

    Yapılan kutlama brunch ile başlarken Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu’nun Demet Taner’in yazdığı ‘Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni okuması ile devam etti. Canlı müziğin eşlik ettiği kutlama, usta oyuncular Zihni Göktay’ın ‘Lüküs Hayat’ı ve Toron Karacoğlu’nun ‘Şarkılar Seni Söyler’ adlı şarkıları seslendirmesi ile keyiflendi. Yazıcıoğlu, yeni sezon oyunları için bir de tüyo verdi: Toron Karacoğlu Nedret Güvenç ile birlikte ‘Aşk Mektupları’ adlı oyunu oynayacakmış. Kutlamaya katılanlar arasında Handan Ertuğrul, Demet Taner, Zihni Göktay, Toron Karacaoğlu, Nedret Güvenç, Sezai aydın, Nergis Çorakçı, Arda Aydın, Güzin Özyağcılar, Özge Özder gibi oyuncular vardı.


    0 0

    Yeşilçam'ın unutulmaz karakterlerinden biridir ‘Vecihi'. Hatta adını aldığı pilotumuz Vecihi Hürkuş'u da, ait olduğu film olan "Gülen Gözler"i de hatırlanmakta geride bırakmıştır.

    Bir pilot ve âşık olduğu kızı kendisine vermeyen zalim bir baba… Bugün gösterime giren "Güvercin Uçuverdi" filmi, sinemamızın yüzüncü yılını geride bıraktığı bugünlerde konusu itibarıyla "Gülen Gözler"e selama duruyor. Senaristliğini ve yönetmenliğini Selami Genli, Onur Koçal ikilisinin üstlendiği "Güvercin Uçuverdi", vizyonda sıkça rastladığımız komedi filmlerinden biri. Tam da bu amaca yönelik 'güldürsün' diye filmin başrolüne son zamanların beğenilen komedyenlerinden Atalay Demirci seçilmiş. Bir sinema filminde ilk kez kamer karşısına geçen Demirci'ye Ali Erkazan, Salih Kalyon, Zerrin Sümer, Ayşen Gruda gibi ustalar oyuncular ve Tuvana Türkay, Gökhan Yıkılkan gibi isimler eşlik ediyor.

    Atalay Demirci filmde, Yüksel Güvercin karakteri ile pilot olma hayalleri kuran bir otobüs şoförünü oynuyor. Pilotluk tutkusu ile yatıp kalkan, pilot kıyafeti ile şoförlük yapan Güvercin, bununla yetinmeyip kör olan annesini de pilotum diye kandırır. Güvercin, pilotluk sınavlarına defalarca girmesine rağmen başarılı olamamıştır. Bir de âşık olduğu fakat babasının evlenmelerine izin vermediği kadın vardır: Sema Taşkın. Sema'nın babası emekli başkomiser Sezai Taşkın, hostes olan kızının bir pilotla evlenmesini ister, bu yüzden de Yüksel'i bir türlü damat olarak kabul etmez. Filmin kahvehane atışması sahnesinde tanıdığımız kötü adam Sümük Turgut ise pilottur ve baba için kızına ideal eştir. Bu iki sebepten ötürü Yüksel, Turgut'tan nefret eder. Tahmin edersiniz ki her Türk filminde olduğu gibi âşıklar başta kavuşamaz çünkü baba kızını Turgut'a vermiştir. Bu duruma sessiz kalamayan Gülizar Ana'nın ‘kankası', Kore gazisi, eski pilot Sensei Kamil devreye girer ve Yüksel'e pilotluk sınavı için gerekli olan tüm eğitimleri verir. Fakat Yüksel Güvercin girdiği pilotluk sınavında bu kez de başarılı olamayınca Sema ile kaçmaya karar verirler. Bu girişimde de Sema'nın babası tarafından yakalanan ikilinin daha pek çok engeli aşması gerekecektir.

    Kör annesini Amerika'ya ameliyata götüren Yüksel, havaalanında Sema ile karşılaşır. Sema'nın nöbette olduğunu bir arkadaşı rahatsızlanırsa onun yerine uçuşa gideceğini öğrenen Sensei Kamil, duruma hemen el atar ve uçuşa Sema'nın gelmesini sağlar. Uçuş sırasında pilotu bayıltan Kamil, Yüksel'in uçuşu devam ettirmesine fırsat oluşturur. Sonrasında olanlar olur, inişi gerçekleştiren Yüksel bir anda kahraman ilan edilir. Aynı zamanda Sema'nın hayatını da kurtarmış olması baba Sezai'nin gözünde her şeyi değiştirir.

    Tüm bunlar yaşanırken Yüksel'in yanında hep can yoldaşı Aydın vardır. Gökhan Yıkılkan, Aydın rolünde başarılı bir oyunculuk çıkarıyor ve seyircinin ilgisine mazhar oluyor. Atalay Demirci, kendisi için yeni bir serüven olan oyunculuk sınavından başarıyla çıkıyor. Diğer oyunculara gelince; film boyunca üç-dört sahnede gördüğümüz Ayşen Gruda, 'varlığı yeter' dedirtiyor. Genç oyuncu Tuvana Türkay da rolünün hakkını veriyor. Sezai Taşkın rolündeki Salih Kalyon, Barış Manço tutkusuyla izleyiciyle duygusal bir bağ kuruyor. Sonuç olarak, "Güvercin Uçuverdi" yakın zamanda pek çok örneğini gördüğümüz komedi filmlerinden farklı bir yol izleyerek, nostaljiye yaslanan sahneleriyle duygusal yanı ağır basan bir eğlencelik sunuyor.


    0 0

    İlki 1980-81 tiyatro sezonunda verilen İsmail Dümbüllü Ödülü’nün 35.si bu yıl, William Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı oyunundaki performansından dolayı Yavuz Şeker’e verilecekti.

    Tören bugün saat 13.00’te Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda yapılacak. Ancak Şeker, törene katılamıyor. Çünkü kendisi onbeş gündür ileri derecede zatürre ve koah hastalığı nedeniyle Şişli Etfal Hastanesi’nde tedavi görüyor. Oyuncu dün kalbi durunca yoğun bakıma alındı, 48 saat müşahede altında tutulacak. Yavuz Şeker’in ağabeyi Yılmaz Şeker, “Aşağı yukarı 15-20 gündür şikâyetleri vardı fakat beş gün önce hastaneye geldik. Epeyce bir sağlık sorunu yaşıyordu. Şeker, hepatit, zatürre, akciğer enfeksiyonu, kan pıhtılaşması... Şu anda biz de yanında değiliz. Doktorlar hepimizi eve gönderdi. Allah’tan ümit kesilmez, iyileşmesini bekliyoruz.” dedi.


    0 0

    2015 Dünya Tiyatro Günü bildirisini bu sene Polonyalı yönetmen Krzysztof Warlikowski ile Türkiye'den Demet Taner yazdı. Ülkemizde 27 Mart Dünya Tiyatro Günü programlarını her yıl ITI-UNESCO Türkiye Merkezi düzenliyor.

    Muhsin Ertuğrul’un kurduğu merkezin ikinci başkanı bu yıl doğumunun yüzüncü yılını kutladığımız Haldun Taner’di. 2015’in “Haldun Taner Yılı” ilan edilmiş olması dolayısıyla bu yılın bildirisini onun eşi Demet Taner’in hazırlaması uygun görüldü.

    DEMET TANER'İN BİLDİRİSİ

    Bugün Dünya Tiyatro Günü.

    Tiyatrolar bu akşam kapılarını izleyicilerine ücretsiz açıyorlar.

    Fikirlerine saygı duyulan, söyleyecek sözü olan, tiyatroyu bilen kişiler, her yıl hazırladıkları bildirilerle tiyatronun önemini seyirciyle paylaşıyorlar.

    Bu yıl ise bu onurlu görev, Haldun Taner’in doğumunun 100. yılını kutlamamız dolayısı ile bana verildi.

    Sanat olmasaydı, yaşamı güzelleştirmenin ve zorluklarına katlanabilmenin ne kadar güç olacağını düşünüyorum. Bütün olumsuzlukların, çirkinliklerin, sömürünün, çağlara göre şekil değiştirse de hep var olduğuna, insanlık onurunu korumanın, geleceğe olan inancın, sanatla ve sanata gönül vermiş insanlarla, bir panzehir gibi etki yaptığına, onların varlığıyla insanlık yürüyüşünün anlam kazandığına inanıyorum.

    Tiyatro neden önemli: Çünkü, Haldun Taner in deyişiyle “Tiyatro, uygarlığı, bütün yurt sathına ulaştıran çok etkin bir sanat dalı“ da ondan.

    Bir oyununun ön sözünde şunları söylüyor:

    “Tiyatro elbet insanlığın ortak malı. Tiyatro tarihi her ulusa ortak ve zengin bir birikim sağlıyor. Ama her ulus da ona yüzyıllar boyu kendi özelliğinden katkılarda bulunmuş, bulunuyor. Tiyatro alanındaki yeni görünen yolların çoğu işte hep bu eski ve yeni yöresel katkılardan doğuyor.”

    Tiyatro; yüzümüze tuttuğu aynada kendimizi görmemizi, anlamamızı, yalnızca bizim mi, tüm insanlığın sorgulanmasını sağlar. Kendi toplumunun yanlışlarına parmak basarken, insana yönelir, insanı anlatırken insanlığa seslenir. Dünyanın en küçük bir ölçeği olan sahneden, insandan insana, oyuncudan seyirciye geçen duygu ve düşüncelerle, seyirciyle bütünleşir. Onun için seyirci tiyatronun olmazsa olmazıdır. Bütün bunların olabilmesi için ise; eleştirel aklın, özgür düşüncenin var olması gerekir.

    Sanatın kökleri, İlk Çağlardaki ilkel insanın dünyasına kadar uzanıyor. Bugünün tiyatrosu ise, Antik Yunan’dan bu yana yıllardır varlığını sürdürüyor. Bizim tiyatromuz, geçmişten geleceğe doğru yol alırken, Cumhuriyetin kazanımları ve Atatürk’ün sanata, kültüre ve sanatçıya verdiği değerle zenginleşmiş.

    Dünya hızla değişiyor. Ama insanın gereksinmeleri hiç değişmiyor. Benzerliklerimiz ve farklılıklarımız, inançlarımız ve düşüncelerimiz, bir anlamda zenginliğimizi yaratırken, aslında hepimiz, insanlık denen bir ortak paydada buluşuyoruz. Bu noktada herkesin sevgiye, anlayışa, barışa, yaşamı paylaşmaya ihtiyacı var. Sevgiyle her şeyi kucaklamak için; karanlık değil, aydınlık gerek. Bütün çirkinlikleri güzelleştirmek için, haksızlıkları silmek için, Aydınlık!

    Öyleyse bütün yurdumuzu tiyatro sahneleriyle donatalım. Tiyatroları çoğaltalım. Tıpkı dağları aydınlatan çoban ateşleri gibi, yurdumuzu sahnelerin ışığıyla aydınlatalım.

    Sözlerimi, Haldun Taner’in sözleriyle noktalıyorum.

    Çünkü: “Türkiye anlamına gelen bizden, insanlık boyutundaki BİZE uzanmak istiyoruz.’’

    KRZYSZTOF WARLIKOWSKI'NIN BİLDİRİSİ

    Tiyatronun gerçek ustalarını bulmanın en kolay yolu onları sahnenin çok uzaklarında aramaktır. Genelde öyleleri tiyatronun gelenek kalıbı sürdüren ve klişe kopyalayan bir makine gibi kullanılmasıyla ilgilenmezler hiç. Onlar atan nabzın peşindedirler; gösteri salonlarının ve şu ya da bu dünyayı kopyalama derdindeki insan yığınlarının açığından geçmeye yatkın canlı akımları ararlar. Biz seyircilerle tartışmaya ve yüzeyin altında kabaran duygulara odaklanmış dünyalar yaratacak yerde, mevcudu kopyalama yoluna gidiyoruz. Oysa gizli coşkuları tiyatro kadar başarıyla dışa vuran başka bir şey yoktur. Benim en sık peşine düştüğüm kılavuz geçmişte yazılmış kimi metinlerdir. Onları kaleme alanlar neredeyse yüz yıl önce Avrupa tanrılarının yavaş yavaş çöküşünü kâhin gibi ama abartıya kaçmadan gözler önüne serdiler. Beni sabah akşam düşündüren o yazarların anlattığı, uygarlığımızı bugün hâlâ dağıtılamamış bir karanlığa gömen ışık kaybıdır. Aklımda Franz Kafka, Thomas Mann ve Marcel Proust adları var. Bugün o kâhinler grubuna John Maxwell Coetzee adını da ekleyebilirim.

    Bu kişilerin ortaklaşa sezdikleri, dünyanın sona ermesinin kaçınılmazlığı idi – gezegenin değil, insan ilişkilerinin bugünkü modeli anlamındaki dünyanın. Dipten gelen kabarmalar toplum düzenini alt üst etmekte. O sezgi bütün acılığıyla bizim için bugün ve burada da geçerliğini koruyor. Dünya sona erdikten sonra da yaşamayı sürdüren bizler için. Her gün yeni yeni yerlerde suçlar ve çatışmalar patlak vermekte. Bu öyle hızlı oluyor ki her yerde hazır ve nazır günümüz medyası bile haberlerine yetişemiyor. Yangınlar çok geçmeden lginç olmaktan çıkıp basın bültenlerinden siliniyor, bir daha da göze görünmüyor. Biz aciz kalıyor, dehşete kapılıyor, kendimizi köşelere sıkışmış hissediyoruz. Artık kuleler dikmek gelmiyor elimizden. Duvar yapımını inatla sürdürüyoruz ama çektiğimiz duvarlar bizi hiçbir şeyden korumuyor artık. Tersine, bakım ve savunma gerektirdikleri için biz onları korumak zorunda kalıyoruz; yaşam enerjimizin büyük bir bölümü öylece heder oluyor. Kapının ötesinde, duvarın gerisinde ne bulunduğunu görmeye çalışacak gücümüz de kalmadı. Tiyatronun varlığını gerektiren ise tam bu işte. O kendi gücünü tam burada aramalı. Bakmanın yasak olduğu yerlerin iç taraflarını gözetlemeli. “Efsane açıklanamayacak şeyi açıklama çabasında. Temeli gerçek olduğu için, sonunda açıklanamayacak bir yerlere ulaşmalı.” Kafka Prometheus efsanesindeki dönüşümden böyle söz ediyordu. Kesinlikle inanıyorum ki aynı sözler tiyatro için de geçerli olmalı. Onun emekçilerinin hesabına, yani sahnedekiler kadar seyirciler arasındaki emekçilerinin de adına, bir dileğim var. Öyle bir tiyatro olsun. Gerçekliğin temeline otursun ve hedefini uzanacağı açıklanamaz sonlarda bulsun. Bütün kalbimle diliyorum bunu.

    * Gazetedeki kültür sanat sayfamızda ulusal tiyatro bildirisini Demet Taner’in değil, oyun yazarı Serhan Alben’in yazdığı bilgisi yer almaktadır. Hatamızı düzeltir, okurlarımızdan özür dileriz.


    0 0

    Bir Dünya Tiyatro Günü’nde daha değişmeyen tablo ile karşı karşıyayız. 2008’de kapanan ve akıbeti belli olmayan Atatürk Kültür Merkezi için ‘AKM’deyiz İnisiyatifi’ bugün saat 10.30’da Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunacak. Nedeni, 1830’dan bugüne birçok tiyatroya mezar olan İstanbul’a bir mezar daha kazılmaması...

    Çünkü 1830’dan bugüne İstanbul’da 450’nin üzerinde tiyatro açıldı. Önemli bir kısmı yandı, yıkıldı, yok edildi. Biz aşağıya tiyatro tarihi açısından ilkleri barındıran, kültür tarihi açısından hafıza işlevine sahip, korunması elzem olduğu halde yok edilen tiyatroları aldık. Kültür mekânlarının dün olduğu gibi bugün de kıymetini bilmeyen zihniyete belki ibret olur...

    Bugün Dünya Tiyatro Günü. Ülkemizde ve dünyada bu özel gün çeşitli etkinliklerle kutlanıyor, oyunlar ücretsiz sahneleniyor. Bildiriler çoktan yazıldı, okundu, okunacak. Hemen her yerde oyunların sahneleneceği bugün, biz kendini ‘yapı polisi’ olarak tanımlayan mimar Hasan Kuruyazıcı’nın kılavuzluğunda tiyatro tarihimiz açısından önem taşıyan, yok olmaması gereken tiyatrolara baktık. Kuruyazıcı, yıllardır Beyoğlu’nda nerede kültür sanata hizmet etmiş tarihi bina varsa onların izini sürüyor. Geçtiğimiz salı akşamı da PERA FEST kapsamında Halep Pasajı'nın içindeki Maya Cüneyt Türel Sahnesi'nde yapılan “Yitirilen Kültür Mirasımız: Beyoğlu'nun Tiyatro Yapıları”adlı panele katıldı ve İstanbul'un yakılan, yıkılan, yok olan tiyatrolarını anlattı. Konuşmasının odak noktası ‘Bu tiyatrolar neden yıkılmamalıydı?' sorusuydu. İstanbul'da tiyatrolar ilk 1830'lu yıllarda yapılmaya başlıyor. O günden bugüne 450'nin üzerinde tiyatro binası inşa edilmiş. Türk tiyatrosu açısından ilkleri barındıran önemli tiyatroların çoğu bugün ortada yok. Pek çok tiyatroya mezar olmuş bir şehirde yaşıyoruz. Kentin kültürel hafızasını taşıyan bazı sahneler de bugün benzer akıbetle karşı karşıya: Yedi yıldır kapalı duran AKM, 2012'de kapatılan Muammer Karaca Tiyatrosu, Ankara'daki Akün ve Şinasi sahneleri…Kuruyazıcı’nın “Eski tiyatrolar neden yıkılmamalıydı?” sorusuna verdiği aşağıdaki cevaplar, kültür mekânlarının dün olduğu gibi bugün de kıymetini bilmeyen zihniyete belki ibret olur.

    PERA FEST kapsamında Beyoğlu Halep Pasajı'nın içindeki Maya Cüneyt Türel Sahnesi'nde yapılan “Yitirilen Kültür Mirasımız: Beyoğlu'nun Tiyatro Yapıları” adlı panele (sağdan sola) mimar Hasan Kuruyazıcı, yönetmen, dekoratör Metin Deniz, yazar Vecdi Sayar, oyuncu Orhan Alkaya ve yönetmen Yücel Erten katıldı.

    BU TİYATROLAR YOK OLMAMALIYDI, ÇÜNKÜ...

    Elhamra Tiyatrosu (1831-1999):İstanbul'daki ilk tiyatro binalarından biriydi. Yaşar Kemal'in romanından aktarılan Teneke, Nazım Hikmet'in Ferhat ile Şirin, Gogol'ün Palto'su, Genco Erkal'ın Bir Delinin Hatıra Defteri gibi önemli oyunlar ilk burada oynandı. Mustafa Kemal Atatürk İstanbul'a geldiği zaman bu salonda film izlerdi. Sururi Topluluğu, İstanbul Opereti, İstanbul Tiyatrosu bu mekânı kullandı, Toto Karaca, Muzaffer Hepgüler gibi isimler burada sahneye çıktı.

    Naum Tiyatrosu (1838-1870): 1870'teki büyük Beyoğlu yangınında yok olanNaum Tiyatrosu, İstiklal Caddesi'nden Balık Pazarı'na giren sokağın başındaydı. Naum, Osmanlı döneminin en ünlü tiyatrosuydu, dönemin padişahı Sultan Abdülaziz buraya opera ya da tiyatro izlemeye gelirdi. İstanbul'u ziyarete gelen Galler Prensi, Fransa İmparatoriçesi Eugenie, Avusturya Macaristan İmparatoru Franz Joseph gibi yabancı devlet büyükleri de bu tiyatroda gösteri izlemişlerdi.

    Dolmabahçe Tiyatrosu (1859-1937): Sultan Abdülmecid'in yaptırdığı saraya ait tiyatroydu. O dönemin en güzel salonlarından biriydi. Şinasi, ünlü Şair Evlenmesi oyununu bu tiyatroda oynanması için yazdı.

    Gedikpaşa Tiyatrosu (1861-1884): Türk tiyatrotarihi açısından önem taşıyan pek çok olay Gedikpaşa Tiyatrosu'nda gerçekleşti. Güllü Agop'un kurduğu Osmanlı Tiyatrosu'nun sahnelediği aslı Ermenice olan Sezar Borcia adlı oyun 1868'de Türkçe olarak burada sahnelendi. Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'undan uyarlanan ilk telif oyun yine burada oynandı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistire adlı dramının ilk temsili de yine burada izleyici karşısına çıktı.

    Apollon Tiyatrosu (1873-1961): Kadıköy'deki en eski tiyatro salonuydu. Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosu, Dikran Cuhacıyan'ın Opera Tiyatrosu, Benliyan Efendi'nin Milli Osmanlı Operet Kumpanyası, Celal Sahir'in Sahir Opereti, Mınakyan Efendi'nin Osmanlı Dram Kumpanyası, burada yıllarca temsil verdi. Afife Jale, Hüseyin Siret'in Yamalar oyununda burada sahneye çıktı.

    Odeon Tiyatrosu (1875-2006): Şimdiki Yeşilçam Sokağı'nın köşesindeydi. Yanan Dram Tiyatrosu, Ortaoyuncular Tiyatrosu ile birlikte Odeon Tiyatrosu, o dönemin en önemli üç tiyatrosundan biriydi.

    Tepebaşı Dram Tiyatrosu (1880-1971):

    Tepebaşı Dram Tiyatrosu, Darülbedayi'nin kalbi sayılacak tiyatroydu. 1916-1970 yılları arasında Şehir Tiyatroları tarafından kullanılan mekânda İ.Galip Arcan, Talat Artemel, Behzat Butak, Neyyire Neyir, Hüseyin Kemal Gürmen, Hazım Körmükçü, Kemal Küçük, Bedia Muvahhit, Raşit Rıza, Cahide Sonku ve Vasfi Rıza Zobu gibi efsane oyuncular, Ceza Kanunu, Bir Kavuk Devrildi, Lüküs Hayat, Bir Adam Yaratmak, Kibarlık Budalası, Deli Saraylı, Ahududu gibi ünlü oyunları sahneledi.

    Tepebaşı Komedi Tiyatrosu (1889-1957): Yazları kullanılmak üzere yapılmış, üstü açık bir tiyatroydu. 1942'den itibaren Şehir Tiyatroları kullanıldı. 1958'de yıktırıldı. Hasan Kuruyazıcı, “Neden yıkıldığını anlamadık. Çünkü yıllarca otopark olarak kullanıldı.” diyor.

    Yeni Komedi Tiyatrosu (1923-2013): İstiklal Caddesi'ndeki binayı, Şehir Tiyatroları Yeni Komedi Bölümü adıyla 20 yıl kullandı. Kira anlaşmazlığı nedeniyle 1975'te son temsil yapıldı.

    Şan Tiyatrosu (1953-1987): Münir Nurettin'in yönettiği klasik Türk müziği konserleri burada verildi. Yedi Kocalı Hürmüz, Hisseli Harikalar Kumpanyası, Sait Hop Sait, Müzikal Kahkaha, Sezen Aksu Aile Gazinosu, Hababam Sınıfı Müzikali, Şen Sazın Bülbülleri, Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra gibi 1980'lerin ünlü müzikalleri burada sahnelendi.

    Cep Tiyatrosu (1955-2011): Apartman içine yapılan küçük tiyatroların ilk örneğiydi. Haldun Dormen'in girişimiyle kuruldu. Erol Günaydın, İlhan İskender, Metin Serezli, Altan Erbulak gibi oyuncular burada yetişti.

    Karaca Tiyatrosu (1955-2012): Ünlü komedyen Muammer Karaca tarafından yaptırılan tiyatroda Cibali Karakolu 16 yıl boyunca 3 bin temsilden fazla sahnelendi. Gülriz Sururi, Güzin Özipek, Adile Naşit, Turgut Boralı gibi oyuncular burada sahneye çıktı. Ankara'dan İstanbul'a gelen Yıldız ve Müşfik Kenter ilk oyunları Salıncakta İki Kişi'yi burada oynadı. Keşanlı Ali Destanı, Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Topluluğu'nca 1964'te ilk kez burada sahnelendi.

    Mimar Hasan Kuruyazıcı’nın İstanbul’da yanan (yakılan), yok edilen tiyatrolarla ilgili tuttuğu notlar ve araştırmaları…

    Aksaray Küçük Opera Tiyatrosu: (İŞT: 23.03.-05.1968, ŞT: “Bir yangında tamamen kül oldu, yerinde şimdilerde (1984) bir iş hanı var”) 27.01.1969. 1967 Aralık’ında Devri Süleyman bir gece gösterildi ve yasaklandı. Ama ertesi sezon (1968-1969) yine Devri Süleyman’la Halk Oyuncuları İstanbul Sahnesi olarak başladı ve aynı yılın ocak ayında yakılarak yok edildi (A. Engin)

    Elhamra Tiyatrosu: Yandı, müzikhole dönüştürüldü (Arif, Ü.Tamer, İ.Daner) (Fransız Tiyatrosu - Kristal Saray (Elhamra’nın yerinde; TİD Türk Tiyatrosu:199-200)

    Naum Tiyatrosu: İki kez yandı (TİD Türk Tiyatrosu: 201-204; Duhani, Eski İnsanlar Eski Evler; S. N. Gerçek: “Naum Tiyatrosu”, Perde ve Sahne, Aralık 1941, sayı 9; S. N. Gerçek: “Üç Naum Tiyatrosu”, Perde ve Sahne, Şubat 1942; Rauf Tuncay: “Naum Tiyatrosu”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Mart 1968)

    Şan Tiyatrosu: Yandı, yakıldı 07.02.1987

    Tepebaşı Dram Tiyatrosu: Yandı/yakıldı 1970, 1971 (H.Kuruyazıcı: İstanbul; Refik Ahmet Sevengil: “Sahnenin İç Yüzü. Darülbedayi’de Son Yenilikler. Eski Sahne ile Yeni Sahne Arasındaki Farklar”, Muhit, Ocak 1930, sayı 15; Hikmet Feridun [Es]: “Tepebaşı Tiyatrosu”, Akşam, 5 Ocak 1934; “Beyoğlu Yangınında Kül Olan Tiyatrolar”, Vakit, 12 Temmuz 1926, sayı 3062; Tiyatro’de yenileştirme: Akşam, 4 Ağustos, 1934; döner sahnede yenilik: Akşam, 30 Eylül 1936.) (Ö)

    Yeni Komedi Tiyatrosu (İpek Sineması): Yandı (CD Türk Tiyatrosu:290-291, 306; Tiyatro’da yangın: Milliyet [ve başka gazeteler], 25 Mayıs 1967; onarılması: Türk Tiyatrosu, Kasım 1968, sayı 382; İŞT: 10.12.1955 – 21.12.1975; ŞT: “750 kişilikti, şimdilerde (1985) bir firmanın satış mağazası olarak kullanılıyor”; O.Alkaya: “765 kişilikti”)

    Arena Tiyatrosu: Bulunduğu bina yıkıldı (Tan Oral, A. İpekaya, M.Güleryüz) (CD Türk Tiyatrosu:295)

    Concordia Tiyatrosu: Yıkılıp yerine Saint Antoine Kilisesi yapıldı (TİD Türk Tiyatrosu:205-206)

    Deneme Sahnesi: (CD Türk Tiyatrosu: 274-276; TİD Türk Tiyatrosu: 206-208; İŞT: 22.06.1975 – 10.05.1981 / 01.10.1981 – 15.05.1983)

    Dolmabahçe Sarayı Tiyatrosu: Yandı, yıkıldı. (H.Kuruyazıcı: “Boğaziçi’nde de Tiyatrolar Vardı”, Boğaziçi)

    Ferah Tiyatrosu:Şehzadebaşı

    Gedikpaşa Tiyatrosu: Yıkıldı

    Ger-Ar Tiyatrosu: Küçükparmakkapı Sokağı’nda, eski Etibank binasının bodrum katındaydı, bulunduğu bina yıkıldı (CD Türk Tiyatrosu:295)

    LCC Tiyatrosu: Bulunduğu bina yıkıldı (Tuncay Çavdar)

    Letafet Apartmanı:Şehzadebaşı

    Müsapihzade T.: (İŞT Üsküdar Bölümü) yıkıldı (O.Alkaya); (İŞT: 29.04.1961; ŞT: “375 kişilik”; Ö)

    Odeon Tiyatrosu (Eclair, Lüks Sineması): Bulunduğu bina yıkıldı (TİD Türk Tiyatrosu: 204-205; Rauf Tunçay: “Türk Tiyatrosu Nasıl Kuruldu?”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Ekim 1967, sayı 1:) (Varyete, Eldorado, Verdi; TİD Türk Tiyatrosu:210-212) (İŞT 1.10.1926’dan Ocak 1927’ye kadar oynadı)

    Saray Sineması: Bulunduğu bina yıkıldı.

    Site Tiyatrosu Şişli: (İŞT: 01.10.1966 – 17.05.1964; ŞT: “192 kişilikti”; içinde bulunduğu Site pasajı binası yıkılıp yerine katlı otopark yapıldı).

    Tepebaşı Komedi Tiyatrosu: (Anfi-eski Yazlık Tiyatro) yıkıldı 1957 (H.Kuruyazıcı: İstanbul; TİD Türk Tiyatrosu: 208-209; 1905’teki onarım için: Levant Herald, 2 Mayıs, 6 Haziran, 27 Eylül 1905)

    Ümit Tiyatrosu: Yok edildi (Ahmet Kaya)

    Alkazar Sineması: Üç ayrı sinemaya dönüştürülmeden önce Ayfer Feray Tiyatrosu kısa bir süre oynadı (Ş.Altuğ, A.Dorsay) (CD Türk Tiyatrosu:301)

    Baro Han’daki tiyatro (Martı Sanat Merkezi): Bulunduğu bina yıkıldı (CD Türk Tiyatrosu: 301; Ö)

    Bilsak Tiyatro Atölyesi: Soğancı Sok.,7, Sıraserviler (Ö: “Alternatif Tiyatro Arayışları”

    Cep Tiyatrosu: Tel Sok. (H.Dormen)

    Devekuşu Kabere Tiyatrosu:

    İstanbul Sanat Merkezi (Manastır): Tarlabaşı Bulvarı 120-122; (Ö)

    Kadıköy Tiyatrosu: (1964 Sonbahar) yok edildi. Süreyya Sineması’ndan Altıyol yönüne gelinirse, aynı sırada Süreyya sinemasından sonraki sokaktan hemen sonraki pasaj içinde bodrum katında idi. (A. ve Ç. İpekaya, A. Engin, Melih Koray)

    Mücap Ofluoğlu’nun Cep Tiyatrosu: Lale Sineması’ndan biraz aşağıda; yok edildi (M.Ofluoğlu)

    Sıraserviler’deki Sinamatek: (U.Bugay, Devrik Süleyman)

    Şişli Sanat Merkezi (Ö)

    Yapı Endüstri Merkezi Tiyatrosu: (İŞT: 11.10.1968 - (M.Deniz, A.Erkin, Ş.Altuğ, H.Akçatepe)

    Abraham Paşa Korusu Tiyatrosu (?) Beykoz

    Gülhane Parkı: (İŞT: 03.06.1954 – 29.07.1956)

    Eminönü Halkevi: (İŞT: 01.11.1952 – 05.04.1959) tiyatro oynanmıyor.

    Süreyya Sineması’nın üstü: (İŞT: 04.12.1959 – 05.1965; ŞT) 183 kişilikti, sinemayla birlikte onarılıp eskisi gibi sinemanın lobisi oldu.

    Lale Sineması: (İŞT: 28.09.1959 – 15.05.1960)

    Yedikule Açık Hava Tiyatrosu: (İŞT: 21.06.1974 – 07.08.1974)

    Emirgân Korusu: (İŞT: 28.04.1976 – 29.04.1980)

    Aya İrini: (İŞT: 05.07.1980, Montserrat; Ö)

    Yıldız Sarayı Has Bahçe: (İŞT: 04.07.1983, Hürrem Sultan)

    Apollon (Millet?) Tiyatrosu: Şişhane (Türk Tiyatrosu:280)

    Apollon Tiyatrosu Kadıköy

    Azak Tiyatrosu (A. Engin?)

    Bayrampaşa Tiyatrosu (İŞT: 07.03.1975 – 27.04.1975)

    Bulunmaz Tiyatro: Galatasaray’da bir hanın ikinci katında idi.

    Bulvar Tiyatrosu: Millet Caddesi üstünde, Fındıkzade’de. Münir Özkul oynuyordu. (M.Gezen, S.Dinçel)

    Croissant: Talimhane’deki açık hava tiyatrosu (TİD Türk Tiyatrosu:209)

    Düşün Sahnesi: İmam Adnan Sok., 10/3 idi.

    Fatih Tiyatrosu: (E.Cezzar, M.Deniz, M.Gezen, S.Dinçel)

    Feriye Sineması içindeki tiyatro (Ortaköy): Açık mı? (sinema olarak Ö)

    Gültepe Halk Eğitim Merkezi: (İŞT: 22.03.1974 – 05.1976)

    Hodri Meydan Tiyatrosu: (Zincirlikuyu, Ordu Cad..; L.Kırca) (İŞT: 07.02.1970 – 05.1970; ŞT: 600 kişiliktir, halen (1984) özel tiyatro olarak kullanılıyor.

    Oğuz Demircioğlu’nun tiyatrosu: Üsküdar, yok edildi (O.Demircioğlu, C.Toyon, İ.Biret)

    Rumeli T., Café des Fleurs, Şark Tiyatrosu-Alcazar de Byzance, Anadolu Tiyatrosu (TİD Türk Tiyatrosu:205)

    S.Pekuysal-E.Köknar’ın tiyatrosu: Üsküdar??? (S.Pekuysal, Alisait Köknar)

    Tekkedeki (Mevlevihane) açık hava tiyatrosu: Tünel’de (TİD Türk Tiyatrosu:109)

    Türk Ocağı Aksaray: (İŞT: 03.11.1955 – 05.05.1957)

    Ve Diğer Şeyler Topluluğu: Asmalımescit’te bir apartman dairesinde

    Yeni Fransız Tiyatrosu: (TİD Türk Tiyatrosu:209-210)

    Zeynep Kâmil Hastanesi Tiyatro Salonu: (İŞT: 26.10.1973 – 14.03.1975)

    Zeytinburnu Semt Tiyatrosu: (İŞT: 08-11.05.1975)

    Zeytinburnu T. (Bozkurt İlkokulu): (İŞT: 01.10.1965; ŞT: 145 kişilikti, 21 Mart 1970’den bu yana tiyatro olarak kullanılmıyor.

    AKM (Ö): 1971 yandı, 1978’de tekrar açıldı, 2008’den beri kapalı.

    Büyük Salon: (İŞT: 17.10.1978, Ölü Kentin Nabzı; yeniden açılış şöleni nedeniyle.

    Küçük Salon

    Oda Tiyatrosu: (İŞT: 09.10.1978, Sırtımızdakiler – 11.10.1978, Birlikte Oynayalım; yeniden açılış şöleni nedeniyle.

    Aziz Nesin Sahnesi (Ö):

    Sinema Salonu (İŞT: 14.10.1978, Taner’le Oyun; yeniden açılış şöleni nedeniyle)

    Bilgi Ü. Dolapdere Kampusu Tiyatro Salonu: Bütün binayla birlikte yıkıldı.

    Galataperform Yeşim ve Genco Gülan:

    Hadi Çaman Tiyatrosu (Ö)

    İŞT M. Ertuğrul Tiyatrosu (Ö; 1967’deki ilk proje ve 1993’teki tadilat projesi)

    İŞT M. Ertuğrul Tiyatrosu Oda Tiyatrosu (Ö)

    Mahşer-i Cümbüş Hayalhanesi

    Taksim Sahnesi: Venüs (Ö)

    Kibritçi Kız Müzikali

    Bugün tüm oyunlar ücretsiz

    - İstanbul Şehir Tiyatroları'ndaki tüm oyunlar ücretsiz izlenebilir.

    - Devlet Tiyatroları'nın da bugün tüm oyunları ücretsiz.

    - Aydınlık Bir Gelecek İçin adlı müzikli çocuk oyunu 28-29 Mart'ta Üsküdar Koza Tiyatrosu'nda 13.00'te.

    - Kadıköy Tiyatro Ak'la Kara'nın Kelebekler Özgürdür oyunu bugün 20.30'da.

    - Tiyatro Açıkça'nın Musakka oyunu bugün 27 Mart 20.30'da Öykü Sahne'de.

    - Bizim Tiyatro'nun Eski ve Yeni Tüfekler oyunu bugün saat 20.30'da Barış Manço Kültür Merkezi'nde.

    - Enis Fosforoğlu Tiyatrosu'nun İkinci Baskı oyunu bugün 20.30'da Kartal Halis Kurtça Kültür Merkezi'nde.

    - Kabare Dev Aynası'nın Vatan Kurtaran Şaban oyunu yarın 15.30'da Barış Manço Kültür Merkezi'nde.

    - Bosch Çevre Çocuk Tiyatrosu'nun “La Fonten Orman Mahkemesinde” oyunu 28-29 Mart'ta Kırşehir İl Kültür Turizm Müdürlüğü Kültür Merkezi Salonu'nda saat 12.00 ve 14.00'te.

    - Kibritçi Kız Müzikali, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde, 28 ve 29 Mart'ta saat 12.00'de.

    - BAU İleri Oyunculuk Öğrencileri'nin sahnelediği Anton Çehov'un Tütünün Zararları (30 Mart, 13.30), William Shakespeare'in Soneler (30 Mart, 17.30), Nikolay Gogol'ün Bir Delinin Hatıra Defteri (31 Mart, 17.00), Melih Cevdet Anday'ın Mikado'nun Çöpleri (1 Nisan, 18.00), Bahçeşehir Üniversitesi Fazıl Sahnesi'nde.

    * Oyunlara gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın.


    0 0

    Yaşayan, gerçek, kanlı canlı duyguları olan bir insandı Didem Madak. 41 yaşında kanserden öldüğünde geride “Canım kızım, cehaletimden şair oldum. Annesizlikten. Sen sakın şair olma!” dediği kızı Füsun’u bırakmıştı.

    Füsun şimdi 7 yaşında, önceki gün okuma bayramını kutladı; ve belki de annesinden çok daha önce şair oldu... Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünivesitesi Disiplinlerarası Kültür Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Metis Yayınları tarafından iki gün süren bir sempozyum düzenlendi Madak adına: “Şiiri Hayattan Kurtarmak, Didem Madak Sempozyumu”. Eşi, arkadaşları, akademisyenler, okurları, sevenleri... Sedat Hakkı Eldem Oditoryumu’nda iki gün boyunca Didem’in şiirini, dünyasını, hayatını dinledi, anlattı. Madak’ın şiirlerinde annelik, kadınlık; şiirlerindeki efsun, keder anlatılan konular arasındaydı.


    0 0

    Boğaziçi Üniversitesi’nde 1-2 Nisan’da gerçekleştirilecek olan “Shakespeare Akıntıya Karşı Sempozyumu”, İlkay Yıldız ve Emek Kalfa’nın Shakespeare Contemporary adlı mini sergisine de ev sahipliği yapacak.

    Shakespeare’in icat ettiği ve ilk kez oyunlarında kullandığı kelime ve deyimlerin illüstratif tasarımlarından oluşan sergi, üniversitenin Özger Arnas Salonu’nda görülebilir. İngilizceye 2 binin üzerinde kelime ve deyim kazandıran Shakespeare’in fair play, catch a cold ya da love is blind gibi kelime ve deyimlerden oluşan tasarımları, illüstrasyon, kolaj, tipografi ve yağlıboya teknikleriyle oluşturulmuş ve ardından tuvale aktarılmış. Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübü ve Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü tarafından gerçekleştirilecek sempozyum ise Demir Demirgil Salonu’nda yapılacak. Yakın zamanda vefat eden Talât Sait Halman adına düzenlenen sempozyum ile ilgili ayrıntılı bilgi için: 0212 257 57 73.


    0 0

    Enis Batur’un edebiyatın içinden yürüyerek kat ettiği yol ve bu yola eşlik eden kavram dünyası Bursa’da bir sergide buluşuyor.

    Şairin karşıt imgeler üzerine kurduğu şiiri ve yazı serüveni serginin ana eksenini oluşturuyor. Bursa Nilüfer Belediyesi’nin Nazım Hikmet Kültürevi’nin ev sahipliği yaptığı sergi, önceki gün şairin de katılımıyla açıldı. “Enis Batur: Labirentini Ören Şair” başlığını taşıyan sergi, yazıyı bir utku olarak değil, bir bozgun olarak gören ve kaosu düzene tercih eden şairin bağımsız dizelerden oluşan aynı zamanda sınırları zorlayan çerçevesiz şiirine bir gönderme olarak labirent formunu benimsiyor. Fotoğraflar, mektuplar, el yazıları, desenler, kitaplar, resimler, resimlemeler ve yazıya eşlik eden nesneler ise Enis Batur labirentinde pusula olmayı amaçlıyor. Enis Batur, ayrıca 2 Nisan Perşembe günü Nilüfer Belediyesi kütüphanelerinin düzenlediği bir söyleşiye konuk olacak. Edebiyat eleştirmeni, yazar Semih Gümüş’ün yöneteceği söyleşi saat 19.00’da başlayacak. Sergi, 26 Nisan’a kadar görülebilir.


    0 0

    Türk edebiyatının büyük temsilcilerinden Yahya Kemal Beyatlı’nın Rindlerin Ölümü şiirinin, Osmanlı döneminin son hattatlarından Hamid Aytaç imzalı yazısını Burak Müzayede satışa çıkarıyor.

    Aytaç’ın 1970’li yıllarda yazdığı yazının açılış fiyatı 6 bin 500 TL. Yarın saat 15.00’te Nişantaşı’nda yapılacak müzayedede ayrıca Sultan II. Abdülhamid’in şehzadelik döneminde çekilmiş ender bir fotoğrafı, Sultan II. Abdülhamid tuğrası, 1914 yılında Roma’dan Enver Paşa’ya kardeşi Nuri Paşa tarafından gönderilen kartpostal, Çanakkale Savaşı’na ait üç fotoğraf da ilgilisine sunulacak. (www.burakfilateli.com)


    0 0

    2011 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi ve İsveç’in en ünlü şairi Tomas Gösta Tranströmer, önceki gün 83 yaşında hayatını kaybetti. Şairin ölümünü yayıncısı Bonnier duyurdu.

    Yayınevi sözcüsü Anna Tillgren dün yaptığı açıklamada, münzevi yazarın kısa bir hastalığın ardından perşembe günü öldüğünü söyledi. 1990’da geçirdiği beyin kanaması sonucunda konuşma yeteneğini kısmen kaybeden şair, felçten kurtulsa da çok fazla ayağa kalkmıyor ve yavaş hareket ediyordu.

    1954’te şiir yazmaya başlayan Nobelli şair Tranströmer’in şiirleri bugüne kadar 50’den fazla dile çevrildi. İlk şiir kitabını (17 dikter/17 şiir) 23 yaşında yayımlayan şair 60 yıllık şiir hayatına onlarca kitap sığdırdı. Tranströmer’in şiirleri çeşitli zamanlarda Türkçeye de çevrildi. Nobel Edebiyat Ödülü sonrası ise şair Cevap Çapan şairin şiirlerinden bir seçkiyi İsveçceden çevirerek Ateş Karalamaları adıyla Türkçeye de kazandırdı.

    Dünyada kalburüstü şairlerden biri kabul edilen Tranströmer, gerçeküstü akımın en önemli isimlerindendi. Yıllardır Nobel Edebiyat Ödülü’nün favori adayları arasında olan Tranströmer, 1993 yılından, kazandığı 2011 yılına kadar her yıl aday olmuştu. İlk kitabı yayımlandıktan sonra Türkiye’yi de ziyaret eden şair İstanbul, Bursa ve İzmir’i gezmiş, hatta “İzmir’de Saat Üç” adlı bir de şiir yazmıştır. Bu şiir Gürhan Uçkan’ın çevirdiği şiirlerden oluşan ve Nobel ödülü sonrasında yayımlanan “İzmir’de Saat Üç” adlı kitapta da yer aldı.


    0 0

    Türkiye’de tiyatro eleştirmeni ve akademisyenlerini çatısı altında toplayan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), 2015 yılı TEB Ödülleri’ne değer görülen eser ve sanatçıları dün açıkladı.

    Tiyatroadam’ın, Alman yazar Friedrich Dürrenmatt’ın eseri olan Tahsin Yücel çevirisi ve Fatih Koyunoğlu rejisiyle sahnelediği “5. Frank”, Yılın Oyunu Ödülü’ne layık görüldü. Tiyatroadam aynı ödülü geçtiğimiz sene de “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” oyunu ile almıştı. Tiyatro Craft prodüksiyonu olarak David Eldridge’in yazdığı, Okan Başar Bahar’ın çevirdiği ve Çağ Çalışkur’un yönettiği “Kalp Düğümü” oyunundaki performansıyla Melisa Sözen, Yılın Kadın Oyuncusu Ödülü’ne eleştirmenlerin çoğunun oyunu alarak layık görüldü. Yılın Erkek Oyuncusu Ödülü kategorisinde ise Tiyatro Biriken’in “Ormanlardan Hemen Önceki Gece” oyunundaki performansıyla Rıza Kocaoğlu ve DOT Tiyatro’nun “İki Kişilik Yaz” oyunundaki performansıyla Tuğrul Tülek, bu ödüle değer görülen isimler oldular. TEB 2015 Onur Ödülü’ne, tiyatro yaşamı boyunca üstlendiği büyük küçük her rolde başarılı performans sergileyen ve sanatçı kimliğini daima koruyan usta oyuncu Tomris İncer layık görüldü.

    Birliğin Ankara Temsilciliği de Yılın Oyunu Ödülü’ne Tatbikat Sahnesi’nin “Woyzeck Masalı” oyununu, Yılın Erkek Oyuncusu Ödülü’ne Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı “Satıcının Ölümü”ndeki ölçülü, yalın ve incelikli oyunculuğu nedeniyle Erdal Küçükkömürcü’yü, Yılın Onur Ödülü’ne de, Türk tiyatrosunun kendi dili ve kişiliğini tanımlaması doğrultusunda yaptığı özgün sahneleme çalışmaları ve akademik katkılarından dolayı Prof. Dr. Nurhan Karadağ’ı layık gördü. Ödüller, nisan ayında İstanbul’da ve Ankara’da yapılacak törenle sahiplerine takdim edilecek.


    0 0

    Tiyatrocular, müzisyenler ve sanatçı dernekleri dün Çağlayan Adliyesi’nin önünde buluşup, 2008’den beri kapalı olan AKM için Kültür ve Turizm Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu. Oyuncu Orhan Aydın, yaptığı açıklamada, “AKM tam 7 yıldır bir kara inat uğruna kapalı.” dedi.

    ‘AKM’deyiz İnisiyatifi’ Türkiye’nin ilk opera binası olan Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) için, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile diğer sorumlular hakkında dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Gerekçe, binanın onarımının engellenmesi, bir türlü bitirilememesi, İstanbul’un kültür mekanlarından birinin kaderine terk edilmesi... AKM’deyiz İnisiyatifi, suç duyurusu öncesinde Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. Tiyatrocuların, müzisyenlerin ve sanat derneklerinin de katıldığı açıklamada oyuncu Orhan Aydın, “İşlevselliği açısından tek olan, sanat fabrikası diye nitelendirdiğimiz AKM tam 7 yıldır bir kara inat uğruna kapalı. Bina çürümeye terk edildi. Mahkeme kararları uygulanmıyor.” dedi. Ardından Oyuncular Sendikası Başkanı Meltem Cumbul, basın bildirisini okudu. Bildiride “Biz sanatçılar, tiyatrocular, oyuncular, yazarlar, sinemacılar, mimarlar ve sanat severler olarak kültür merkezimizi elimizden alanlar hakkında Dünya Tiyatro Günü’nde suç duyurusunda bulunmak amacıyla buradayız… Türkiye’de toplumsal sanat hafızasının en önemli figürlerinden olan ve kültürel miras değeri taşıyan AKM’deki sanat etkinliklerine Mayıs 2008’den itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından son verilmiştir. AKM’nin kapalı olması nedeni ile İstanbullu sanat severler opera, bale ve tiyatro temsillerinden konserler ve sergilerden, sanatçılar ise kentteki en önemli sanat-kültür merkezinden yoksun kalmıştır. Kapatıldığı tarihe kadar İstanbul kültür hayatının can damarı niteliğinde olan AKM, 7 yıldır kültür sanat düşmanlığının kurbanı olarak atıl ve battal halde tutulmaktadır.” denildi. AKM İnisiyatifi, 2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyon amacıyla kapanan ve 29 Ekim 2013 tarihinde yeniden kullanıma açılması beklenen AKM’nin, ödenek de bulunmasına rağmen çürümeye terk edilmesine tepki gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş ve CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın da aralarında bulunduğu İnisiyatif, açıklamanın ardından suç duyurusunda bulunmak üzere adliyeye girdi.


    0 0

    Bu yıl 20. yaşını kutlayacak İzmir Kitap Fuarı, interaktif bir sergiye ev sahipliği yapacak.

    Fuarın 20. yılına özel hazırlanan bir web sitesinde (www.izmirkitapfuari20yasinda.com) okurlar, yayıncılar ve yazarlar İzmir Kitap Fuarı ile ilgili 20 yılda biriktirdikleri görsel ve yazılı anılarını paylaşabilecek. Tüm bu paylaşımlar fuar sırasında bir sergi ile ziyarete açılacak. Fuarın 20. yılında onur konuğu şair Süreyya Berfe. Bu yıl 400 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu katılırken fuar süresince yaklaşık 150 kültür etkinliği gerçekleştirilecek. TÜYAP Tüm Fuarcılık ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle düzenlenen 20. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan arasında Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda (Kültürpark) kapılarını açacak.


    0 0

    Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübü ve Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Türkiye’nin Kültür Bakanlığı’nı kuran ve ilk kültür bakanı olarak görev yapan, Shakespeare’in sonelerini Türkçeye tercüme eden yazar, şair ve çevirmen Talat Sait Halman anısına “Shakespeare Akıntıya Karşı Sempozyumu” düzenliyor.

    1-2 Nisan tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşecek etkinlik kapsamında, “Shakespeare Contemporary” isimli bir sergi de sanatseverlerle buluşacak.

    1 Nisan Çarşamba günü saat 10.00’da Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonu’nda gerçekleşecek sempozyumda “Pop Kültür ve Shakespeare”, “Shakespeare Eserlerinde Politika ve Hukuk” ve “Multimedya Shakespeare” başlıklarında oturumlar düzenlenecek. Cansu Kutlualp, Kübra Bodur, Cemil Karakullukçu, Zeynep Sinem Şeker, Ardacan Özdemir, Fırat Kargıoğlu, Kenan Yerli, Zeynep Bilge, Dilara Kurt ve Şebnem Nazlı Karalı gibi alanında uzman isimlerin konuşacağı sempozyum kapsamında sunulacak sergi, 2 Nisan Perşembe akşamına kadar görülebilecek. İlkay Yıldız ve Emek Kalfa’nın eserlerinden oluşacak mini sergide, Shakespeare’in İngilizceye kazandırdığı “fair-play”, “catch a cold” ya da “love is blind” gibi kelime ve deyimlerden, illüstrasyon, kolaj, tipografi ile yağlıboya teknikleriyle oluşturulan tasarımlar sergilenecek. KÜLTÜR-SANAT


    0 0

    51. Kütüphane Haftası bu yıl 30 Mart ile 5 Nisan arasında kutlanacak. 81 ilde farklı etkinliklerle ele alınacak haftanın teması “Kültürler Arası Diyalog ve Kütüphaneler”. Bazı ‘Nöbetçi kütüphaneler’ ise bir hafta boyunca geceleri açık olacak.

    Kıraathanelerin toplum hayatında önemli bir yer kapladığı Anadolu, günümüzde bir bir, sessiz sedasız kapanan kütüphanelerle dolup taşıyor. Büyük şehirlerde ise durum biraz daha farklı; özellikle İstanbul ve Ankara’da kütüphaneler akademi öğrencilerinin uğrak mekânı olmakla sınırlı kalıyor. Okuma oranlarının hızla düştüğü, butik kitapçıların tutunamadığı, kütüphanelerin ise çoğu zaman ilgisizlikten kapandığı bu ortamda 51. Kütüphane Haftası’nı kutlamaya hazırlanıyoruz. Bu yıl 30 Mart–5 Nisan arasında kutlanacak Kütüphane Haftası’nın ana teması “Kültürler Arası Diyalog ve Kütüphaneler”; İstanbul teması ise “Geleceğin Kütüphaneleri, Kütüphanelerin Geleceği”.

    Burdur’dan Batman’a kadar hemen her ilde ve üniversiteler bünyesinde bir dizi etkinlik gerçekleştirilecek. Çocuklara, gençlere, yaşlılara yönelik konferanslar, atölyeler, yazar söyleşileri bunlardan bazıları. En kapsamlı ‘kutlamanın’ İstanbul’da gerçekleştirileceğini söylesek abartmış olmayız. Kutlamalar bugün, İstanbul Büyükşehir Belediye bandosu eşliğinde saat 14.00’te Tünel Meydanı’nda geleneksel “İstanbul Kütüphaneleri Yürüyor” etkinliği ile başlayacak ve hafta boyunca İstanbul’daki kütüphaneler altmıştan fazla etkinliğe ev sahipliği yapacak. Yarın Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda saat 10.00’da gerçekleştirilecek resmi açılış töreninde ise Yılın Okurları ve Kütüphane Dostu ödülleri sahiplerini bulacak.

    Okumak için pedalla!

    Kütüphane Haftası’nın en ilginç etkinliklerinden biri bisiklet turu. Okuma alışkanlığına farkındalık oluşturmak için 5 Nisan 2015 Pazar günü saat 12.00’de Üsküdar sahilindeki Şemsipaşa İlçe Halk Kütüphanesi önünde buluşup, “okumak için pedalla”yacaklar. Özgürlüğe Pedal Bisiklet Grubu, Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi, Okul Kütüphanecileri Derneği, Okuma Ajansı işbirliği ile yapılan ve Bostancı sahiline kadar sürecek bu yolculuğa herkes davetli. Ülke genelinde yapılacak etkinlik ise 81 ilde belirlenecek meydanlarda sessizce kitap okuma etkinliği olacak. 2012 yılından bu yana gerçekleşen “81 İlde Kitap Okuyoruz” etkinliği Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ve valiliklerin desteğiyle çarşamba günü 12.30 ile 13.00 saatleri arasında meydanlarda, sessiz kitap okuyarak gerçekleştirilecek. (Detaylı bilgi için: kutuphanehaftasi.istanbulkutuphaneci.org)

    Nöbetçi kütüphaneler gece de açık

    İstanbul’daki etkinlikler çerçevesinde kütüphanelerin gece de okurları ağırlaması amacıyla bir uygulama yapılacak. Tıpkı nöbetçi eczaneler gibi nöbetçi kütüphaneler hafta boyu okurlara kapılarını açacak. “Geceleyin Kütüphane” kapsamında yarın Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi ve Kadıköy Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi; salı günü Bakırköy Rıfat Ilgaz İlçe Halk Kütüphanesi ve Maltepe İlçe Halk Kütüphanesi; çarşamba, Gaziosmanpaşa İlçe Halk Kütüphanesi; perşembe, İBB Atatürk Kitaplığı ve Kartal İlçe Halk Kütüphanesi; cuma, İBB Beykoz Osman Akfırat Kütüphanesi ile Refik Halit Karay Fatih İlçe Halk Kütüphanesi ve Beyoğlu Belediyesi Turabi Baba Kütüphanesi; cumartesi, Büyükada Halk Kütüphanesi ve Küçükçekmece İlçe Halk Kütüphanesi; pazar günü ise Avcılar İlçe Halk Kütüphanesi ile Çeliktepe Mehmet Akif Ersoy İlçe Halk Kütüphanesi kapılarını saat 22.00’ye kadar açık tutacak.


older | 1 | .... | 275 | 276 | (Page 277) | 278 | 279 | .... | 375 | newer