Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 273 | 274 | (Page 275) | 276 | 277 | .... | 375 | newer

    0 0

    Beyoğlu'nun uluslararası bir kültür sanat merkezi olarak gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlayan ve her yıl sonbaharda yapılan PERA FEST'in on üçüncüsü bu yıl ilkbaharda yapılacak.]]>

    0 0

    Bu yıl, 2-9 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan “İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali”ne 17 Ağustos’a kadar başvurulabilir.]]>

    0 0

    Amerikalı yazar John Williams'ın (1922-1994) 1965'te yayımladığı, pek de popüler kabul edilmeyecek, edebî niteliklere sahip romanı Stoner, iki yıl önce New York Review Books yayınevi tarafından yeniden basılınca, beklenmeyen bir vaka yaşandı ve roman pek çok ülkede ‘çoksatar' oluverdi.]]>

    0 0

    İlki 1980-81 tiyatro sezonunda verilen İsmail Dümbüllü Ödülü’nün 35.si  bu yıl, William Shakespeare’in “ Bir Yaz Gecesi Rüyası” adlı oyunundaki performansından dolayı Yavuz  Şeker’e  verilecek.]]>

    0 0

    İslam Kültür ve Sanat Platformu, Doğuş Grubu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve İSMV’nin işbirliğiyle Tophane-i Amire’de açılan “Kelam’dan Kalem’e Büyük Buluşma” sergisi 29 Mart’ta sona eriyor.]]>

    0 0

    Türk tiyatrosunun, öykücülüğünün köşe taşlarından Haldun Taner, 100. doğum yılında anılıyor. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi (CKM), yazarın 100. doğum günü vesilesiyle bir sergi açtı. “Bir Güçlü Yazar, Bir Güzel İnsan: Haldun Taner 100 Yaşında” sergisi, sanatçının fotoğrafları, özel eşyaları ve kitaplarının yanı sıra ilgi alanlarını ve edebî yolculuğunu izleme fırsatı sunuyor.]]>

    0 0

    Dünyanın en büyük ordu korosu Rus Kızıl Ordu Korosu, 13 Haziran’da İstanbul’da konser verecek.]]>

    0 0

    Bu yıl 8'incisi verilecek olan Metin Altıok Şiir Ödülü için yapılacak başvurular başladı.]]>

    0 0

    Geçtiğimiz hafta cumartesi günü başlayan 13. Bursa Kitap Fuarı’nı altı günde 185 bin kişi ziyaret etti. Fuarın son üç gününde aralarında Gülten Dayıoğlu, Behiç Ak, Yekta Kopan, Metin Feyzioğlu, Zeynep Oral, Can Dündar, Üstün Dökmen, Canan Karatay, İhsan Eliaçık, Sinan Meydan ve Ali Kırca’nın da bulunduğu pek çok yazar, şair ve araştırmacılar okurlarıyla buluşacak. Son üç etkinlikleri şöyle:]]>

    0 0

    !f İstanbul’un Sundance Enstütüsü’yle ortaklaşa yürüttüğü ve 8-11 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da yapılacak Sundance Senaryo Lab’e başvuru için son günler...]]>

    0 0

    Bu yıl 8'incisi verilecek olan Metin Altıok Şiir Ödülü için yapılacak başvurular başladı.

    Adayların 24 Nisan’a kadar 2014 yılı içerisinde yayımlanmış şiir kitaplarıyla (8 kopya olarak) Kırmızı Kedi Yayınları’na başvurmaları gerekiyor. Seçici kurulunda Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz, Güven Turan, Ahmet Telli, Ali Cengizkan, Haydar Ergülen, Eray Canberk’in yer aldığı ödülün veriliş tarihi ve yeri daha sonra açıklanacak. (0212) 244 89 82 KÜLTÜR SANAT


    0 0

    Geçtiğimiz hafta cumartesi günü başlayan 13. Bursa Kitap Fuarı’nı altı günde 185 bin kişi ziyaret etti. Fuarın son üç gününde aralarında Gülten Dayıoğlu, Behiç Ak, Yekta Kopan, Metin Feyzioğlu, Zeynep Oral, Can Dündar, Üstün Dökmen, Canan Karatay, İhsan Eliaçık, Sinan Meydan ve Ali Kırca’nın da bulunduğu pek çok yazar, şair ve araştırmacılar okurlarıyla buluşacak. Son üç etkinlikleri şöyle:

    20 MART 2015 CUMA/Çekirge Salonu/12.00-13.00

    Söyleşi: “Geleceği Okuyan Kalemler”

    Konuşmacılar: Serkan Duru, Engin Yazar, Nalân Çelik, Arzu Kuzgun, Deniz Öztürk

    Düzenleyen: Bursa Büyükşehir Belediyesi-Nuri Erbak Ortaokulu

    13.15-14.00

    Söyleşi: “Çocuklar İçin Sanal Bir Labirent: Postayla Gelen Deniz Kabuğu”

    Konuşmacı: Behiç Ak

    Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı

    14.15-15.15

    Söyleşi: “Yazarken Ben”

    Konuşmacı: Gülten Dayıoğlu

    Düzenleyen: Altın Kitaplar

    15.30-16.30

    Söyleşi: “Halime Yıldız’ın Çocuk Kitaplarındaki Anahtar Sözcükler”

    Konuşmacı: Halime Yıldız

    Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın-Nuri Erbak Ortaokulu

    16.45-17.45

    Söyleşi: “Nazım Hikmet’in Şiir ve Mektuplarında Bursa”

    Konuşmacılar: Güney Özkılınç, Halime Yıldız, Hacı Tonak

    Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası

    18.00-19.00

    Panel: “Sait Maden’i Anıyoruz”

    Yöneten: Aydan Ay

    Konuşmacılar: Güney Özkılınç, Seyyit Nezir, Dilruba Nuray Erenler

    Düzenleyen: Sis Çanı-Broy Yayınları-Çekirdek Yayınları

    20 MART 2015 CUMA/Uludağ Salonu/11.00-12.00

    Söyleşi: “Çocuklar için Anlayarak Hızlı Okuma*”

    Konuşmacı: Öznur Karaeloğlu

    Düzenleyen: FOM Kitap

    *İlköğretim 3.4.5. ve 6. Sınıflar için

    13.00-14.00

    Söyleşi: “Soma'ya Selam”

    Konuşmacılar: Yaşar Miraç, Abâ Müslim Çelik

    Düzenleyen: BESAM-Ezgi Kitabevi

    14.15-15.15

    Söyleşi: “Kolonya Kokulu Mendil”

    Konuşmacı: Şaban Akbaba

    Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın-Şehit Kara Pilot Yüzbaşı Hakan Tan İlk ve Orta Okulu-Çağdaş Eğitim Kooperatifi 3 Mart Azizoğlu İlk ve Ortaokulu

    15.30-16.45

    Söyleşi: “Öyküde Dilin İmkânları ve Avcısını Taşıyan Ceylan”

    Sorular: Pelin Yılmaz

    Konuşmacı: Erkan Aslan

    Düzenleyen: TÜYAP

    17.00-18.15

    Panel: “Modernizmin Mutluluk Dayatması ve Edebiyatın İşlevi”

    Yöneten: Hakan Akdoğan

    Konuşmacılar: Gökhan Yavuz Demir, Kaya Tokmakçıoğlu, Nil Sakman, Sedat Demir

    Düzenleyen: Aylak Adam Yayınları

    18.30-19.30

    Söyleşi: “Yunus Emre ve Hayatın Gerçeği”

    Konuşmacı: Faruk Dilaver

    Düzenleyen: Emre Bilişim

    21 MART 2015 CUMARTESİ/Uludağ Salonu/12.00-13.00

    Söyleşi: “Çıkış Yolu”

    Konuşmacı: Metin Feyzioğlu

    Düzenleyen: Bilgi Yayınevi

    13.15-14.15

    Söyleşi: “İpekli Mendil’den Taşan Öyküler”

    Konuşmacı: Yekta Kopan

    Düzenleyen: Can Yayınları

    14.30-15.45

    Haldun Taner 100 Yaşında

    Panel: “Her Yönüyle Haldun Taner”

    Yöneten: Zeynep Oral

    Konuşmacılar: Demet Taner, Ömer Naci Topçu, Kazım Güçlü

    Düzenleyen: Uluslararası PEN Türkiye Merkezi-TÜYAP

    18.30-19.30

    Dinleti: “21 Mart Dünya Şiir Günü”

    Yönetenler: Aydan Ay, İlyas Orak

    Katılımcı Şairler: Dilruba Nuray Erenler, İbrahim Hacıbektaşoğlu, Niyazi Yaşar, Seyyit Nezir, Dağhan Sönmez, Elif Sorgun, Engin Turgut, Melahat Babalık, İkbal Kaynar, Mustafa Işık, Zafer Yalçınpınar

    Düzenleyen: Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği

    21 MART 2015 CUMARTESİ/Çekirge Salonu/11.00-11.45

    Söyleşi: “O Güzel İnsan Aziz Nesin”

    Konuşmacılar: Zeynep Oral, Şafak Pala

    Düzenleyen: Nilüfer Belediyesi

    12.00-12.45

    Söyleşi: “Sağlıklı Yaşamak İçin Doğru Beslenme”

    Konuşmacılar: Canan Karatay, Yavuz Dizdar

    Düzenleyen: Hayy Kitap

    13.00-14.00

    Söyleşi: Kayı Söyleşileri “Osmanlı’yı Anlamak”

    Konuşmacı: Ahmet Şimşirgil

    Düzenleyen: Timaş Yayınları

    14.15-15.15

    Söyleşi: “Öteki Bahçe ve Hayata Dair”

    Konuşmacı: Ali Kırca

    Düzenleyen: Doğan Kitap

    15.30-16.30

    Söyleşi: “Atatürk’ün Akıllı Projeleri”

    Konuşmacı: Sinan Meydan

    Düzenleyen: İnkılap Kitabevi

    16.45-17.45

    Söyleşi: “Kafka’nın Böceği 100 Yaşında”

    Düzenleyen: Nilüfer Kent Konseyi Okuma Grubu

    18.00-19.00

    Söyleşi: “İletişimin ABC’si”

    Konuşmacı: Binnur Yeşilyaprak

    Düzenleyen: Pegem Akademi

    22 MART 2015 PAZAR/Uludağ Salonu/12.00-13.00

    Söyleşi: “Romandan Gerçeğe, Gerçekten Romana…”

    Konuşmacı: Üstün Dökmen

    Düzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi Kitabevi

    13.15-14.00

    Söyleşi: “Allah De Ötesini Bırak”

    Konuşmacı: Uğur Koşar

    Düzenleyen: Destek Yayınları

    14.15-15.15

    Söyleşi: “Deniz Gezmiş”

    Konuşmacılar: Can Dündar, Hamdi Gezmiş

    Düzenleyen: Can Yayınları

    15.30-16.30

    Söyleşi: “Sinemanın Güney’i: Bir Efsanenin Anatomisi Yılmaz Güney”

    Konuşmacı: Güney Özkılınç

    Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın

    16.45-17.45

    Söyleşi: “Şehir ve Medeniyet”

    Konuşmacı: Sadettin Ökten

    Düzenleyen: Tuti Kitap-Nefes Yayınları

    22 MART 2015 PAZAR/Çekirge Salonu/13.00-14.00

    Söyleşi: “Zemzem’in Annesi Hz. Hacer”

    Konuşmacı: Sibel Eraslan

    Düzenleyen: Timaş Yayınları

    14.15-15.15

    Söyleşi: “Kendi Everestinize Tırmanın”

    Konuşmacı: Nasuh Mahruki

    Düzenleyen: Alfa Yayınları

    15.30-16.30

    Söyleşi: “Demokratik Özgürlükçü İslam”

    Konuşmacı: İhsan Eliaçık

    Düzenleyen: Tekin Yayınevi

    16.45-17.45

    Panel: “Çanakkale Zaferi ve Tayipgiller”

    Yöneten: Gülistan Akyürek

    Konuşmacı: Halil Ağırgöl

    Düzenleyen: Derleniş Yayınları


    0 0

    !f İstanbul’un Sundance Enstütüsü’yle ortaklaşa yürüttüğü ve 8-11 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da yapılacak Sundance Senaryo Lab’e başvuru için son günler...

    Bugüne dek Mavi Dalga’dan Kumun Tadı’na pek çok filme senaryo desteği sağlayan atölyeye başvurular 23 Mart’ta sona eriyor.

    !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin dünyanın önde gelen bağımsız sinema kurumu Sundance Enstitüsü ile 2011’den beri ortaklaşa yürüttüğü Senaryo Lab, bu yıl 8-11 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da yapılacak. Atölye için başvurular ise 23 Mart’ta sona eriyor. Ünlü oyuncu ve yönetmen Robert Redford tarafından kurulan Sundance Senaryo Lab, yeni yeteneklerin orijinal film projeleri geliştirebilecekleri ve önde gelen yazarlar ve yönetmenlerle çalışabilecekleri bir ortam yaratmak amacıyla 1981 yılında başladı. Quentin Tarantino’dan Darren Aronofsky’ye, Steven Soderbergh’den Shirin Neshat ve Paul Thomas Anderson’a günümüzün önce gelen yönetmen ve senaristlerinin sinema tarihine geçen projelerinin ilk adımlarını attıkları Sundance Senaryo Lab, 2011’den beri !f İstanbul kapsamında Türkiyeli üç projeye senaryo danışmanlığı imkânı sunuyor.

    İstanbul çalışmasına katılan danışmanlar arasında bugüne kadar senarist ve yazar Etgar Keret, I Am Slave/Ben Köleyim, Death of a President/Bir Başkanın Ölümü filmlerinin yönetmeni Gabriel Range, Attenberg’in yönetmeni Athina Rachel Tsangiri, Amreeka/Amrika’nın yönetmeni Cherien Dabis, Hayat Var, Kosmos filmlerinin yönetmeni Reha Erdem ve 9, Ara, Gölgesizler, Ses ve Nar filmlerinin yönetmeni Ümit Ünal, “Güneşe Yolculuk”, “Bulutları Beklerken”, “Pandora’nın Kutusu” ve “Araf” filmlerinin yönetmeni Yeşim Ustaoğlu gibi isimler yer aldı.

    Sundance Senaryo Lab’in bugüne dek destek verdiği projelerden; Aysim Türkmen’in Çekmeköy Underground, Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın Mavi Dalga, Zeynel Doğan ve Orhan Eskiköy’ün Babamın Sesi, Aslı Özge’nin Hayatboyu, Melisa Önel’in Kumun Tadı ve Erol Mintaş’ın Annemin Şarkısı filme çekildi ve festivallerden ödüllerle döndü. Atölyenin son iki yıldır destek verdiği projelerden, Barış Sarhan’ın Cemil Şov, Ülkü Oktay’ın Kendi Aramızda ve Ceylan Özgün Özcelik’in Kaygı’sı ise bu yıl Kültür Bakanlığı tarafından ilk film desteği aldı. Sundance Senaryo Lab’le ilgili ayrıntılı bilgi için: Dereboyu Cad. Ambarlıdere Yolu No:4 Kat:1 Ortaköy – Beşiktaş, İstanbul / Turkey lab@ifistanbul.com


    0 0
  • 03/19/15--19:00: Ah şu evlilik meselesi
  • Kıvanç Baruönü'nün yönettiği, Ezgi Mola, Murat Yıldırım, Nevra Serezli, Gülenay Kalkan, Ebru Cündübeyoğlu, Eda Ece, Begüm Öner, Gül Arıcı, Muhammet Uzuner, İsmail İncekara, Emine Gülsüm Göznümer, Ayten Mısırlıoğlu, Şebnem Sönmez, Bora Akkaş, Cem Kılıç ile Enis Arıkan'ın oynadığı Kocan Kadar Konuş, bu haftanın merakla beklenen Türk filmlerinden.

    Film, otuz yaşına gelmiş Efsun'un yıllar sonra lise aşkıyla karşılaşmasını ve aile üyelerinin verdiği direktiflerle onu evlenmeye ikna etme çabası sırasında başına gelen olayları konu alıyor.


    0 0
  • 03/19/15--19:00: Kural tanımayan Kuralsız
  • Jeanine, beş köşeli ve her yanında bir topluluğun mührü olan kilitli bir kutu keşfeder.

    Kutunun, gelecek için bir mesaj taşıdığına ve ancak beş topluluğun özelliğini taşıyan bir Uyumsuz tarafından açılacağına inanan Jeanine, Uyumsuzları avlamaya başlar ve onları kutuyu açmaları için bir dizi teste tabi tutar. Robert Schwentke'nin yönettiği Kuralsız'da (The Divergent Series: Insurgent) Shailene Woodley, Theo James, Octavia Spencer ile Jai Courtney rol alıyor.


    0 0

    Aksiyon-gerilim filmi The Gunman'de Oscar ödüllü Sean Penn başrolde. Sean Penn'e filmde Javier Bardem, Idris Elba, Ray Winstone, Mark Rylance ve Jasmine Trinca eşlik ediyor.

    Çok satan The Prone Gunman kitabından uyarlanan filmde, Jim Terrier (Sean Penn), devletin anlaşmalarını yapan eski bir ajandır. Çalıştığı organizasyon tarafından ihanete uğramıştır. Bu olay onu saklanmaya, Avrupa ve Afrika'da kedi fare oyunu oynamaya zorlamıştır.


    0 0

    Son Mektup, 'eski' Türkiye'nin Çanakkale tarihini kendince dönüştürmeye, mevcut iktidarın söylemlerine eklemlemeye çalışan, bunu yaparken de Mustafa Kemal'i tasfiye etmeyi düşünen bir tarih yazıcılığına soyunuyor. Çanakkale Savaşı'nın sebebini İstanbul'un fethine bağlayacak kadar yüzeysel tarihselcilik anlayışıyla savaşa dair cılız sorgulamasında ilkokul seviyesini bile tutturamıyor.

    Kültür Bakanlığı'ndan en yüksek para desteğini (1 milyon 750 bin TL) alan iki filmden biri olan Son Mektup, Çanakkale Savaşı'nın 100. yıldönümünde gösterime girdi. Özhan Eren'in yönettiği film, Pilot Yüzbaşı Salih Ekrem karakteri üzerinden anlatıyor Çanakkale'yi. Cephedeki tek Osmanlı tayyaresinin pilotu Salih Ekrem (Tansel Öngel), düşman kuvvetlerin cephe gerisindeki hazırlığıyla ilgili bilgi toplamakla görevlidir. Gönüllü olarak cepheye gelen Hemşire Nihal (Nesrin Cavadzade) ile tanışırlar ve aralarında duygusal bir yakınlaşma olur. Salih Ekrem, Çanakkale cephesinden ayrılıp Şam'a gittiğinde kızına yazdığı mektubu Nihal'e emanet eder; bu mektup ancak 40 yıl sonra sahibine ulaşır.

    Çanakkale Savaşı üzerine çekilmiş 'yerli' filmlerin en büyük sorunu o döneme, savaşa ve karakterlere içeriden bakamaması. Sinemacılarımız, gerçek anlamda bir kahramanlık örneği olan Çanakkale Savaşı'na bugünün dar ve belirli koşullanmalara hapsolmuş algı dünyasından baktı ve bu tarihî; olayı, ruhsuz bir hamaset ile perdeye aktardı. Dolayısıyla, ilköğretim kitaplarında gördüğümüze benzer, kötü bir tarih yazıcılığına tanık olduk.

    ESKİSİNDEN YENİSİNE RESMÎ TARİH YAZICILIĞI

    Bu türden tarih yazıcılığının en yeni örneği Son Mektup, arızalı dışarıdan bakışı bir adım daha ileri götürüyor ve mevcut iktidarın ‘Yeni Türkiye' söylemini ve onun ardındaki zihniyeti Çanakkale'ye yamamaya çalışıyor. Savaş meydanındaki hitabetlerde bir Osmanlı subayını değil de, televizyonların günlük akışını aniden bölen sürpriz canlı yayınlardaki günümüz devlet adamlarını dinler gibiyiz. Çanakkale'de bir Osmanlı subayının "Bugün biz Bedr'in arslanlarıyız." demesi ürpertici. Mehmet Âkif'in bugün bile tartışmalı olan o mısrasını Çanakkale subayının cephede söylemiş olma ihtimali bile korkutucu. Dahası, "Bugün burası Bosna, Bakü, Mekke, Medine... Bugün biz Şeyh Şamil'iz, Selahaddin'iz" replikleri, bugünün siyasî; dilinin kötü bir taklidi.

    Son Mektup'un tarihselciliği ve savaşa dair sorgulaması ayrı bir garabet. İlkokul seviyesini bile tutturamayan bir tarih anlayışı var filmin. Yüzbaşı Salih Ekrem ile bir asker arasında Çanakkale Savaşı'nın sebebine dair diyalog şöyle:

    "- Neden geldiler Çanakkale'ye?

    - İstanbul!

    - Nasıl yani?

    - 1453. İstanbul'un fethi.

    - Beş asırlık mesele için mi buradalar?

    - Onlar için daha dün gibi, hiç vazgeçmeyecekler."

    Almanya'da eğitim görmüş bir Osmanlı subayının Çanakkale Savaşı'nı İstanbul'un fethine dayandırması, bunun da filmde ciddi bir tarihselci anlayış olarak yer alması, ilkokul seviyesinin bile altında kalır.

    MUSTAFA KEMAL'SİZ ÇANAKKALE

    Filmin tartışmalara konu olacak bir yanı da Mustafa Kemal'siz Çanakkale tasavvuru. Aslında, Pilot Yüzbaşı Salih Ekrem karakteri ve Nusrat mayın gemisi üzerinden Çanakkale'nin deniz savaşlarını anlatan Son Mektup'un kara savaşlarının aktörlerinden Mustafa Kemal'e odaklanmaması teorik olarak makul. Evet, Çanakkale Savaşı Mustafa Kemal'siz de anlatılabilir. Ancak Türkçe konuşan Alman komutanların, İngiliz ve Fransız gazetecilerin, her şeyin Osmanlıca yazıldığı bir yerde Latin harfleriyle yazılmış Ziraat Bankası şubesinin olduğu bir Çanakkale filminde Mustafa Kemal'in sadece bir cümle içinde geçiştirilmesi elbette tartışılır. Malum, Cumhuriyet'in kurucu ideolojisinin şekillendirdiği tarih anlayışına göre Çanakkale, Mustafa Kemal ile anılır. Son Mektup, 'eski' Türkiye'nin resmî; tarihini yok sayarak onun yerine 'yeni' Türkiye'nin söylemlerini inşa etmeye çalışıyor ve Mustafa Kemal'siz bir Çanakkale anlatıyor. Üstelik ana karakterini, bugünün başbakanının hamasi söylevleriyle konuşturuyor. Dolayısıyla sorunlu bir resmî; tarihten kaçınırken başka arızalarla malul 'yeni' resmî; tarihin sözcülüğüne soyunuyor.

    Sinema anlamında ise başarılı uçak sahnelerini hariç tutarsak Son Mektup, "2 patlama, 15 dk dram" formülüyle ilerlemeye çalışan bir yapım. Karakterler arası bağlantı, motivasyon ve çatışma unsurları yok denecek kadar zayıf. "Nasıl olsa hepsi kahraman" anlayışıyla senaryo dinamikleri ihmal edilmiş. Zayıf bir aşk öyküsü üzerinden parça parça hikâyeler izliyoruz. Uçak sahneleri iyi olsa da Beyazıt Meydanı gibi bazı efektler sırıtıyor. Ağdalı bir Çanakkale dersi kıvamında olan film, finaldeki şarkısı ve jeneriği ile bu özelliğinin altını çiziyor; sinema özelliğini kaybederek ilk ve ortaöğretim kurumları için yeni döneme uygun tarih yazıcılığına göz kırpıyor.


    0 0
  • 03/19/15--19:00: En iyi filmler Ankara’da
  • 26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde yarışacak ulusal uzun metrajlı filmler açıklandı. Festivale başvuran ve ön jüri tarafından kabul gören Nesimi Yetik’in Toz Ruhu ise yarışmadan çekildi.

    Bu yıl, 23 Nisan-3 Mayıs tarihleri arasında yapılacak 26. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ulusal uzun film kategorisinde yarışacak filmleri açıklandı. Erol Mintaş’ın Annemin Şarkısı, Aysim Türkmen’in Çekmeköy Underground, Murat Düzgünoğlu’nun Neden Tarkovski Olamıyorum, Hüseyin Karabey’in Sesime Gel, Derviş Zaim’in Balık, Erden Kıral’ın Gece, Halil Özer’in Firak, Aydın Orak’ın Asasız Musa, Caner Canerik’in Dağ Çiçeği, Aydın Sayman’ın İçimdeki İnsan ve Kutluğ Ataman’ın Kuzu filmi festival süresince seyirciyle buluşacak. Finale kalan dokuz film, yönetmen Onur Ünlü’nün başkanlığında, Demet Evgar, Çiçek Kahraman, Emrah Serbes ve Serkan Keskin’in yer aldığı seçici kurul tarafından değerlendirilecek. ‘SİYAD En İyi Film’ ödülü için Sinema Yazarları Derneği jürisi de belirlendi. Değerlendirmeyi Sevin Okyay, Övgü Gökçe ve Kerem Akça gerçekleştirecek.

    Toz Ruhu, festivalden çekildi

    Festivale başvuru yapan ve ön jüri tarafından kabul gören Nesimi Yetik’in Toz Ruhu filmi ise yarışma jürisinin belirlenmesinin ardından festivalden çekildi. Jüri başkanı Onur Ünlü’nün Toz Ruhu’nun tamamlanmasına destek vermiş olması nedeniyle filmin yarışmada yer almasının etik olmayacağını düşünen yönetmen Nesimi Yetik, festival yönetimini arayarak filmi yarışmadan çekmek istediklerini belirtti. Yarışmaya başvuran filmler En İyi Film, Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü ve En İyi Yönetmen Ödülleri dahil olmak üzere 18 ayrı ödül kategorisi için yarışacak. 26. Ankara Uluslararası Film Festivali programında yarışma filmleri dışında ulusal uzun filmlere de yer veriliyor. Gece (Erden Kıral), Beni Sen Anlat (Mahinur Özmen) ve Kuzu (Kutluğ Ataman) özel gösterimlerle seyirciyle buluşacak. Yarışma ödülleri 2 Mayıs’ta Ankara Üniversitesi DTCF’de düzenlenecek tören ile sahiplerine verilecek. (www.filmfestankara.org.tr)


    Türkiye’nin ilk komedi festivali

    Türkiye'nin ilk komedi festivali de nisan ayında Ankara'da gerçekleştirilecek. 1 Nisan Dünya Şaka Günü'nde başlayacak ve 12 Nisan'a kadar sürecek olan 1. Ankara Uluslararası Komedi Festivali'nde Ayşen Gruda, Ferhan Şensoy, Bülent Kayabaş, Ece Ercan, Levent Tülek, Erkan Taşdöğen, Vedat Özdemiroğlu, Erkan Can, Cem Davran, Zeki Kayahan Coşkun, Serdar Gökalp, Nihat Sırdar, Alpay Erdem, Muhsin Omurca gibi isimlerin yanı sıra Mahşer-i Cümbüş ve Tiyatro Kılçık, Ankaralılarla buluşacak. Festivalde ayrıca, Kemal Sunal da unutulmayacak. Kemal Sunal'ın anısına düzenlenen sergide, Sunal'ın film kostümleri, özel eşyaları, film afişleri ve mektupları yer alacak. (www.ankarakomedifestivali.com)


    0 0

    Ahmet Altan’la son romanı ‘Ölmek Kolaydır Sevmekten’i konuşmak için buluştuk. Siyasî; kavgaların ortasında, aslında romancı olan cesur bir gazeteciyle konuşmak hem güzel hem de zordu. Okuyacaklarınız ne yazık ki uzun bir sohbetin özeti.

    Dil kullanımını önemsediğinizi ve edebiyatınızda öne çıktığını biliyorum. Öncelikle bunu konuşmak isterim...

    Kelimeler, yazarın elindeki tek alet. Hayatı, insanları, çelişkileri, her türlü duyguyu kelimelerle anlatıyorsun. Anlattığın her olaya, duyguya, iklime uygun düşecek bir kelime seçimin olması gerekir. Yazarın kelimelerle ilişkisi okur tarafından tam görülemez ama okurken belli bir melodiyi o kelimelerin içinde hisseder. Bence hissetmeli de, bu yazının lezzetini artırır, okuyana ulaşmasını ve yazının birçok kanaldan hafızaya yerleşmesini sağlar. Kelime seçimini önemserim. Okuduğun yazarlardan, kelimeleri kullanış biçiminden sana bir şeyler kalır.

    “Her romanın kendi sesini beklerim demişsiniz”. Ya o ses gelmezse veya yanlış gelirse?

    O ses gelmeden yazmaya başlamam. Gençliğimde şartlardan dolayı daha parçalı çalışırdım, zamana yayardım. ‘Kılıç Yarası’ndan sonra bir daha öyle olmadı. O ses belli bir istekle geliyor zaten, o vakit dayanılmaz bir yazma arzusu hissediyorum. Yeryüzünde ondan daha önemli hiçbir şey kalmıyor ve yazmaya başlıyorum.

    Bu tarihi romanları yazmayı tercih etmeniz, bu tarzın klasik roman anlatımına imkân vermesiyle ilgili olabilir mi?

    Evet, insanı merkeze alan, ilişkilerini, duygularını, hayatın görünmez kaosunu anlatan romanlara çocukken de hayrandım. Yazarken de mümkün olduğunca hayatın genişliğini kucaklayan bu anlatımı seviyorum. Bu kitap, bu klasik anlatıma imkân veriyor, Osmanlı’nın çökmeye başladığı, çok hareketli, çelişkili, acı, keskin bir dönemi içeriyor ve insan ilişkileri de çağa uygun bir biçimde keskinleşiyor. Romancı için zengin bir malzeme, dil itibarıyla da geniş bir yol açıyor, hayatın bütün kuytularına sızabiliyorsun.

    Romanın anlatıcısı, kaderin tohumlarının serpilişini ve bunun kahramanlarının geleceğini nasıl belirlediğini de gösteriyor. Bu açıdan okurla ilişki kuran bir anlatı, öyle değil mi?

    Kader, gelecek ve belirsizlik gibi temalar çok ilgimi çekiyor. İnsanların düşünceleri ve hayalleriyle hayatın örgüsü arasındaki çelişkiler çarpıcıdır. Bazen bir şeyin çok iyi olduğunu düşünüyorsun ama o senin felaketin oluyor.

    Her şeye rağmen edebiyata güvenmek zorundayız

    Romanın en önemli kahramanlarından biri olan Şeyh Efendi, hayatı daha geniş kucaklayan, tevekkül sahibi olgun bir kahraman. Onu bu romanda daha yoğun kullanmanız tesadüf değil...

    Büyük dedem şeyh. Bu romandaki kahramanları yaratırken ailemden esinlendim zaten. İnançlı bir insan değilim ama din ilgimi çekiyor çocukluğumdan beri. Benim bir Müslümanlık anlayışım var ve bunu seviyorum. Belki bu yüzden bugün pek çok Müslüman’ın yaptığına kızıyorum. İnançsız bir adamın bunlardan bahsetmesini bağışlasınlar ama ben dinin Tanrı’dan bir şeyler talep etmeye dayanan kısmının din adına biraz utanç verici olduğunu düşünüyorum. Şeyh Efendi aslında bunu anlatan bir karakter, şuna inanıyor: “O beni yarattı ve ben beni yaratanı memnun etmeli, onu utandırmamalıyım.” Şeyh Efendi’nin beklentisi cennete gitmek değil, onun tek düşüncesi kendisini yaratanı utandırmamak. Fakat onun da zaafları var, bunun farkına vardığında büyük bir acı çekiyor. Bana kalırsa dinin temeli bu. İnsan yaratılırken çelişkilerle ve zaaflarla yaratılıyor. Ve hayatı, bu zaaflarla mücadele etmekle geçiyor. Şeyh Efendi, tüm zaaflarından arınacak bir noktaya varmak istiyor, bu neredeyse imkânsızdır. Bir dindar bence şunu bilmek zorunda; mutlak bir iyilik yok, kötülük de içinde var ve seni yaratan tarafından oraya kondu. Şeyh Efendi’nin dediği gibi dışarıdan gelen bir şeytana ihtiyaç yok, o senin içinde. İçindeki zaafları görmek ve yenmek zorundasın. Bu zaafları inkâr etmek din açısından eksiklik gibi görünüyor bana. Zaafları kabul etmek ve o zaaflardan kurtulmak için mücadele etmek sanırım asıl imtihan.

    Kahramanlardan Hikmet Bey, “Abdülhamit dini nasıl istismar ettiyse, İttihat ve Terakki de ‘medeniyeti’ öyle istismar etti.” diyor. Neden bu toplum hâlâ yüz sene sonra aynı çıkmazda?

    Birkaç nedeni var; bu toplum hak eden bir toplum değil. Dürüst olmak için bir iş yapacaksın, hak edeceksin ve hakkını isteyeceksin. Yaratıcılık, özgürlük hep tehlikeli görünmüş burada. Hep baskı altında kalmış toplum. Yaratamamış, üretememiş, hak edememiş, dolayısıyla hak etmenin dışında bir kavga başlamış. ‘Devleti ele geçirelim ve onu paylaşalım’ fikri, çeteleşmeye dönmüş. Şimdi bir kez daha görüyoruz aynı kavgayı. Bu seferki din motifinin etrafında oluyor. Halbuki dinin temel kuralı, hak ettiğinden fazlasını istememektir. Yanılıyor olabilirim ama şunu Müslümanların tartışmasını isterim: Müslümanlık kendi ahlakını yaratabildi mi? Eğer yaratabilmiş olsaydı bugün Türkiye’de bu kadar çok hırsız Müslüman olabilir miydi? Hırsız Müslümanlar var karşımızda ve bu ahlak tartışılmıyor. Tam tersine hırsızlık için fetva verenler var.

    Bu romanda Balkan Savaşı’nın ve Bâb-ı Âli baskınının pek bilinmeyen yönleri de var. Edebiyatın bu anlamda somut bir işlevi yok belki ama toplumsal bakışa faydası olabilir mi?

    Edebiyat esas itibarıyla tarihten daha dürüsttür. Tarih daima galipler tarafından kendi bakış açılarıyla yazılır. Herhangi birine Cumhuriyet’i kim kurdu diye sorsam, herkes Atatürk, der. Peki tek bir adamın cumhuriyet kurması mümkün müdür? Başka kimse yok muydu? Cumhuriyet kurulurken Mustafa Kemal’in Anadolu’da örgütlenmesini kim sağladı. İttihatçılar sağladı, sonra onlara ne oldu? Mustafa Kemal hepsini temizledi. Hapse attı, idam etti, korkuttu, dahası birlikte yola çıktığı bütün arkadaşlarını siyasetin dışına sürdü. Hepsini cezalandırdı ve sonunda bir soru ve bir cevapla kaldık: “Cumhuriyet’i kim kurdu? -Atatürk!”. Kazım Karabekir 3. Ordu’nun komutanıydı ve Milli Mücadele sırasında tek ciddi ordu onun emrindeydi. Eğer Mustafa Kemal’le birlikte savaşmasaydı, başarı ihtimali düşüktü. Karabekir hayatının son döneminde o zamanki istihbarat örgütünün yirmi dört saat takip ettiği, sürekli rapor edilen, kurulmasına yardım ettiği devlet tarafından izlenen ve evine hapsedilen bir adam haline geldi. İnsanlar bunları sadece tarihten değil, edebiyattan da öğreniyor. Gerçekler tarih kalabalığının ardında saklıdır; edebiyat, o gerçekleri nerede araman gerektiğini söyler.

    Daha önceki romanınıza dair 31 Mart eleştirileri vardı. Muhtemelen buna da siyasi düşüncelerle itiraz edenler olacaktır. Kutuplaşma yüzünden kitaplarınızın okunmaması sizi üzer mi?

    Her şeye rağmen edebiyata güvenmek zorundayız. Türkiye çok siyasallaşmış bir yer, kavgalar bugün edebiyatın önüne geçmiş gibi görünüyor. Her zaman yaşadığın anın bir toz dumanı vardır, sonra o toz duman dağılır ve edebiyat ait olduğu yerde durur. Ne olursa olsun iyi edebiyatı kimse yok edemez. Buna kimsenin gücü yetmez.

    Bu romanda ‘yarını’ önemseyen bir münevver tarifi var. Bu aydınlık bakış genellikle bütün romanlarınıza yansıyor. Peki yüz yıl evvel yaşadığımız baskının ve sıkıntıların benzerini hâlâ yaşıyorken sizi bu kadar iyimser kılan nedir?

    Kötümser insandan iyi bir mücadeleci çıkmaz. Mücadeleci bir adam acısını çeker, yenilenebileceğini de kabul eder ama bir yarın olduğunu da hep bilir. Ben iyimser bir adamım, mücadeleden hiç kaçmadım, en güçlü dayanağım da iyimserliğimdir. Ümit ve güven beni en çok koruyan özelliklerim, edebiyata da siyasetten çok inanırım.

    Kişisel hınçla yazılanlar bir yana, eleştiriden etkilenir misiniz?

    Burada iyi eleştiri çok azdır, romancıların çoğu büyük siyasi kavgaların içindedir aynı zamanda. Türkiye siyasi kavgaları aşıp estetik lezzete kavuşan bir noktaya pek gelemedi ama her şeye rağmen edebiyatı gerçekten sevenler var. Allah’tan var, varlığımızı böyle sürdürebiliyoruz. Siyasi kavga edebiyatın üzerini örttüğünden, edebi eleştiri kılıfında siyasi öfkelerin ortaya çıktığı yazılar oluyor. Yazarlık bizim mesleğimiz, bir yazıya baktığımda onu yazanın niyetini ilk satırdan görürüm. Ben çok aldırmam. Yazarların kendi etrafına ördükleri ve insanları kızdıran bir dokunulmazlık zırhı vardır, ben bunu kendi iyimserliğimle ve güvenimle örüyorum.

    Bu romanı okurken kahramanların duygularını büyüteçle gösteren yazarın, zaaflarını pek göstermekten hoşlanmadığını hatırladım. Yazarlar biraz da kuytularındakini gizlemek için mi yazar?

    Yazarken elindeki bütün enerjiyi, gücü, dikkati yazdıklarına verirsin. Ne yaptığını gözetleyemezsin. Zweig diyor ki: “Bir yazara daha sonra sorsan o an ne yaptığını anlatamaz.” Haklı... Anlatamaz, çünkü bilmiyor. Kendini gözetleyemiyor. Başka biri oluyor. Gördüğün hiçbir yazar, o yazıları yazan adam değildir, onun hayat içindeki dublörüdür.

    Yazı olmasaydı hayatınızda nasıl biri olurdunuz diye düşünüyorum, siz coşkuyla yazı, edebiyat anlatırken…

    Bir hiç olurdum. Yazabilmenin dışında hiçbir özelliğim yok. Sıradan bir adamım ben. Sadece bazen roman yazıyorum.


    ‘Hata yaptığıma inandığımda söylerim’

    Bugün size yapılan saldırılara ve boykot girişimlerine bakınca gazeteciliğin romancılığınıza zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

    Evet, o anlamda verdi, doğal okurum olacak pek çok insan, gazeteci olarak düşüncelerimden ve yaptıklarımdan dolayı düşman oldu.

    Bu düşmanlığın arkasında “Ahmet Altan hata yaptığını kabul etsin” dayatması var galiba. Hata yaptığınızı düşünüyor musunuz?

    Hata yaptığımı düşünmüş olsaydım özür dilerdim. Taraf Gazetesi’nde hatalar da yaptık ve derhal özür diledik. Ama hırsızlarla darbeciler el ele vererek gerçekleri saptırmaya kalktıklarında, yalancılar sürüsüne katılmam. Ben hayatım boyunca doğru olduğuna inandığımı söylemekten vazgeçmedim, bu yaşıma geldikten sonra hiç vazgeçmem. Onlar yalan söylüyorlar. Darbe olduğunu da, hırsızlık olduğunu da biliyorlar ama zorbalıkla bu gerçeğin inkâr edilmesi için insanlara baskı yapmaya uğraşıyorlar. Bunu bilmek beni daha da öfkelendiriyor. Baransu’yu haksız yere tutuklamaları da öfkemi daha artırıyor.

    Sanki toplumu askeri vesayet mücadelesinin boşuna olduğuna dair bir ikna çabası da var. Başa mı döndük?

    17-25 Aralık’ta hırsızlar yakalanınca AKP kendine yeni bir ittifak aradı ve darbecileri buldu. Onlarla ittifak yapabilmek için kendi geçmişini inkâr etti. Hırsızlık cezasından kurtulmak için bu yola saptı ve iktidardaki muhafazakârların büyük bir kısmıyla, darbeciler bir araya gelince askeri vesayetle ilgili ‘her şey yalandı’ algısı yaratılmaya başlandı. Biz, Ergenekon diye 17 bin kişiyi öldürene diyoruz. Ergenekon yok diyenler binlerce faili meçhul cinayeti kimin işlediğini anlatsınlar da dinleyelim.

    Peki yargı aşamasında hiç haksızlık olmadı mı?

    Türkiye’de herhangi bir siyasi davada haksızlık yoktur diye baştan hüküm vermek yanlış olur. Yargılanma aşamasında çok büyük bir ihtimalle haksızlıklar oldu. Buradaki sahtekârlık iki ayrı gerçeği bir paket içine koymaları. Yargılamadaki hataları, darbeciliğin ve binlerce insanı faili meçhullere kurban eden Ergenekon’un varlığını saklamak için kullanıyorlar. Balyozcuların yaptıkları o korkunç konuşmaları, Ergenekon’un öldürdüğü binlerce insanı yok sayıyorlar. Balyoz darbelerinin ordunun kozmik odalarından çıktığından söz etmiyorlar. Orduya, “Bu belgeler sahteyse neden içindeki sahtekârları yakalamıyorsun?” diye sormuyorlar. “Balyoz da yoktu, Ergenekon da yoktu” diye bağırarak askeri vesayeti ve bugünkü iktidarın hırsızlığını aklamaya çalışıyorlar. “Balyoz da vardı, Ergenekon da vardı ama yargılamalar sırasında bazı insanlar haksızlığa uğradı.” dediklerinde aramızda bir tartışma kalmaz. O zaman sadece şu soruyu sorarım: “Neden bu ahlaksız hukuk sistemini değiştirmek için parmağınızı kımıldatmıyorsunuz? Neden hukuk sistemini daha da korkunç hale getiriyorsunuz?”


    ‘Kirli bir isim çabuk ölür’

    Romanda Balkan Savaşı’nı izlemek için gelen Lausanne isminde bir gazeteci var. Onun kendi gazetesine geçtiği haberler sayesinde Osmanlı’da sansürlenen gerçekleri öğreniyoruz. Bugün de gerçeklerin üstü örtülüyor. Medyadaki bu kirlilik neden hiç değişmiyor?

    Bu da tercihle ilgili. Eğer fani bedenini iyi yaşatmak istiyorsan bazen adının kirlenmesine razı olman gerekir ve kirli bir ad çabuk ölür. O ismi temiz tutmak istiyorsan ve senden sonra gelenlere, yok olduğunda bile temiz bir isim bırakmak istiyorsan bazen bedeninden vazgeçersin. Bu biraz nasıl yetiştiğinle, eğitiminle de ilgili. Edebiyat da din gibi ahlakı besler, orada gördüğün dürüst, cesur, güçlü insanlara benzemek istersin. Türkiye’de ahlakın böyle çürümesinin bir nedeni de edebiyatın kahramanlarını güçlü bir şekilde sunamaması.


    0 0

    İki yılda bir yapılan ve 2016’da yirmincisi gerçekleştirilecek İstanbul Tiyatro Festivali’nin programında yer almak isteyen yerli projeler için başvurular 30 Mart Pazartesi günü başlıyor.

    Başvurular için festivalin web sayfasında (tiyatro.iksv.org) bulunan başvuru formunu en geç 28 Ağustos 2015 tarihine kadar İstanbul Tiyatro Festivali Merkezi’ne (Sadi Konuralp Cad. No: 5 Nejat Eczacıbaşı Binası, Şişhane) teslim etmek gerekiyor. Festivale başvuracak yerli yapımların daha önce İstanbul’da sahnelenmemiş olması gerekiyor. 20. İstanbul Tiyatro Festivali’ne seçilecek projeler iki aşamalı değerlendirme sonucunda belirlenecek. Değerlendirmeler, danışma kurulu ile birlikte başvuruların sona erdiği 28 Ağustos 2015 tarihinden sonra yapılacak.


older | 1 | .... | 273 | 274 | (Page 275) | 276 | 277 | .... | 375 | newer