Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 267 | 268 | (Page 269) | 270 | 271 | .... | 375 | newer

    0 0
  • 03/05/15--16:00: Size anne diyebilir miyim?

  • 0 0
  • 03/05/15--23:43: Gözler yalan söylemez

  • 0 0


    0 0


    0 0


    0 0


    0 0


    0 0


    0 0


    0 0


    0 0
  • 03/08/15--17:09: Hayal Perdesi tekrar rafta

  • 0 0


    0 0

    ‘Derinlerden Siperlere Çanakkale 1915’ isimli sergi, Fransız denizaltısı Turkuaz’ı batıran Müstecip Onbaşı’nın kızı Ulviye Balkan ile yine onbaşının batırdığı E20’den kurtulan William Long’un torunu John Shelton’u bir araya getirdi.Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yılı vesilesiyle Eminönü’ndeki İş Bankası Müzesi’nde dün “Derinlerden Siperlere Çanakkale 1915” sergisi açıldı. Küratörlüğünü Savaş Karakaş’ın, danışmanlığını Prof. Dr. Haluk Oral’ın yaptığı serginin iki misafiri vardı. Fransız denizaltısı Turkuaz’ı 30 Ekim 1915 tarihinde Çanakkale’de batıran Müstecip Onbaşı’nın kızı Ulviye Balkan ile yine Müstecip Onbaşı’nın batırdığı tahmin edilen, 21 kişiden 9 askerinin kaçabildiği İngiliz denizaltısı E20’den kurutulan William Long’un torunu John Shelton. Dedesini anmak için 100 yıl sonra Türkiye’ye gelen Shelton ve Ulviye Balkan, yan yana objektiflere poz verdi. Shelton, “Dedem 9 yıllık bir denizaltıcıydı. Daha ağustosta yepyeni gemide göreve başlamıştı. Ekim-kasım gibi Çanakkale’ye gitmişti.” dedi. Babasının fotoğraflarına bakarken gözyaşlarını tutamayan Ulviye Balkan ise, “Babam yaşadıklarını anlatırdı ama o kadar ufaktık ki, pek kulak vermezdik. ‘Ah kızım Kilithabir’lerde çürüdük’. derdi. Keşke onu daha çok dinleseydim.” sözleriyle duygularını dile getirdi.20 yıl boyunca denizaltında dedemin Çanakkale’de kaybettiği elini aradımBasın toplantısında konuşan Prof. Dr. Haluk Oral, serginin, 100 yıl önce Çanakkale’de yaşananlara, cephede karşı karşıya gelmiş her iki tarafın gözünden tanık olma imkânı verdiğini belirterek, “Bu konuda pek çok kitap yazılmasına rağmen hâlâ anlatılacak öyküler, aydınlatılması gerek sırlar vardır.” ifadelerini kullandı. 1995 yılından bu yana Çanakkale Boğazı’nda batan savaş gemilerini araştıran Savaş Karakaş ise, “Bu sergi, bana ‘Savaş’ adını veren Çanakkale gazisi dedem Hafız Hilmi Coşkun’a bir vefa borcuydu. Çünkü dedem, Çanakkale’de yaralanmıştı. Çocukluğumda onun, şarapnel parçaları ve bombalar yüzünden sakat kalan elinden korktum. Dedemi 1974’te kaybettik. 1995’ten bugüne geçen 20 yılda, korktuğum dedemin elini denizin derinliklerinde aradım. Pek çok savaş gemisini belgeledim, filme aldım. Türkiye’nin ünlü sualtı araştırmacılarla denizin dibinde iz sürdüm. Şimdi bütün bunları dedemin hikâyesi ile birlikte sergide sunuyoruz.” dedi.Sergide Çanakkale deniz ve kara savaşları iki ayrı bölümde anlatılıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısıyla imzaladığı, daha önce kamuoyuyla paylaşılmamış 3 askerî emir de serginin ilgi çeken belgeleri arasında. 10, 11 ve 12 Mayıs 1915 tarihli emirlerde Mustafa Kemal savaşa ilişkin takdir, görüş ve emirlerini diğer kumandanlara iletiyor. Toplamda 6 adet olan fırka emirleri, hem birebir transkripsiyonları hem de sadeleştirilmiş versiyonlarıyla sergileniyor. Nusrat mayın gemisinin, düşman gemilerinin projektörlerine aldırmadan Karanlık Liman’a mayınlarını bırakmasının yıldönümü olan 7 Mart’ta açılan sergi, 15 Ağustos’a kadar açık.

    0 0

    Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin Türkiye birimi olağan genel kurulu, 7 Mart’ta İstanbul’da yapıldı.Genel Kurul’da yönetim kurulu başkanlığına oybirliğiyle eleştirmen Ragıp Ertuğrul seçildi. Sahne sanatları alanında eleştiri disiplininin gelişmesi, yurtiçinde ve dışında tanıtılmasında güvenilir bir değerlendirme kaynağının oluşması amacı ile 1990 yılında kurulan dernek, bugüne değin Türk tiyatrosunu sayısız ulusal ve uluslararası platformlarda temsil etti.

    0 0

    Yaşar Kemal’i geçtiğimiz hafta ebedi yolculuğuna uğurladık. Usta yazarın vefatının ardından kitap satışlarında 4 kat (% 417) artış oldu. Yaşar Kemal edebiyatını yakından tanıyan iki yazara, bu durumu nasıl değerlendirdiklerini sorduk.“İlginin kalıcı olması temennimdir” Işık Öğütçü: Yaşar Kemal’in, vefatıyla tüm okurlarını yasa boğduğu bir gerçek. Tüm canlılar dünyaya gelir, yaşar ve ölürler. İnsanlar yaşadıkları sürece insanlığa faydalı çalışmalar yaparsa kalıcı olurlar. Yaşar Kemal hem edebiyatımıza hem de insanlığa düşünceleri ve yazdıkları ile katkı sağlamış bir sanatçımızdır. Yaşarken böyle sanatçılar ve bilim insanları pek fark edilmiyor maalesef. Ölümünden sonra eserlerine olan talebin artmış olmasının, okurların sanatçının değerini anlamış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Şimdiye kadar kitaplarını okumamış olan okurlar, ölümü üzerine yazarla ilgili yapılan etkinlikler ve hakkında yazılan yazılarla sanatçımız Yaşar Kemal’i okumadıklarını düşünerek kitaplarına yönelmeleri, alıp okumaları hem meraktan hem de bu mücadele insanına duydukları saygı gereğidir. Bunun kalıcı olması temennimdir. Ölüm acıdır ama bir gerçektir. İnsanlığın daha iyi yaşam koşullarında yaşaması için fikir üretmiş, bunu sanatında yapmış olan pek çok sanatçı gibi Yaşar Kemal de eserleriyle daha çok okunarak geleceğe taşınacaktır. “Onun kitapları insanlığın vicdanıdır” Ayfer Tunç: Ressamların ölümünden sonra eserlerinin değer kazanması bir sanat değil piyasa meselesidir. Ama bir yazarın ölümünden sonra eserlerinin tekrar basılması ise piyasa değil, sanat meselesidir. Yaşar Kemal, bu coğrafyanın en gür sesiydi; gür, adil ve isyankardı. Yetmişli yıllarda insanın insana ettiğinin daha çok kalp yaraladığı zamanlarda sesi daha çok duyuluyordu. İnsan acısının, çığlıklarının arşa yükseldiği bu vicdansız ve kirli çağda duyulmaz oldu. İnsanlık bugün inliyor ama dünyanın paraziti bütün insani sesleri bastırıyor. Ne yazık ki Yaşar Kemal’in o güzelim sesi ancak bir ölüm ardı çığlığı olarak yer buldu. Yaşar abi son sesiyle Türkiyeli okura vicdanı hatırlattı bence. Genç okur Türkiye’nin has evladının sesini merak edip kitaplarını okumak istedi. Onun kitapları budur çünkü. İnsanlığın vicdanıdır.

    0 0

    Türk okurunun daha çok Çorak Ülke adlı eseriyle tanıdığı, 20. yüzyılın önemli şairlerinden, denemeci ve eleştirmen T.S. Eliot, ölümünün 50. yılında anılıyor. Modern şiire katkıları ve geride bıraktığı benzersiz eserlerle anılan şair için yıl boyunca pek çok etkinlik düzenlenirken, hakkında yayımlanan yeni biyografi, zihinlerdeki Eliot imgesini değiştiriyor.Her yazar, kalıcı olmakla bir imtihan yaşar. Ingeborg Bachmann, geleceğe kalmayı yazarın dilinin kalıcı olmasına bağlarken, bunun eksikliğinin ‘yazmanın cehennemi’ni artırdığını söyleyebiliriz. 20. yüzyılın usta şairi Thomas Stearns Eliot (1888-1965), “Hiçbir dürüst şair, yazdıklarının kalıcı değerinden emin olamaz. Bütün zamanını ziyan etmiş ve bir hiç için hayatını altüst etmiş olabilir.” diye yazdığında, kendisinin de seneler sonra okunacak bir yazar olduğunu düşünmüştür içten içe, zira genç yaşta yakaladığı kalıcı bir ses vardı. Amerika doğumlu İngiliz şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeni Eliot, 4 Ocak 1965’te öldüğünde, İngiliz modern şiirine yön veren bir usta ve dünya edebiyatına büyük katkılar sunan bir isim olarak anılmayı çoktan hak etmişti. Eliot, ölümünün 50. yılında sempozyumlar, sergiler ve çeşitli etkinliklerle anılırken, hakkında yayımlanan yeni kitaplar da zihinlerdeki imgesini değiştiriyor.Robert Crawford’un Young Eliot: From St Louis to ‘The Waste Land’ adıyla kaleme aldığı yeni biyografi, şairin birer başyapıt olarak değerlendirilen “J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı”ndan “Çorak Ülke”ye uzanan eserlerinin yanı sıra edebi üretimine odaklanarak yeni bir portre sunuyor. Crawford, Eliot için ‘hiç genç oldu mu?’ sorusunun peşine düşüyor. Bu yeni biyografi eleştirmenleri karşı karşıya getirse de Eliot’un soğuk, yavan ve zor bir kişi olmadığını ortaya koyuyor. Şairin çocukluğunun geçtiği St Louis’ten Çorak Ülke’yi yazdığı döneme kadar geçen süreye odaklanan kitap, utangaç, zeki ve yaralı; ailesinin isteklerine karşı gelip İngiltere’ye göç eden Amerikalı bir genç şairin hayatına dair; mektuplar, şiirler ve kaleme aldığı metinler üzerinden yeni bir okuma yapıyor. Kitap, yazarın eserlerinden alıntılar, onun hakkında yapılan röportajlar, arşiv belgeleri ve daha önce yayımlanmamış anılarına da yer veriyor.“Kuvartet, en iyi eserim”Genç Eliot’un biraz ıskalanan bu dönemi, şairin yazı yolculuğunda pek çok taşı yerine oturtuyor. 26 yaşında tanıştığı Vivien Haigh-Wood ile üç ay sonra evlenen şair, sorunlu bir ilişki yaşar. Çorak Ülke’nin ilk okurlarından olan Wood, genç şairin edebi üretiminde önemli bir rol oynasa da bu evlilik uzun sürmez. Crawford, biyografide bu ilişkinin tüm ayrıntılarına değiniyor. 1957’de 68 yaşında iken evlendiği sekreteri, 30 yaşındaki Valerie Eliot, şair hakkında yeni bir biyografinin yazılmasına pek de müsaade etmez. Yazarın tüm edebi mirasına sahip çıkıp bir kısmını da elden geçiren Valerie, 2012’de ölür. Eliot’ın ailesi ve eski eşiyle mektuplaşmalarının izine rastlayamayan Crawford, şairin Yahudi düşmanlığına da odaklanarak şiir ve mektuplarında bunun izlerini arıyor. Sinirli ve çoğu zaman mutsuz bir birey olan Eliot’ın parlak bir şair olduğunun altını çizen Crawford, kalemiyle biraz silik kalan Eliot portresini renklendiriyor.T.S. Eliot, iki yıl kadar üzerinde çalıştığı Çorak Ülke’yi bitirdikten sonra arkadaşı Ezra Pound’a gösterir. Pound, şiirin ilk taslağından tam 360 dizeyi siler. Geriye 434 dize kalır ve eser 1922’de yayımlanır. Eliot, 1948’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülür. Pek çok okur onu Çorak Ülke ile anarken, “Kuvartet’in en iyi eseriniz olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna, “Evet, her birinin bir öncekinden daha iyi olduğunu düşünüyorum. İkincisi birinciden daha iyi, üçüncüsü ikinciden daha iyi ve dördüncüsü hepsinden daha iyi. Bu da benim kendi kendime avuntum işte.” der.Crawford eleştirmenlerden iyi not alan bu biyografinin ikinci serisini hazırlarken, 25 Mart’ta İngiltere’deki Oxford Edebiyat Festivali’nde “J.Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı”nın yayımlanmasının 100. yılı dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Harvard Üniversitesi’nde nisan ayında açılacak ve hazirana kadar ziyaret edilebilecek “Ragged Claws: T.S. Eliot’s Prufrock at 100” adlı sergide ise “J.Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı”nın ilk baskıları ve şairin bilinmeyen yönleri konuşulacak. Eliot’un, her okurda bir karşılığı olan, seneler önce dile getirdiği şu sözler, tıpkı o benzersiz şiirleri gibi hâlâ önemli: “Edebi yargı yahut değerlendirme için aynı anda keskin biçimde iki şeyin birden farkında olmamız gerekir: ‘Neyi sevdiğimizin (veya neden hoşlandığımızın)’ ve ‘Neyi sevmemiz gerektiğinin’ Çok az kimse her ikisini bilecek kadar dürüsttür.”

    0 0

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği Basın Müzesi Şiir ve Musiki Günleri, 14 Mart Cumartesi günü saat 13.00-15.30 arasında yapılacak.TGC Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Özdemir ve Mualla Tetik’in yöneteceği etkinlik, Çembelirtaş’ta bulunan Basın Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Etkinlikte, mart ayı içinde aramızdan ayrılan sanatçılar, yazarlar, gazeteciler ve müzisyenler anılacak. 20. ölüm yılı nedeniyle Mustafa Necati Karaer’in yaşamı ve sanatına ilişkin bilgiler verilecek. Basın Müzesi Şiir ve Musiki Günleri’nde; savaş, barış ve türlü sanatlar içindeki kadın emeği konuları işlenecek. Kadın şair ve bestekârların eserlerinden örnekler sunulacak. (0212 513 84 58 )

    0 0

    4-19 Nisan arasında düzenlenecek İstanbul Film Festivali’nde yirmiden fazla bölümde 62 ülkeden 204 film gösterilecek. Zeki Demirkubuz’un jüri başkanı olduğu Altın Lale Ulusal Yarışma’da genç yönetmenlerin filmleri yer alırken, uluslararası yarışmada Thomas Vinterberg’in Çılgın Kalabalıktan Uzak filmi dikkat çekiyor.Sinemaseverlere baharı müjdeleyen İstanbul Film Festivali, bu yıl 34. kez takipçileriyle buluşacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından on birinci kez Akbank sponsorluğunda düzenlenen festivalin programı dün İstanbul Martı Otel’de düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. 4-19 Nisan arasında gerçekleştirilecek festivalde dünya sinemasının yeni örneklerinden ödüllü filmlere, Türkiye sinemasının en yenilerinden klasiklerine, yeni keşiflerden başyapıtlara, yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşilerden partilere, şehrin gözü iki hafta boyunca festivalde olacak.Takipçileri için ‘okul’ olmayı sürdüren festivalde bu yıl yirminin üzerinde bölümde 62 ülkeden 222 yönetmenin 204 filminin yanı sıra ücretsiz olarak gerçekleştirilecek usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri gibi etkinlikler de yer alıyor.MEKÂN SIKINTISI SÜRÜYORFestivalin ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmaları ile FACE Sinemada İnsan Hakları Yarışması’na bu yıl ilk kez Ulusal Belgesel Yarışması da eklendi. Yıllardır ana üssü İstiklal Caddesi olan festivalin mekân sıkıntısı bu yıl daha da belirgin bir hal alıyor. Geçtiğimiz yıllarda İstiklal Caddesi’nde beş mekânda film gösterimi yapılırken bu yıl sadece Atlas ve Beyoğlu sinemaları ile Fransız Kültür Merkezi var. Dolayısıyla Emek Sineması’nın yokluğuyla başlayan festival dağınıklığı bu yıl da sürüyor. İstiklal Caddesi’ndeki mekânlar dışında Ortaköy Feriye, İstanbul Modern ve Kadıköy Rexx sinemaları gösterim ve etkinliklere ev sahipliği yapacak.Festivalin Sinema Onur Ödülleri, bu yıl yönetmen ve yapımcı Yılmaz Atadeniz, müzisyen Cahit Berkay, oyuncu Nebahat Çehre, senarist ve yönetmen Safa Önal ve oyuncu Süleyman Turan’a verilecek. Beş ustaya ödülleri 3 Nisan Cuma akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek açılış töreninde takdim edilecek.Zeki Demirkubuz’un jüri başkanlığını yaptığı Altın Lale Ulusal Yarışma’da 11 film var. Sarmaşık, Nefesim Kesilene Kadar ve Kar Korsanları gibi yurtdışı festivallerinde prömiyer yapmış filmlerin yer aldığı bölümün yanı sıra 2007’de Pazar Bir Ticaret Masalı filmiyle Altın Portakal alarak tartışmaların odağına oturan İngiliz yönetmen Ben Hopkins’in yeni filmi Hasret de var. Genç yönetmenlerin filmlerinin ağırlıkta olduğu ulusal yarışmada Erden Kıral’ın geçen yıl kasım ayında gösterime giren Gece filmi de bulunuyor. Ulusal yarışmada En İyi Film’e 150 bin TL, En İyi Yönetmen’e ise 50 bin TL ödül verilecek.ÇILGIN KALABALIKTAN UZAKAltın Lale Uluslararası Yarışma, ulusal bölüme oranla daha göz alıcı. Yönetmen Rolf de Heer başkanlığındaki jüri 12 film arasından seçim yapacak. Danimarka sinemasının yıldız ismi Thomas Vinterberg’in uyarlaması Çılgın Kalabalıktan Uzak, Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi Altın Çağ, Fransız yönetmen Cedric Kahn’ın ödüllü filmi Vahşi Yaşam, Christian Petzold’un yeni filmi Yüzündeki Sır bu bölümün öne çıkanları. Murat Düzgünoğlu’nun Neden Tarkovski Olamıyorum filmi de uluslararası yarışmada Türkiye’yi temsil edecek.Sinemaseverlerin en çok ilgi gösterdiği Akbank Galaları yine merakla beklenen yapımlardan oluşuyor. Bu bölümde 13 filmin Türkiye’deki ilk gösterimleri gerçekleştirilecek. Akbank Galaları’nda bu yıl usta yönetmenler Paul Thomas Anderson ve François Ozon’un son filmlerinden Cafer Panahi’nin Berlin’de Altın Ayı kazanan filmi Taxi’ye, modanın dev ismi Yves Saint Laurent’in hayatını konu alan filmden dokuz ünlü yönetmenin kısa filmlerinden oluşan Words with Gods’a kadar birbirinden ilginç, ödüllü, dikkat çekici yapım yer alıyor.YILANLARIN ÖCÜ YENİDENİstanbul Film Festivali sekiz yıldır Groupama işbirliğiyle sürdürdüğü “Türk Klasikleri Yeniden” projesi kapsamında bu yıl Metin Erksan imzalı Yılanların Öcü, restore edilerek sinemaya yeniden kazandırılıyor. Fikret Hakan, Nurhan Nur ve Aliye Rona’nın oynadığı 1962 yapımı Yılanların Öcü, köy yaşantısı kadar kadın-erkek çatışmasını da işleyen, sade ve gerçekçi bir anlatıma sahip. Filmin 1962’de ilk kez gösterime girmesiyle Ankara, Adana gibi bazı şehirlerde olaylar çıkmış ve bir sinema hasara uğramıştı. Filmin gösterilebilmesi ancak dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in onayıyla mümkün olmuştu.İstanbul Film Festivali’ne bu yıl yeni bölümler de eklendi. Balkanlar: Ateşin Sineması, bu özel bölgenin en iyi ve en güncel sinema örneklerini bir araya getirecek. Aile Bağları, en çok kutsanan, en çok eleştirilen, en sık sömürülen toplumsal kurum olan aile içi bağlar festivalin bu bölümünde ele alınacak. Özel Gösterim: Ufak Hakikatler ve Alman Canlandırma Sineması da festivalin yeni bölümlerinden. Ayrıca Latin Amerika’nın en gözde yönetmenlerinden Arjantinli sinemacı Lisandro Alonso’nun tüm filmleri de festivalde özel bir bölümde gösterilecek.HAFTA İÇİ GÜNDÜZ SEANSLARI 5 TLFestival gösterimleri 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30 seanslarının yanı sıra artık festivalin gelenekselleşen geceyarısı gösterimleri cuma geceleri Beyoğlu, cumartesi geceleri ise Atlas Sineması’nda 24.00 seanslarında gerçekleştirilecek. Festival biletleri 28 Mart Cumartesi günü 10.30’da Biletix satış kanalları, Atlas ve Rexx sinemalarında açılacak ana gişelerden satışa çıkacak. Hafta içi gündüz seansları 5 TL, hafta içi 19.00 ve hafta sonu tüm seanslarda tam 17 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü 12 TL, 21.30 seansları 17 TL;Atlas ve Rexx sinemalarında yapılacak Akbank Galaları ilk gösterimlerinin biletleri ise 20 TL. Festivalde bu yıl 28 Mart’tan itibaren gösterimlerin başlayacağı 4 Nisan tarihine kadar tüm izleyiciler biletlerini % 10 indirimli alacak.Altın Lale Ulusal YarışmaLimonata (Ali Atay)Eksik (Barış Atay)Nefesim Kesilene Kadar(Emine Emel Balcı)Kümes (Ufuk Bayraktar)Misafir (Mehmet Eryılmaz)Yeni Dünya (Caner Erzincan)Saklı (Selim Evci)Kar Korsanları(Faruk Hacıhafızoğlu)Hasret (Ben Hopkins)Sarmaşık (Tolga Karaçelik)Gece (Erden Kıral)Altın Lale Uluslararası YarışmaGerçeklik / Réalité (Quentin Dupieux) Neden Tarkovski Olamıyorum (Murat Düzgünoğlu)Altın Çağ / Huang Jin Shi Dai (Ann Hui) Vahşi Yaşam / Vie Sauvage (Cédric Kahn)Taşa Yazılmış Hatıralar / Bîranînen Li Ser Kevirî(Shawkat Amin Korki) Itsi Bitsi (Ole Christian Madsen)Star / Zvezda (Anna Melikyan) Kara Ruhlar / Anime Nere (Francesco Munzi)Yüzündeki Sır / Phoenix (Christian Petzold) Bana Bak Philip / Listen Up Philip (Alex Ross Perry) Fanusta Yaşayanlar / Vonarstræti (B. Zophoniasson)Çılgın Kalabalıktan Uzak (Thomas Vinterberg)

    0 0

    Bu yıl 20. kez düzenlenen Almanya Türkiye Film Festivali yarın başlıyor.22 Mart’a kadar sürecek festivalin açılış töreninde Hanna Schygulla, Şener Şen ve Yavuz Turgul’a onur ödülü verilecek. Klaus Eder, Cem Yılmaz ve Uğur Yücel’in de katılacağı törende Eşkıya, açılış filmi olarak gösterilecek. Törende, Kardeş Türküler de bir konser verecek. Festivalin 20. yılında 38 filmin gösterimi yapılacak. Festivalin bütün etkinlikleri için bilet satışları Kultur-Info (Königstr. 93, 90402 Nürnberg, Tel: 0911 231 4000) adresinde gerçekleştiriliyor. (www.fftd.net)

    0 0

    Bu yıl 13.sü düzenlenen İzmir Öykü Günleri nitelikli edebiyatı iyi okurlarla buluşturuyor.Aralarında Handan İnci, Sibel K. Türker, Yıldız İlhan, Ahmet Bozkurt, Gürsel Korat ve Kerem Işık’ın da olduğu yazarlar 13-14 Mart günlerinde Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde bir araya geliyor. Öykü Günleri’nin bu yılki teması ‘Kadın ve Kent’ olarak belirlendi. Etkinliğin onur konuğu öykücü Nursel Duruel başta olmak üzere öykücü ve akademisyenler ‘Kadın ve Kent’ teması çerçevesinde çeşitli konuşma ve panellerle bir araya gelecek.

older | 1 | .... | 267 | 268 | (Page 269) | 270 | 271 | .... | 375 | newer