Are you the publisher? Claim or contact us about this channel


Embed this content in your HTML

Search

Report adult content:

click to rate:

Account: (login)

More Channels


Showcase


Channel Catalog


Channel Description:

İnternetin İlk Türk Gazetesi, Türkiye’nin haber sitesi - Son haberler, Ekonomi, Politika, Yorum, Spor, Güncel, Teknoloji, Sağlık, Otomobil, Kültür Sanat, Magazin, Dış Haberler, Dünya Haberleri, Yerel Haberler ve Haber Arşivi. - Zaman Gazetesi

older | 1 | .... | 264 | 265 | (Page 266) | 267 | 268 | .... | 375 | newer

    0 0
  • 02/24/15--04:33: Babıali’de bir baskın
  • 1935-1959 yılları arasında Tan Gazetesi’ne ev sahipliği yapan Cağaloğlu’ndaki Halil Lütfi Dördüncü İşhanı’nın bir kısmı, Tarih Vakfı tarafından geçtiğimiz aralık ayında Tan Evi adıyla kültür sanat mekânına dönüştürüldü.Mekanda her ay, basın tarihi açısından önemli etkinlikler düzenleniyor. Bugün gerçekleştirilecek “Babıali’de Bir Baskın: Tan” adlı etkinlikte yazar Doğan Hızlan konuşacak. Saat 18.00’de başlayacak programın moderatörlüğünü TGC Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı yapacak. (0212 512 18 30)

    0 0

    Oscar ödüllerinde her yıl bir filmin kazandığı ve ‘geceye damga vurduğu’ açıklanır ama asıl kazanan hiç değişmez: Akademi’nin zaafları.Arızalı (hasta, sakat, sorunlu) karakterler, bastırılmış duygular, gizlenen ve sonra açığa çıkan (etnik, dini, cinsel) kimlikler... Bu zaaflara son yıllarda zoraki bir strateji ile entegrasyon/devşirme politikasının da eklendiğini unutmayalım.87. Oscar Ödülleri’ne bu gözle bakınca değişen bir şey yok. Birdman, entegrasyon stratejisinin başarılı bir örneği. Meksika sinemasının ‘üç yıldız’ından biri olan (diğer ikisi Alfonso Cuaron ve Guillermo del Toro) Alejandro González Iñárritu, kesişen hayatlar, paralel öyküler, mistik tesadüfler temasından (Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Babil, Biutiful) ‘arındığı’ ilk filminde ödüllendirildi. Geçtiğimiz yıl Alfonso Cuaron’un Yerçekimi’nde yaptığı gibi, Akademi ‘devşirme’lerden hem Hollywood’a uygun bir dert, içerik ve hikâye anlatımı bekliyor hem de biçim yönüyle hipnotize edici bir ‘sihirbazlık’ numarası. Nitekim, kamerasını Akademi’nin bayıldığı bir temaya, sahnedeki oyuncuların sahne arkası dramına çeviren Iñárritu, biçimci çabasına dikkatlerimizi çekmeyi ihmal etmeden, yüksek oyunculuklarla “Ah şu insanlar; hele ki biz sanatçılar yok mu...” tadında bir kara komediyle soyununca Oscar’ını aldı.OYUNCULUK DEĞİL HASTALIKLI KARAKTER ÖDÜLÜMichael Keaton’ın Birdman’deki ‘fazla’ oyunculuğundansa motor nöron hastalığıyla mücadele eden sıradışı bilimadamı (Stephen Hawking) portresinin tercih edilmesi şaşırtıcı değil. Tıpkı erkek oyuncuda olduğu gibi kadın oyuncuda da amansız bir hastalıkla mücadele eden karakter ödüle uzandı. Eddie Redmayne ve Julianne Moore, performanslarıyla Oscar’ı hak etseler de Akademi, oyunculuktan ziyade ‘hasta karakter’e ödül veriyor. Son yılların en ‘formül işi’ senaryosuna sahip The Imitation Game’in En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü almasının da zaaflardan başka açıklaması yok. Nazilerin şifreleme sistemi Enigma’yı çözen İngiliz matematikçi Alan Turing’in hayatını konu alan filmin, standart bir Hollywood yapımında bulunabilecek bütün kilişelere sahip olmasına rağmen, cinsel kimliğin açığa vurulmasına yoğunlaştığı için (onu da üstünkörü yapıyor) bu ödülü aldığı söylenebilir.Amerikan sinema sektörünün kendini ödüllendirdiği gecede, dünyanın geri kalanına sembolik olarak verilen Yabancı Dilde En İyi Film ödülü, En İyi Film dalında olduğu gibi yapımcıya değil, ülkeye veriliyor. Dolayısıyla bu yıl Rusya ile Polonya’nın yarıştığı dalda, ödülü Polonya kazandı. Ya da şöyle söyleyelim: Putin Rusya’sını eleştirse bile konjonktür gereği Rusya’ya bir ödül çıkmasının zor olduğu bu dönemde, Yahudi geçmişini keşfeden, dini ve etnik kimliğini sorgulayan bir rahibe adayının odakta olduğu Ida’nın siyah-beyaz cazibesi Leviathan’ı geride bıraktı.EN ACIKLI FOTOĞRAFSelma filminin şarkısı Glory’nin (Zafer) ödülü beklenen bir şeydi. Buna rağmen, tören öncesi ve sırasında Dolby Tiyatrosu’nun dışında bir grup eylemci bu yıl oyunculuk dalındaki yirmi adayın hepsinin beyaz olmasını protesto etti. Dışarıda durum böyleyken, içeride de sahneye çıkan sanatçılar Hollywood’daki kadın-erkek eşitsizliğine, sivil haklar konusundaki adaletsizliğe, Alzheimer’a, motor nöron hastalığına ve cinsel ayrımcılığa dikkat çekti. Hatta en iyi film ödülünü vermek için sahneye çıkan Sean Penn, ‘eski yönetmeni’ Alejandro González Iñárritu’nun ‘yeşil kart’ından bahsederek göçmen haklarını da gündeme taşıdı. Bunlar, Hollywood’un olmasa bile sistem içinde hayatta kalmaya çalışan oyuncuların muhalefetiydi. Belgesel dalında, NSA’in dinleme skandalını ortaya çıkaran ‘vatan haini’ (!) Edward Snowden’in itiraflarını konu alan Citizenfour’un ödül alması ise ‘political correct’ prensibi ile açıklanabilir.Gecenin en can alıcı anı, belki de Oscar denen şovun ne olduğunu anlamak için verilebilecek örneklerden biri ise hayli acıklıydı doğrusu. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alan Patricia Arquette’in Hollywood’daki kadın-erkek ücretindeki eşitsizlikten söz ettiği sırada 19. Oscar adaylığı dolayısıyla salonda bulunan Meryl Streep ayağa kalkıp “Yes, Yes, Yes!” diyerek alkışladı… Buraya kadar yazılanları bir kenara bırakıp sadece bu anın videosunu izleseniz kafalardaki birçok soru netleşir.

    0 0

    Sürprizin beklenmediği 87. Oscar Ödülleri’nde Birdman en iyi film seçildi. Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Iñárritu imzalı film, en iyi yönetmen, en iyi özgün senaryo ve en iyi görüntü yönetmeni ödüllerini de alarak geceye damgasını vurdu. Altı dalda aday olan Boyhood ise bir ödülde kalarak hayal kırıklığına uğradı.Önceki gece sahiplerini bulan 87. Oscar Ödülleri’nde sürpriz yaşanmadı. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen ödüllerde bu yıl dört Oscar alan Birdman filmi öne çıktı. Gözden düşmüş bir sinema oyuncusunun yeniden ayağa kalkmak için Broadway’de bir oyun sahnelemesini konu alan Alejandro González Iñárritu imzalı Birdman; film, yönetmen, özgün senaryo ve görüntü yönetimi dallarında ödüle ulaşarak geceye damgasını vurdu. Filmin görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki de, geçtiğimiz yıl Yerçekimi ile aldığı ödülü iki yıl üst üste alarak tarihe geçti.Los Angeles’taki Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen ve sunuculuğunu Neil Patrick Harris’in yaptığı törenden dört ödülle ayrılan bir başka film de Büyük Budapeşte Oteli’ydi. Wes Anderson’un yönettiği film kostüm, prodüksiyon ve saç-makyaj tasarımı ile müzik dallarında ödüle uzandı. Altı dalda aday olmasına rağmen Richard Linklater’in yönettiği Boyhood, sadece En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında ödüllendirildi. Leviathan (Rusya) ile Ida (Polonya) arasında geçen Yabancı Dilde En İyi Film yarışını ise Polonya kazandı. Pawel Pawlikowski’nin yönettiği film, Polonya’ya ilk Oscar’ını kazandırdı.87. Oscar ÖdülleriEn iyi film: BirdmanEn iyi yönetmen: Alejandro González Iñárritu (Birdman)En iyi erkek oyuncu: Eddie Redmayne (Herşeyin Teorisi)En iyi kadın oyuncu: Julianne Moore (Unutma Beni)En iyi yardımcı erkek oyuncu: J.K. Simmons (Whiplash)En iyi yardımcı kadın oyuncu: Patricia Arquette (Boyhood)En iyi uyarlama senaryo: The Imitation Game (Graham Moore)En iyi özgün senaryo: Birdman (Alejandro González Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Armando Bo)En iyi kurgu: Whiplash (Tom Cross)En iyi orijinal şarkı: Glory (Selma)En iyi orijinal film müziği: Büyük Budapeşte Oteli (Alexandre Desplat)En iyi görüntü yönetmeni: Emmanuel Lubezki (Birdman)En iyi kostüm tasarımı: Büyük Budapeşte Oteli (Milena Canonero)En iyi makyaj ve saç: Büyük Budapeşte Oteli (Frances Hannon ve Mark Coulier)En iyi prodüksiyon tasarımı: Büyük Budapeşte Oteli (Adam Stockhausen, Anna Pinnock)En iyi ses kurgusu: Keskin Nişancı (Alan Robert Murray, Bub Asman)En iyi ses miksajı: Whiplash (Craig Mann, Ben Wilkins, Thomas Curley)En iyi görsel efekt: Yıldızlararası (Paul J. Franklin, Andrew Lockley, Ian Hunter, Scott R. Fisher)Yabancı dilde en iyi film: Ida (Polonya)En iyi belgesel: Citizen FourEn iyi animasyon: 6 Süper KahramanEn iyi kısa film: The Phone CallEn iyi kısa animasyon: FeastEn iyi kısa belgesel: Crisis Hotline: Veterans Press 1

    0 0

    Almanya, Fransa, Belçika ve Türkiye’den virtüözlerin oluşturduğu genç müzik topluluğu Lâmekân Ensemble 27 Şubat’ta Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de konser verecek.Osmanlı’nın müzisyen padişahı III. Selim, Küçük Mehmet Ağa, Zekâi Dede, Tatyos Efendi ve Tanburi Cemil Bey gibi bestekarların eserlerini Türkçe seslendirecek grup, 2011 yılında Belçikalı müzikolog ve udî Tristan Driessens tarafından kuruldu. Müziğin evrenselliğinden ve insanları ortak bir noktada birleştirmesinden yola çıkan Lâmekân Ensemble Grubu, Osmanlı Devleti gibi çok sesli bir grup. Grubu, bu kadar uzak mesafelerden bir araya getiren neden ise zevkle icra ettikleri Klasik Türk Müziği. Grubun dünyada büyük bir ilgiyle karşılanan ''Gülzâr-ı Vefâ/ Garden of Fidelity- Music of the Ottoman Court'' adlı ilk albümüne 3 tanıdık isim de destek veriyor: Kaleme aldığı albüm tanıtım yazısında “Lâmekân Topluluğu müzik tutkusunun kültürel, dinî ve coğrafik sınırların çok ötesinde olduğunun canlı ispatıdır.” diyen ünlü müzisyen Kudsi Erguner, mixleri yapan ud sanatçısı Yurdal Tokcan ve gruba eşlik eden dünyaca ünlü klasik kemençe sanatçımız Derya Türkan. Türkiye’ye Yunus Emre Enstitüsü tarafından davet edilen Lamekan Esemble’nin konseri 20.00’de başlayacak. Lâmekân Ensemble Hakkında:TRİSTAN DRIESSENS - UDLâmekân Ensemble kurucusu. Tristan Driessens Institut Lemmens’te Türk udu masterı dışında, Uni-versité libre de Bruxelles’de müzikoloji masterı derecesi almıştır. Eğitimi esnasında, Necati Çelik’le ud sanatı ve Osmanlı makâmı bilgisini geliştirdiği İstanbul’da yaşamıştır. Ayrıca, Girit’te, özellikle Yurdal Tokcan ve Naseer Shamma’nın master derslerini takip etmiştir. Erken denebilecek müzikal yaşamında, Kudsi Erguner, Necati Çelik, Tcha Limberger ve Mohamed Abozekry gibi uluslararası arenada önemli birçok isimle çalışmıştır. Müzikal projeleri onu Belçika, Fransa, İngiltere, İtalya, Portekiz, İspanya, Almanya, Hollanda ve Türkiye gibi birçok ülkeye taşımıştır. 2011’de, makam üzerine kurulu Osmanlı Müziği üslubuna yeni bir soluk katan Lâmekân Ensemble’ı kurmuştur. Aynı zamanda, Institut Lemmens’in (Louvain) saygın konservatuarında, ilgili gençlerin Osmanlı Müziği üzerine master yapmasını sağlamak amacıyla Türk uduyla ilgili bir sınıf açma girişimini başlatmıştır. Tüm bu çalışmaları kendisine, 2012’de Yunus Emre Enstitüsü tarafından verilen Gümüş At ödülünü kazandırmıştır.RIDVAN AYDINLI-NEY - VOKAL1988 doğumlu Rıdvan Aydınlı Osmanlı Müziği alanındaki çalışmalarına Boğaziçi Üniversite’sinde Gönül Paçacı ile başladı. 2006’dan bu yana Hakan Alvan’la sürdürdüğü ney çalışmalarında Fikret Bertuğ ve Ahmet Şahin gibi sanatkarlardan da yararlanmıştır. Ses sanatkarlığı alanındaki çalışmalarında birçok sanatkârın yanı sıra bilhassa Bekir Sıtkı Sezgin’den feyz almaya çalışmaktadır. Müzik tarihi ve teorisinde, Fikret Karakaya ve Cem Behar’dan yararlandı. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki (İstanbul) Ekonomi eğitiminin yanı sıra, Türkiye’nin dört köşesinde konserler veren ‘İstanbul Üniversitesi İcra Heyeti’nde hânende ve neyzen olarak müzik tutkusunu aktif şekilde devam ettirdi. Üniversitenin müzik kulübünde, müzikal projelerin yönetimi ve organizasyonu aşamalarında (başkanlık, editörlük, ses-saz sanatkarlığı) önemli rol oynadı. Dahil olduğu projeler arasında, Vefâ Konseri (İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu, İstanbul, 2009) Itrî ve Dönemi Konseri ( İ.Ü. İcra Heyeti, Yıldız Sarayı, İstanbul, Kayseri, 2012-13), Itrî Konserleri (Boğaziçi Üniversitesi’yle Saraybosna, Mostar) sayılabilir.RUBEN TENENBAUM - KEMAN1987 doğumlu Ruben Tenenbaum Fransız asıllı keman sanatçısı kariyerine 2009’dan beri İstanbul’da devam ediyor. Makam müziği ve Osmanlı kemanı bilgisine büyük katkıları olan Serdar Pazarcıoğlu, Necati Çelik, Derya Türkan, Kemal Demir ve Fahrettin Çimenli ile çalışmıştır. Doğaçlama (taksîm) konusundaki yeteneği ve nârin ifade biçimleriyle tanınarak Lâmekân Ensemble, Reng-i Dil veya Taş Plak Kumpanyası gibi gruplarla, ve düzenli olarak Türkiye ve Avrupa arasında gidip gelmektedir. Kariyeri özellikle Osmanlı Müziği, ama aynı zamanda çağdaş müzik ve doğaçlama (Kemik Trio) merkezinde, başta Efren Lopez, Lior Blindermann, Can Yıldırım, Wassim Hallal, Vincent Posty veya Anıl Eraslan olmak üzere birçok tanınmış isimle birlikte gelişmiştir.MUHİTTİN KEMAL TEMEL - KANUN1980 doğumlu Muhittin Kemal Temel Kanun öğrenimine, 1992’de Eyüp Fırat’la başladı. Sonrasında, bestekâr ve kanun icracısı İsmet Alpaslan rehberliğinde şan ve Klasik Türk Müziği teorisi çalıştı. 1996’da, meşhur bestekâr ve kanun icracısı Göksel Baktagir ile tanıştı ve öğrencisi oldu. Sayısız projeler, eğitimler ve konserlerde Necati Çelik, Murat Coşkun, Derya Türkan, Münip Utandı, İnci Çayırlı ve Aydın Varol’la çalıştı. Lâmekân Ensemble grubunda kanun çalıyor.SIMON LELEUX - PERKÜSYON1990 dopumlu Simon Leleux perküsyon çalışmalarına ciddi olarak 10 yaşında Azzedine Jazouli ile tanışmasıyla başladı. Daha sonra, Mısırlı Ahmet’ten Türk darbukası ve bendiri, İranlı Madjid Khaladj’dan yoğunlaştırılmış tombak dersleri alarak uzmanlaştı. Ayrıca, Pedram Khavarzamini ve Zohar Fresco’dan Yunanistan’da dersler aldı. Simon Leleux, şu anda kendi solo stilini çalıştığı Codarts’da (Rotterdam konservatuarı) master yapmaya başladı. Aynı zamanda, Kudsi Erguner nezaretinde Osmanlı ritim (usûl) sistemi çalışmaktadır.ROBBE KIECKENS - PERKÜSYON1981 doğumlu Robbe Kieckens çocukluğunun çoğunu geçirdiği Afrika’da perküsyonları keşfetti. Belçika’ya dönüşünde, flamenkoda, Afrika müziğinde, Türk ve Fars kültürü gibi birçok kültürde var olan ritim/usûl üzerine çalışmaya başladı. Birçok kültüre açık olması, sözcük dağarcığının genişlemesini ve giderek kendi tarzını oluşturmasını sağladı. Yavaş yavaş bir araya getirdiği koleksiyonunda tombak, bendir, def, darbuka, udu, riqq (zilli tef), su kabağı, djembe veya dunums gibi enstrümanlar bulunmaktadır. Belçika’nın popüler ritimcisi, Maggid, La Sieste du dromadaire, Lâmekân Ensemble, Mirdinn De Cauter ve Bazaar d’Orient gibi birçok projeyle yeteneğini geliştirdi.

    0 0
  • 02/24/15--07:36: ENKA'nın misafiri Kuşlar
  • 27. Yıl ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları, Semaver Kumpanya'nın modern uyarlaması Kuşlar oyunuyla devam ediyor.Aristofenes'in, dünya klasikleri arasında yer alan ve en bilinen oyunu olarak yaklaşık 2 bin 500 yıldır geçerliliğini sürdüren Kuşlar, 25 Şubat Çarşamba akşamı saat 20.30'da, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu'nda sahnelenecek. Savaşlardan, adaletsizliklerden ve yönetimin keyfi tutumlarından bezerek yen bir yurt arayışına gren Atinalı iki arkadaşın ütopik hikayesini anlatacak oyun, Volkan Sarıöz'ün yönetmenliğinde seyirciyle buluşacak. (www.enkasanat.org)

    0 0

    Süleyman Saim Tekcan’ın kurucusu olduğu, Türkiye'nin ilk özgün baskı atölyesi ve grafik sanatlar müzesi İMOGA’nın ilk ‘Koleksiyonlar Sergisi’ bu akşam Teşvikiye’deki Galeri Işık’ta açılıyor.Sergide Adem Genç, Adnan Çoker, Adnan Turani, Engin İnan, Ferruh Başağa, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Burhan Doğançay gibi önemli sanatçıların eserleri sergilenecek.

    0 0

    Oyunları özellikle Avrupa’da büyük yankı uyandıran İsveçli yazar Lars Noren’in “Savaş” adlı oyunu, Pürtelaş’ın yorumuyla Sevgi Gönül Kültür Merkezi sahnesinde tiyatro severlerle buluşacak.25 Şubat Çarşamba akşamı saat 19.30’da sahnelenecek olan oyun, savaşın sebep olduğu yıkımın bir aile üzerindeki etkilerinin izini sürüyor. Bosna’da yaşananların etkisiyle yazılan oyun, savaşın uğradığı her yerde ve her dönemde geçerliliğini koruyan bir eser olarak biliniyor. Çalışmalarını İstanbul ve Londra’da sürdürmekte olan Serdar Biliş’in rejisini üstlendiği, Tilbe Saran, Erkan Avcı, Sermet Yeşil, Damla Sönmez ve Ecem Uzun’un rol aldığı oyun, geçtiğimiz sezon Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (T.E.B) tarafından 'Dünya Tiyatro Günü' kapsamında verilen “Yılın Oyunu” ödülünü almıştı. Oyun için Hacıosman metro durağından 18.45’te servis kalkacak. (http://sgkm.ku.edu.tr/)

    0 0

    Fotoğraf sanatçısı Berkant Çolak, “Sır” adlı belgesel projesi için çalışırken çektiği fotoğraflardan oluşan “Adam” sergisi yarın İstanbul Şehir Üniversitesi Batı Kampüsü Merdiven Sanat Galerisi’nde açılıyor.Bugüne kadar yüzlerce belgeselde drama konusunda çalışan ve birçok sergiye imza atan sanatçı Berkant Çolak; sergide öğrencilik yıllarında okuduğu Susan Sontag’ın “Platon’un Mağarası” makalesi ve Metin Erksan’ın kült filmi “Sevmek Zamanı”ndan aldığı ilhamla, kendi dilini oluşturarak aktardığı gerçeklik algısını farklı açılardan yansıtıyor. Sanatçının gerçeklik algısını sorguladığı karelerde “Adam” kavramı bazen gerçekliğin sorgulanması, bazen de aşkını arayan derviş olarak karşımıza çıkıyor. Berkant Çolak kimdir?Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sinema Televizyon Fotoğrafçılık Bölümü’nü bitirdi. Bugüne kadar 300’den fazla belgeselde görüntü yönetmeni olarak çalıştı. Şiirlerle Mübadele Fotoğrafları, Düşümde Oyun Var, Mekan’daki Yüzler, Fotoğraf ve Çocuk Düşleri, Kırım Tatar Türkleri’nde Kayıp Zamanlar isimli fotoğraf sergileri açtı. Çolak, 1992 yılından beri TRT İstanbul Televizyonu’nda kameraman olarak çalışıyor.

    0 0

    Şair ve yazar Hamamîzâde İhsan, Fatih’te bir toplantıda yâd edilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen aylık “Edebiyatımızın İçinden” programı devam ediyor.Bu ay, unutulan değerlerimizden Hamamîzâde İhsan yâd edilecek. Vatan Caddesi’ne yakın olan Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde, 24 Şubat Salı günü saat 17.00’de başlayacak olan toplantının konuşmacısı edebiyatçı yazar Mehmet Nuri Yardım.Mehmet Nuri Yardım, Hamamîzâde İhsan’ın hayatını, fikirlerini, eserlerini ve yaşadığı dönem içinde dostluk kurduğu edebiyatçıları anlatacak. Hamamizâde İhsan’ın mizah edebiyatımıza katkılarını da dile getirecek olan Yardım, konuşmasının ardından dinleyicilerin sorularına cevap verecek. Toplantı sonunda Hamamîzâde İhsan’ın fotoğraflarından, yazılarından ve kitaplarından meydana gelen sergi gezilebilecek. (0212 521 55 65)Devrinin şairi ve mizah üstadı Yaşadığı devrin önemli şair ve nüktedanlarından biri olan Hamamîzâde İhsan, 1885 yılında Trabzon’da doğdu. Trabzon Rüştiyesi’ni bitirdi. Özel Fransızca ve Mesnevî dersleri aldı. Trabzon’daki okullarda öğretmenlik yaptı. Resmî Trabzon gazetesinde yazarlık yaptı. İstanbul’a geldi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Soyadı Kanunu’ndan sonra Hamamoğlu soyadını aldı. 11 Mayıs 1948 tarihinde İstanbul’da vefat etti. 43 eser yazan Hamamîzâde İhsan’ın Hamsinâme’si, şairin en ünlü eseridir. Şiirlerinin toplandığı Dîvân-ı İhsân, ilk kez 1928’de yayımlandı. Diğer başlıca eserleri şunlar: Baba Salim,Trabzon’da İlk Kitapçı Kitâbî Hamdi Efendi ve Yayınları, Lâf Olsun Diye, Kâtip,Yolculukta. Yazarın ayrıca kitap olarak basılmamış 30’dan fazla eseri bulunuyor.

    0 0

    Erol Akyavaş, Nedim Günsur, Orhan Peker, Turan Erol, Devrim Erbil gibi birçok sanatçıya hocalık yapmış ustaların ustası Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ‘İstanbul’ adlı eseri 7 Mart’ta müzayedeye çıkıyor.Antik AŞ.’nin sahibi Olgaç Artam’ın yöneteceği müzayede 7 Mart 2015 Cumartesi günü saat 15.00’te Antik Palace’da gerçekleşecek. 195 x 335 cm ebatlarındaki “İstanbul” adlı eser, tuval üzerine yağlıboya, çift imzalı ve 1955 tarihli. eserin müzayede açılış fiyatı 800,000 TL. Ferid Edgü, eser hakkında şu cümleleri kaleme almıştı: “Tüm görsel motifler, camiler, kuleler, surlar, deniz ve balıklar, deniz kızları, dalgalar, bulutlar, bu renk cümbüşü, şiirlerinde, resimlerinde, yinelemekten bıkmadığı “Güzel İstanbul”un bir yansıması gibidir. Bir şehre duyulan aşk, bir ressamın fırçasından ancak böyle dile getirebilirdi.” Müzayedede ayrıca Ali Avni Çelebi'nin “Dünyayı Gören Göz”, Mübin Orhon’un 1963 dönemi "Delacroix'a Saygı Serisi'nden" 150 x 150 cm ebatlarındaki bir eseri, Fahrel Nisa Zeid’in “Soyut” çalışması, Nejad Melih Devrim imzalı soyut çalışmalar, Hakkı Anlı, Albert Bitran, Abidin Dino ve Avni Arbaş gibi Paris ekolünün önde gelen isimler ile Eren Eyüboğlu'nun "Sivaslı Gelin", Orhan Peker’in Gülibik serisinden “Çocuk” ve “Atbaşı” konulu eserleri, Erol Akyavaş’ın farklı dönemlerinden çalışmaları ve Burhan Doğançay’ın “Kurdeleler” serisinden tuvalleri, Ömer Uluç imzalı “Tanker ve Denizaltı” eseri ile heykeltıraş İlhan Koman’ın 1960 "İsimsiz Demirler" dönemi heykelleri de yer alıyor. Müzayede kataloglarına ve eser bilgilerine adresinden ulaşılabilir. (0212 236 24 60)

    0 0
  • 02/24/15--15:59: Karsu ile kışa veda
  • Caz, blues, soul, funk müziklerini Türk müziğiyle birleştirerek özgün bir tarz oluşturan Karsu, 7 Mart’ta Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde sahneye çıkacak.Küçük yaşlarda piyano çalmaya başlayan Karsu, aynı zamanda iyi bir şarkıcı, söz yazarı, besteci ve aranjör. Kendi besteleri olan İngilizce parçaların yanı sıra Türk müziğine ait eserleri de yorumluyor. Hataylı bir ailenin kızı olan ve Amsterdam’da yaşayan sanatçı, konserde kendi bestelerinin yanı sıra ‘Divane Âşık Gibi’, ‘Gesi Bağları’, ‘Domates Biber Patlıcan’, ‘Neredesin Sen’ gibi Türk müziğinin sevilen eserlerini kendi tarzıyla yorumlayacak. Konserin başlama saati 21.00. (http://www.zorlucenterpsm.com.tr)

    0 0

    47. SİYAD Ödülleri'nin aday listesi Sinema Yazarları Derneği üyelerinin oylarıyla belirlendi. Ödüllere yıl boyu gösterime giren 108 filmden dokuzu çeşitli dallarda adaylık kazandı.Bu yıl Kış Uykusu on dalda on üç adaylık elde ederken, bu filmi yedi dalda elde ettiği sekiz adaylıkla Kusursuzlar takip etti. İtirazım Var, Köksüz ve Sivas ise yedi dalda aday oldu. Unutursam Fısılda dört dalda beş adaylık elde ederken; Ben O Değilim dört dalda dört adaylık, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku ve Pek Yakında ise ikişer adaylık elde etti. Bu yılın en dikkat çekici adaylıklarından birisi ise yardımcı erkek oyuncu dalında gerçekleşti. Kış Uykusu dört oyuncusuyla bu dalda adaylık elde ederek SİYAD ödülleri tarihinde bir ilke imza attı. Kış Uykusu, müzik hariç bütün dallarda aday olurken, en son 2004 yılında Yazı-Tura 10 alda 13 adaylık elde etme başarısını göstermişti. Kusursuzlar, kadın oyuncu; Unutursam Fısılda ise yardımcı kadın oyuncu dallarına ikişer aday verdi. Sivas'ın çocuk oyuncusu Doğan İzci'nin erkek oyuncu dalında aday gösterilmesi de bir diğer ilgi çekici sonuç oldu. SİYAD üyelerinin iki turlu elektronik oylaması sonucunda ödüller, 11 Mart 2015 Çarşamba akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleştirilecek gecede sahiplerini bulacak.Aynı gece Nebahat Çehre, Yavuz Turgul, Atilla Özdemiroğlu, Genco Erkal'a onur ve İrfan Demirkol'a da özel emek ödülü takdim edilecek.47. SİYAD ÖDÜLLERİ ADAYLARIEn iyi filmİtirazım Var - U10 FilmKış Uykusu - Zeyno Film, Memento Films, Bredok FilmsKöksüz - Zoe Film, Re Prodüksiyon, Mars ProductionKusursuzlar - Giyotin FilmSivas - Kaan Film, Coloured Giraffes, Ret FilmEn İyi YönetimDeniz Akçay - Köksüz Nuri Bilge Ceylan - Kış UykusuRamin Matin - KusursuzlarKaan Müjdeci - Sivas Onur Ünlü - İtirazım VarMahmut Tali Öngören En İyi SenaryoDeniz Akçay - Köksüz Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan - Kış Uykusu Kaan Müjdeci - Sivas Onur Ünlü - İtirazım Var Emine Yıldırım - KusursuzlarCahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu performansıFarah Zeynep Abdullah - Unutursam FısıldaEsra Bezen Bilgin - Kusursuzlar Melisa Sözen - Kış UykusuAhu Türkpençe - Köksüzİpek Türktan Kaynak - Kusursuzlar En İyi Erkek Oyuncu performansıErdal Beşikçioğlu - Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir TutkuHaluk Bilginer - Kış UykusuDoğan İzci - Sivas Ercan Kesal - Ben O Değilim Serkan Keskin - İtirazım Var En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu performansıDemet Akbağ - Kış Uykusu Lale Başar - KöksüzHümeyra - Unutursam Fısılda Zerrin Tekindor - Pek Yakında Işıl Yücesoy - Unutursam FısıldaEn İyi Yardımcı Erkek Oyuncu performansıSavaş Alp Başar - KöksüzNejat İşler - Kış UykusuSerhat Kılıç - Kış UykusuAyberk Pekcan - Kış Uykusu Nadir Sarıbacak - Kış Uykusu En İyi MüzikAhmet K. Bilgiç, Okan Kaya, Taner Yücel - İtirazım Var Barış Diri - Kusursuzlar Kenan Doğulu - Unutursam FısıldaGiorgos Koumendakis - Ben O Değilim Harun Tekin - Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku En İyi Görüntü YönetimiArmin Dierolf, Martin Solvang - Sivas Deniz Eyüboğlu Aydın - Kusursuzlar Vedat Özdemir - İtirazım VarAndreas Sinanos - Ben O DeğilimGökhan Tiryaki - Kış Uykusu En İyi KurguEmre Boyraz - İtirazım Var Ruşen Dağhan - Köksüz Bora Gökşingöl, Nuri Bilge Ceylan - Kış UykusuYorgos Mavropsaridis - SivasTheron Patterson - Kusursuzlar En İyi Sanat YönetimiGamze Kuş - Kış Uykusu Soydan Kuş - Unutursam FısıldaHakan Yarkın - Pek Yakında Natali Yeres - Ben O Değilim Emre Yurtseven, Meral Efe Yurtseven - SivasEn iyi belgesel film adaylarıBir Varmış Bir Yokmuş,Kazım ÖzDiyar,Devrim AkkayaMotör - Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması,Cem KayaTepecik Hayal Okulu,Güliz SağlamYeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek,Reyan TuviEn İyi Kısa Film adayları8 Haziran, Burak ÇevikDurak, Serdar Çotuk & Buğra Uğur SofuKor, Cihan SağlamMüjdeler Var Yurdumun Toprağına Taşına, Erdi Sinemam 100 Şeref Yaşına!, Melik Saraçoğlu & Hakkı KurtuluşPudrasız, Umut Subaşı

    0 0

    Fotoğraf sanatçısı Volkan Atılgan'ın derlediği, Sinop'un ünlü ilçesi Ayancıklı ailelerin fotoğraf albümlerinden oluşan 'Tarabalar-Bir Ayancık Sergisi' ilk kez 4. Sinop bienali Sinopale'de (12 Temmuz-17 Ağustos 2012) sergilendi.Daha sonra Ankara, İzmir, Bursa, Bodrum ve İstanbul başta olmak üzere 10 şehri dolaşan fotoğraflar, yakında yurtdışına doğru yolculuğa çıkacak. Henüz tarihi belli olmamakla birlikte serginin ilk durağı Ukrayna Odesa Başkonsolosluğu'nun fuayesi... Volkan Atılgan, ‘gezici kent belleği fotoğraf sergisi' özelliği taşıyan sergisinin amacını, bugün saat 13.30'da Bahçeşehir Üniversitesi Galata Kampüsü Sosyoloji Kürsüsü'nde anlatacak. Sosyoloji bölüm başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı moderatörlüğünde yapılacak 'Tarabalar Kent Göç Modernitesi' başlıklı toplantıda Atılgan, Ayancık üzerinden bütün Türkiye'nin değişen yapısını ortaya koyacak. Daha güncel bir söylemle, güncel politik olaylar ile Türkiye'nin güzel insanlarıyla tanıştıracak dinleyicileri. Volkan Atılgan, sergisini 16 bin fotoğrafı tarayarak hazırladı. Beş yıl boyunca ailelerin arşivlerini topladı. Böylece güçlü bir kent belleği oluşturdu. Fakat bu bellek sadece Sinop'u ilgilendirmiyor. Atılgan, "Öncelikle 'Taraba'nın ne olduğundan başlamak gerekiyor. Tarabaların kelime anlamı 'tahta' perdedir. İnsanlar tarabalardan çıkınca sosyalleşir. Şimdi tarabaların yerini yüksek duvarlar aldı. Günümüzde hızla yozlaşan değerlere inat, 'Başka bir hayat mümkündü, yeniden mümkün.' diyoruz. Bu fotoğraflara baktığımızda genellikle olumsuzlama için kullanılan 'tarih tekerrürden ibarettir' cümlesini ah keşke tarih tekerrür etse diyerek geziyorsunuz. Ayancık belgeseli arşiv ve fotoğraf projesi kapitalizmin, tüketiciliğin, rıza göstermenin, adaletsizliğin, aşksızlık ve sevgisizliğin önüne dikilen bir manifestodur.” diyor. Peki, II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan süreçte Sinop'un görsel sosyolojisini anlatan fotoğraflarda kimler, neler var? Yıllar önce piknikte dostlarla çekilmiş bir fotoğraf, delikanlıların fotoğraf stüdyosundaki pozları, lokomotif üstünde bir adam, plajda hayatın keyfini çıkaran bir başkası veya Zingal Orman İşletmeleri'nde çalışan işçiler... Topluca çekilmiş fotoğraflarda bir nokta dikkat çekiyor. Tüm Ayancık sakinleri, hep birlikte çok naif, çok sakin, çok şık pozlar vermiş. Birlikte yaşayabilmek eskiden mümkündü, hâlâ mümkün der gibi!

    0 0
  • 02/24/15--15:59: Okuru provoke etmek istedim
  • Cem Kalender’in adını ilk kez 2007 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’nü aldığı Klan’la duymuştuk. Ardından ‘Zamanın Unutkan Koynunda’ ve iki yıl önce de ‘Kayıp Gergedanlar’ romanlarını yayımlayan yazar, çok tartışılacak bir romanla yeniden okurun karşısında: Kasımpaşalı Oedipus. Alakarga Yayınları’ndan çıkan kitap, günümüz konularından beslenen bir antik çağ destanı.Her kitabınızda farklı bir dil deniyorsunuz. Şimdi de Antik Çağ’da yaşamış Homeros’un dilini ödünç aldınız. Edebiyatta hep bir ileri gidiş varken neden bu dile döndünüz?Oğuz Atay kültüründen, geleneğinden beslendiğim için dille oynamayı çok önemsiyorum. Kitaplarımla ilgili en belirgin özellik bu; hepsinin birbirlerinden bağımsız olması. Ki bu kolay bir şey değil. Dili kullanmak ve dili devamlı farklı yöntemlerle, farklı anlayışla kullanmak… Özellikle Kayıp Gergedanlar döneminde tanıştığım Lacan, dil üzerine beni çok etkiledi. Kayıp Gergedanlar’dan sonra, o dili daha da geliştirebilmek, farklı bir alana çekmek için Homeros’la ilgilenmeye başladım. Homeros, yazarların atası… Hani, Prometheus ateşi tanrılardan çalıp insanlara vererek insanlık devrimini başlattı. Devrimi tamamlayan da Homeros’tu. Ne yaptı? Yazıyı tanrılardan çalarak, insana sundu. Her yazar Homeros’tan icazet alır. Homeros’u okumadan, özümsemeden, dilini ve anlatımını bilmeden bir yazarın var olması mümkün değil.Kitaba dönersek, bu dili hikâye mi çağırdı yoksa?Bu hikâyeyi ancak bu dille anlatabileceğimi düşündüm. Günümüzde bir cumhuriyet hesaplaşmasını, cumhuriyetin bir kısa tarihini anlatacaktım ve bunu mitolojik unsurlara bezeyerek anlatacaktım. Siyasi ve politik çıkmazlardan, kısırlıklardan kurtarmak için iyiyle kötünün savaşını anlatırken bu dile ihtiyaç duydum. Bundan 2 bin yıl sonra günümüzde yaşananlar mitolojik bir olay olarak kalacak. İyiyle kötünün savaşı her zaman devam edecek. Bunu İyonyalı Homeros’un yaşadığı zamana, 2800 yıl öncesine götürdüğümüzde bir şeylerin değişmediğini görürüz. Bu kitabı 2 bin sene sonra da okusanız aynı duyguları hissedersiniz. Var olan ve her zaman süregelen bir mücadele, iyiyle kötünün savaşı.Kitabın ismi ‘Kasımpaşalı Oedipus’ olmasına rağmen romanda Oedipus’un Kasımpaşalı olduğuna dair hiçbir iz yok. Neden Oedipus Kasımpaşalı?Onu çok düşündüm. Hikâye Parvasya’da geçiyor ve tabii ki Anadolu’yu temsil ediyor. Hatta ‘parva’ sözcüğü Latincede ‘küçük’ demek. Parvasya yani küçük Asya… Parvasyalı Oedipus da diyebilirdim ama Kasımpaşa ögesi, kurmak istediğim bu cumhuriyet hesaplaşmasında ve yakın tarihte çok başat. Şöyle ki, Selanik bazı kişiler için ne ifade ediyorsa, Kasımpaşa da yine bazı kesimler için o kadar derin ve anlam yüklü. Bir gün oradan birileri çıkıyor ve bir mücadele başlatıyor. Kitabın içinde hiç geçmemesine rağmen, kitaba ismini vermesinin sebebi bu.Bu şekilde romandan günümüze bir kanca mı atıyorsunuz?Yani... Daha önceki kitaplarımda kesinlikle böyle bir şey yok ama bu kitapta biraz okuru provoke etmek istedim.Peki, kimdir sizin Oedipus’unuz?Her dönemde ortaya çıkan, bir temsil yeteneği olan, bir gücü temsil eden… Burada anlatmak istediğim aslında iyilikle kötülüğün savaşında, Kasımpaşalı Oedipus’u tamamen bir savaşın tarafı olarak, bir zulmün tarafı olarak görebileceğimiz. Ama ‘a kişisi midir, b kişisi midir’den öte bir simge olarak, kötülüğü temsil etme adına bunu kullandım. Ama herhangi bir kişi diyemem.Kitapta iki kral var, Galius ve Oedipus. Aşağı yukarı benzer bir kaderleri var ama siz romanın başkişisi olarak Oedipus’u seçmişsiniz. Galius’la Oedipus’un farkları neler?Galius iyilikleri ve kötülükleri olan bir kral. Samimi bir şekilde başlar işe, ülkesini kurtarır vs. ama krallık kendi içinde zaten kötülükleri barındırır. Galius da iyilikleri ve kötülükleri içinde taşıyan ama salt kötü olmayan biri. Diğer tarafta ise salt kötülüğü temsil etme var. Oedipus’la Galius arasındaki fark bu. Oedipus salt kötülüğü temsil ediyor ve hayat felsefesi olarak, bir nevi de kendini kurtarmak için, battıkça batan, her yaptığı hatayı başka bir hata ile düzeltmek isteyen ve boğazına kadar kötülüğe batan bir kral. Aslında talihsiz de bir kral aynı zamanda. Oedipus bir devrimci olarak, isyankâr olarak başlıyor her şeye. Ben kötü olayım diye başlamıyor ama şartlar gitgide onu kötülüğün içine çekiyor.BEN AYDINLIKTAN, CUMHURİYETİN DEĞERLERİNDEN YANAYIMOedipus’un sahneye çıkışıyla birlikte aslında tanıdık bir hikâyeyle karşılaşıyoruz; bin odalı saray, kralın oğluyla konuşmaları… Bu hikâyenin günümüzle bu kadar iç içe olması riskli değil miydi?Çok riskli. Bunu çok düşündüm. Gerçekten bir yazar böyle netameli bir yerde kulaç atar mı? Ama şartlar, bazen yazarı oraya götürür ve yazar bazı yerlerde risk almak zorundadır. Bu, dönemle ilgilidir. Bir İskandinav ülkesi, bir İsviçre yahut İngiltere değiliz. Zor bir dönemden geçiyoruz. Bu zor dönem konusunda hiçbir zaman kötümser değilim. Türkiye’nin çok iyi olacağına, çok kısa zamanda muhteşem şeyler yapacağına inanan biriyim. Ama edebiyatçılar, sanatçılar, aydınlar bu konuda nerede durduğunu belli etmek zorunda. Günümüzde bir savaş var, iyiyle kötünün savaşı. Burada herkes sorumlu. Sanatçı artık iyi taraftan olduğunu bas bas bağırmalı. Bir edebiyatçı bu riski almalı. Ben burada bir nevi tarafımı belli etmek istedim. Benim tarafım halktan yana; aydınlıktan, cumhuriyetin değerlerinden yana. Cumhuriyetin, demokrasinin, etrafımızda yaşananlarla bağlantılı olarak da laikliğin, neler ifade ettiğini yeni yeni anlıyoruz. Bizim gibi ülkeler için laikliğin çok önemli olduğunu, olmazsa olmaz olduğunu, demokrasinin birinci önceliği olduğunu söylemek ve açık bir şekilde tarafımı belli etmek adına böyle bir riski aldım. Bence bu riske de değdi.Bu dönem hiçbir eleştiri kaldırmıyor. Korkmuyor musunuz?Nazım’ın güzel bir dizesi var, “Mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar”. Korku insana ait bir şeydir. Güzel bir şeydir de. Ben mesela ölümden çok korkan bir insanım ama bir mücadele içinde hiçbir iktidar, hiçbir iktidarın yaptıkları bana korku vermez. Biz bir gelenekten geliyoruz; Nazım’ların, Orhan Kemal’lerin, Yaşar Kemal’lerin, Aziz Nesin’lerin geleneğinden geliyoruz. Bu gelenekte mücadele var. Şimdi bu mücadelenin içinde değilsem bir şekilde zulme ve kötülüğe karşı mücadele etmezsem bu zulmün değirmenine su taşımış olurum. Bence burada bütün edebiyatçıların çok güçlü bir şekilde seslerini çıkarması lazım.

    0 0

    Gösterime girdiği günden itibaren gişede umduğu başarıya bulamayan Kod Adı KOZ: Maskeler Düşüyor filmi, eleştirmenlerden de kötü puan aldı.Dünyaca ünlü İnternet Film Veritabanı (Internet Movie Database – IMDb) üzerinde oy kullanan 3 bin 769 kullanıcı, filmi 1,0 puanla 'En kötü 100' sıralamasında 1. seçti.Devasa bir bütçeyle çekildiği açıklanan ve 850 salonda birden gösterime giren Kod adı KOZ'u ilk hafta sadece 127 bin kişi izledi. Daha önce de Çılgın Bediş filmini yöneten filmin yönetmeni Celal Çimen basına, filmin 7 milyon 500 bin izleyiciyle rekor kırmasını beklediğini açıklamıştı.Yapımcılığını Parantez Yapım adına Uğur Yalçınkaya ve Kazım Albayrak'ın üstlendiği filmin başrolünde Cem Kurtoğlu, Hazım Körmükçü, Tolga Karel, Hakan Ural, Turgay Tanülkü, Remzi Evren, İskender Bağcılar ve Yeşim Alış gibi oyuncular bulunuyor.Biletlerin bedava dağıtılmasına rağmen film, izleyici tarafından ilgi görmedi.

    0 0

    İstanbul’da geçtiğimiz hafta sona eren 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bugün Ankara ve İzmir’de başlıyor.1 Mart’a kadar Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek festivalde, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde ilgi görmüş filmler izlenebilir. Programla ilgili ayrıntılı bilgi www.ifistanbul.com’da.

    0 0
  • 02/25/15--15:59: Muhsin Ertuğrul anılıyor
  • İstanbul Şehir Tiyatrosu’na kuruluşundan itibaren yıllarca emek veren usta tiyatrocu Muhsin Ertuğrul (1892-1979) için bir anma etkinliği düzenleniyor.100. yılını kutlayan Şehir Tiyatroları’nın 1 Mart Pazar günü Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gerçekleştireceği programda Ertuğrul’un cümleleri ŞT’nin sanatçıları tarafından seslendirilecek. Saat 20.00’de başlayacak geceye Işıl Yücesoy, Sumru Yavrucuk, Ayda Aksel, Metin Belgin, Ayla Algan, Taner Barlas, Hikmet Körmükçü, Metin Çoban, Tomris İncer, Zihni Göktay, Gencay Gürün, Toron Karacaoğlu, Şükrü Türen, Nedret Güvenç, Engin Uludağ gibi çok sayıda sanatçı birer sunumla katılacak.

    0 0

    83 yıllık geçmişe sahip Londra Filarmoni Orkestrası, klasik müzik tarihinin efsane şeflerinden Christoph Eschenbach’ın yönetiminde, ünlü keman virtüözü Ray Chen’in solistliğinde İş Sanat’ta İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor.Schumann ve Mendelssohn’dan eserlerin seslendirileceği konser, 3 Mart Salı akşamı saat 20.00’de. 2009 Kraliçe Elizabeth ve 2008 Yehudi Menuhin yarışmalarındaki birincilikleriyle adından söz ettiren ve günümüzün en başarılı genç kemancıları arasında yer alan Ray Chen, Türkiye’de ilk kez sahneye çıkacak. Sanatçı, Mozart konçertolarına ayırdığı üçüncü albümünde işbirliği yaptığı Alman şef ve piyanist Christoph Eschenbach’ın batonu altında sahne alacak. (Biletix: 0216 556 98 00)

    0 0

    Nobel Edebiyat Ödülü, her yıl yeni bir tartışmanın gölgesinde geçiyor. Ödülün açıklanmasına yakın, ortaya çıkan bahis listeleri ve tahminler bir gelenek halini alırken, dünyanın en büyük bahis şirketi Ladbrokes bu süreçte heyecanı adamakıllı körüklüyor.Geçtiğimiz yıl ödüle (yine kendi ülkesinin dışında az duyulmuş bir yazara) Fransız yazar Patrick Modiano layık görüldüğünde jürinin kararı sürpriz olarak değerlendirilmiş ve tartışılmıştı. Nobel komitesinin bu sürprizleri elbette edebiyat dünyasında eğlenceli bulunuyor fakat jürinin bu süreci nasıl yönettiği ve hassasiyetleri çok da bilinen konular değil. Nobel Edebiyat Ödülü’nün kime verileceğine karar veren İsveç Akademisi’nin 18 üyesinin başkanı Peter Englund, geçtiğimiz günlerde blogundan bir açıklama yaparak önemli bilgiler paylaştı. Englund, Nobel Edebiyat Ödülü adaylarından birinin isminin sızdırılmasının, o adayın listeden çıkmasına neden olabileceğini söyledi. Englund, yazısında, bunun yanı sıra adaylardan birinin ismini sızdıran üyenin kuruldan ihraç edildiğini söylüyor. Seçtikleri aday adaylarını paylaşan ve bunu söylemekten çekinmeyen isimlerin olduğunu dile getiren Englund, bunun açıkça bir kural ihlali olduğunu ekliyor. Nobel’e aday ismin sızması halinde o adayı listeden çıkarmanın kendileri için çok zor olmadığını belirten Englund, bu tavırla “Nobel edebiyat ödülü adayı” diye bir etiketin önüne geçmek istediklerini de ifade ediyor. Tıpkı Nobel Barış Ödülü’nde olduğu gibi edebiyat ödülü için de kurum ve kişiler aday sunabiliyor. Geçtiğimiz yıl bahis şirketi Ladbrokes’ın, İsveçli yatırımcıların yarışa katılması sonrasında bahis oranlarının bir anda değiştiğini duyurması, Englund’un kaygılarında haklı olduğunu ortaya koyuyor. Ekim 2015’te verilecek ödül için 36 yeni isimle birlikte şimdiye kadar 198 kişilik aday listesi oluşmuş durumda. Bu rakam nisanda 20-25 kişiye, mayısta ise beş kişilik bir listeye dönüşecek. Ekim ayında ise bu beş kişi arasından seçilen yazarın ismi duyurulacak.Her yıl Nobel tahminlerinin ve bahis listelerinin değişmeyen isimleri Adonis, Haruki Murakami, Joyce Carol Oates ve Philip Roth gibi isimlerin bir türlü ödülü alamamasında bu sızmaların etkisi var mı bilinmez ama kural gereği 50 yıl boyunca aday listesindeki isimler açıklanmıyor. Bu 50 yıllık süreçten sonra edebiyat tarihçileri için Nobel listelerinden düşmeyen bu adaylar iyi bir araştırma konusu olacağa benziyor. (www.peterenglund.com)

    0 0

    Sahaflar Birliği Derneği’nin desteğiyle ATO Congresium Ankara’da düzenlenen Ankara Kitap Fuarı, 20 Şubat’ta açıldı.1 Mart’ta sona erecek. Dün oradaydık. Ankara Kitap Fuarı'nda kurulan Sahaflar Sokağı'nda. Otuz bir sahaf sıralanmış sokakta. Yedisi Ankara'dan gelmiş, yirmi dördü İstanbul'dan. Coşkulu bir ilgi var eski kitaplara. Üniversiteli gençlerin sesleri plak seslerine karışıyor bu sokakta. Akademisyenler ellerinde uzun listelerle bir uçtan bir uca arşınlıyor dükkânları. Babalar çocuklarına "Eskiden bilgisayar yoktu, daktilo ile yazılırdı mühim evraklar." deyip bir solukta hayat dersi vermeye uğraşıyorlar. Sahaflar ise pek meşgul pek memnun.Üç senedir Ankaralı kitap severler bu fuarı ziyaret etmek ve Sahaflar Sokağı'na uğramak çabasında. Bu çaba, bu sahih ilgi İstanbul'dan iki yüz bin dergi ve kitabı, iki tıra doldurup fuar alanına taşımaya vesile oldu. Evet yanlış duymadınız, iki yüz bin dergi ve kitap Sahaflar Sokağı'nda okurların meraklı bakışları arasında sayısız fikir ve sanat elçisi olarak teşhir ediliyor...Sahaflar Birliği Derneği'nin desteğiyle gerçekleşen bu faaliyetin duyulması için bir de afiş hazırlanmış. Ankara'daki sahafların dükkânlarında bu afişler yer aldı. Duyuru ise farklı bir mecrâdan, internetten geldi. "İki yüz bin kitap ve dergi geliyormuş Ankara'ya. Öyleyse ne duruyoruz!" diyen takipçiler, iki gün içinde ortalığı ayağa kaldırmayı başardı. İstanbul Sahafları'nın Ankara'ya taşındığını duymayan kalmadı.İstanbul sahaflarından fuara katılan ve sahaflar sokağında 31 numaralı dükkânda yer alan Bayram Koç, Ankaralı gençlerin "seç al, iki lira" tarzı kitaplar yerine, kallavi, nitelikli ve içerikli eserleri tercih etmesini pek câzip buluyor. Ona kalsa, Üsküdar'daki üç katlı dükkânı alıp gelmek lâzım. Onun şikâyeti yalnızca yer darlığından.Müteferrika Sahaf Lütfi Seymen ise özellikle yerin darlığını tercih eden sahafkardan. Onun küçücük dükkânda teşhir ettiği eserler pek kıymetli ve paha biçilmez özelliklere sahip. Gerçi, rafların hepsinde yüz yıllık yazma eserler olduğunun düşünülmesini istemiyor. Kararınca hepsinden getirmiş. Yazma eser de var, Osmanlı dönemine ait birbirinden farklı konuları işleyen nadide risaleleler de. Meşhur bir iki ressamın tablosu, imzalı kitaplardan numuneler, tematikleri çoğumuzun ilgisini çekecek afişler, koleksiyonerler için kıymet ifade edecek süreli yayınlar ve daha pek çok çeşit bir arada bu küçük dükkânda teşhir ediliyor. Kendisi ise dükkânın açık kalan alanına sandalyesi ile kuruluyor. Yani dükkânı öyle rahatça gezip karıştıramıyorsunuz. Aradığınızı paşa paşa tarif etmeniz tercih ediliyor. Bir de bu dükkânın bir köşesinde sergilenen baykuş biblolarının hemen yanına yazılan "Baykuşlar teşhirdir" notu gözlerden kaçmıyor.Pami Sahaf Tolga Gürocak ise sokağın en çok ilgi gören esnafı. Onun dükkânında binlerce afiş, reklam, sanatçı posteri bir arada satılıyor. Pul meraklılarıyla, para koleksiyonerleri orada buluşuyor. Elbette Osmanlıca eserler, maceralı romanlar, magazin mecmualar da var raflarda. Hem de hatırı sayılır fiyatlarla...Bu sene Turkuaz Sahaf iki dükkânla katılmış Sohaflar Sokağı'na. Dükkânlardan birinde yalnızca dergi var. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e pek çok dergi cicili bicili jelatinler içinde gram gram satılıyor. Öyle üç kuruşa beş kuruşa bu dergilerden alamıyorsunuz. Dergiler ya Çanakkale harbini, ya meşhur bir edibin hayatını ya da pek mühim konuları işliyor. Bazıları da tam takım. İçlerinden bir iki sayıyı çekip alamıyorsunuz.Babil Sahaf Lütfi Bayer'in telaşı pek farklı. O, ilk günden İstanbul'u özlemiş. Çok satış oldu, çeşidim azaldı, bahanesiyle İstanbul'a gidip gelme planlarına başlamış bile.Sahaflar Sokağı'na Ankara'dan katılan Anadolu Sahaf Gökhan Tuğ, 1 numaralı dükkânda. Onun katapları kadar dergi çeşidi de pek davetkâr. Zaten kitap fuarına gelen okurlar, arkalara doğru bir iki-üç stant ilerleyince onun dükkânını hemen fark ediyor. "Aaaa sahaflar da burada!" deyip sokağa dalanlar tezgâhlarda çocukken okudukları kitapları, gençlik döneminin çizgi romanlarını, radyolardan kulağa çalınan türküleri, üniversite zamanından sayısız kitap ve dergiyi bir arada bulabiliyor. Zaman tünelindeki bu yolculuk bazı okurlar için pahalıya patlıyor ama kaybolmuş kitapları bulmak mutlu ediyor hepsini.Ankara'nın işlek bir caddesine yan yana sıralanmış, ikişer üçer metre karelik otuz bir sahaf dükkânı düşünün. Mesela Kuğulu Park'ın bulunduğu alana zihninizde bu dükkânları yerleştirin. İstanbul'dan, İzmir'den, Antalya'dan gelen sahafların, Ankara'daki sahaflarla bu alanda buluşup dünyanın bütün güzel kitaplarını, her dilde eseri ve antika kıymetindeki yazma ve baslı kitapları, posterlerle, fotoğraflarla, plaklarla, harita ve efemeralarla bir arada teşhir ettiğini var sayın. Ne olur o zaman biliyor musunuz? Kitaplı bir şenlik havasına bürünür Ankara.Bu şenliğin provasını günlerdir Ankara Kitap Fuarı'na katılan sahaflarla birlikte kitap kurtları yapıyor. Havaların ayazına, tadı tuzu kaçmış havadislerin ağızların tadını bozmasına rağmen, kitaptan uzaklaşmayan ve İstanbul'dan gelen sahaf misafirleri baş tacı eden Ankara'nın güzide okurlarının başardığı şey, ülkemizde sahafiye kitap ve eserlerin değerini yükseltmedir.

older | 1 | .... | 264 | 265 | (Page 266) | 267 | 268 | .... | 375 | newer